bi gün kafama esse. atlayıp uçağa japonyaya gitsem. orda bi kaç japon arkadaş edinsem. onlar da bizim karaktersiz insanlarımızın yabancılara yaptığı gibi günlük hayatta kullanılan kelimeleri küfür şeklinde öğretseler bana. sonra onlar yokken bi lokantaya gitsem. garsona desem ki o ağzıma çok yakışan japoncamla; bana bi tabak o güzel mi güzel japon çorbanızdan getirir misin? ama bunu japonca; sizin meşhur ebenizin amı çorbası varmış, onu içmeye geldim be ne bakarsın öyle yarrağımın kafası! demiş olsam. bunu duyan garsonudur, aşcısıdır, komisidir, şefidir bi toplansalar. turist murist demeyip orda ağzımı burnumu kırsalar. üstelik henüz dünyaya yayılmamış, sadece japonların bildiği gizli bir dövüş tekniğiyle yapsalar bunu. japonyalarda hastanelerde yatsam aylarca. sonra türkiye'ye gelince atıp tutsam bu japonların arkasından. abi çok manyak bi millet bu japonlar. aman oraya gitmeyin, çorba isteyince bir temiz dövüyolar adamı desem. üstelik öyle bir teknikle dövüyorlar ki ben böyle şey görmedim hayatımda desem. japon arkadaşlarımın bana yaptığı pisliği de hiç öğrenemesem. sırf çorba istedim diye dövüldüğümü sansam tüm hayatım boyunca. japonyaya nefret duysam hep. çoluğumu çocuğumu japon düşmanı olarak yetiştirsem. arkadaşlarıma hiç geyşa anısı filan da anlatamasam. nereye anlatıyosun tabi daha ilk gün gitmişim dayağı yemiş vizem bitene kadar da hastanelerde kalmışım. hiç geyşa yüzü göremeden gelmişim koskoca japonya imparatorluğundan.
26 Ocak 2012 Perşembe
made in japan
bi gün kafama esse. atlayıp uçağa japonyaya gitsem. orda bi kaç japon arkadaş edinsem. onlar da bizim karaktersiz insanlarımızın yabancılara yaptığı gibi günlük hayatta kullanılan kelimeleri küfür şeklinde öğretseler bana. sonra onlar yokken bi lokantaya gitsem. garsona desem ki o ağzıma çok yakışan japoncamla; bana bi tabak o güzel mi güzel japon çorbanızdan getirir misin? ama bunu japonca; sizin meşhur ebenizin amı çorbası varmış, onu içmeye geldim be ne bakarsın öyle yarrağımın kafası! demiş olsam. bunu duyan garsonudur, aşcısıdır, komisidir, şefidir bi toplansalar. turist murist demeyip orda ağzımı burnumu kırsalar. üstelik henüz dünyaya yayılmamış, sadece japonların bildiği gizli bir dövüş tekniğiyle yapsalar bunu. japonyalarda hastanelerde yatsam aylarca. sonra türkiye'ye gelince atıp tutsam bu japonların arkasından. abi çok manyak bi millet bu japonlar. aman oraya gitmeyin, çorba isteyince bir temiz dövüyolar adamı desem. üstelik öyle bir teknikle dövüyorlar ki ben böyle şey görmedim hayatımda desem. japon arkadaşlarımın bana yaptığı pisliği de hiç öğrenemesem. sırf çorba istedim diye dövüldüğümü sansam tüm hayatım boyunca. japonyaya nefret duysam hep. çoluğumu çocuğumu japon düşmanı olarak yetiştirsem. arkadaşlarıma hiç geyşa anısı filan da anlatamasam. nereye anlatıyosun tabi daha ilk gün gitmişim dayağı yemiş vizem bitene kadar da hastanelerde kalmışım. hiç geyşa yüzü göremeden gelmişim koskoca japonya imparatorluğundan.
22 Ocak 2012 Pazar
şu iki konuya değinmek istedim
mesaj iletildi!
her saniye ama her saniye sevgilisiyle mesajlaşan insanlar 2008 yılında belediye tarafından toplanarak küle dönüşene kadar yakma veya kireç kuyusuna gömme yöntemiyle imha edildi sanıyordum lan ben. meğersem hâlâ varmış onlardan. belediye başa çıkamamış. dolanıyorlar etrafta. telefon ellerine yapışmış artık. o şekilde evrimleşmeye başlamışlar bile. mesajlaştıkları kişiyle çocukları filan olursa o çocuk eline küçük bir telefon yapışık şekilde doğacak kesin. yazık yavrucağa...oh my god! they killed stickman! you basterds!
müziğe başlasam, süper şarkılar yapsam. dünyaca ünlü süper derecede sevilen bi kişi haline gelsem. şarkılarımı herkes söylese filan. sonra 28 yaşında ölsem. herkes bi kaç gün üzülüp sonra unutsa beni. 27 değil de 28 yaşında öldüğüm için kimse iplemese. 27 yaşında ölenleri sevdikleri kadar sevmese kimse beni. üstelik daha 28'ime gireli de bir gün olmuş olsa. 1 günle kaçırsam 27 yaşında ölen meşhurlar listesine girmeyi. 27 yaşında ölenler tarzı videolar oluştururken insanlar beni esgeçseler filan. yer alamasam o videolarda. sadece bir günle...
21 Ocak 2012 Cumartesi
internet/2012/can sıkıntısı teorisinin çöküşü
internetin internet olduğu zamanlar da bitti gibi geliyor bana. bu internette bişeyler eskisi gibi değil. daha tatsız daha tuzsuz gibi ama tam olarak da bilemiyorum ne olduğunu.
şu 2012 yılına girdik gireli sanki yeterince derdim yokmuş gibi mevlam yeni bi dert sardı başıma. belki size de sarmıştır. lan bu 2012 yazması ne zor bi yılmış lan öyle. şimdiye kadar şöyle şeyler yazdım 2012 yazacağıma; 112, 1012, 2120, 2002, 2112. yemin ederim bak. şimdiye kadar hayatımdaki hiç bir yeni yılda böyle zorluklar yaşamamıştım.
bi de ben bişey düşündüm ve sanırım doğru. aslında canımız sıkılmıyor lan. sadece yapmak istediğimiz şeyleri çeşitli nedenlerden ötürü yapamıyoruz. sonra da buna canım sıkılıyor diyoruz. canımız filan sıkılmıyor bunu bi unutalım. zaten şu dünyada insanın canının sıkılması gibi bişey mümkün değil bence. yapacak o kadar çok şey var ki bırak canının sıkılmasını, ömrün yetmez lan ömrün. yapmak isteyip de yapamadığımız şeyleri hayal etme ve devamında onları hiç yapamayacak olma sonucuna tekrar tekrar ulaşma süreçlerine kısaca; canım sıkılıyor diyoruz. yapmak istediğimiz şeyleri bi yapabilsek o zaman görürsünüz aslında hiç canımızın sıkılmadığını. mesela sadece uçabilsek bile. bu mümkün olsa. en az bi 100 yıl canımız sıkılmaz bence. gerisini siz düşünün.
şu 2012 yılına girdik gireli sanki yeterince derdim yokmuş gibi mevlam yeni bi dert sardı başıma. belki size de sarmıştır. lan bu 2012 yazması ne zor bi yılmış lan öyle. şimdiye kadar şöyle şeyler yazdım 2012 yazacağıma; 112, 1012, 2120, 2002, 2112. yemin ederim bak. şimdiye kadar hayatımdaki hiç bir yeni yılda böyle zorluklar yaşamamıştım.
bi de ben bişey düşündüm ve sanırım doğru. aslında canımız sıkılmıyor lan. sadece yapmak istediğimiz şeyleri çeşitli nedenlerden ötürü yapamıyoruz. sonra da buna canım sıkılıyor diyoruz. canımız filan sıkılmıyor bunu bi unutalım. zaten şu dünyada insanın canının sıkılması gibi bişey mümkün değil bence. yapacak o kadar çok şey var ki bırak canının sıkılmasını, ömrün yetmez lan ömrün. yapmak isteyip de yapamadığımız şeyleri hayal etme ve devamında onları hiç yapamayacak olma sonucuna tekrar tekrar ulaşma süreçlerine kısaca; canım sıkılıyor diyoruz. yapmak istediğimiz şeyleri bi yapabilsek o zaman görürsünüz aslında hiç canımızın sıkılmadığını. mesela sadece uçabilsek bile. bu mümkün olsa. en az bi 100 yıl canımız sıkılmaz bence. gerisini siz düşünün.
19 Ocak 2012 Perşembe
kanepeye uzandım ve olaylar gelişti
geçenlerde bi gün telefon çaldı. türk telekom arıyor. yeni bi internet kampanyamız var, çok uygun bir fırsat. haa siz zaten ttnetliymişsiniz bu fırsattan yararlanamazsınız!... dediler. ulan siz deli misiniiiiizz divane misiniz? beni aradılar ve böyle dediler lan. ben tek kelime bile etmedim. kendi kendilerine bişiler yapıyolar ama anlamadım. canları çok sıkılıyor galiba.
geçen gün bi ayakkabı reklamı gördüm. zayıflatma ayakkabısı. hah işte ben onun metin yazarıyla buluşup bişeyler konuşmak istiyorum. şey diyor; bu ayakkabıyı evin içinde, pazara giderken, arkadaşlarınızla gezerken, işe giderken ve hatta hafta sonu yürüyüşlerinde bile giyebilirsiniz... VE HATTA HAFTASONU YÜRÜYÜŞÜ... ulan sanki haftasonu yürüyüşü yapmak o saydıklarından çok çok zor, çok çok imkansız bişeymiş gibi. inanılmaz sinirlendim lan.
hani rüyalarımızda tanımadığımız kişiler görürüz ya. ha işte onların hepsiyle daha önce mutlaka bi yerde karşılaşmışızdır, yolda yürürken yanımızdan geçen biri, tramvayda giderken dışarda gördüğümüz insanlar gibi gibi gibi. yani mutlaka bi yerde görmüşüzdür onu. ben demiyorum bunu bilim diyor. beynimiz yeni birini yaratamaz ya hani işte burdan yola çıkarak biz de hiç tanımadığımız pek çok insanın rüyasına değişik değişik şekillerde girmiş olabiliriz lan. bu harika bişi değil mi. bence süper. acaba beni kimler nasıl görmüşlerdir rüyalarında çok merak ediyorum.
geçen gün bi ayakkabı reklamı gördüm. zayıflatma ayakkabısı. hah işte ben onun metin yazarıyla buluşup bişeyler konuşmak istiyorum. şey diyor; bu ayakkabıyı evin içinde, pazara giderken, arkadaşlarınızla gezerken, işe giderken ve hatta hafta sonu yürüyüşlerinde bile giyebilirsiniz... VE HATTA HAFTASONU YÜRÜYÜŞÜ... ulan sanki haftasonu yürüyüşü yapmak o saydıklarından çok çok zor, çok çok imkansız bişeymiş gibi. inanılmaz sinirlendim lan.
hani rüyalarımızda tanımadığımız kişiler görürüz ya. ha işte onların hepsiyle daha önce mutlaka bi yerde karşılaşmışızdır, yolda yürürken yanımızdan geçen biri, tramvayda giderken dışarda gördüğümüz insanlar gibi gibi gibi. yani mutlaka bi yerde görmüşüzdür onu. ben demiyorum bunu bilim diyor. beynimiz yeni birini yaratamaz ya hani işte burdan yola çıkarak biz de hiç tanımadığımız pek çok insanın rüyasına değişik değişik şekillerde girmiş olabiliriz lan. bu harika bişi değil mi. bence süper. acaba beni kimler nasıl görmüşlerdir rüyalarında çok merak ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
