21 Şubat 2008 Perşembe

ne desem bilemem

yürüyemiyorum artık yolda, sanki hiç bi yere gitmiyomuşum gibi, sanki ilerlemiyorum.
dünya bi koşu bandı gibi ayaklarımın altında dönüyo. içinde ayna olan bi vitrinin önünden geçerken tesadüfen görüyorum kendimi. hareket edebilen bi ceset bu. tanımlanamıcak bi yüz ifadesi olan bi ceset.

ya uyku, daha doğrusu uyumaya çalışmak. soğuk duvara dokunarak hissetmeye çalışmak. yastığın ucunda gözlerinin içine dalmak.

sesini duymaya çalışmak kulaklarımda. insanın sesi yok olmaz demi, ağzından çıkınca yayılır gider evrende. doya doya bi duyamadım ki. doğduğun andan beri evrene yayılan tüm seslerini toplayıp dinleyebilsem. hiç susmasan, dinlesem.

bırak duymayı, canlı canlı okumaya doyamadım tıkır tıkır döktüğün kelimelerini. maziden bastırmaya çalıştım açlığımı.


EEG (beyin elektrosu)

Acil...den devam;
hastaneden eve geldikten sonraki 4-5 gün boyunca baş ağrısının geçmemesi, yorgunluk, uykusuzluk, uyuşukluk, iştahsızlık ve mide bulantısının devam etmesi (show tv haberlerinde çıkan, kafasını yere vurduktan 3 hafta sonra beyin kanamasından ölen kız haberi) gibi beni tırstıran etkiler üzerine yeniden doktora gitmeye karar verdim.

aksilikler sisilesi, doktorun gelmemesi, sıra alınamaması, araya haftasonunun girmesi gibi etkenler yüzünden istediğim doktora bi 4-5 gün sonra ulaşabildim.

merhaba
merhaba, şikayetiniz nedir?
bana böyle böyle oldu, sonra şöyle şöyle oldu.
hımm, bakalım filmlere, hmm...bişey gözükmüyo ama
ama beynim gözükmüyo orda? beynimde bişey varsa hadi?
dışında bi ezilme, bi kanama filan bişey oldu mu?
ı ıh, olmadı
tamam o zaman, dışında olmadıysa içinde hiç olmaz zaten
ilginç...
hangi ilaçlar verildi?
onlar, şunlar, bunlar...
ne kadar kullandınız?
3 gün içtim, baktım bi işe yaramıyo bıraktım, zaten midemi ağrıtıyodu.
hımm, nörolojik bişi gözükmüyo ama, baygınlık ve titreme ne kadar sürdü?
baygınlık 2 dk filan, hastaneye gelene kadar da titredim 10-15 dk.
bişeye filan mu üzüldünüz? stress filan mı var?
Stres, üzüntü titremelere sebep olabilir.
ııı..hı? beyin taraması filan bişi yapsak?
dediğim gibi nörolojik bişi gözükmüyo ama bi beyin elektrosu çektirelim, içimiz rahat olsun.
tamam, çok süper olur. teşekkürler.

eeg vaaar
EEG, yeni bina -1'e gidin. geçmiş olsun.
saol, gidelim stick.

Merhaba, bana EEG çeker misiniz?
ayıb ettin, çekeriz. yarın 3'de gel çekelim. Ama üç şartım var!
banyo yap (tamam)
saçına jöle sürme (aah bu olmaz işte, jölesiz bi gün? ı ıh. düşünemiyorum. hangi saça hangi jöle, bere altından göremiyosun tabi haklısın, hayatımda jöle sürmemiş bi adamım)
tok gel. (tamam, ayı gibi yirim)

yarın saat 3
merhaba, banyo yaptım miss gibi pamuk oldum, jöle sürmedim (
için için yanıyorum, nası sürmem) ayı gibi yidim. hadi çekelim.
makina soğuk! hehe, şaka şaka, ufak bi elektrik problemi var, biraz bekletcez sizi.
ooohooo daha geldiğim an makinalar hissetti beni, tedirgin oldular. aletler tamamen bozulabilir.

... ... yarım saat sonra... ... ... (yarım saat hastane kolidoru izlenir, gelen geçene bakılır, alet edevat incelenir, bina yapısında problemler aranır, etrafta gizli kamera aranır, düşünülür)

siz buyrun!!!
aha, geldim.
İçeri geçip sarı tabureye oturun, beni bekleyin. bilgisayarı kurcalamayın.
tamam.

gittim sarı tabureye oturdum. içerdeki aynayı
(hani yatak odalarında filan olur ya öyle ayna), porçöz ve çok sayıdaki peçetenin sırrını çözmeye çalışıyodum. Görevli geldi.

adın ne ablam?
stickman
solak mısın?
ı ıh sağ.
burcun ne?
başak.
hobilerin?
hı? boş zamanlarımda beyin elektrosu çektirmeye bayılırım.

şimdi şöyle oturun, arkanızı dönün.
(
nee? bi de uzanıyım şuraya çıplak?) tamam.

kabloları kafama takmaktadır...

-bilseydim saçımı kazıyıp gelirdim, sorun olmazdı yani benim için.
yok gerek yok sizinkisi ideal, benim gibi uzun saçlı olanlarda ve çok kısa olanlarda problem yaşıyoruz biraz.
-o krem gibi şey nedir, o ince kablolardan küçük voltda elektrik mi verceksiniz bana?
hayır, o krem iletken bi madde, kabloları kafanıza tutturuyoruz onunla., beyninizdeki elektrik dalgalarını bilgisayara aktarıyor, hiç bir yan etkisi, radyasyonu filan yok.
-hımm, iyiymiş. kulak memelerimede bişiler sıkıştırdı. bak bu olmadı ama dedim içimden.
şimdi yatağa yatın ve rahat olun.

(sanırım ordaki ayna, porçöz ve peçetelerin sırrını çözmüştüm, bu jel kafamda kuruyacaktı ve ben porçözle temizlicektim ama asla böyle bişey yapmazdım tabi)

yatağa yatınca kendimi elektrikli sandalyeye oturtulmuş gibi hissettim. çok pis bişeymiş o elektrikli sandalye. prison break'de Lincoln'un idam edileceği sahne geldi aklıma. korkmuyodum ama rahat da değilim. Odanın ışıklarını söndürdü. Kapkaranlık oldu. gözlerimi açıp kapatmamı istedi. sonra tamemen kapatmamı ve ikinci bir emre kadar derin nefes alıp vermemi söyledi. uzun süre derin nefes alıp vermek yorucu oluyo. bi 5 dk sonra normal nefes alabileceğimi söyledi. gözümün üstündeki ışık değişik aralıklarla ve giderek yükselen bi hızla yanıp sönüyodu. ışık o kadar güçlü ki gözüm kapalı olmasına rağmen çok rahatsız edici oluyo. bu olay sanırım bi 25-30 dk kadar sürdü. acaba neler düşündüğüme bakabiliyolar mıydı, endişelendim, hemen başka başka şeylerde düşündüm, saçma sapan şeyler düşündüm aleti zorlamak için ama bunlara gerek yoktu, aletin oldukça zorlanması için yeterli bi düşünce vardı zaten. sonra kalktım. görevli, kafamdaki kabloların hepsini sıkıca tuttu ve caaart diye çekti. :)

-sonuçları şu gün şu saatde alabilirsiniz.
teşekkürler.

o aynanın karşısına geçip kafama baktım, kulak memelerimin şekli değişmiş, saçım birbirine girmiş, sürülen jeller kurumuş. ordaki peçetelerle biraz temizledim eve gelip yıkadım bişi kalmadı. işte sonuçlarda aşşaada. klinik bilgiyi yanlış yazmışlar aslında, ben sadece baygınlık 2 dk filan sürmüş demiştim, titreme baygınlıktan ayrı olarak 15 dk rahat sürmütü. (o ne biçim bişeydir öyle, vucudu kontrol edememek, zangur zungur, manyak bişey)











şimdi sorarım size, hanginizin zemin ritmi yaşına göre iyi gelişmiş parietooksipital alfa dalgalarından oluşmaktadır? hanginizin? gözümü açınca bloke oluyo tabi, bi halta yaramıyo yani, orası ayrı. Ama gözüm kapalıyken parietooksipital alfa dalgalarında rakipsizimdir, bak kapatırım ha gözümü!

hiperventilasyon ve fotik stimülasyon bi etkide bulunmamışım. Bugüne kadar yapmadım bunu, bu günden sonra da yapmam zaten. bana yakışmaz öyle şeyler yapmak. Hayatta en nefret ettiğim şeydir zaten hiperventilasyon ve fotik stimülasyon etkilerde bulunmak, ne ayıp bişey. (raporun ilk sayfası hariç diğer sayfaları kandilli rasathanesinden çıkmış gibi)
sonuçları aldığım gün doktor hastanede olmadığından gösterememiştim. Daha da göstermiş değilim. Kar buz duruyo dışarda kim gitcek? giderken kayıp düşüp kafayı mı kırayım. Zaten normal yazıyo.
Hiperventilasyon ve fotik stimülasyon bi etkide de bulunmamışım. e daha ne olsun.

19 Şubat 2008 Salı

Acil

gece...saat 4,5-5 civarı. Kalktım. tuvalete girdim mi çıktım mı emin değilim. aşırı derecede bi mide bulantısı. öyle böyle değil. hemen yatağıma dönmeye çalıştım.

son hatırladığım buydu...
hayatımda ilk defa bayıldım.
Bizim odanın girişine yığılmışım. yere düşmemin çıkardığı sesle bütün ev halkı uyanmış. 75 kilo birden yere yığılıyo. gece sessizliğinde çıkaracağı sesi düşünün. ben duymadım gerçi. O sırada nerdeydim bilmiyorum. herkes etrafımda, beni kaldırmaya çalışıyolar. beni uyandırdıklarında söylediğim bi kaç cümle;
ne var ya ben 10 dk dır yatıyom burda!
niye kaldırdınız beni? yatcam ben!



hiç bişey olmamış gibi çıkıp yatmışım, yorganıda sıkıca örtmüşüm üstüme.

işte o an neler olduğunu anladım sanırım. evet bayılmıştım. Başımda çok şiddetli bi acı. gözlerimden akıp süzülmüş iki damla yaşı da hissettim. sadece iki damla. Uyuşmuş gibi sanki, bi tuhaf, her ne olduysa çok acıyo. Dişlerimin bi kısmı kırılmış sanki. Ellerimi başıma değdiriyorum, sanki bi süngere değermiş gibi bi his ve uyuşukluk. Başımı yere vurmuşum. çok sert bi şekilde. Acayip bi acı. Normal yürürken düşseniz veya biri sizi iteklese de düşseniz kendinizi koruma şansınız olur, ellerinizi kullanabilirsiniz hiç bişey yapamazsanız istemsiz olarak kasarsınız kendinizi ne kadar sert düşsenizde pek bişey olmaz. Ama bayılarak düşüyosun. vucudun kontrolün dışında, adeta bi ceset gibi. 10-15 cm sağ tarafa sobanın altına koyulan taşa kafanı çarpmanı engelleyebilecek kontrole sahip değilsin.


yatakta titremeye başladım. istemsizce sallanan vucudumu kontrol etmeye çalışıyorum, olmuyo. hakim olamıyorum. çok pis titriyorum. azer bülbül gibi. o anda azer bülbül aklımın ucundan bile geçmiyo tabi. şimdi benzetme açısından yazıyım dedim. geçmiyo bu titreme. korkuyorum. kafamı çok sert çarptım, acaba beynime bişey mi oldu? sanki bi kaç kişi bi ayağımdan tutmuş yere çekiyodu beni, ölüyodum sanki. ölümden korkmuyodum. şu an benden daha çok titreyen 3 kişi vardı karşımda, onları düşünerek korkuyodum. titreme devam ediyodu, durmuyodu. noluyodu? işte benim de acil servise yetiştirilmem gereken bi gecenin körü varmış. o gecenin körü de bu gecenin körüymüş.

acil servis...
titremem geçmişti oraya varınca. o şiddetti baş ağrısıyla, yürüyerek girdim içeri.
derin nefes alıp verdim, doktor dinledi.
sonra kanımı aldılar test için
röntgen?
röntgen odasına giriş... (hamileler giremez! uyarısı beni bağlamazdı, ben hamile olmadığımdan emin olduğum için elimi kolumu sallaya sallaya girdim)

noldu delikanlı bu gece vakti?
-bayıldım...başım ağğ...öhhü öhhüü
şöyle geç bakalım, anlını yasla şura
-tamam.......midem bulanıyo....

ZzZzZzZzZzZzZzZ UuUuUuUu

koşuyodum...ama bi bataklıkta koştum sanki. sadece 2-3 adım atabildim. ayaklarım gömülüyodu. dizlerim kırılıyo, düzeltemiyorum. o kadının personeeeel diye bağırışını duydum ama mono bi şekilde ve derinlerden. filmlerde bayılma sahnelerini bayılan kişinin gözünden görür ve duyarız ya. Evet lan. hakkaten aynen o şekilde oluyo. Yanında seni yere düşmemen için tutacak birileri olsa zevkli aslında. Uçuyosun. acaba uyuşturucu da böyle bişey mi ki...kafanı yere vurmadıkça bayılmak güzel hakkaten. gerçekten ayrılıyosun bu dünyadan. bu yandaki film tam benim bayılma anımda çekilmiş. dikkat ederseniz omuzlarımda beni tutan kahramanların parmakları gözükmüş. ordaki görevli kadın ve annem. Benim içim de ne biçimmiş öyle, yamuk yumuk zaten tam bayılma anında, gözlerimde kapalı çıkmış. bakın siz bilmezsiniz :p orda göz kemiği kapalı durumda.

ayıldıktan sonra röntgenci kadın sevinçle karışık kızdı bana;
off be çocuk(delikanlıya noldu? haa bayıldı) korkuttun beni, yüreğim ağzıma geldi, başını bi yere vursan napardım ben?
pardon ablacım, özür... napardın? valla bilmiyom, kaldırırdın herhalde yerden, kaldırmaz mıydın? ayıp ederdin valla. röntgencisin bi yerde ama iyi birine benziyosun, kaldırırdın sen beni, hadi hadi kaldırırdın kaldırırdıııın yeme beni...demeyi bile düşünmedim. sustum.

sonra baktı kadın ben bayılıp duruyom, yatırarak bi önden bi yandan başımı çekti. çok tip bi başım varmış. ben biraz iğrenç buldum. bayılma ihtimalime karşı beni sedye ile kapısında erkek gözlem yazan bi yere götürdüler. sedyeyle gitmesi çok zevkli. tavandaki ışıklar gözüme vuruyordu ve yavaş yavaş teker teker geçiyoduk altlarından. tıpkı filmlerdeki gibi. 50 cent gibi 9 kurşun yemiştim ve ameliyata yetiştiriliyodum sanki. İki şişe serum aktı içime, nereye sığdı o kadar sıvı bilmiyorum. Biraz toparlanmıştım. doktor gidebilirsiniz dedi. Giderken yine midem bulandı. 1 saniye içinde 5 km koşmuş gibi terledim. Evet birazdan yine bayılcaktım. Ama artık çözmüştüm olayı. Hemen oturdum. Yarım saat gözlem odasında uyuduktan sonra eve bayılmadan gelebildim.

işte serum olayından bi kare ve kan testinin sonuçları. ben baktım, pek bişi yok :p tansiyonumu da iki saat sonra ölçtüler, normal çıktı. e çok normal. EEG (beyin elektrosu) olayları yakında...iyi de ne kadar yakında ? PEEEK

18 Şubat 2008 Pazartesi

o oldu

her sabah yaptığı gibi indi yatağından. elinin kenarıyla araladı perdeyi. taze hava solumak isteyip açtı pencereyi. o soğuk havayı çekip, içinde hissetti soğukluğu. geri verirken nefesini, ağzından çıkan beyaz duman gözlerinin önünden yükseldi havaya. sanki ruhu içinden çıkıyomuş gibiydi. içinden çıkıp doğaya karışıyo gibi. derin bi nefes verdi. tüm ruhu karışmıştı havaya.
yükseldi... yayıldı... uzaklaştı...ulaştı...
bi soluk alındı bi yerde...soğuktan geçip, sıcacık bi yere derin bi nefesle girmişti.
ciğerlerine doldu...
kalbini kapladı...
kan oldu vucudunda...
o oldu artık.

17 Şubat 2008 Pazar

hem de nasıl özler

İnsan çok zor zaman geçirdiği bi yeri özler mi?
oranın soğukluğunu özler mi?
hem de ne biçim özler biliyomusun?
o soğuktaki aradığı sıcaklığı özler...

Şu yollardan O da geçmiştir diye bakmanın bile tadı vardır. Bu garajın kapısından O da geçmiştir kesin diye bakar o kapıya, onun geçişini izler. O soğuk otelin en üst katındaki odanın kirli camından dışarı bakıp aynı havayı soluduğuna bile sevinir.

Gözünün alabildiğine bakar heryere. Acaba görebildiği evlerden birinde mi diye. Gece olunca gökyüzündeki ay'a bakar. Kim bilir belki O da bakar o anda. Ay'dan yansıyan yüzünü görürüm belki. Şekil şekil bulutlara bakar hep, O da bakıyodur belki aynı anda. Bulutların arasında bi melek görür.

Belki onun bastığı bi yere basıyorumdur diye yavaş yavaş yürür. Her zamankinden çok daha dikkatli bakar etrafına. Onun gördüğü şeyleri görüyorum belki. Her zamankinden daha dikkatli bakar sokaktaki yüzlerce insana. O'dur belki yüzünü göremediğim, kokusunu alamadığım herkes.
ve çok özler...
daha da çok özler...

16 Şubat 2008 Cumartesi

Fakirin çocuğu ne bulsa yer!



Eskiden oturduğumuz apartmada bi aralar çok fakir bi aile oturuyodu. Çok kısa bi süre oturdular. Minik bi kızları vardı Merve isminde. Çocuğu ne zaman görsem bi elinde yarım ekmek diğer elinde ortadan kırılmış bi salatalık veya suyu ellerinden akan bi domates olurdu. Bi kaç kardeşi daha vardı bunun. Salatalığın diğer yarısını onlara verirdi annesi. O salatalığın, annesinin ellerindeki kırılış anında o çocuğun;
-noolur kırma annee, kırmaa...
diye bağırıp, kırıldıktan sonrada hüngür hüngür ağlayışını hiç unutmam, unutamamda.



O zamanlar mevsim yaz. Mahalledeki çoluk çocuk yediği kayısının, şeftalinin çekirdeğini yerlere atardı. Bi gün dikkat ettim. Merve o minik elleriyle yerlerden, parktaki çakılların arasından bu çekirdekleri topluyo, taşla kırıp kırıp yiyo. ağlayacaktım lan nerdeyse. Sonra bu çocuğu ne zaman görsem bişeyler vermeye başladım. Kuruyemiş, çikolata, şeker falan filan. Hatta bi kaç defa kaşarlı-sucuklu tost yapmıştım kendi ellerimle. Bi sabah kalktığımda Mervegil gitmişti. Kırdığı çekirdeklerin kabukları apartmanın önünde bi köşede duruyodu. Sonra hiç kırık çekirdek görmedim etrafta.

15 Şubat 2008 Cuma

Çamaşır makinesi

Bizim çamaşır makinası bazen öyle sesler çıkarıyo ki belediye evin içinde asfalt yenileme çalışması yapıyo sanırsın. Gözüm, evin bi yerlerinde "verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz" tabelası arıyo. nerde bu tabela? anneee...tabelayı gördün müü?

14 Şubat 2008 Perşembe

En son kaça olur? O son fiyat mı?

Geçen gün bizim odanın kapısının önünden geçiyodum ki birden bire içerden kardeşimin sesini duydum. Biriyle telefonla konuşuyodu ve; -kimi aradınız? ...evet abim? dediğini duydum. Son sürat odaya daldım, bir kartalın avını yerden kapışı gibi kaptım telefonu -alooo alooo... dedim :)

ZzZzZzZ... bi erkek sesi. (ZONK) yıllardır arka odadaki dolabın üstünde duran, aylar önce sahibinden.com'a verdiğim ve unuttuğum pileys teyşın ilanı için arıyo. En son kaça olur dedi ama ben oraya yazdığım fiyatı bile hatırlamıyodum :) oraya 100 yazmışım, adam öyle dedi. Ne inatçı biriymiş. Konuşa konuşa 85'e indirdi. Pazarlık yapacak halim mi var sanki, adam ne dese tamam diyorum ben :) zaten kafamın etrafına ufak ufak iğneler batırıyolar. 85'e inmeme rağmen kesin bişey söylemedi, yarım saat içinde tekrar arıcam dedi. Tamam, eyvallah.

Bu adam yarım saat o sitede ne kadar ikinci el pileys teyşın varsa araştırmış bana onları anlatıyo. Bende konyadayım o yüzden senden alcam diyo, ya değilse çok ucuzları var diyo. Onları alırsan çalışmaz, yani ucuz olmasının bi anlamı yok, çalışmayacağı için, isterse bedava olsun yani, benim makine temiz ve az kullanılmış diyorum, ben anlamam, içini mi söküp bakacam diyo. Pazarlığa devam ediyo. En son kaç olur diyip duruyo. 80 dedim. Bi ara fiş almassak kaça olur filan demesinden korktum. İyi tamam dedi, buluşalım o zaman.

-Yarım saat sonra devlet tiyatrosunun önü uyar mı?
-uyar.
-Benim elimde büyük bi adese poşeti olcak.
-Tamam, bende gri bi BMW ile gelcem
-hı? efendim? :)
-gri BMW gri.
-tamam, si yu

şimdi madem gri BMW ile geliyosun, 20 liranın pazarlığını niye yapıyosun? diye bi soru düştü aklıma. herhalde eski model bi bmw'dir diye düşündüm, çünkü adam 2.el ps1 için 20 liranın pazarlığını yapıyo. Sağlam bi bmw filan olsa niye uğraşsın, gider bi ps3 çakar bide hd televizyon. Yani ben olsam öyle yapardım.

Neyse gittim bekliyorum, bi kaç gri bmw geçti, durmadı. Sonra şu aracın aynısı yanaştı kenara.


-ananı?
-hayat güzel mi lan?

gittim açtım kapıyı, adamla yüz yüze geldik. Hiç öyle 20 liranın pazarlığını yapacak bi adama benzemiyodu.
-Ahmet...demi?
-evet hocam (sizde gri BMW demi?)


neyse biraz zorlansamda kapıdan sığdım ve oturdum koltuğa. (selamlaşma fastı filan) Ben makineyi joystick olmadan sattığım için, adam ben nerden alırım onları bilmiyorum dedi, sorun değil beraber gidip alırız dedim. İlk gittiğimiz yer buluşma noktasından pek uzak değildi ve park yeri olmadığı için ben araçtan inip gittim baktım ama ben dükkana girdiğimde her zaman telefonla konuşan adam yine telefonla konuşuyodu ve olmadığını söyledi. Araça döndüm ve başka bi yere gitmemiz gerektiğini söyledim. Bu gideceğimiz yer biraz uzak kalıyodu. Araç içinde sohbet gelişmeye başladı tabi. Adam Unilever konya bölge müdürü çıktı. Oha. Ben iyice dellendim. Tamam. Kıskandığımdan filan değil, böyle saçma huylarım yoktur. İnş. daha fazlası ve daha güzeline sahip olur ama benim takıldığım konu başka. Böyle bi durumdayken nasıl yarım saat boyunca 20 liranın pazarlığını yaparsın be adam. Ayıp yauv. Hadi maddi durumun iyi olmasa neyse ama hiç sanmıyorum yani. Demek ki bu adamlar bu şekilde böyle oluyolar abicim. Neyse bu huyunun dışında efendi, düzgün bi adamdı. Joystick işini hallettikten sonra beni istediğim yere bıraktı ve yoluna devam etti. Bi sorun veya yapamadığınız bişi olursa arayın dedim, teşekkürleştik, gitti.

şimdi aklıma geldi, hep sonradan gelir zaten şerefsiz. acaba joystick arama işini biraz uzatsamıydım ki, bir iki şehir turu yapsaydım, bi daha nerde bineyim ben böyle bemeveye :p gaza bi dokunuyon, uçup gidiyo. adam iki defa uyardı beni emniyet kemerimi takmam için. yoksa 60 ı geçmiyomuş :) -pardon hocam, alışkın değiliz biz. -estafurullah. :)

yolda herkes önce arabaya , sonra aracı kullanan adama bi de benim tipe bakıyodu. ilginç bi görüntü, şaşırıyo tabi adamlar. hadi bakalım, güle güle, heycanlana heycanlana, o müthiş grafiklerin tadını çıkararak oynayın abicim yiğenlerinizle pileys teyşınınızı. Ama o playstation a son dokunuşumda biraz duygulandım. Ne kadar zor elde etmiştim ben onu. Ne kadar uğraşmıştım. Gittim adamın birine kendi ellerimle teslim ettim geldim. Ne oyunlar oynamıştım başında. Onlarıda anlatcam bi ara. Duygulandım biraz. hee şunu unuttum. arabadan indim, adam bide korna çaldı bana. veda kornası :) bende kafamı eğip kaldırdım ama tamamen istemsiz bi hareketti bu. biri veda kornası çalınca benim kafa bi kere eğilip kalkar öyle :)
düt...aha...

Ayna ayna! söyle bana? bu kim?

Biraz önce tesadüfen ayna da kendimle göz göze geldim. Aynaya baktığımda şöyle biriyle karşılaştım. biraz kaptan mağara adamı modlarına girmişim. abicim darbe bi yerden gelimiyo ki. geldiği zaman heryerden geliyo. biraz da memo tembelçizer'e benzemiş bu tip.

şaşırmamak lazım aslında, böyle bi sonuç oluşması normal. ben bu suratı nerde yaptırcam şimdi? sanayide oto-kaportacı filan akrabalar var ama onlar yapabilir mi bilmiyorum. yaptırmaya gerek varmı zaten ondan da emin değilim. Şu evsiz, sokakta yaşayan adamlar olur ya, hani suratları yeryer simsiyah geri kalan yerlerde hafif siyah olur. Saç sakal birbirine karışmış, kendi kendilerine bişiler söyleyerek yırtık pırtık kıyafetlerle kar kış ordan ora dolaşıp dururlar. Ben hep özenmişimdir o insanlara. Acayip imrenmişimdir hayatlarına. Lisede bi ara ciddi ciddi o şekilde yaşamayı bile düşündüm. Şu an tip ve ruh hali olarak hazırım öyle yaşamaya. Tek sorun kıyafet, o da çok kolay şekilde halledilir.

12 Şubat 2008 Salı

Şehirler arası psikopatlar

evet... psikopat muavinler...Bu şehirler arası otobüs muavinleri neden psikopat oluyolar abi ya. Ben pek yolculuk yapan biri değilim ama bu güne kadar karşıma normal bi muavin çıkmadı. hepsi psikopat. hepsi manyak.

-hemşerim kusura bakma, ışığı kapatsan? bak, insanlar uyuyor. seninde okumana engel olduk ama, hakkını helal et gardaş. hakkını helal et hocam, helal et.
(e ne diyim?) -helal olsun.

yol boyunca bana hakkını helal et dedi. Bi de espritüel olmaya çalışıyo. O daracık kolidorda akrobatik hareketler sergilemeye çalışıyo. Anonslara doğaçlamalarını da katarak, dünya görüşünü yolculara yansıtmaya çalışıyo. Dünya ve Türkiye gündemdeki gelişen olaylar hakkındaki yorumlarını inceden inceye iletme çabası içine giriyor.

Başka bi psikopat da yedigün var diyerek beni kandırıp herkese mis gibi yeni açılmış bol asitli pepsileri dağıttıktan sonra, bir yerden dibinde bi kaç cm kalmış olan 2,5 litrelik fantayı çıkarıp bi bardak döküyo. Geri kalanıda aynen şişeden kafasına dikiyo. Asidi kaçalı yıllar olmuş o fantayı içerken çok yaratıcı küfürler üretiyorum beynimde. Normal bi halimde olmadığım için hiç tepki göstermiyorum. Böylesi hem benim hem de diğer yolcuların sağlığı için çok daha iyi olcaktı çünkü.
(
bu tarz içeceklere aşırı bi düşkünlüğüm, olmazsa olmazlığım, içmezsem çıldırırlığım, hergün en az bir litre götürürlüğüm, evimden hiç eksik etmezliğim filan yoktur, aslında sevmem bile ama neden bu kadar olay yaptım anlamakta güçlük çekiyorum)

Bu adamların psikopatlığına şaşırmamak lazım aslında. Çünkü adam saatlerce o otobüsün içinde bi oraya bi buraya gidip geliyo, saatlerce sürüyo bu. psikopat olmasında ne olsun.

Tabiat Ana! senin ananı! tamam mı?

Hiç üşenme sen, küresel ısınmaya inat 5 yıldır yağmayan karları 1 saatte yağdır ve üstünede durma! devam et. Her yeri karla doldur. Dolsun taşsın yağdır yağdır yağdır. Nedir benimle meselen tabiat ana? delikanlı gibi gel konuş, ne o kar filan? tipi filan noluyoz?

Millet, bu küresel ısınma filan hikaye, ben size diyim. Yağışa filan ihtiyacınız olursa söyleyin. 10 yıllık kar, yağmur, her türlü yağışı ve bilimum doğa felaketini yığıyım önünüze, köpeeniz olsun.

11 Şubat 2008 Pazartesi

Yine geldim :)

iki geldim arasında çok fark var. aman karıştırmayalım. bu sefer bura geldim. bildiğiniz stickman'in blogu işte. kafam karmakarışıktı, bişiler yazmak için girmiştim bloga, aha sonra bi baktım kapatmışım blogu. ertesi gün bi bloguma bakıyım dedim. o zaman farkettim, aha kapatmışım.
-lan stickman blogu kapatmış! vay şerefsiz... dedim.
insanı kalbinden vuran bi şiir ve bi görsellikte katmışım :)
ama itiraf edin! etkilendiniz! :p
blogu kapatarak herşeyin daha kötüye gittiğini farkettim. özür diliyorum. ben yazcam demiştim, o da okucam demişti? ee niye yazmadım lan ben. çünkü MALım. bunun bir ileriki boyutu MALAKlıktır ki örneklerini görmek bile istemezsiniz. normalde pek şiir okuyan bi tip değilimdir. Ama arada sırada öyle şiirler bi yerden bi şekilde geçer elime. Okurum, acayip hoşuma gider. Bu aynı beni anlatıyo lan derim. Ama bu hakkaten aynı beni anlatıyodu. Necip Fazıl Kısakürek'in Kaldırımlar şiirininden bi bölümdü o. Şimdi şiirin ayrıntılarına girmiyim. Örtün üstüme örtün serin karanlıkları diyo işte. Yani gömün beni diyo, zaten yaşamıyom a.q gömsenize diyo. Bende gömüldüm sanırım. Ama kökümü gömdüler sadece. Yani bir çeşit bitkisel yaşam modundayım. Fotosentez filan yapıyom. Kardeşimi benim odadan aldılar mesela. Yan oda da yaşıyo geceleri. Çünkü ben bütün oksijeni çekip onun ciğerlerinin a.q bilirim. Yine eski stick gibi olmaya çalışcam, espiri ve neşeme aldanıp aaa unutmuş! çocuk işte! salak aşık! filan gibi yakıştırmalarda bulunanları hissederim. Benim 7. sınıftan kalma bi falçatam var. 1 tane ciddi vukuatı vardır. Onu da anlatcam size. İşte o falçata yani maket bıçak çok pis keser. onu hatırlatıyım :p

beni merak eden ve mail atarak veya herhangi bi şekilde ulaşmaya çalışarak ne durumda olduğumu soran arkadaşları eshefle kınıyorum. (şimdi isimlerini vermek istemiyorum burdan :p) size ne lan? Şaka Şaka. aman gerçekten şaka ha sakın şey yapmayın. saolun arkadaşlar. cevap yazamamıştım. kusura bakmayın. sizide endişelendirdim. işte nası oluyum ya, nefes alıp vermeye çalışıyorum en azından. biraz zor oluyo ama deniyorum.