30 Haziran 2008 Pazartesi

kalbim artık ne kadar dayanıcak buna bilmiyorum. içim çırpınıyor. sözlerin tavırların yaralıyo, acıtıyo. bu kadar zor olmamalı. bu kadar imkansızlaştırılmamalı. bu kadar çaresiz bırakıp gidilmemeli bi insan. ne ruhum kaldırıyo artık ne bedenim. yoruldum. çok yoruldum. sana ulaşmaya çalışmanın çaresizliğinden yoruldum. çaresizce çırpınmaktan yoruldum. bu baskıyı kaldıramıyo artık bedenim. ama vazgeçemiyorum. söküp atamıyorum. silemiyorum. gözümün önünden alamıyorum seni. bi saniye bile çıkmıyosun aklımdan. bu kadar çaresiz bırakılmamalı bi insan. nasıl olduğunu, nerde olduğunu, ne yaptığını bilmeden çaresizce bırakılmamalı. çok yoruldum ama dayanıyorum. gücüm sensin. hayalin yok ediyo yorgunluğumu. umudun güç veriyor. aşkın güç veriyor, ayakta tutuyor beni. sevgin nefes aldırıyor.

26 Haziran 2008 Perşembe

bir bebeğin, annesinin parmağına minicik elleriyle tutunduğu gibi sımsıkı tutundum sana meleğim. bir bebeğin gülümsemesi kadar masum sevdim seni. sen benim çiçeğimsin, mis kokunu içime çekmek istediğim, doya doya koklamak istediğim. bi tanecik meleğimsin. o güzel yüzüne bakmaya doyamadığım, tebessümüne bakmaya doyamadığım, sesini duymaya doyamadığım, anlatmaya doyamadığım, koydumda saklayıp sıcaklığınla uyumak istediğim meleğimsin. her nefes alışımsın. her nefes alışımda içime sen dolarsın. her nefes alışımda sen olurum ben. yüreğimin en içindesin, en derininde. en içimde saklarım seni ben. lütfen o sıcacık yüreğine al, sakla beni.

24 Haziran 2008 Salı

çaresizlik

çaresizim. yalnızım, sensizim. elim kolum bağlı. oturduğum yere çivilenmişim sanki. hiç bişey yapamıyorum beklemekten başka. çaresizce beklemekten başka hiç bişey yapamıyorum. hiç bişey bilmeden, göremeden, haber alamadan çaresizce beklemek. çok canımı yakıyo, delirtiyo. duvarları yumruklamak istiyorum. kafam patlayıncaya kadar duvara vurmak istiyorum. dışarıya bakmaya bile korkuyorum. açık havaya temas etmek bile istemiyorum. sabretmeliyim. herşeye rağmen umutluyum ben. tüm gücümle dayanmalıyım buna. çaresizim.

evim

benim orda bi evim vardı. altı üstü iki metre hareket alanı olan bi ev. kirli camları, yanmayan kaloriferleri, yerel kanallar dışında pek net göstermeyen 37 ekran televizyonu olan bi ev. ilk başta soğukdan donduğum ama giderken yuvamdan ayrılıyormuş gibi hissettiğim bir ev. adının aksine giderken beni solduran o küçük ev. nemli ve küflü duvarları olan, o koca dağın dibinden karşıdaki dağları gören, senin bastığın toprağı, baktığın yerleri, soluduğun havayı gören bi ev. sesini duyduğum ve sana konuştuğum çok küçük ama içinde kaybolduğum bi ev. aynasından yaptıklarıma baktığım. penceresini açıp seni görmeye çalıştığım. benim sana kısa bi sürede olsa en yakın olduğum çok güzel bi evim vardı. kapısı zor açılan. ismi, dördüncü kat otuzaltı numara.

22 Haziran 2008 Pazar

aynada ki kendim

kendimi görmek için ona bakmama gerek yok, zaten kendi kendimi biliyorum ben. ama yüzünü görmek istiyorum. kendimle başbaşa, yüzyüze gelmek için bakıyorum. kendi kendime bakıyorum. gördüğüm bu adamın yok olmasını istiyorum bazen. nasıl olacaksa olsun işte. ölsün, yansın, gitsin, uzak olsun, kaybolsun. nasıl olacaksa olsun. ama aynadaki kendime yabancıyım bazen. sanki başka biri karşımda. acı çeken biri. mutsuzluk maskesi ayrılmamak için yapışmış sanki yüzüne. yasıyan yüz başka biri sanki. bense onun acıları, olamayışları. her defa yıkılan umutları. o kırılmasın, şu üzülmesinler yüzünden ertelenmişlikleri. ertelenmişliklerden yaşanılamamışlıkları. ben nasıl yaparımların acıları. kendini küçümsemelerin... acı çeken bu adam ve ona acıyan ben. kendi kendime. içimde yaşayan adam ve dışarıdan onu izleyen ben. sürekli gözleri dolu dolu olan bu adam. aylardır yanlızlığın değil, onsuzluğun dövdüğü adam. uyuşmamalı beyni. herşeyi tüm gerçekliğiyle yaşamalı, tüm zorluğuyla. ne demiştim zaten yine kendi kendime. zor değilse doğru değildi. kolay olmasından korkar zaten aynadaki bu adam. aynada yanında hayal ettiği çiçeğinin ne kadar uzakta olduğunun acı gerçeğiyle bana bakan bu adam. onun kokusundan çok uzakta. yatağının yarısının hep boş olduğu gecelerin soğuk gerçeğiyle. onsuzlukla uyumaya, onsuzlukla ona ulaşmaya çalışan bu adam. düşlerinde bile ona koşan bu adam. çaresizce, aynadan yansıyan yanındaki çiçeğinin hayaline bakar bu adam. kendi kendine aynanın karşısında yaşaran gözleriyle gözgöze gelir bu adam.

21 Haziran 2008 Cumartesi

ağladım

ağladım. ilk defa böyle ağladım. bu kadar çok. evde kimsenin olmamasının rahatlığıyla. kimse göremeyecekti. hiç bir şarkı eşlik etmedi bu ağlamaya. belki bu ağlayış başlı başına bi şarkıydı. duyduğum en hüzünlü şarkıydı bu ağlayış. en hüzünlü ve en kötü şarkı. sensizlik yanıbaşımdayken, sessizliğin içinde kaybolarak ağladım. sadece gözyaşı dökmek değildi bu ağlayış. içimdekileri bi türlü dışarı atamamaktı. atmak istemeyişti. kontrolsüzce bağırarak ağladım. istemsizce bedenimden çıkan o garip seslere şaşırarak, aldırmadan. bağırışlarıma engel olmadan ağladım. başımı ellerimin arasına sımsıkı alarak. yumruklarımı hiç sıkmadığım kadar sıkarak. bütün olanlara şaşırarak. bütün o söylediklerine ağladım. hıçkıra hıçkıra. çığlığın, bağırmanın çok ötesindeki sesleri duydum vucudumda. odaya yayıldı o sesler. sessizlik içinde duvarlarda yankılandı. yankılanmalara daha yüksek haykırışlarım karıştı. inanamadığım sesler duyarak ağladım. bir erkek ağladımı böyle mi ağlamalı? gizlice dökülen gözyaşlarının acısını çıkarırcasına. sinirden vucudumdaki bütün damarlar gerilmekten patlayacakmışcasına, bütün kanım fışkıracakmışcasına ağladım. sırılsıklam yüzüm, üstüm başım sırılsıklam oldu gözyaşlarımla. salya sümük ağladım. hiç bu kadar sıkı kapatmamıştım gözlerimi, böyle bi şiddetle sıkmamıştım başımı. gözlerim sımsıkı kapalıyken söylediklerini düşünerek ağladım. kalbimi parçalayan o sözlerini düşünerek. seni düşünerek. seni tüm güzelliğinle gözümün önüne getirerek ağladım. nerde olduğunu düşünerek, ne yaptığını düşünerek ağladım. hiç bişey bilmemenin acısıyla, çaresizliğime ağladım çaresizce. acizliğime, güçsüzlüğüme ağladım. hayatım boyunca döktüğüm gözyaşının kat kat fazlasını bi defada dökerek ağladım. bi gram bile rahatlayamadım biliyomusun. birazcık olsun rahatlayamadım. içimde birikenler bu şekilde tükenecek kadar az değil, bu şekilde tükenecek şeyler değil. her geçen saniye daha da boğan yokluğun nefes aldırmıyo artık bana. elimi tut. gözyaşlarımı sil, sonra sımsıkı sarıl bana meleğim. al beni yüreğine, kokumu çek içine. bırakıp gitme. ihtiyacım var sana. sensizlik dayanılcak bi acı değil. ağlatma beni bi tanem. sensizlik yaşanıcak bişey değil. yokluğuna bırakıp gitme beni. öldürme. sensizlikde yaşam yok. beni hayal kırıklıklarının altına gömüp gitme.

20 Haziran 2008 Cuma

en güzel katil

şimdi aynada kendine bakıcak güzel kadın. aynanın önündeki küçük oyuncaklarıyla oynayacak bi süre. ardında bıraktıklarını göremeyerek kendine bakıcak aynadan. aynadan gördüğü yüzün ruhunu görmek istemeyerek. hazırlanıcak bi adam için. çok sevdiğim bi adam var dediği adam için. bencil ruhunu tatmin etmek için bi insanın duygularıyla daha oyun oynamaya gitmek için hazırlanıcak. çırpınışlarımı duymazlıktan gelerek. çaresizliğime aldırmayarak. can çekişmelerimi umursamadan yeni cinayetinin ön hazırlıklarını yapacak. iğnesiyle yere yıktığı, ardında bıraktığı cesede aldırmadan. eline yüzüne bulaşan, kurbanının kan ve gözyaşlarını temizleyecek. tanınmamak için bişeyler yapıcak yüzüne. kılık değiştirecek. asla göremeyeceğim en güzel kılıklarına girecek. cinayet silahı şırıngasını gizlicek çantasına. kapıyı kapatıp gidecek kadın. ardında kandan çok gözyaşı döken cesedi bırakarak. her düşüncede biraz daha ölecek ceset. güzel kadının her adımında biraz daha yaklaştığını bilerek. her geçen saniye daha çok acı çekerek en yavaş ölümü yaşayacak bu ceset. ceset en yavaş ölümü yaşayarak bekleyecek olay mahallinde. çünkü en güzel katil er geç geri dönecek...

16 Haziran 2008 Pazartesi

doyumsuzum ben sana

sana doyamadan uyandım yine sensizliğe. sana doymanın imkansız olduğunu bilerek. tatlı bi doyumsuzluk. gözlerimi kapatınca geldin yine. farklıydın ama çok güzeldin her zamanki gibi. asla uyanmak istemeyecek kadar güzel. kızıldı saçlarının yarısı. kızıl... ateş gibi. güneş gibiydi diğer yarısı. okşamaya doyamadım.

öyle bi bakıyodu ki gözlerin gözlerime. sanki donuyodum karşında. gözlerin içine çekiyodu beni. bakmaya doyamadım. dudaklarının tadı hala dudaklarımda...hala hissediyorum ama doyamadım öpmeye. tenine, yumuşacık, bebek gibi tenine dokunmaya doyamadım. bu kadar mı gerçekci olur sarılmak. tüm sıcaklığınla sarıldın. koynumda uyurken yüreğinin sesini dinlemeye doyamadım. seni izlemeye, sesini dinlemeye, gülüşüne bakmaya doyamadım.

sana doyamadan uyandım yine sensizliğe. yokluğuna... sana doymanın imkansız olduğunu bilerek. tatlı bi doyumsuzluk bu. doyamam... doyumsuzum ben sana.