28 Ocak 2008 Pazartesi

G E L D İ M

Artık geldim. Burdayım. Gelip beni almanı bekliyorum. Sen gelmeden gitmeyi düşünmüyorum. Lütfen gel.

9 saat

şu an 9 saat sürecek dünyanın en keyifli yolculuğuna çıkmak için neler vermezdim ki. Hazırladığım sürprizleri ona göstereceğim andaki mutluluğunu görmek için sadece 9 saat olcak önümde. Pamuk ellerini tutup ismini söylemek için yüzüne, gözlerine saatlerce bakmak için sadece 9 saat olsa ya. Saçlarının yüzüme değmesi, kokusunu taa yüreğime kadar çekmem için sadece 9 saat. Sımsıkı sarılmak, sonra bi daha sımsıkı sarılmak için 9 saat. Doya doya sesini duymak için, bıcır bıcır konuşmasını dinlemek, insanın ömrünü uzatabilecek kahkahalarının tadına varmak için sadece 9 saat olmalıydı önümde. yüreğinin sesini en iyi şekilde hissedebilmek için sadece 9 saat.

nasıl?

İnsan kendisine acı veren birinden aslında nefret eder demi? ama ben ondan nasıl nefret ederim ki? mümkün değil böyle bişey. bu acıyı verebiliyosa ilacı da onda, istediği zaman geçirebilir aslında. O bana ışık yakan insan için bu güçsüz bedenimde dünyayı bile kaldırıp sallayabilecek bi güç hissediyorum. Hiç yapmadığım ve asla yapmayı düşünmediğim şeyler seninle birlikte, dünyada yapmayı en çok istediğim şeyler oluvermişti. yıkıldı gitti hepsi.

Sen

Sadece yazabildiklerimi biliyosun. Çok az söyleyebildiklerimi. Bunların kat ve katı içimde dönüyo aslında. Belki hissedebiliyosundur. İçinde kopan fırtınaları dışarı bi türlü yansıtamayanlardanım belki. Bu kadarını bile belli edebildiğime inanamıyorum. Ama sen benim ifade edebildiğimi düşündüğümden çok daha fazlasını hissedebiliyosun. Buna kesinlikle eminim. İşte beni anlayabilen biri. (Bugün biraz yanlış anlasanda) O sensin. Başaksıda olamazdı zaten. Olsa bugüne kadar çoktan olurdu. O kişi sensin. Hatta artık sendin diyim. Çünkü karanlık hayatımda yaktığın o parlak ışığı söndürüverdin. Canın sağolsun. Ama o sendin kesinlikle, başka hiçkimse değil.

OLMALI

İsmini söyleyip duruyorum. Sesli sesli. Zaten yüreğimde sürekli tekrar eden ismini dışarıya doğru öyle bi söylüyorum ki, kendime şaşırıyorum. şirin şirin, minik minik, çok sevimli şeyler söylüyorum. Bomboş odanın duvarlarında yankılanıyo ismin. Yerimden kalkamıyorum böyle olunca, çakılıp kalıyorum. Ağlamaktan salya sümük olmuş bi şekilde, ağzıma girecek sümüklere aldırmadan daha yüksek sesle haykırıyorum ismini. yine duvardan dönüyo o ses. tokat gibi çarpıyo suratıma. ses tellerim patlayana kadar, bayılana kadar, ölene kadar yapabilirim bunu. seslenişime bi sesleniş gelene kadar yapmak en güzeli olurdu aslında. öyle olmalı.

25 Ocak 2008 Cuma

başlığa bilmem ne yapayım!

içim yanıyo da olsa dışım donuyo buz gibi odada, hava mükemmel soğuk, eve güneş girmez, doktorda girmiyo zaten. soba geçmiş, hiç sıcaklık vermiyo. değiştirmek lazım. Ama dolu kova nerde? şimdi bodruma inip doldurmaya kalksam zenci olarak geri dönerim. ağzımdan burnumdan is çıkar. aşşalarda bi yerlerde dolu bi kova buldum. bizim olduğundan emin değilim. bizim evin kova dolduruluşu tarzından biraz uzak bi imaj çizdi. sokarım imajına. üşüdüm ben. zaten bu apartmandan biri terliğimi götürdü, ona saysınlar. şimdi yaktım sobayı. az sonra burası 80 derece sıcaklığa ulaşacak. bu gün 4. kata birileri taşınacakmış, evi temizlemek için gelmişler. ama suları akmıyomuş daha. benden 3 kova su istediler. vermeyecektim, gidin şurda çeşme var ordan doldurun teyze diyecektim., sargılı bacakla buz gibi su mu doldurup taşıyacam, zaten kafam allak bullak. Ama o kadar muhtaç bakıyolardı ki yine dayanamadım, ulan bi iyilik yapıyım, belki iyilik yapınca benimde şu an ki tek isteğim olur diye düşündüm, verdim. evin içinde su kovalarıyla bi o yana bi bu yana koşturdum a.q sargılı bacakla. zaten her boku birinci kattan isteyin. her boku birinci kata sorun. "DANIŞMA" yazıyo sanki bizim evin kapısında. Bu 4. kata taşınacakları hiç gözüm tutmadı. Ne lan daha taşınmadan su istemeler filan? yarın bi gün kim bilir neler ister bunlar. ananı avradını. sobanın içinde ufak çaplı patlamalar oluyo. o patlamalardaki ateş parçası bi kere sobanın üstünden çıktı kafama geliyodu. müthiş reflekslerimi kullanarak kaçtım. Kaçmasam ..... olurdu. yazıya bak. girdiğin cümleye bak. az önceki cümleye bak. vucudunun içinde rambo bıçağı daireler çizerken bu kadar yazabilirsin anca. hay ebeni. çok şiddetli bi patlama oldu yine. irkildim. bu kova kesinlikle bizim kova diilmiş. patlamalar şiddetini arttırıyo. nasıl bi kömür koydularsa a.q . patlat öldür, tamamen patlat. patla lan şerefsizin kovası.

her yer sen, her an sen

Aniden açılan odanın kapısından içeri o girecek sanki. Yemek yemeye çalışırken boğazıma dizilen lokmaları daha kolay yutmam için bi bardak su doldurcak, elleriyle uzatcak bana. Zil çaldığında kapının arkasındaki o olcak sadece. Ben hiç açmadığım bi hızla açıcam kapıyı. Kanepede içim geçmiş, uyuyakalmışım. Üşümeyim diye bişeyler örtcek üstüme. Yolda yürürken ilerki köşeyi dönünce karşıma çıkıcak, orda beni bekliyo olcak. Tramvayda yanımdaki boş koltuğa oturcak. Sanki yanımda uyuyo şu an ve ben onu izliyorum. Yastığa yayılmış saçlarını düzeltiyorum, kokusunu içime çekiyorum. Sanki bütün şarkı sözleri bizi anlatıyo. Bizi takip edip incelemişler ve bizim için yazılmışlar. O şarkıların içinden çıkarıp yanıma çekmek istiyorum seni. Göremediğim gözlerine bakıyorum saatlerce. Kalp atışlarım hızlanıyo bu anlarda. Sık sık böyle hızlı kalp atışlarıyla uyanıyorum, günlerdir süren uykusuzluğuma rağmen. Sanki bi kaç saniye önce yanımdan kalkıp hızla gitmişin gibi bi hava var odanın içinde. Gidişinin o sert rüzgarı tokatlıyo yüzümü. Arkandan koşup yetişmek istiyorum sana. Ama vucudum buna izin vermiyo, kilitlenmiş sanki, felç olmuşum sanki. Hareket edemiyorum, sesim çıkmıyo. Sanki üstümdeki yorgan 10 ton ağırlığında. Üstümden çekip atamıyorum bu kadar ağırlığı. Olmayışının, olmadan gidişinin altında eziliyorum çaresizce... umudumu kaybetmeden, sessizce...

24 Ocak 2008 Perşembe

Ossuruk

Az önce bi salmışım, ben diyim 15 saniye siz diyin 20 saniye rahat sürmüştür. Tırrrr, bıırrr, zorrr diye çeşitli tonlarda, kesintisiz bi şekilde sürdü gitti. Amma varyaa, nası rahatlamışım anlatamam. Yeniden doğmuş gibi oldum. Bu kadar uzun sürmesine rağmen ortamdaki kokuda en ufak bi değişiklik yok. Hiç kokmadı meret. Demek ki neymiş uzun süren ossuruk kokmazmış.

22 Ocak 2008 Salı

MiM - eshbşfç

Okyanustaki Rüzgar bir süre önce bi mim paslamıştı, mim'i gerçekleştirebilmek için gerekli ortam ve şartlar bugün oluştu ve bende bu mim'i yerine getirdim.
MiM konusu: '' En sevdiğiniz herhangi bir şeyin fotoğrafını çekmece ''
ahanda benim en sevdiğim şey. basketbol topu. neden en sevdiğim şey bu? çünkü bunu oynarken kendimden geçiyorum. dış dünya ile bağlantımı kopartıyorum. yükseliyorum, aranızdan ayrılıyorum.

mimler yine açık büfe...

19 Ocak 2008 Cumartesi

Sağlık Karnesi

Geçenlerde sağlık karnemin süresi dolduğu için, okuldan öğrenci belgesi almam ve bu süreyi uzattırmam gerekiyordu. Neyse gittim okuldan öğrenci belgesi aldım 1 ytlye :) Sonra tekrar merkeze dönüp, gerekli işlemin yapılacağı binaya geldim. (bina diyorum çünkü ismi baya uzun. sosyal sigortalar kurumu konya bölge müdürlüğü, konya şubesi filan gibi bişey. bunun 3 katını filan düşünün işte) Kapının çevresinde bekleyen insanlar vardı. Ordan adamın birine saati sordum çeyrek var dedi. Böyle yarım yamalak saat söyleyen adamlara uyuz olurum. Kaça çeyrek var? Adam gibi bire çeyrek var de işte. Ölür müsün? Neyse. 15 dk çok değil, mesai 1 de başlıcak, bekliyim şurda dedim. Tabi insan bi müddet bekledikten sonra süreyi kontrol etmek istiyo ama saat yok. Şöyle etraftaki insanlar saatlerine bakınca bende görebildiğim kadarıyla bakmaya çalışıyodum. Kapının dibine durdum ki, içeri girilmeye başlayınca arkalarda kalmıyım :) Hemen kapının diğer dibinde de çok tedirgin biri bekliyodu. Onun yanında her türlü bekleme ortamında en az bi tane bulunan, konuşkan ve eleştiri yapan, her kelimeden sohbet ortamı oluşturmayı kendine amaç edinmiş, güleç suratlı, kısa boylu adamlardan vardı bi tane. Yanındaki hacı amcaya bişeyler anlatıp duruyodu ama konuştuklarının yarısı anlaşılmıyodu.
Saat 1'e iyice yaklaşmış olcaktı ki, kapının önündeki kalabalık gitgide büyüyordu. Ben ara sıra gözucuyla içerdeki güvenlik görevlisine bakıyodum. Sanırım girmemizi o söylücekti. Bir yandan da kapıyı kontrol ediyordum ki benden önce yüklenmesinler ve arkada kalmayım. Tam bu düşüncemin bitmesiyle tekrar güvenlik görevlisine baktım ki beklediğim o işaret gelmişti. Ortam bir anda hareketlenmişti. Anlaşılan kuyrukta fazla beklemek istemeyen tek kişi ben değildim.
O kapının diğer yanında bekleyen tedirgin eleman hakkaten tedirginmiş. İşareti görür görmez bi panik oldu, yüz şekli değişti. Koşmaya başladı. Bende onun arkasından fazla kasmadan hafif tempoda koşmaya başladım.
Daha bazı memurlar merdivenlerden yeni çıkarken önümdeki elemanın onların arasından açtığı boşluklardan bende faydalandım, kıvrak ve estetik hareketlerle aralarından sıyrılıp koşuyordum. Bu koşudan sonra ilgili bölüme varmıştım. Tam istediğim yerde, tedirginin arkasında ikinci sıraya yerleşmiştim.
Tedirgin eleman bana doğru döndü ve nasıl anladıysa -sizinkide mi sağlık karnesi uzatma hocam? diye sordu. Evet dedim ve -sadece öğrenci belgesi lazım demi başka bişey gerekmiyo? diye sordu, ben yine Evet dedim. Tedirginliği geçti. Kısa boylu adam her zaman ki gibi yine sohbet etme peşindeydi ve bişeyler anlatıp duruyodu. Kafa sallayarak dinliyodum onu. Artık tedirgin olmayan eleman içeri girdi, işini halledip çıktı. Ama çıkarken de bi havalar, bi kasılmalar, bi uzaklara bakmalar filan. Sanki az önce muhtaç gözlerle bakıp yardım isteyen o değildi. Sonra içerden ürkütücü bi ses tonu duydum. -GEEEELL. bir an için tırstım ve afalladım galiba. Kısa boylu uyardı beni. -Gir gardaş. Ben girdim.
İşte içerde bunlar yaşandı. Kadından öyle tırsmıştım ki işlemi bitirdiği anda, sağlık karnemi alıp fırladım dışarı.
Artık bütün işimi bitirdiğim ve o odada yaratığımsı bişeyle bir müddet başbaşa kaldığım için son sürat binadan çıkmaya çalışıyodum. Gün ışığını görmüştüm, kapıya çok az bir mesafe kalmıştı. Son sürat koşmaya devam ettim.
Özgürlüğüme kavuşmanın verdiği huzur ve enerjiyle havalara uçmuş ve içimden geleni haykırmıştım dünyaya. O binanın önünde mutlu bi adam vardı artık ve evine gitmemesi için hiç bir neden yoktu. Gittide zaten. Yattı, uyudu.

17 Ocak 2008 Perşembe

24 saniye

Trafik ışıklarında geri sayım sayacı olur ya, işte o sayaçlar 24 saniyeyi gösterdimi bi heyecan kaplıyor içimi. Basketbolda hucum süresi 24 saniye ya, bende basketbol manyağı olduğum için kendimi bir anda hücumda gibi hissediyorum. Maçın son 24 saniyesine giriyoruz ve ben oyunu kuruyorum. 2 sayı gerideyiz. Skor 97-99. Karşımızda çok iyi bir savunma var. Bir türlü rahat pozisyon bulamıyoruz. Son 10 saniye kala artık birebir oynamaya karar veriyorum. Topu alıp orta saha çizgisine yaklaşık bir metre kalana kadar geri gidiyorum. Son 3 saniyeyi görene kadar 24 saniye saatine bakıyorum. Son 3 saniyeyi gördüğüm anda hızlıca hareketleniyorum

İlk Önce süper bir crossoverla ilk rakipten kurtuluyorum. Bir reversle iki kişinin arasından sıyrılıp şutu çıkarmak için zıplıyorum. O anda diğer 2 rakip bana blok vurmak için zıplıyolar ama ne fayda. Topu elimden çıkarır çıkarmaz süre bitiyor ve o maç bitiş sesini duyuyoruz. Herkes susmuş, topun havada süzülüşünü izliyor. Sessizliği, o müthiş file sesi bozuyor. cuuffff!.. 100-99 alıyoruz maçı. ve arkadaki arabanın kornasıyla irkiliyorum. Yeşil yanmış, geçmem lazım.

(bu olay, bi gün bi arabamın olması ve benim kırmızı ışıkta durmam ihtimali üzerine kurgulanmıştır)

15 Ocak 2008 Salı

Psiko

psiko gitti :(


Ses değiştirme!

Bi arkadaşım dikkatimi çekti, bazı kişilerle konuşurken sesini değiştiriyo. Kelimeleri daha bi farklı vurguluyo. Sanki sesini biraz inceltip r'leri biraz yuvarlar gibi söylüyo. Böyle yapınca artık kendini daha bi üst sınıftan mı hissediyodur nedir bilemedim. Daha havalı olduğunu filan sanıyo galiba. Ama ben acayip gıcık oluyorum böyle yaptığında. Bunu kendisine söylediğimde, -yoo yapmıyorum, sana öyle geliyo... diyo. Benimle ve pek çok kişiyle konuşurken yine normal sesine dönüyo. Gıcık oluyom bu huyuna. Ezik misin oolum. hayret bişey ya. Beyaz şovun tiplemelerinde concon vardı ya, ona benzer konuşuyo işte. ümüğünü sıkasım geliyo öyle anlarda. hayret bişey ya. yapma lan şunu!

"İnsan, yapısından ve şartlarından gelen bir doğallıkla tüketmiyorsa hayatı, görüntüde her zaman problem çıkar." (Fırat Budacı)

13 Ocak 2008 Pazar

Müsait bi yerde durmayalım, devam et!

Bu gün öğle saatlerinde yolda yürüyordum. Zaten dar olan yolda iki araba, biri yolun bi tarafında ötekisi ise diğer tarafa park etmiş. Aralarında bir arabanın geçebileceği kadar bi boşluk kalmış. Kaldırımların üstü elektrik direkleri, çöp kutuları vb. şeylerle dolu olduğu için orada yürümek neredeyse imkansızdı. Ben de bu yüzden yol kenarından sakin sakin gidiyodum. Bu iki arabanın arasındaki sıkışık bölüme geldim ve arkadan bi araba sesinin yaklaştığını duydum, hızlandım. Hemen bu sıkışık kısımdan sıyrılıp yol kenarına geçecektim ki, arkadaki araba iyice hızlanıp tam o iki aracın arasında acı bi fren yaptı. Ben kendimi zar zor kenara atmıştım. Arabayı süren adam, sağ kapının açık olan camına doğru kafasını uzatıp;

-Hızlı yürüsene lan şerefsiz!... dedi.
Bir anlık şaşkınlığımı attıktan sonra;
-yavaş olsana birader...
diye, hafif yüksek bi sesle tam araca yaklaşıyodum ki, patinaj çekerek ve belli belirsiz bi küfür ederek kaçtı.
Ben ööööyle arkasından bakakaldım.

Ama ilerdeki köşeyi döndükten sonra kırmızı ışıklara yakalandı ve durdu. Kendi kendime;
-ulan ben koşsam kesin yakalarım bunu...
dedim ve hayatımdaki en hızlı depara başladım. Koşarken, arabanın koltuğunan dışarı taşmış adamın kafasını görebiliyordum. Gözüme yol kenarında, muhtemelen çocuklakların mahalle maçlarında kale yapmak için kullandıkları iki taş gördüm. Bi tanesini aldım. Taşın büyüklüğü iki tane kedi kafası kadardı. Artık arabaya çok yaklaşmıştım. Adamın beni görmemesi için sinsice, arkadan şöför koltuğuna doğru yaklaştım. Tam sarı ışık yandı ve adam ilelemeye hazırlanıyodu ki, elimdeki taşı bütün kuvvetimle şoför koltuğunun camına geçirdim. Cam anında tuzla buz oldu. Taş, adamın kulağının biraz üzerine gelmişti, kanlar akıyordu.
-Anaaam!..
diye bağırdı adam.
Kırılan camdan elimi içeri uzatıp hemen kiliti çektim ve kapıyı açtım. Adamı dışarı çekmeye çalışıyodum ama direndi. Tüm gücümle çektim ve yere attım. Bu o sırada koltuğun altındaki baseball sopasını almış. Hemen ayağa kaltı ve sopayı salladı. Ama ben eğildim. Canının acısıyla o kadar hızlı ve sert savurmuştı ki sopayı, kanlı ellerinden kayan sopa arabanın arka yolcu camına çarpıp kırdıktan sonra yere düştü. Adam sopayı savurduğu için olduğu yerden biraz tersine dönmüştü tabi. Hemen sırtına bi tane tekme geçirdim. Sonra yere düştü. Tekmelemeye devam ettim. Her tarafına acımadan vuruyordum. Artık kendini korumaya bile mecali kalmamıştı. Adeta eziyodum bunu ama hala sinirim geçmemişti. Bunu yerden kaldırdım ve iki yakasına yapıştım. Suratı, salladığım tekmeler yüzünden kan içindeydi, kafası feci şekilde şişmişti ve kanıyordu.
-Özür dile lan, şerefsiz!...dedim. Zar zor bi şekilde;
-Abi özür dilerim...dedi.
Sözü biter bitmez, suratına tükürdüm.
-Tamam git...dedim.

Bu zar zor tekleye tekleye, topallayarak arabasına doğru gidiyordu ki, diz kapaklarının arkasına sıkı bi tekme salladım. Aniden dizlerinin üstüne çöktü ve son bir kez bütün gücümle o kanlı suratına çok sıkı bi tekme geçirdim. Yere yığıldı, bayılmıştı. Etraftaki insanlar, onu benim elimden almak için geliyolardı. Ama artık çok geçti. Zaten pek çoğu bu kavgaya bulaşmak istememiş, bazısı durup izlemiş, bazısı da yürüyüp gitmişti.

Yüzüne attığım tekmeden sonra botuma kan bulaştığını fark ettim, adamın üstüne sürerek sildim. Sonra sırtına çıktım ve bir paspasa sürer gibi botlarımı üstüne sürdüm. Karşıdan gelen bi dolmuşu durdurdum. Dolmuşa bindim ve en arka koltuğa oturup yoluma devam ettim. Koltuğa oturduğumda vucudumdaki tüm gerilimi atmamın rahatlığını hissettim. Kafamı çevirip arkaya baktım, adamın etrafında bi kalabalık toplanmıştı ve yardım etmeye çalışıyorlardı. İçimde en ufak bi acıma hissi yoktu. Çok mutluydum. Aslında daha önce hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Bana saygısızlık eden birinin cezasını kesmiştim ve bunun dayanılmaz hafifliğini yaşıyordum. Dolmuşun nereye gittiğini bilmiyorum ve umrumda da değildi zaten. Ama bu güne kadar hayatımda hiç bir yere bu kadar mutlu gitmemiştim.

10 Ocak 2008 Perşembe

Benimle oynama Türk Telekom !

Kardeşim söyledi. Türk Telekom ocak ayında da 2 gb ekstra veriyomuş. İnanmadım. Ona da arkadaşları söylemiş, o da inanmamış. Hastırın demiş. Telekomun sitesinden baktım, hakkaten doğruymuş. Sonra emin olmak için bi kez daha baktım, iyice özümseyerek baktım, şaşırdım. Doğru gibiydi. Ama artık nasıl bi etki yarattıysa telekom benim üzerimde, ne yaparlarsa yapsınlar, içimde her zaman bi tedirginlik ve şüphe olcak. Geçen ay bu tedirginlik yüzünden hiç bi halt yapamamıştım. Çoşacam bu ay. mı acaba ki? mi ki? kim ne?

Takıntılarım MiM

Onurr bana mim yollamış. Konusu "takıntılarım".

kola vb. içeceklerin şişelerinin kapaklarını çok sıkı kapatmak gibi bi takıntım var. Eğer bütün gücümle sıkarak kapatmazsam içim rahat etmiyo. İlla ki sımsıkı olcak ve açıcak kişi açamıcak, bana getircek ben açcam. aynı şekilde, çeşmeleri çok sıkı kapatmazsam rahat uyuyamam. çünkü az da olsa bir miktar su akıp boşa gitcekmiş gibi gelir bana. suya çok önem veren biri olarak gördüğüm bütün çeşmeleri sımsıkı kapatırım. şimdilik aklıma gelen takıntılarım bunlar, hatırladıkça devamı gelebilir. Biliyosunuz ki bende mimler açık büfe. İsteyen istediği kadar alabilir, kendi kendini mimleyebilir.

9 Ocak 2008 Çarşamba

Kurallar ve acemilik işte...(hata bende)

Öncelikle malum olayla ilgili güzel bilgiler verip, deneyimlerini paylaşan, gerekli açıklamalar yapan ve beni uyaran değerli arkadaşlara, o insan gibi insanlara (raistlin, Felagund, anahtar, Umut Benzer) çok teşekkür ediyorum. Verdiğiniz bilgi ve uyarıları dikkate alıp gerekenleri yaptım. Bir önceki yazı geçici bir süre servis dışıdır :) Güzel yürekleriyle beni desteklemeye çalışan ve savunan, kalplerindeki sevgiyi kaybetmemiş insanlara da ( ^^w^^קรเк๏קคt^^w^^, jade, Salincakta Iki Kisi, Iraz, banadair_berrin, TaTLiCaDiCa, Berk Adam, şeker) çok teşekkür ediyorum.
(iyice duygusala bağladık lan :)

Tabi en başta hata bende. O uzun sözleşmeyi üşenmeyip okumam gerekirdi. Zaten acemi olduğumu belirtip bu işi ustalıkla yapan insanlara saygı duyduğumu belirtmiştim ve sırf meraktan ve kısa bir süre deneme amaçlı yaptığımı da vurgulamıştım. Bu blogdaki herşeye olduğu gibi bu işe de biraz espri katmak istediğimi bir kişi dışında herkes anlamış gözüküyor.

Şimdi sana gelmek istiyorum mastermax. Espriden anlamadığın ve şaka anlayışının olmadığı hemen anlaşılıyor. Bu tarz bir insanın bu blogdan bişey anlayacağını sanmıyorum. O yüzden bir daha gelmezsen sevinirim. (hayır anlamıyosun çünkü) Zaten daha ilk defa yorum yaptığın ve hiç bir samimiyetinin olmadığı bir blogda, "Ne biçim yayıncısın." gibi seviyesiz bir cümleyi rahatlıkla kullanman ve devamında sarf ettiğin sözler kişiliğini ortaya koyuyor. Şikayet ettiğinde rahatlamışsındır inşallah. Umuyorum ki böylece tüm ezikliğini bir nebze olsun dışarı atabilmişsindir. Artık google seninle gurur duyar. Umarım başın göğe ermiştir ve mutlu bir insan olmuşsundur. Yaptıklarımın hile ile uzaktan yakından alakası yok. Sadece olaya espri katmak istemiştim fakat bunu anlayabilecek zeka seviyesine sahip olmadığın belli. Şikayet etmeden önce biraz insan gibi davranabilip, bu konu hakkında tecrüben varsa paylaşabilirdin. Evet kuralları okumamak benim hatam ama bilgilerini paylaşıp beni uyaran insanları görüyorsun. Biraz olsun onları örnek almanı isterdim. Hiç bişey söylemesen bile, "Ne biçim yayıncısın." demeden önce kısaca; -bu yaptığın kurallara aykırı, kuralları okumanı öneririm. diyebilirdin :) ha bu uyarı karşısında bişi yapmasam, sanane lan filan desem, cümle aleme şikayet et, mahkemelerde süründür :) neyse canın sağolsun, ben seni de anlıyorum.

Google Adsense gururla sunar...

Sizinde fark ettiğiniz gibi bloga iki dene google reklamı yerleştirdim. (halk tepkisi: "-ulan işin gücün para, insaf lan! yazık bee, utan utan!") Bu google'dan para kazanma işini hep merak etmişimdir. Adsense'e başvuralı çoook oluyo. (blogun ilk haftaları) Ama bi türlü dönmemişlerdi bana. Hatta 2-3 defa başvurdum ama bi ses çıkmamıştı. Sonra dedim ki kendi kendime; ben şunlara bi döneyim.(mahalle baskısı: "-bizim mahallede dönme, git yukarı mahallede dön.") Geçen gün bi daha denedim ve ertesi gün onay mailini gelen kutumda gördüm. Blogun görüntüsünü bozar endişesiyle reklam koymaktan çekiniyodum ama o kadar da fena olmadı. Aslında dikkat çeken yerlere de koymadım, farkındayım. (okulda öğretmişlerdi bize, adam siteye girince ilk nere bakıyo, nereye dikkat ediyo filan diye) Başlık ve yazının altına filan koysam daha çok tıklanabilir aslında. Neyse şimdilik şöyle bir ay kadar denemeyi düşünüyorum. Zaten anlamadığım bi çok noktayı atlaya atlaya geçtim alel acele oluşturdum reklamları. Daha ilk denemem, amatörüm. Bu işte uzmanlaşmış ve bu işi profeyşının şekilde yapanlara gıptayla bakıyorum, saygı duyuyorum. Bizim hesapta bakalım ne kadar birikcek. Ordan gelecek dallırslar size; ispiri, stickman çizimleri, etliekmek ve kahkaha olarak geri dönecektir :p Bol bol tıklanması dileğiyle, hayırlı uğurlu olsun.

(okuyucu tepkisi: "-ne tıklayacam olum, bi git ya, iyki iki satır bişi yazıyon ya, allah versin")
(ultra muhteşem insan, kutsal organizma, müthiş ve mükemmel bir okur tepkisi: "-nah tıklarım!")
(şakadan anlayan, espri kalitesi bilen, süper zeki insan tepkisi: "-tıklamayan top olsun kardeşim benim, hepsini tıklıcam, her gün 100 defa tıklamazsam bi daha hapşuramayım")

(hapşuramamak çok pis olur, sakın hafife almayın)

8 Ocak 2008 Salı

Bu terlik kimin kardeşim?

Abicim bu terlik kiminse gelsin alsın! ve benim terliğimi de geri getirsin. Yazmadığıma bakmayın, saydırıyorum küfürleri. Valla böyle bişey olacağını tahmin ediyodum. Miss gibi caaanım terliğimi göz göre göre götürmüşler. Terliğimde herkesin gözü vardı. Evden kim şöyle ufak bi mesefaye gitmek için çıkarsa, sanki kendilerinin yokmuş gibi hemen benim terliği giyerlerdi, o sırada bende çıkacak olursam acayip sinirlenirdim. Bayramda bize komşular gelmiş. Yaklaşık 20 kişi olarak toplucana geziyo bunlar. Anneme sordum anne benim terlik nereye gitti diye. Bilmiyorum ama bayramda komşulardan bazıları terlikle gelmişti, onlar giyip gitmiş olabilir dedi. Ne biçim sinirlendim. Tamam terlikler benziyo ama bu bana küçük, rahat değil, dandik. Tabi adam benim terliği görünce giydi gitti. Kesinlikle bilerek yapılmış bi hareket. Renkleri aynı diye yiyeceğimizi mi düşündün komşu? Getir lan terliğimi. Böyle bişi olabilir mi ya! hadi yanlışlıkla olsa desek adam farketmez mi bi kaç gün sonra. Fark eder, gelir getirir, özür diler gider. Affederim bende. Eskimiş dandik terliği bırakmış gitmiş, benim nefis terliğimi almış ya. Nası bi kaderim var benim arkadaş. yazık valla. Kendi terliğimin rahatlığı aklıma geldikçe sinirleniyorum. Üst katlar ve yan bina içerisinde aramaya çıkacam yarın bi gün. Canım terliğim, burdan sana sesleniyorum. Umarım seni bulduğumda hiç kimsenin ayağında olmazsın. Yoksa o ayak, artık vucuttan kopmuş, bağımsız bi ayak olacak.

6 Ocak 2008 Pazar

Moralim bozuk Orhan baba, yapma!

bir hafta gecikmeli yazı

Nedenini tam bilemediğim bi moral bozukluğu var üstümde. Aslında tam olarak biliyorum bu nedenleri ama sorun olarak görmek istemiyorum galiba. Bi de tv de acıklı bi müzikle bi gazinin son anlarını anlatan bi kısa film oynuyo. lan ağlayacam biraz daha devam ederse. kardeşime;
-çek olum şunu çek, popstarı izlemeye razıyım.
-LÜTFEN POPSTARI AÇ, LÜTFEN!...

Yaşasın popstar, yaşasın Osmantan Erkır, yaşasın Ebru Gündeş, yaşasın Armağan Çağlayan, Bülent Ersoy ve Orhan Gencebay. çok tatlısınız hepiniz.

Orhan Gencebay, Bülent Ersoy'un göğüslerinin arasından bişey çıkardı. Tam o anda; "-BATSIN BU DÜNYA" diye haykırdım. Ses odanın duvarlarında yankılandı. Sen bu hallere düşecek adammıydın Orhan baba. neyse, hatasız kul olmaz. Bunu bize sen öğrettin. Hatanla seviyoruz seni Orhan baba.

Bağırışım üzerine komşular rahatsız olmuşlar, şikayete geldiler. Kovdum hepsini, küfür ettim. Siz kendinize bakın lan apartman vahşileri dedim. Gidinde bi popstara bakın, bağırılmıcak gibi mi? nasıl bağırmayım lan, hasta etmeyin adamı. Çıktım evlerine, kapıyı açmak istemediler zorla açtırdım. Açın dedim lan popstarı. Bitene kadar izliceksiniz bunu. Bağıranı yeni yanmış sobanın üstüne oturturum. Sabaha kadar sönmedi sobalar ve apartmanı derin bi yanık kokusu kapladı. Ne ettin Orhan baba? apartmanı düşürdüğün hale bak. Zaten psikopat dolu bi apartman. Yapma bi daha Orhan baba.

moralim şu an bozuk değil.

4 Ocak 2008 Cuma

Yapay kar

Bu ülkenin insanı gerçekten çok fazla özlemiş kar yağmasını. Bir çok blogda kar ile ilgili yazılar okudum. Bu gece kar yağışını görünce oleey oleey diye bağıran insanlar gördüm yolda. Ama kar bi tuhaftı sanki. O eski karlardan değildi. Toz şeker taneleri gibi küçük küçük bişeydi. Galiba bu yapay kardı ve yetkililer tarafından halkın moralini yükseltmek için yağdırıldı. Ellerimi yukarı doğru açtım karları kucaklamak için. Arkadaşım da o anda fotoğrafımı çekti. Tam fotoğraf çekinirken gözüme kar kaçtı ve gözüme değer değmez eridi o kar tanesi. O zaman anladım gerçek kar olduğunu. Acıttı şerefsiz. Gözümü acıtmasına rağmen çok sevindim kar yağmasına. Fazla yoktu yerdeki karlar ama yinede hatır hatır sesini üstlerine basarak çıkarabiliyodum. Sonra karların hiç bozulmamış yerlerinde yürüdüm ve dönüp ayak izlerime baktım. Bunu yapmayı o kadar çok severim ki. Bastığım yerlerden daha sonra geçecek insanları şaşırtmak için değişik şekillerde ve abuk sabuk ayak izleri bıraktım. Başkalarının ayak izlerine basmamaya ve daha üstünde kimsenin yürümediği karlı yerlerden yürümeye özen gösterdim. Çok özlemişim be.

3 Ocak 2008 Perşembe

Tanıdık Saldırgan

ya az önce manyak bişey düşündüm. Çok yakınlarımız, aynı evde yaşadığımız insanlar, aile üyeleri, arkadaşlar, komşular filan birden delirip aniden üstüme saldırcak olsa ne biçim korkardım. Mesela odada oturuyosun, gayet sakin bi şekilde. Annen, baban veya kardeşin yada ev arkadaşın odadan içeriye giriyo, manyak manyak bakışlarını üzerine dikerek üstüne doğru yürüyo ve aniden saldırıyo sana. offf, çok feci bişey ya. inş. olmaz böyle bişey.

("bedenlerine giren virüsle vahşileşen insan" konulu filmleri çok seviyom, napıyım)