30 Nisan 2008 Çarşamba

play again

herşey hep aynı biliyosunuz demi? hayatın ne kadar boktan olduğunu biliyomusunuz? ya bilmiyosunuz, ki keşke bende bilmeseydim...yada biliyosunuz a.q-hepiniz cin gibi adamlar değil misiniz? götünüz kalkmasın hemen. tamam cinsiniz. ama bu bokluk karşısında susmaktan başka bişey yapamıyacağımızı, hiç bişeyi değiştiremeyeceğimizi çoooktaan anlayıp akışına bıraktınız herşeyi. uzun cümleler kurdum. pek hoşlandığımı söyleyemem. ama malesef hayat tekrar eder lan kendini. koduğumun hayatı. belki farkında değilsiniz ama sürekli aynı şeyleri yapıyoruz, sürekli aynı muhabbetler. hayatımız sürekli aynı şeyler etrafında dönüp duruyor. şunları bile kimbilir kaç defa söyledik. belki de zihnimiz bize bunu belli etmemek için salgılıyo bişiler ama salgısına sokarım onun.

o kadar sıkıldım ki, dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz. biraz uzaklaşıp biraz yakınlaşıp hep aynı şeyleri yaşıyoruz. imajlar farklı, kalıplar farklı belki ama herşey her yerde aynı, dünyanın bi ucundaki de aynı diğer ucundaki de. a.q-siktiğimin dünyası. al işte bu yazı da aynı mesela. kimbilir dünyada daha önce kaç milyon insan buna benzer şeyler yazmıştır, söylemiştir veya düşünmüştür. ve bundan sonra da, ne kadar bundan sonra olursa artık, yine yapılacaktır eminim.

mesela "günaydın" der insanlar. gerçi ben pek demem. konuşmam lan ben pek. çünkü aynı saçma şeyler hep. annem bana günaydın der. hayatın boktanlığından beni uzaklaştırmak için gülümseyerek, böyle biraz enerjik ve neşeli söyler hatta. sarılıp öper bile ama ben ses çıkarmam, pek bişey yapmam, bakarım öyle mal mal. gün, aydın filan değil. herşey kapkaranlık. içim çoktan ölmüştü zaten benim. nefes alan ceset demiştim daha önce, yürüyen bi ceset. bomboş. koca bi boşluk herşey, anlamsız, saçma. nasıl aynı şekilde karşılık veriyim. nerden alıyım ki o gücü. yokki, bi hayali mi yaşıyorum acaba ben. bi hayali mi yaşadığımı sanıyorum. neden olmuyo, neden gelmiyo. nedensiz olmayışlar çok acıtıyo yüreğimi, dayanamıyorum. gerçek bu anne. hayat bombok. umudum kaybolmaz içimde ama sanırım sonuna kadar da bu şekilde devam edicek. belki bu nedensiz olmayışları da arıyacam bi gün. kavuşmasız bekleyişleri, cevapsız konuşmaları arıyacam ağlayarak. belki arıyacam bu günaydınları. çünkü bir gün uyandığımda sen de olmayacaksın. babam da olmayacak. o da pek konuşmaz zaten. sevgisini de belli edemez öyle senin gibi anne. nbr babo filan der arada, babasız büyüyen bi baba. ve kardeşimde olmayacak bi gün. bu arada bunlar en iyi ihtimaller. hepinizin benden önce ölmenizi istiyorum. hiç birinizden önce ölmek istemiyorum. bunu görmenizi istemiyorum. ölün. hatta en kısa zamanda. bi geberin gidin a.q - şöyle sağlam bi trafik kazası fena olmaz. kısa ve acısız. anında uçun gidin üçünüz birden. yada hepimiz birden. nasıl olduğu önemli değil. tüm insanlar bir anda. patlatalım bi atom bombası, dünyayı tamamen yok edicek güçte. ne biliyim işte bi şekilde olsun, hep başa sarıp durmasın, yeniden oynayıp durmasın herşey ve yok olalım artık.

hayat aslında güzel, herşeye rağmen yaşamaya değer gibi cümlelerle hiç oyalamayalım birbirimizi. öyle olmadığını biliyoruz. her geçen gün daha da boktanlaşıyo ve ne kadar gün geçerse daha da boktan olcak. daha fazla zorlamayın ve ölün a.q - hep bi önceki günü unutuyosunuz. yarın hep bugünü unutuyosunuz. unutmayın artık. herkes ölsün. yok olsun. yok bile yok olsun.

29 Nisan 2008 Salı

isimsiz arkadaşlar (etkisiz elemanlar)

ismini bilmediğim arkadaşlar var. arkadaş da değil aslında. tanıdık desem o hiç değil. kim lan bu insanlar? isimsiz elemanlar desem olabilir aslında. evet, isimsiz elemanlar tam oturdu. tıpkı matematikdeki etkisiz elemanlar gibi. pek bi fonksiyonu yok bunların. bazılarıyla yolda karşılaşıyoruz. yolunu değiştireni de gördüm ve takdir ettim ama 40 yıllık dostunu görmüş gibi seviniyo bu eleman. ben sadece başımı hızlı bi hareketle eğip kaldırıp yoluma devam etmek isterken bir anda karşısında buluyorum kendimi. elimi sıkıyo, öpmesin diye kendimi geriye çekmeye çalışıyorum ama ne mümkün. neyse ki hızlı bi hareketle kafa tokuşturmaya çeviriyorum olayı. siyasi simgeler vurgular gözüküyorum, yanlış anlaşılıyorum belki ama olsun. öpüşme adı altında yapılan o tuhaf şeyden iyidir a.q

adını sanını bilmediğim bu herif bana nasıl olduğumu soruyor. son ana kadar görmemiş gibi yapmaya çalışmıştım ama yakalandık bi kere
-abi naber ya?
şimdi şöyle adın her neyse;
(bok gibiyim, ama çok da güzel bi yandan. iğne deliğinden nefes alır gibi. aldığın havanın tadı daha bi hoş sanki, daha bi kıymetli artık nefes almak. boşluktayım oolum. yani seviyorum lan ben bu çok güzel. ama bu durum, bu boşluk, ebem sikiliyo, her an ölüm a.q. Şu an zor yürüdüğümün farkında mısın, dikkat edersen dizlerim kırlıyo gibi sanki, böyle hiç bi engel yokken nası koyuyo biliyomusun?) bunlar değil tabi cevap. bunları söyleyeceğim kimse yok, olmasında zaten. ben bi tek kişiyle konuşmak isterken diğerleri niye.
söylenecek cevap yormamalı beni, nedir bunun en kısa hali, şöyledir;
-iyi, sen? (niye sen dedim ki?)
-iyidir ya işte, bende şöyle şöyle yaptım da böyle böyle yaptım. ora gittim, bura geldim, sıçtım filan işte, kakamı yaptım. bi de sabahleyin
ossurdum.

çok güzel be, senin adına çok sevinebilirdim şu an ama adını bilmiyorum.


-stada gelmiyosun ya, göremiyoruz seni?
(staddan kastedilen: Konya Atatürk Spor Sitesi girişinden 10-15 metre sonra hemen sağdaki tel örgüler içindeki 3 adet açık hava basketbol sahası, artık gidilmeyen, uğranmak bile istenmeyen kafes...tıpkı hiçbiyer gibi)


gelmeyince göremiyosunuz? off lan çok ilginç. off...bunun çok uzun bi açıklamasını yapmak isterdim belki ama hakkaten seninle konuşcak durumda değilim. kimseyle konuşacak durumda değilim, sadece onun sesini duymak isterken ben, susmalı herkes. onu duyup, ona anlatmalıyım herşeyi. stad mtad nedir, eskiden kendimi en özgür hissettiğim yer, yükselip uçtuğum, aranızdan ayrıldığım tek yer, boğuyo artık beni o kafes. oraya gelince beynim uyuşuyor artık.

-yaa öyle oldu...
-neyse abi, acelem var, ben kaçıyım, kendine iyi bak.

ulan ben durdurdum sanki seni. acelen varsa defol git, ne duruyon. yıllar önce adam yokluğundan iki maç yaptık diye ne bu samimiyet. stad arkadaşları katagorisine girecek yeterlilikte bile değilsin.
stad arkadaşları yada stad elemanları... yakında ...pek

28 Nisan 2008 Pazartesi

karmaşık

nasıl bi dünyaymış bu böyle, elini uzattıkça kaçan dünya...
bekledikçe gelmeyen sen...ben beklemelere mahkum adam.
bekledim ve yine gelmeyen oldun sen
ne söyleyeceğimi bilemiyorum, o kadar garip ki.
yani nedir bu? yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaştığım nedir?
nedir bu olmayan? bu kadar severken nedir engel?
neden bu kadar zor? nedensiz zorluk daha zor. sonu nedir?
orda çarpan bi yürek, boş bi odada, bi başına
kulağımı üstüne koyup nasıl çarptığını dinlesem
ama bilmiyorum nerde. neyin içinde ne yapar,
beklemekten çıldırırken burda, nasıl bakar gözleri...

bu sıcakta üşümek titreyerek. tutamadığım damlalar süzülürken yanaklarımda, yüzümde donan gözyaşları. göğsüme bıçaklar soksunlar. hiç acı hissetmem. patlamak üzere o. paramparça olmuş içerde. dışarı patlamak ister göğüs kafesini parçalayarak. akmasın diye o damlalar, aldığın en derin nefesi al en hızlı şekilde. sık çeneni, dişlerin gıcırdayarak kırılsın parçalansın. geldiği yere dönsün o yaşlar, içeriye, yüreğinin taa içine. kapat gözlerini, ellerinle sık başını sımsıkı, yok ol kendi içinde. kendi içinde kaybol.

27 Nisan 2008 Pazar

stickman nedir? ne değildir? - 3 -

gülmeni istiyorum. duyabilmeyi de isterdim. gülümsemeni görüp, duyabilmeyi. yanında olup beraber gülmeyi isterim. keşke beraber gülebilsek ama niye gülemiyoruz minik civciv. neden beraber gülebilmek varken ayrı ayrı ağlıyoruz. gülsek ya beraber, nolur sanki. ağlama sakın, ıslanmasın güzel yüzün. sen gül lütfen. belki duyarım ben.

nedir ya bu stickman? allah kahretsindir bu stickman'i. kaş yapmaya çalışırken göz çıkartıcı şerefsiz. bi bok değildir aslında bu stick.

-dolmuşta arkadan iki kişi filan uzatır mısındır.
-bir kültür sentezi olabilir mi acaba bu stick?
-sobayı ilk deneyişte yakabilmektir.
-burundan pek nefes alamamaktır.
-kasa kapanmadan monitörü kapatamamaktır.
-bi ajandayı asla amacına uygun kullanmamaktır.
-1,95'lik 100 kiloluk adamla kavga etmeye çekinmemek, herife korku vermektir. (üstüme yürüseydi topu bütün gücümle suratına atıp kaçıcaktım, yer lan o herif beni)
-ortadaki kuyunun yanından geçmeyip üstünden atlamaktır.
-tramvayın tıka basa dolu olmasına rağmen kimsenin oturmadığı tekli bir koltuktur stickman.
-keneften sıçrayıp kıçına değen boklu su damlasıdır bazen.
-alakası olmayan konserlerde en ön sırada en mal ve en sap haliyle tek başına takılmaktır.
-murat kosova'yı all star haftasonunda duyamayınca, Kosova'nın bağımsızlık gününe gitti sanmaktır.
-45 dakikalık zafer-kampüs tramvay hattından emekli olmak için belediyeye başvurmaktır.
-sosyal mesaj kaygısı gütmemektir.
-bebelere balondur stickman.
-mahalle maçlarında kaleci ve defans arasında kaybolmaktır.
-inşaattan kum yığınına atlamaktır.
-başlı başına bir g noktasıdır stick.
-evrı vey det ay ken parçasında güreş tutmaktır.
-bir bugs bunny, bir karavana sam'dir.
-zencilere çok pis yakışan beyaz tişörtün kendine de aynı şekilde yakıştığını zannetmektir.
-uçurtmasının ipini kesen elemanı yere yatırıp dakikalarca yumruklamaktır (hak etmişti ama)
-sakatlanmış bacakla insan omuzlamak, c-walk yapmaya çekinmemektir.
-ossuruk gücüyle smaç basmayı denemektir.
-iş işten geçmişken bittiği anlaşılan tuvalet kağıdının karton rulosudur.
-XXXXXL sweatin içinde tek kişi yaşamaktır. ikimiz rahat rahat yaşabiliriz bu sweatin içinde papişim :)

-sınavlarla alakası olmadığı halde her güncel sınavdan bi şekilde etkilenmeyi başarabilmektir.
-koşarken ossurabilmektir. (pırt..aha!..hızlandım lan bi an)
-hayvan gibi elma yemektir ama sert elma
-ilkokulda tüm okula hiç and okutmamaktır.
-oğuz haksever gibi fotoğraf yorumlamaktır.
-ekmeğin arasında taze fasülye yemeği ve domates koyup yemektir.
-yabancı dizi, film ve hiphop kültüründen öğrendiği bi kaç kelimeyi ortaokuldan kalma ingilizce bilgisine ekleyip bi ahenk oluşturarak, farklı durum ve koşullarda kendini hava sokmaya çalışmaktır.
-winampta artist track diye çıkan, ismi yazmayan şarkı ve şarkıcılara uyuz olmaktır.
-arkadaşından bi kaç günlüğüne ödünç aldığı telefonla hem kendinin hem blogunun arkalı önlü, altlı üstlü fotoğrafını çekmektir.
-tramvayda tekli koltuğa oturmaktan çekinmektir.
-bir üçgenin dış açıları toplamıdır stickman.
-tatlı, minik bi tebessümdür belki uzaklarda bir yerde :)

odam

şu bir iki adımlık hareket alanı olan küçücük odada neler yaşıyorum be. bu odada aşık oldum mesela sana. bu eve ilk girdiğim zaman şöyle uzunca bakmıştım bu odaya. kim bilir neler yaşanıcak burda diye düşünmüştüm. ama hiç böyle şeyler gelmezdi aklıma. ilk bu odada geçtim kendimden. o demirlerin ardından dışarıya, çok uzaklara öyle bakacağım aklımın ucundan geçmezdi. ilk bu odada bu denli yaklaştım yok olmaya. ilk bu odada sevdim. bu oda ve içindekiler şahit herşeye. duvarlar. herşey. ilk bu odada duymuştum mesela sesini. sıcacık. ne olurdu ki hiç susmasan. hep duysam seni. ne olur ki gelsen. hiç gitmesen bi daha. senin odan nasıldır acaba. nasıl oturup bakarsın ordan. nasıl izlersin etrafı. perdeyi aralayıp, gözlerim demirlerin ardından uzaklarda seni ararken sen nasıl bakarsın, ne düşünürsün en uzak bulutların altında. neler yaşarsın orda. keşke anlatsan bana. yada bu odada olsan. bi dakika bile olsa baksam sana. tebessümünü görsem. hep hayal ettiğimiz o fotoğrafı çekinsek başlarımız yanyana. sarılarak uyusak biraz tek kişilik yatakta. hep hayalinin olduğu yerde dursan. görebilsem seni. gözyaşlarımın aktığı yerde olsa gözlerin, öpsem, gülsem sana. hep hissetsem tenini, hep dokunsan bana. hiç bırakmasan elimi. daha çok öpsem. hiç gitme, hep yanımda ol...

bekleyiş

saatlerce oturup beklemek. çünkü elinden başka bişey gelmemek. içindeki o tarif edilemez duygularla beklemek. tarif edilemez duygular karşımı. ama beklemek. bulunduğun alana sabitlenerek. sabitliğin içinde kopan fırtınayla birlikte. hiç gözünü kırpmadan bakıp beklemek. ufak ışıklarla gelen, titreten heycanlar. bir kalp masajı, bir hayat öpücüğü gibi bu heycanı yaşamak. saatlerce, günlerce, aylarca bir ömür. sonsuzaluğa. gelmenin umuduyla nefes alıp verirken burda, nasıl bırakabilirim ki bunu. varmıdır anlatmak istediğimi bünyesinde barındıran kalıplaşmış bir zaman. herneyse o zaman. başına veya sonuna "kadar" sözcüğü gelmemeli. sınırsız. sınırsız beklemelere mahkum etme bizi. dolma vaktidir bu beklemenin ve sonunda gelen mutluluğu yaşama vaktidir, birlikte sonsuzluğa, mutlu olmaktan korkmadan.

26 Nisan 2008 Cumartesi

Fuzuli

"...söylesem tesiri yok, sussam gönül râzı değil..."

Fuzuli

18 Nisan 2008 Cuma

gitme



toprağa son damla

neden gecikti ki bu kadar...
acaba beklemelere mahkum adamı bekletmemenin ayıp kaçacağı düşüncesi onunda mı dini oldu?
belki biraz rüşvet he! ne dersin zenci?
yada teşvik primi...
nasıl tahrik edebilirim ki seni?
biraz kan kokusuyla daha cazip olur muyum acaba
herkesin korktuğunu, herkesin kaçtığını istiyorum senden
hadi ama o kadar zor olmamalı
sen kimleri alıp götürmüş bi karanlıksın
bana mı yetmicek gücün
tüm acizliğimle bekliyorum seni
senin için kolay bi iş olmalıyım
bak belki bugünün siftahı olur, bereket getiririm sana
mümkümse kendimde değilken,
uykunun derinliklerinde onu yaşıyorken olmasın
nasıl olacağını hissetmek istiyorum
hemde en ince ayrıntısına kadar
artık nasıl hareket etmicek bu beden
nasıl başlıcak yok oluş
o anı, son anı...seni yaşamak istiyorum. ne garip demi?
hem belki biraz laflarız seninle
-sizinde işiniz zor be abi...derim ben sana
güler misin bilmem ama ben gülerim belki
onun o tatlı tebessümüne son bi karşılık olur belki yüzümde
yada son damlayı da bırakırım o anda
şanslıysam düşer toprağa
ve bir çiçek açar orda
cıvıl cıvıl sarı bir çiçek...
ve kimbilir belki insanlar papatya der ona...

flashback


inanmak istemeyiş anlarında karşıma çıkan tanımlamalar ile kafada çakan flashbacklerin birebir oturması... her belirtinin, kelimelerin, cümlelerin, davranışların tak diye, anında derinden çıkıp gelmesi... olsunlar. korkular... olsunlar. işte aşk. herşeyinle benim ol, herşeyinle...

17 Nisan 2008 Perşembe

yaşadığın şehir

şafak söküyordu, hiç görmediğim yerlerdeki uzaklara baktım soğuk camın ardından. sonra sana bakıyordum elimdeki fotoğrafından. çok az kalmıştı bu gülümsemeye kavuşmaya. çok az kalmıştı elini tutmaya ve çok az kalmıştı sımsıkı sarılmamıza. çok az kalmıştı yanında olmaya. beyaz örtü kaplamıştı heryeri. gün doğdukça tipi geçti, ilerledikçe beyaz örtü yavaş yavaş kayboldu. sürekli ileri bakıyordum. ilerdeki yollara bakıyordum. kenardaki dağlara bakıyordum. sende bakmıştın demi bu dağlara.

uzaktan geldim, yaklaştım. yaklaştıkça belirdi şehir. işte yaşadığın şehir. işte orada bi yerdesin. ne yapıyosun acaba. koskoca şehre bakarken yavaş yavaş yaklaşmak sana. her yanda senin izini bulmaya çalışmak. zor bi yoldu ve alışık değildim ben yolculuklara. ama öyle bi umutduki içimdeki, öyle bi sevgiydi ki, öyle hayaller kurmuştum ki. gülümsemeni düşündüm hep. evet, içindeydim şehrin. işte senin gördüklerin. senin gördüklerine bakıyordum, gerçekten heyecan verici. işte senin yürüdüğün sokaklar, senin bastığın taşlar. kafamda canlandırıyorum buralara nasıl baktığını, şu yollarda nasıl yürüdüğünü. çok yakındım sana. hiç olmadığımdan ve belkide bi daha olamayacağımdan daha yakın. gözlerim seni arayarak yürüdüm yollarda. hemen ulaşmak ve seni beklemeye başlamak istedim. bi şekilde ulaştım sana. işte burdaydım. seni beklemeye başlamak istedim hemen ama sen git dedin. hayır dedin. ben bekledim ama sen gelmedin.

16 Nisan 2008 Çarşamba

hayal kırıklıklarının ötesi

ben sadece seni ne kadar çok sevdiğimi göstermeye çalışmıştım. bunu yapabilecek pek imkanım ve fazla seçeneğim yoktu. başka nasıl yapabilirdim ki. sen benimle konuşmazken, bana uzakken ve benden hep kaçıyorken başka nasıl yapabilirdim. ben seni korkutmak istemedim. ben seni çok sevdim ve her an daha da çok seviyorum. seni sevmek çok güzel. Ben sadece duygularımı, yaşadıklarımı, hislerimi anlatmak istedim. Senden de bunu yapmanı istedim. Bunları yapmak zayıflık değildir. Bunları yapmak korkulacak bişey değildir. nolurdu ki konuşsan, anlatsan. ne olurdu :/ ne olurdu ki hep yanımda olsan, ne engel vardı ki? korkup kaçacak ne var? Herşey çok güzel olabilecekken bütün bunlar niye? önümüzde çok güzel bi hayat dururken bunu seçmek niye? neler hayal ettik biz? neler hayal ederken neler oldu... Şu olanlara bi bak, hiç bi engel yokken ve yaşanacak o güzel hayat varken şu olanlara bi bak. Hayal kırıklığı bile değil bu. daha kötü bişey. ölümden farkı ne. olan onca şeye rağmen, hiçbişeyin yolunda gitmemesine rağmen, bütün o başımıza gelenlere rağmen seni sevmek çok güzel. ve lütfen senden nefret etmem için yorma kendini, beni kendinden uzaklaştırmaya çalışma. bunun asla olamayacağını sende biliyosun. biliyosun, benim bu yönümü farketmek istemiyosun belki. ben sana bağlandım ve birşeylere bağlanmak zayıflık değildir, hele sana bağlanmak. seni sevdim ben ve sevdiğimi bırakamam. sen istemesende, sen olmasanda hep kalbimde olacaksın. ve asla unutursun deme bana, sen bişeyleri unutmuş olabilirsin ama bu benim seni unutacağım anlamına gelmez.gerçekten unutmam, unutmakta istemiyorum zaten, ne kadar acı versede bu, unutmak istemiyorum ve asla unutmucam. geçicek bi gün, görüceksin geçicek ve biticek deme bana. benim üzerime yapılan bu tarz genellemeler hep yanıltır. "ben böyle şöyle oldum sonra unuttum" bu bende olmaz, böyle şeyler beni bağlamaz, üzerimde etkisi olmaz. ben kendimi biliyorum.

15 Nisan 2008 Salı

prospektüs

| bu | bir | blog | kaydıdır... |

| kayıt | altına | alınan | ufak | ayrıntılar... |

net 126 post (an itibari ile)

(formül) içindekiler: %100 gerçek ve doğal stickman aroması, doğala özdeş ve doğal potansiyel gangsta, stickgatör, stickaşk 23, %100 gerçek ve doğal papatya özü, papatya toprağı, asitliği düzenleyici gözyaşları, papatya güldürmeye özdeş espriler, gerçekten hissedilenler ve yaşananlar ( %100 ), yüz kaslarını çalıştırmaya yönelik kahkahalar, gözyaşı torbalarını boşaltmaya yönelik dramlar, rahatlamaya yönelik iç çığlıklar, stickman altı suyu tozu, hayatın ve olayların stick hali, özeleştiri, kendini sorgulama, sodyumbistick, sticksulfaloz, doğala özdeş sticknoid schizophstick, stikmanoksit, renklendirici ve renk alıcı pixel tabanlı program dataları, kar/tipi/yağmur/güneş/rüzgar, olay - durum - kişi ve ayrıntı tesbitleri, aksiyon, macera, trajedi, komedi, dram, psikolojik gerilim, sportif aksiyon, dramatik romantik, antipatik egzampirik, aletli jimlastik, endoplazmikyürüyakulum. [gb-n 38 _ db-n 38] obat\45 [solmaz_o-on-36] 28-29:01:08

Enerji ve Besin öğeleri (her bir post için)
ölçüm girilmedi.
[ölçmesi ve her bir post için oranlaması çok zor]


SOĞUK - ILIK - SICAK OKUYUNUZ. çocukların erişemeyeceği yerlerde muhafaza ediniz. güneş ışığı ve nemden korumanıza luzum yoktur. kullanım şekli ve dozu pek belli değildir. aşırı tüketimi, daha da aşırı tüketmek istemeye ve stickmanloloji etkiye neden olabilir. G noktanızdan uzak tutunuz. doz aşım oranları hakkında stickman'den bilgi alınabilir. az önceki etkiler veya beklenmeyen bi etki göründüğünde stickman'e başvurunuz.

son okuma tarihi son post tarihinden itibaren google sunucularının yok oluşuna kadardır. son post tarihi son post başlığının üstündedir.

ruhsat sahibi, üretici : stickman Konya\Türkiye
Türkiye blog bakanlığının herhangi bir izni olmadan stickman'in çılgın beyninde üretilmiştir. Türk blog kodeksine uygun olup olmadığı tartışmaya açıktır fakat kimsenin şu kadarcık bile umrunda değildir.

| bu | bir | blog | kaydıdır... |

| kayıt | altına | alınan | ufak | ayrıntılar... |

14 Nisan 2008 Pazartesi

keşke - pişman

benimle konuşmuyosun, anlatmıyosun bana ama ben senin tüm yaşadıklarını bilmek istiyorum. neler hissettiğini söylemeni istiyorum, duygularını göstermeni istiyorum, hep seni dinlemek istiyorum.

konuşmadığım, anlatmadığım, sormadığım zamanlara lanet ediyorum bazen. herşeyi yanına saklayışıma pişman oluyorum bazen. soracağım söyleyeceğim herşeyi yanına saklamam. bu aptal kafayı duvarlara vurmak istiyorum. keşke diyorum. o nefret ettiğim kelimeyi kullanıyorum. hiç bi halta yaramayan o kelimeyi. keşke karşımdayken, seni görebiliyorken, bana soruyorken, bana gülümsüyorken, beni dinliyorken yanına ertelemeseydim hiçbişeyi. herşeyi anlatsaydım. keşke çekip gitmelerle, susmalarla, ertelenmelerle bölünmeseydi o anlar. keşke tadını çıkarabilseydim varlığının, her anı yaşayabilseydim seninle. sorsaydım, sorsaydın, kaçmasaydın, konuşsaydın, dinleseydim.

şu an kollarımda uzanmış olsan, konuşsan o yürek titreten sesinle, hep gözlerime baksan, sıcaklığını hissetsem, anlatsam sana.

13 Nisan 2008 Pazar

YOL

çok farklı uyandı o sabah. çok farklı düşündü. gerçek sevgiydi onun hissettiği, herşeyden daha gerçek. hiç olmayan bi enerji vardı içinde, ondan aldığı sevgiyle oluşan enerji. hiç bişeyi istemedi bugüne kadar onun yanında olmayı istediği kadar. hiç bişey için bunun %1 kadar bile gayret göstermedi. hiç bişey için bu kadar emek vermedi. uzun zamandır yağmayan karın yarım saatte yağmasına ve hiç durmadan devam etmesine aldırmadı. içindeki o müthiş hisle hiç hazırlanmadığı şekilde hazırlandı. hiç hazırlamadığı şeyleri hazırladı. hiç yapmadığı şeyleri yaptı. sokak lambalarının ışığından şiddetlenen tipiye baktı. her saniye daha da şiddetlenip büyüyen kar tanelerine gülümsedi. alayınız gelsin...

herşey tamamdı. hava karardı. kısa bi vedadan sonra kapşonunu başına geçirdi ve çıktı yola. ardında ayak izlerini bırakarak yürüdü. sımsıkı tuttuğu ağırlıklarla. dengesizdi ağırlıklar. onun için sıksık durup el değiştirdi. kar kaplı yola değmemesi için ağırlıklar, yine cin bi yöntem geliştirmişti bile. eze eze yürüdü beyaz örtüyü. düşen milyonlarcasına aldırmadan, tipiye aldırmadan yürüdü. bir gün bu karlar altında beraber kolkola yürümeyi isteyerek, düşünerek yürüdü sokak lambalarının loş ışıklarının aydınlatmaya çalıştığı ıssız sokaklarda. yıllardır hergün geçtiği yerler daha farklı görünüyordu sanki. belki de o yollarda hiç bu şekilde bu amaçla yürüyeceğini düşünmemişti. aklının ucundan bile geçmemişti bu. çıkan onlarca aksiliğe aldırmadan, bi şekilde hallederek yürüdü. soğuktu. çok soğuktu. bekleyişlere mahkum adamı bekletmemek olmazdı. olmadı tabi. sabırla bekledi kalabalığın içinde. her zamankinden daha da kalabalıktı kalabalık. geç kalan vakit gelmişti. şiddetini biraz azaltmak bi yana dursun kat kat artıran tipiyi delerek ulaştı o koltuğa. o koltukta geçen her saniye biraz daha yaklaşacaktı ona. yerleşti ve söndü ışıklar.

hareket başladı. bir zamanlar hergün okula gittiği yolu izledi. hergün izlediği yolda gidiyordu şimdi. yeşil sahanın önünden geçerken orada yaşadıkları geldi bir an aklına, okula baktı. okulun içindeyken şu an gittiği yola baktığını hatırladı. belkide gideceğini hiç tahmin etmediği yoldaydı şu an. gökteki karanlığı, yerdeki aydınlığı ve ikisi arasındaki tipiyi bir ok gibi yararak gitti. aşkı için, korkusuzca...

12 Nisan 2008 Cumartesi

yok oluşun

konuşamasamda seninle, göremesemde, dokunamasamda burda olduğunu bilmek bile huzur vericiydi. her gün biraz daha kaçtın benden. her gün biraz daha uzaklaştın. her gün biraz daha imkansızlaştın ve yok oldun. şu an nerdesin, napıyosun hiç bişey bilmiyorum ve bu delirtiyo beni, hasta ediyo. kalbimi durduruyo. seninle birlikte beni de yok ediyo. eriyip yok oluyorum her saniye.

belki de dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak istiyosun bana. tıpkı bir geminin denizde giderek kabolduğu gibi. önce tam ve nettin. sonra yavaş yavaş uzaklaşmaya başladın, yavaş yavaş kayboldun ve en sonunda göremez oldum seni. lütfen dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtla bana ki aynı şekilde geri dönesin.

ne güzel olurdu arkamdan gelsen, ellerinle gözlerimi kapasan ve sorsan;
-ben kimim?
-sen nefes alışımsın, ışığımsın, aşkımsın...
şimdi ellerini tutarak arkama dönüp,
öpeceğim kadınsın...




11 Nisan 2008 Cuma

çıldırış

napıyosun şu an. napıyosun... bunu bilmemek çıldırtıyo beni. nerdesin bilmiyorum. delirmek üzereyim. boğazım yırtılana kadar bağırmak istiyorum. ağır bişeyleri kaldırıp atabildiğim kadar uzağa atmak istiyorum. duvarları yumruklamak istiyorum. kafamı vura vura dağıtıp parçalamak istiyorum. yokluğun delirtiyo beni. ne yaptığını bilmemek, nerde olduğunu bilmemek canıma okuyo. mahvediyo. napıyosun şu an ya, napıyosun, nerdesin, nası bakıyosun. çıldırıyorum...

9 Nisan 2008 Çarşamba

3 Nisan 2008 Perşembe

yokluğun ve sen

ağlayarak şarkılar söylüyorum sana, senin için şarkı söylerken sana ağlıyorum. sırılsıklam gözlerim.

yokluğunla sıçrıyorum yatağımdan... sensizliğe düşecekken sıçrıyorum.
gözlerim kapanmışken yokluğunla sıçrayarak uyandım ve yattığım yatağa düştüm, yattığım yere düştüm.

her köşebaşında beni bekliyosun sanki, sokağı döndüğümde karşıma çıkmak için. bir anda belirceksin sanki bi yerden ve bakıcaksın gözlerime. bir anda önümden geçiceksin ve göz göze gelicez sanki...sımsıkı sarılıp kavuşcaz.

rüyalarımdasın...yanımdasın...öyle bi bakıyosun ki bana, ışıl ışıl yüzün, ne tatlı gülümsüyosun, ne hoş geliyo sesin, ne güzel konuşuyosun. elimi tutuyosun, tenini hissediyorum, pamuğum.

seni seviyorum