12 Mayıs 2008 Pazartesi

siktirin gidin

…az biraz zaman önce…
pencere biraz aralıklıdır...dışardan gelen tanıdık ama hoşlanmadığım bir iki sesle gözler aralanır;
-zenciiii
_abi nerde bu ya

küfür edilerek ininip pencere iyice açılır, dışarı bakılır

-aha işte çıktı
ne?
-yuh be, daha uyuyomusun olum saat 4, ben kalktım kahvaltı yaptım, kursa gittim, yengenle buluştum gezdim geldim sen uyuyosun, nası yaşıyosun sen ya

olum siz yaşıyosunuz, ben nefes alıyorum sadece, şimdi siktirin gidin penceremin önünden.

-vauv. yalnız laf iyiydi ha. hadi gelsene stada gidiyo...| pat!(lafını baltayla keserim)
siktirin gidin!

(bu olay çarpıtılarak anlatılmıştır, aslında söylemek istenenlerle oluşturulmuş olabilir. yer yer abartmalara gidilmekten çekinilmemiştir. mübalağa derlerdi demi ona. bu postu mübalağasaktamı siktirsek gitsek, mübalağalamasak da mı siktirsek gitsek)

10 Mayıs 2008 Cumartesi

uyusam

uyusam iyi olur aslında. sen yine yokken. evet uyumalıyım. uyuyarak yok etmeye çalışıyorum yokluğunu. sen gelmiyorsan ben getirmeliyim seni bana. bunu yapabilirim. gözlerimi kapayıp, uyumalıyım. bütün gelmeyişlerinin ardından yaptığım gibi seni bana getirmeliyim. arkamdan gelip gözlerimi kapatıcaksın veya beliriceksin bi anda karşımda. sonra başbaşayız. sen ve ben. tenini hissedicem, dokunuşunu. sesin kulaklarıma dolcak, ışığın gözlerime.

bekleyişin ardından

yine bir bekleyişin ardından kalktı saatlerdir oturduğu yerden. doğrulurken hissetti tüm kaslarındaki yanmayı. bir kedi gibi gerilirdi eskiden. silkenelirdi. yapmadı. yorgunluktan düşmüş omuzlarıyla araladı perdeyi. günün o yeni, taptaze ışığı vardı sokakta. içi ürperdi. bir saniyeliğine geldi gitti sanki. bir saniyeliğine yanındaydı capcanlı. hayal değildi. o bakışlarını, ışıl ışıl yüzünü, o pırıl pırıl gözleri gördü yanında. nasılda bakıyodu öyle. nasılda güzeldi saçları bu meleğin. tatlı meleğim. canımsın. sanki kanatlarıyla uçup gelmişti bi an için. güzel meleğim. titrettin beni. gözlerimi kapadım sımsıkı. derin bi nefes aldım. hissettim seni. ruhunu içimde hissettim. kalbimde. ve yine kalbimin içinden bişeyler uçuştu. sana doğru gitti ve ulaştı yüreğine. senin o sıcacık kalbine. güzel yüreğine.

05 Mayıs 2008 Pazartesi

gel, lütfen... hem de çabuk

başını yastığa koyunca ne düşünüyosun.. neler geçiyor aklından.. gözlerini kapatınca neler görüyosun.. yada hiç kapanıyo mu o gözler.. nasıl bakıyolar etrafa.. sıçrar mısın aniden, düşer misin sonra yattığın yere, tam da yattığın yerin üzerine.. içindeki boşluğa düşer misin.. dokunmak için uzanınca çarpıyo mu ellerin duvara.. sarılmak isteyince havayı sıkıyo mu kolların.. boşlukta kayboluyo mu bakışlar, hiçlikte yok oluyo mu.. damlalar, sağanak oluyo mu, sele kapılıyo mu yüzün.. süzülüyo mu dudaklarına ıslaklar, donuyo mu yanaklarında.. kuruyup çöl oluyo mu sonra, çatlıyo mu yürek gibi.. paramparça oluyomu ellerinde, minik avuçların arasında sımsıkı tuttuğun yürek.. ağrıyo kalp, çok acıyo, uyuşuyo beyin, bitmeyen mide bulantıları.. nası patlıcak bu kafes, nasıl akıcak içim dışıma.. bakıcak mı gözlerin bana, geceler yeticek mi bize, dayanabilcek mi dokunuşlara.. gerçekten, gerçek anlamda yarın olacak mı bi gün, gözüm aralanınca sarılmış olcak mısın bana yada uzanmış olcakmısın yanımda saçların kenara yayılmış şekilde, biraz kırmızılık içinde veya karanlığın dibinden doğan yaşam ışığı gibi. aydın olacak mı o gün ve yeticek mi bize.. bütün günler yeticek mi.. gün, başarabilcek mi günaydın kelimesini anlamlı kılmayı..en hayat dolu formda, parıldayan gözlerle haykırarak yada kulaklara fısıldamaya yavaşca, çatlak dudaklar arasından, dilimle ıslatarak biraz.. değicek mi bi gün böyle günaydın demeye.. gülen gözlerinin içine bakarak gülmeye.. beraber nefes almaya, gözgöze bakmaya, beraber ölmeye değicek mi bi gün... ve sen gelir misin bi gün.. gel, lütfen... hem de çabuk