31 Mart 2008 Pazartesi

ağlarım ve üzerine akar gözyaşlarım

yine bekledim yine, her zaman ki gibi sabırla bekledim, yüreğim parça parça oldu, bekledim. yine gelmedin. onsuzluk duygusu beynini döndürsün, onsuzluk ihtimaliyle uyuşsun beynin. koy kafanı yastığa ve bırak gözyaşlarını. vakit gece, vakit sabah, vakit kimsenin seni görmediği vakit. aksın içini kaplayan olamama ihtimali, aksın yok olsun. kimse görüp duyamaz seni, herkes uyuyor korkma. sessizce ağla, bırak gözyaşların aksın ve ıslansın yastığın. hep yastığının yanıbaşındaymış işte. hep ağlamışım ve üzerine akmış gözyaşlarım. yastığa doğru giden her damla sana kavuşuyomuş. gerçekten oradaymış papatyam. gözyaşlarımdaymış. yokluğunda her gece sessizce ağlarım ve üzerine akar gözyaşarım.

30 Mart 2008 Pazar

iki damla

pencereyi açıp dışarı doğru esnedi biraz. yağmurun ıslattığı toprağın serinliği çarptı yüzüne. kokladı. kırmızı pelerinli minicik bi kız, küçücük adımlarıyla ve babasının işaret parmağını o ufacık eliyle sımsıkı tutarak yürüyordu kuş sesleri eşliğinde. kız bıcır bıcır konuştu, bişeyler söyledi. babası da cevap verdi. bu şekilde yürümeye devam ettiler.

pencereyi kapatıp papatyasına baktı. iki damla lütfen, daha fazla değil. sadece iki damla. herkes uyanık ve gözlerime bakıcaklar az sonra...

kendini toparlamaya çalışıp içeri girdi. yeni açılan perdelerin ardından gördü; kırmızı pelerinli minik kız babasının kucağındaydı. gözgöze gelmişlerdi sanki. perdenin arkasından tam gözlerinin içine düştü bakışları. hemen kafasını çevirip önüne baktı. çünkü söz vermişti, sadece iki damlaydı...

26 Mart 2008 Çarşamba

im juli



-evet

başardın...

-seni görmek çok güzel

...buluşacağın kız nerede?

-aşkım...kilometrelerce yol kat ettim...nehirleri geçip, dağları aştım...hüsrana uğradım ve ızdırap çektim...nefsime karşı koydum...ve güneşi takip ettim...böylece senin önünde duruyorum...ve sana... "seni seviyorum" diyorum.

25 Mart 2008 Salı

Güneşim

günün ışıkları artık gelmezken bana, ben sana bakıyorum... gökyüzüne bakıyorum. senin olduğun tarafa... bakabildiğim kadar uzağa bakıyorum. bakabildiğimden ötesine doğru. çok uzaklardaki dağınık bulutların altındasın belki. orda bi yerdesin, bana çok uzakta... ama nefes alışını hissedebiliyorum. gözlerinden etrafı görüyorum. dolu dolu hep gözlerim. sanki her an gelcekmişsin gibi sevinmek istiyorum. kapıyı açıp bana sesleniceksin.

çok uzaklara bakıyorum gün batmışken, güneşin henüz batmadığı yerlere. görebiliyorum üstüne düşen günün son ışıklarını ve ağlıyorum. gün batımında başlayan yağmurlar gibi, güneşinin arkasından ağlayan bulutlar gibi ağlıyorum.

23 Mart 2008 Pazar

Günaydın Sevgilim

Sensizliğe uyanmak
gözümü açtığımda yanımda olmayışın
sensizliğin dondurucu soğukluğu yanımda

her sabah yokluğunla uyanmak
nasıl bi acı bu bebeğim
olmayışının boşluğuna düşüp kaybolmak
elimi uzatıp dokunamamak saçlarına
sımsıkı sarılıp kavrayamamak vücudunu
her an...
sensizlik...sensizlik her an ölüm bebeğim...
sensizliğe uyanmak
yokluğunun sınırsız boşluğu yanımda
günaydın sevgilim...

22 Mart 2008 Cumartesi

ellerim, avuçlarım, gözyaşlarım

ellerini açıp baktı avuçlarına. bomboştu. yine baktı. onun o zarif elleri uzanmıştı içine. acıtmaktan korkarcasına hafifce tutup okşadı. hissediyodu tenini, yumuşacıktı. pamuk gibi. sonra sımsıkı tutup dudaklarına götürdü. doyumsuzca öptü. sonra kokladı ve sımsıkı tutmaya devam etti.

ellelerini açıp baktı avuçlarına. bomboş değildi bu sefer. gözlerinden ayrılan damlalar doldurmuştu avuçlarını. gözyaşları taşıyordu avuçlarından. sırılsıklam oldu elleri. hiç kimsenin tutmadığı, onun tutmadığı ellerini gözyaşları sımsıkı tuttu. hiç bırakmıcaktı artık gözyaşları. hep tutucak o damlalar ellerini, sımsıkı, hiç bırakmıcak. ta ki o tutana kadar ellerinden, elleriyle silene kadar gözyaşlarını...

20 Mart 2008 Perşembe

Boşluk

büyük bi boşluğun içindeyim. etrafta tuhaf bişey var. sanki sessizlik kulağımda çınlıyor. dayanamıyorum yokluğuna.

böyle bişey olmuş olamaz. yok olmuş olamazsın. bu çok büyük, yeri asla doldurulamaz bi boşluk. ve ben bu boşlukla sürdüremem hayatı. dipsiz bi kuyuya düşüyorum sanki. herşey yavaşlamış yada çok hızlı. sanki bi film çok yavaş oynatılıyor ve ya birden hızlandırılıyor. Ama bu sessizlik duyduğum en yüksek desibelli çığlık gibi. nasıl bi boşluktayım. nasıl bi sessizlik ki bu kulaklarımı tırmalıyor. başım sanki yüz kilo gibi. zor kaldırıyorum başımı. çok ağırlaşmış sanki. çok kötü bi mide bulantısı, bitmek bilmeyen.

boşluktayım. tam olarak ne yaptığımı bilmediğim bi boşluk. Sanki uyuşmuş herşey. Sanki yerçekiminden bağımsız herşey. ve yalan. yalan olmalı. her tarafımı sarmış olmalı yalan. gerçek olmamalı bu. ne kadar da soğuk. dirseklerim uyuşuk. kollarım yok gibi sanki, donmuş.

çok soğuk bu boşluk. kabul edemiyorum. kabullenmek istemiyorum. onu kaybetmiş olamam. kaldıramam bunu. bu kadar sevip sahiplenmişken, onsuzluk ihtimali bile aklımı kaçırmama yeticekken nasıl onsuz bi hayat sürebilirim. nasıl nefes alabilirim düzgünce ve nasıl atmaya devam eder bu kalp. imkansızlığın eşiği. onsuz kaybolup gitcem mi bu boşlukta. bu gerçekten olmuş olmamalı. uçup gitmiş olmamalı...çıkamam bu derin ve soğuk boşluktan. çıkamam o olmadan. çıkabilemem. elimi tutup çek beni, kurtar burdan.

13 Mart 2008 Perşembe

stickman nedir? ne değildir? - 2 -

(dikkat! bu post içerisinde tam 10 dene fotoğraf vardır. o yüzden biraz geç açılabilir. küfür etmeyin.)
stickman nedir? ne değildir diyoduk demi? aslında daha çok nedir diyoruz. neyse. stickman nedir? ne değildir yaff benim kafama takıldı bu. daha doğrusu takılmıştı bi ara. sayfalar arasında gördüm valla.

-rüyasında stadın köşedeki potayı smaç yağmuruna tutmaktır stickman.
-üç sayı ve asist kralıdır.
-nike freestyle reklamlarından fırlamadır.
-yu tubun kapanması gibidir, değişik ayarlar yapılarak ulaşılabilir, sonra tekrar açılıp kapanabilir.
-kızgın kumlardan serin dereye düşmektir.
-orta doğu, balkanlar yada karadeniz üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havadır.
-nba finallerinde 3-3 giden serinin son maçında maçı kazandıran son saniye basketidir stickman.
-6 faulle oyun dışında kalmaktır bazen.
-4 gb kota sınırlı internet bağlantısı gibidir.
-yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusudur.
-cebindeki tüm parayı mendil satan çocuklara dağıtmamaktır. (onur akın yapmıştır, orijinalliği kalmaz)
-aşırı makyaj yapmış bayanlardan hafif makyaj yapmalarını dilemektir. ( hatta mümkünse hiç yapmamalarını)
-kozmetik ürünlerinden tedirgin olmaktır.
-%100 saf ve doğallıktır.
-ara haber bültenlerinde stüdyodaki 37 ekran tv'leredeki görüntülere dalıp gitmektir. (bazen bu monitörlerde acayip görüntüler çıkar)
-salatayı önünden yemeyenleri öldürmek istemektir.
-monitöre dokunan parmakları kırmaktır.
-XXL'dan küçük takılmamaktır stickman.
-bol ve rahat giyinmektir.
-başkaları tarafından kendine bırakılan veya kendi kendine hatırlatmak için yazdığı notların altına cevap yazmaktır stickman. (nasıl mı?) (ahanda)

(bakın aslında "ahanda" kelimesini fotoğrafları işaret amaçlı koydum ama sürekli söyleyince sanki afrikalı futbolcu ismi gibi oluyo. ahanda, ahanda, ve ovatevis ahanda golünü atıyor)
papatyamı birazcık tebessüm ettireyim dedim :) papatyam gülsün, gülüşünü çok severim. papatyam gelsin, çok özledim.

henüz okuyamamış zavallı insanlar için => stickman nedir? ne değildir? -1-

12 Mart 2008 Çarşamba

Şu an

şu an napıyosun acaba... tam da ben bu satırları yazarken napıyosun.
acıyo mu yüreğin, sende düşününüyo musun beni?
hayalim duruyo mu yanında? konuşuyo musun?
dokunuyo musun bana?
sen tam burdasın, yanımda.
bak, nasılda bakıp tebessüm ettin bana.
kalbimin üstünde başın,
nasılda çarpıyor yüreğim duyuyomusun aşkım?
kapa gözlerini bebeğim.
kalbimin sesi ninni olsun kulaklarında...kalbimin üstünde uyu...

10 Mart 2008 Pazartesi

sen, güneş ve rüzgar

az önce çöpü dökmek için çıktım dışarı. bu nasıl güzel bi hava. aynı senin gibi papatyam. güneş parlıyor ve hafif tatlı bi esinti var. şimdi seninle el ele dolaşmak vardı şu güzel havada. rüzgardan uçuşan saçlarının arasında parmak uçlarımla ufak bi gezinti yapardım. güneş ışığı ne kadar güzel düşerdi teninin üstüne. ara ara hafiften şiddetlenirse rüzgar, için ürperirse sarılırdın bana. yorulursan boş bi bank bulup otururduk yeşil tepede. sen başını omzuma koyardın. meltemin uçuşturduğu o güzel saçların yüzüme dokunup kaçardı. güneşin tadını çıkarırdık doyasıya. sen etrafı izlerdin. ben senin etrafı izleyişini izlerdim.

hayat yine bekletir beni

evet bunu yapmayı çok sever
her zamanki gibi
hayat yine bekletir beni
geçmişte de hep yapmıştır bunu
çok farklı şeyler için belki
ama her koşulda yapmıştır
önceden beklemezdim hiç
boşversene derdim
ama şimdi beklerim
kalbimin içindeki o inanılmaz acıyla beklerim
sonsuza dek
her ne deniyosa en uzun zamana
ondan sonrasına kadar bile beklerim
lanet beyaz kıçım yerin dibinde toprak olana kadar
"kadar" sözcüğü anlamsız kalır
sakın korkma
en ufak bi şüphe bile duyma
geçmez ki sevgim, her saniye artar
bitmez ki aşkım
toprak olurum
çiçek olurum
papatya olurum
sen olurum

9 Mart 2008 Pazar

Bizim bi'arkadaş!... (4)

Bizim bi' arkadaş film kapaklarına bakarak;
-ya abi yönetmenin adını niye en büyük yazıyolar, sanki bi bok yapıyo a.q, herşey senarist ve oyunculara filan bağlı demiş. Fatih akın koşarak gelip uçan tekme atmış buna.

Bizim bi' arkadaş sevgililer gününde sevgilisine hediye almaya karar vermiş. Saatlerce dolaşmış bişi bulamamış. Sonra gitmiş kıza 20 ytl vermiş. Al git ne istiyosan al...demiş.

Bizim bi' arkadaş, bütün arkadaşlarına sürekli, denizden babam çıksa yerim abicim muhabbeti yapıyomuş. Bi gün arkadaşlarıyla deniz kenarında otururken babası çıkmış denizden. Ama yiyememiş bu babasını. Tiksinmiş. Midesi bulanmış. Kusa kusa gebermiş gitmiş.

Bizim bi' arkadaş inekler klasik müzik dinleyince daha çok süt veriyomuş haberinden etkilenip bunu test etmek için ineklere ajdar dinletmiş. İnekler pastorize süt vermeye başlamış.

Bizim bi' arkadaşın hiç bi arkadaşı yokmuş. E o halde ben bunu nasıl yazıyorum? nerden biliyorum? evet... uydurdum ben bunu.

Bizim bi'arkadaş...(3)
Bizim bi'arkadaş...(2)
Bizim bi'arkadaş...(1)

8 Mart 2008 Cumartesi

Bu blog'un olayı nedir?

Bu blogdaki yazıların bazıları anında yazılmaktadır. Bazıları ise, bi ajandası var bu stickman’in, bilgisayar açık olmadığında, açmaya üşendiğinde, açması mümkün olmadığında, bilgisayar başka kişilerin elinde olduğunda o ajandaya yazar-çizer. Sonra uzun zaman geçer aradan. Bazen pek de uzun zaman geçmez. Blogger’a girer ve ajandaya yazdıklarını buraya çeker. Yani her komedide mutlu diildir stick ama her hüzünde ölüdür. Ajanda 2004-2005 öğretim yılında üniversitenin verdiği dandik bi ajandadır. Ajandaya tersten başlanmıştır. Çünkü ön sayfalar öküz gibi reklam doludur. O sayfalar yırtılmaya üşenilmiştir. Ajandanın arasına bişeyler konulmuştur. Çok güzel şeylerdir onlar. Açılıp açılıp bakılır. Bakıp bakıp çok sevinir stick, hafif hafif tebessüm eder, bakmaya doyamaz, sonra öpücük yağmuruna tutar. Bu ajanda kitaplığın ikinci katında duran ve kullanılmayan ders kitapları ile onların üstünde duran saç kesme makinesinin arasında özenle muhafaza edilmektedir. Kullanılacağı zaman oradan alınır, kullanımı bitince itina ile aynı yerine koyulur. Buna hiç üşenilmez. Tel cildinin arasına bi adet tükenir kalem sıkıştırılmıştır. Sayfalar üstünde tükenir gider bu kalem, kalemin mürekkebi kaplar sayfaları, stickman’in kanı gibidir bu, sayfalara bulaşmış kanı. Kalem ve sayfalarla bi nevi kan kardeşi olmuştur. Az buçuk budur işte olayı…

6 Mart 2008 Perşembe

Sarı Papatya

stickman insanının bi tane sarı papatyası vardır, onu çok ama çoook sevmektedir. Arı olup ondan bal yapmak istemektedir. Sonra koklamak istemektedir onu, çünkü o çok miss gibi bi papatyadır. Sonra minik minik yemek istemektedir onu, çünkü o çok tatlı ve şeker bi papatyadır. Ama çok yaramazlık yapar papatya. Stickman onu bekler durur ama o gelmez. Stickman üzülür sonra, ağlar ağlar papatyası gelmez. Arar arar operatör abla stick’e çok terbiyesiz şeyler söyler. Nerde benim papatyam diye düşünür durur, niye gelmiyo canım papatyam diye çok pis üzülür. Gözünü kapayınca papatyası gelir yanına, stickman papatyasına sarılır ve uyuyo numarası yapar. Papatyası uyuyunca gözünü açıp sabaha kadar onu izler. Sonra stickcik yorgun düşer, uyuyakalır. Sabah, papatyası öperek uyandırır onu. Sonra akşama kadar bıdı bıdı yaparlar. Sonra stickman hafiften kafayı yemiştir. Bi tabak bişi ısıtıp yemeye çalışırken ikişer tane çatal-kaşık koyar. Ama yiyesi yoktur. Papatyası kızar stick’e…ye bakıyım! der, papatyası ona yemek yedirir. Stickman’de papatyasına yemek yedirir. Sonra papatyası bulaşığı yıkarken stickman ona yardım eder. Stickman’in kalbi çok pis ağrımaya başlar. Papatyasını çok özler stick, çok sever. Papatyası hep gelsindir, noolur gelsindir, hep yanında dursundur. İkiside çok pis mutlu olsundur. Gökten bi bardak çay ve iki pipet düşsündür, ikisi birlikte içsindir.

3 Mart 2008 Pazartesi

bi de o buğulu mavilikte yaşamak lazım seni

minik gündüz uykularımız olsun.
yağmur kokusuyla uyandığımız minik uykular...
yağmur damlalarının sesiyle arala gözlerini,
ben senin melek gibi parıldayan yüzünü izlerken...

perdeler kapalı dursun lütfen,
puslu ve yağmurlu bir hava varken dışarda, perdelerin kapalı olması lazım...
mavinin en hoş tonlarındaki o buğulu havanın odanın içinde müthiş güzel, soluk bir ışık oluşturması lazım.

bilirsin demi o mavi, buğulu, loş havayı...
odanın tüm tonlarına hakim olmuşken o hava
seni bulmam lazım yanımda
belkide perdenin hemen önünde
ışığın en mükemmel geldiği yerde...
gözlerinin parıltısına bakmam lazım orda
saatlerce...
ışığın pamuk ellerine, bebek yüzüne nasıl düştüğüne bakmam lazım...

...bi de o buğulu mavilikte görmek lazım seni
yapraktan düşen yağmur tanesi gibi
o damlanın düşüp dalgalandırdığı sular gibi berrak
topraktan çıkan o mis kokusun sen

...bi de o buğulu mavilikte hissetmek lazım tenini
pamuk teninin bebeksi dokunuşlarına varmak lazım
güzel saçlarının ipeksiliğini hissetmem lazım yanında

...bi de o buğulu mavilikte yaşamak lazım seni
doyumsuzca
...sonsuza dek

2 Mart 2008 Pazar

Kara Adam - what's up snowflake!

aamet abi sen bu kara adamı niye astın bura?
kara adam mı? ııı...çünkü çok iyi basketbol oynuyo.
ben olsam hepsi grubunun resmini koyarım.
sen zencileri mi sevmiyosun, o mu yani? ona mı taktın?
hı hı
:/ what's up snowflake...allaa allaa...
ne diyon?
yok bişey


(snowflake-(kar tanesi); zencilerin beyazları aşağılamak için kullandıkları bi söz, o kültür içinde bu anlamı taşıyo tabi (prison break'den öğrenmiştim))

not: kardeşim küçükken zencileri hasta sanıyomuş. yani zenci olmayı hastalık sanıyomuş.
bende kağıt onbin liranın arkasındaki mimar sinan'ı allah sanırdım.



1 Mart 2008 Cumartesi

stickman nedir? ne değildir? - 1 -

-bir varoluş biçimidir stickman.
-masaüstünde sağ tıklayıp yenile yapmaktır.
-sıkça sorulan sorulardır stickman.
-yere bakmadan top sektirmek, adama bakmadan pas vermek, önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakmadan karşıya geçmektir.
-aklına bişey gelince bi kenara yazmaktır stickman, söz uçar-yazı silinebilir. o yüzden tükenmezle yazmaktır stickman, kağıdın yırtılabilme ihtimaline bi çare bulamamaktır.
-sizi yendik, size koyduk muhabbetinden nefret etmektir, bundan hoşlananlara içinden küfür etmektir stickman.
-elektrikli süpürgenin sesinden nefret etmektir.
-elektronik eşyalarla aranın bozuk olmasıdır.
-kaan kural ile kanka olmak istemektir.
-Çin'de nufus sayım memuru olmaktan korkmaktır stickman.
-hiç bir araba geçmese bile yoldan, kendini kötü ve enayi hissetme hissine rağmen yayalara yeşil yanana kadar beklemektir.
-fileden çıkan ciiiuuuuff sesidir stickman.
-şebnem ferah'dan nefret edebilmektir. ( kardeşi yüzünden )
-kral tv'nin ilk yıllarını garip bi şekilde özlemektir.
-eski pop şarkılarının kliplerini izlemekten ilginç bi haz almaktır.
-sınıfta en arka sıraya oturmaktır.
-az yağan yağmurun altında şemsiye açmaktan utanmaktır.
-1. kanalı açınca trt1 çıkmamasından ürkmektir.
-koskoca filmdeki tek sevişme sahnesinde odaya ebeveynin girmesidir stickman.
-ard arda espri bombardımanı yaparak kurbanının kıvranışını izlemekten zevk almaktır.
-çok yemek yiyenlerden inceden nefret etmektir.
-kısa süreli hafıza kayıplarıdır.
-şanssızlığın en uç örneklerindendir.
-bu postun son maddesidir stickman.
-önümüzdeki post'a bakarızdır.