25 Eylül 2008 Perşembe

ortaya karışık 2

MAKARA-KULAKLIK
bazen neden kulaklıkla müzik dinlerken rahat olamıyorum. sanki telefon çalıyomuş gibi. yada kardeşim yatakta can çekişiyo da yardım için çırpınıyomuş gibi. yada telefon çalıyo. ne bu ya. hep bi tedirginlik. (kardeşim kulaklığı makaraya sarmış. hayır, makarayı nerden bulmuş? kulaklığı makaraya sarması çok normal tabi, nerden bulduğunu sorguluyorum)
Bİ GİYİM FİRMASI
ulan 40 yılda bir bişi aldım. bi giyim firması bana ufak çaplı bi kazık attı. ama geçmişlerine duyduğum saygıdan dolayı aras kargoya yaptığım gibi aşşalamıcam onları. köprüyü geçene kadar ayıyla muhattap olmam durumu. yalnız bu köprü baya uzun lan :D yani şöyle söyleyim, sırat köprüsü bu köprünün bitişinde başlıyo. anladınız mı? ne anlıcaksınız lan siz beyinsizler :p (okura hakaret etmekten çekinmeyen insan) hayvanlar!... nefret edilesi canlılarsınız siz!... (hepimiz hata yapabiliriz) (okuyucuların blogdan uzaklaşma nedeni; bkz: konu: ortaya karışık 2-2. bölüm) bu giyim firması sonra özür maili attı, bi daha ki sefere telafi etceklermiş. hadi bakalım. şaka yaptım, siz dehşet insanlarsınız, olağanüstü canlılarsınız. (illa dövdürtecekseniz söyleyin bari yüzüme vurmasınlar)

DAVUL
davul sesini gök gürlemesi sandınız mı hiç? evet ben sandım. dün gece öyle bişey oldu. işte öyle birşey.

BU NE LAN!
korsan cd'cide çalıştığım zamanlar. iki tane bayan kuaförü var ve ortasında cd'ci dükkanı. lan yemin ederim beleş çalışırım. zaten beleş çalışıyo gibi bişeydim. günde 5 ytl alıyodum. şaka şaka o zaman YTL yoktu. beş milyon alıyodum günde. yan tarafta bi kuaför ahmet abi vardı. bi gün dükkanda kurulu 5+1 ses sisteminin gücünü arkama almışım CEZA'nın rapstar albümü de o zamanlar daha yeni çıkmış, merakla dinliyorum. ahmet abi içeri girdi, şöyle bi baktı. -bu ne lan...dedi. bunları mı dinliyon dedi. hemen telefonuma sarıldım. kadıköy tayfasını çağırdım. fena dövdük biz bunu. gözüne filan vurduk.

BUGS BUNNY
bugün bi özlü söz söylemek istiyorum, ilerde belki atasözü olur.
dağ dağa küsmüş, ovalar oluşmuş, akarsular akmaz olmuş, tavşan hollwood'a göç etmiş. orda çizgi film artisti olmuş. evet! bugs bunny. artis olmak kolay değil tabi, önce parasızlıktan porno filmlerde oynamak zorunda kalmış. sonra parayı vurunca bütün filmleri toplatmış, yakmış. Bu bugs bunny Türkdür aslında. Şahin K onu örnek almıştır ama o kadar başarılı olamamıştır. Bugs, porno fimlerde oynayıp warner bross'a geçtikten sonra parayı vurunca tabi tövbe etmiş, kendini müslümanlığa adamış. fakirlere yemek filan vermiş. tabi sadece havuç verebilmiş. o, herkes sadece havuç yiyo sanıyomuş. bu sene hacca gidip hacı olacakmış Bugs. sonra da Türkiye'ye yerleşmeyi düşünüyomuş. kamuoyuna saygıyla duyurdum. (olay özlü söz ve atasözü boyutunu çoktan aştı, farkındayım)

23 Eylül 2008 Salı

ortaya karışık

SU
bir litrelik kola şişesinden soğuk su içmenin tadı başka neyde var hele bi deyiverin bana. burnumda kesif kola kokusu. içim yanmış. iç stickman iç. sevdiğinin dudakları gibi. kana kana su içmek gibiydi demi güzelim.

NBA GECELERİ
lan yemin ederim sanırım şu hayattaki tek eğlencem kaan kural-murat kosova diyaloglarını yorumlamak.

BEBEK BEZİ
bebek bezi reklamlarında niye şirinlikler kullanıyolar anlamıyom. hiç kendi bezini almak için markete giden bi bebek gördünüz mü? mmm şunu alıyım reklamı çok şirindi... yada şunu mu alsam, diğerlerine göre yüzde bilmem kaç daha emici... yok yok en iyisi şunu alıyım. çişimi bundan daha hızlı emen bi bez yok... narin popomuda korur, işer işemez emiyo nerdeyse

BİR ŞEHİR İÇİ ULAŞIM ARACI OLARAK BİSİKLET
efenim şehir içi ulaşımda genelde bisiklet kullanırım, hem benzin istemez, park sorunu yok sayılır, doğayıda kirletmiyo. ama şöyle şeyler olabilir ki, sorun değildir. mesela geçen gün bisikletle giderken gözüme sinek girdi. hızlı gidiyodum, şimşek gibi reflekslerime rağmen kaçamadım. ağzıma arı girdiğide olmuştu, tükürmüştüm hemen. bunlar filan neyse de, bazı çılgın kuşlar var. onlarla çarpışmaktan korkuyorum.

PAPATYALAR DA SIÇAR, ZAMBAKLAR DA
gülümseyen sevimli kız :) ağzımın orta yerine edeceğini nerden bilebilirim. evet kızlarda tuvalete gidip çatır çatır sıçarlar, bazen tuvalete gitmeden direkt ağzıma sıçarlar. üstelik minik ve pembe değildir bokları. bildiğin boktur. ne şirindin halbuki. o hafiften tebessümün altında, rüzgardan uçuşan sarı saçlarının dibinde neler dönüyomuş da haberim yokmuş. ne papatyalar sevmişim hiç açmamışlar, hiç sevmemişler. ne zambaklar sevmişim, hiç bulamamışım, ulaşamamışım.

24 SAAT AÇIK
sonra kapalı. hani 24 saat açık mekanlar varya. oralar ilk açılırken tedirgin oluyorum. ya sadece 24 saat açık kalıp sonra kapanırsa. böyle bişey olma ihtimali yok mudur? vardır. ne kadar kapalı kalacağınıda bilemezsin, çünkü saat vermemiştir.

22 Eylül 2008 Pazartesi

iftar daveti

ben iftar davetlerine gitmem ve gidene de maaani olurum;

siz şimdi gidersiniz iftara
yersiniz tıka basa
stickman ne eder düşündünüz mü
o laflar boy boy
sizi ...... redkit

maaani olurum mu demiştim? okurum diyecektim. okudum.

21 Eylül 2008 Pazar

DOKTOR ÇAĞIRIN!

güneş girmiyor diyorum ulan çağırsanıza. fena hastaydım bi kaç gün önce, hemen dedim ki kendi kendime; şimdi yanımda olsa bana bakardı, hemen iyileştirirdi beni. hemen bilirdi neden hasta olduğumu, beni nasıl iyileştireceğini bilirdi. aslında bi kerecik öpse bile iyileşirim ben. ne güzel olurdu. çorba filan içirirdi bana, üstümü örterdi üşümeyim diye. serum filan da bağlayabilirdi ne yapsa razıyım. boynumda tutulmuştu biraz, hafifde masaj yapardı zarif elleriyle.. neler söyledim böyle, kişisel ihtiyaçlarım için istiyomuşum gibi oldu. ama normal ya, hastalıktan çıktık. aslında tam olarak çıkabildiğimden emin değilim, bu sabah yine kendimde bazı belirtiler tesbit ettim. (tuvaletteyken, anlatmıyım şimdi) off ulan off, hastayken daha bi onsuzluk çöküyo üstüme. keşke yanımda olsaydı, semptomatik tedaviye bile razıyım. sağlık karnemin süresimi doldu ki yine? o yüzden gelmiyo olabilir mi acep. bi daha bi uzattırayım ben o süreyi. brokratik işlemler... ne macera ne macera...

16 Eylül 2008 Salı

23

başına "iyi ki" koyulan cümlelere gerek yok. zira doğumumun dünyaya hiç bi faydası olmamıştır. tam tersine zararı olmuştur. zaten eylülde doğmak nedir ki? .... doğa yavaş yavaş ölmeye başlıyor, sen doğuyosun. ne gerek var... hem boşu boşuna hava, su, elektrik, yemek filan tüketmişimdir. ayrıca ben olmasamda küresel ısınma olurdu. ben olmasamda fatih akın filmlerini çekmeye devam ederdi. yani ben olmasamda dünya şu ankinden farklı olmazdı. kobe basketlerini atmaya devam eder, sevgililer yine caddelerde el ele dolaşırlardı. ayrıca bu kadar sene dünyaya en ufak bi faydam olmadığı gibi kendime de en ufak bi kıyağım olmamıştır. lan dünyaya bi katkımız yok, bari daha fazla sömüreyim onu, çeşitli atraksiyonlara gireyim filan durumları da olmamıştır. boşu boşuna geçip gitmiştir ve gitmektedir yıllar... ziyan olmuştur ve olmaktadır her güzel gün. belki de tek iyi şey ona teğet geçmektir. az bi zaman bile olsa dinleyebilmektir onu. göremesende aynı şehrin havasını solumaktır iki gündüz bir gece. onun şehrinde onsuz üşümektir. sadece teğet geçmiş olsa bile, tek güzel şey, tek yaşanılabilir "O"dur. sadece bu yüzden bile, başında "iyi ki" olan cümleler kurulabilir. ona teğet geçmek bile güzeldir. sadece bunun için bile yaşamaya değer.

14 Eylül 2008 Pazar

1 ay

bir ay oldu be. koskoca bir ay. dile kolay. bombok bi ay. belki de bundan sonra geçecek kötü ayların başlangıcı olarak şimdiye kadar geçen en berbat ay. boşa geçen ayların içinde en yazık olan ay.

kertenkele öldürdüm!

tv izlerken halının üstündeki ufak bi hareketlenme takıldı gözüme. bi baktım. aha o ne lan öyle. minik bi kertenkele. nerden girmiş anlamak imkansız. nası çevik, nası hızlı ibne. benim gibi aşırı derecede böcek fobisi olan birinin bu manzara karşısında hemen o ortamı terketmesi gerekirken. bi anda bi güç geldi. ben koltuğun kenarındaki ufak yastığı aldım ve bi saniyelik bi düşüncenin ardından üstüne atladım hayvanın. ufak bi depar çabası olsada kurtulamadı elimden. yastığı kaldırdığımda kıvrılmış bi kertenkele cesedi duruyodu önümde. peçeteyle aldım ve biraz daha sıktım. açıp baktım hafif kan çıkmıştı ve gözleri pörtlemişti. iğrenç bi manzaraydı, şimdi bile midem bulanıyor. bu olay sizin için çok sıradan gözükebilir. ama benim gibi böcek fobisi olan bi insan için bir dönüm noktası hatta yeni bir sayfa olabilir. kertenkele öldürdüm lan ben resmen, süperim lan ben. katilim ben.

10 Eylül 2008 Çarşamba

bi fransa vardı.. nooldu ona?

ne olacak. bloklarla afallattık. alan savunmasıyla boğduk. nefis hucumlarla tokatladık. abdi ipekçinin zeminine gömdük. huzur içinde yatsınlar, ruhlarına el-fatiha. [bu tarz, nası koyduk ama! gibi yaklaşımlarından hoşlanmam, şaka bile olsa kısa sürmeli, uzatılmamalı. ciddiye almayın. sadece öylesine :)]

alan savunması karşısında bu kadar aciz kalan bi takım daha görmedim. bu savunma, bu hucum ve bu rotasyonla kim durabilir karşımızda söyle bana Kaan abi. hakkaten Kaan Kural konusunda endişelenmeye başladım. Nerelerde? Bu maçı bi de onun yorumuyla izlemek lazımdı. 12 dev adamın bugüne kadar ki izlediğim en iyi maçı diyebilirim. her yönden. tek kötü yanı kaan kural'ın olmamasıydı. bu maçtaki yorumcu abimizde gerçekten çok bilgili, iyi okuyo oyunu ama kaan kural başka be abicim.

murat kosova Lakers organizasyonu ve Turiaf konusuna girdi :) o kadar çok dinledim ki bunu, bir Lakers'lı olarak sanki Turiaf'ın kalp ameliyatını kendim yapmışım gibi hissediyorum.

günaydın

günaydın mı? gözünün içine baka baka söylenen bi yalan. nesi aydın? Duygu Aydın puhahah.. illa danışmanıma bi gönderme yapıcam. off nerden geldi aklıma? o tertemiz yürekli insanla bırak konuşmayı, odasına girecek yüzüm kalmadı. sınırların ötesinde berbat bi öğrenciyim. ders konusu olurum ben. ne öğrencisi be! öğrencimiyim ki ben, aslında hangimiz öğrenci değiliz ki :p bi gün mezun olmayacaz mı, mezuniyet töreni olcak, omuzlarda taşıncaz :) (bu arada Türkiye'de açık öğretim-işletme okumayan insanlar var mı hakkaten merak ediyorum, varsa söyleyin lan.) allahım nası bi ülkede yaşıyorum. herkesin birbirini neden işlettiği belli. aslında herkes kuralına göre oynuyo. herkes cin bi tek ben aptalım ve sanırım ben kahraman olmaya çalışıyorum :) bekleyim biraz daha, madalya bile verirler. bende kuralına göre oynayım diyecem ama ben buna başlasam hemen kurallar değişir)

günaydın?...? insanlığın bulduğu şu tuhaf kelimeler canımı sıkıyo.
(ve duygu hoca adam tutup beni dövdürecek gibi bi his var içimde)

8 Eylül 2008 Pazartesi

üşümeyi özlemek

ben bile sıcaktan şikayet edebilecek duruma gelmişsem, dünyada garip şeyler oluyor demektir ki zaten bariz bi şekilde olmaktadır bu.

ben üşümeyi özledim be. mont ve bere giymeyi özledim. kalın sweatlerimi giymeyi özledim. botlarımla karları gıcırdatıp üstüme kar yağmasını özledim. kış güneşinide özledim. hani soğuktur ya hava, ama güneşlidir de. çok güzel bi tonu vardır o güneşin renginin. yürürsün o güneşte, soluk alıp verirken beyaz dumanlar çıkar ağzından. ellerin üşür montun cebine koymazsın, bırak üşüsün. gözlerini kısıp güneşe bakarsın, gözünü kamaştırır ama güzeldir o güneş. arada hafiften soğuk rüzgarda eserse ne tatlıdır be. yüzünü kurutur o soğuk rüzgar ama güzeldir. üşümeyi özledim be. hatta soğuktan titreyerek geçirdiğim bir gün ve geceyi, o zaman ki gibi üşümeyi özledim.

konya ayazı, önce yüzünü okşar gibi yapar kurutur, sonra dudaklarını çatlatır, boğazın inene kadar çıkarmalısın ayazın tadını. biriken kardan yansıyan ışığın gözünü kamaştırmasıda cabası...

insafsız bloggerlar

şu açılır açılmaz şarkı çalmaya başlayan bloglar varya, lan gıcık oluyom ya. sevmediğim bi şarkı çıktığından filan değil. kotalıyım lan ben insafsızlar. fakirim yani. fakiriz biz. her 100 mb'da telekom 1 ytl takıyo. peder 29 ytlden 1 ytlde fazla görsün, neden böyle oldu ki lan diyo. düşün artık o kadar fakiriz yani. ayıp lan bu yaptığınız. hepiniz telekomun adamısınız biliyom. kendi telekomumu kurcam hepinizin bağlantısını kescem bi gün, sap gibi kalcaksınız.

6 Eylül 2008 Cumartesi

sol gözüme top geldi

gece gece canım sıkıldı, eğer 10 dk daha bu odanın içinde dursaydım ölebilirdim. içimden bi ses çıkma olum diyor. aldım topu çıktım. bi kaç cingen eleman ve bizim berber arkadaş takılıyolardı mekanda. başladık maça. berber benim takımdan, yan taraftan üç saniyeye girerken pas istedim, tam top ellerime geliyordu ki bana sürekli kankaa kankaa diyen cingen elini soktu araya ve top aniden hızlanıp tam sol gözümün üstüne geldi a.q

sürekli özür dileyip duruyo bu, çok pardon, çok özür filan diyo. önemli değil, senlik bişey yok zaten dedim. olur basketbolda böyle şeyler. bilerek yapmış olsan şu an konuşma becerisine sahip olamazdın zaten :) dişlerin ve çenen kırıldığı için en fazla anlamsız ve acı çektiğini belirten sesler çıkarabilirdin.

nba finallerindeki paul pierce'a döndüm şerefsizim. tam da gözüm açıkken geldi, kapatamadım güzümü, top o kadar hızlı geliyo düşün yani. sol gözümden yaşlar boşalıyo, gittim yüzümü filan yıkadım, havluyla sildim. şu yaşarmanın bitmesini bekledim. biraz sonra paul piers gibi döndüm sahaya. sahaya girerkende dedim ki; ve paul pierce alkışlarla oyuna dönüyor. cingenler harbiden alkışladı. seviyom lan ben bu cingenleri. hele biri tam benim kafadan. neyse alkışlarla girdim sahaya. sonra bi üçlükler, bi smaçlar sorma gitsin be kaan abi... bu cingenlerde fena be abicim, böyle hiphop tarzı filan giyiniyolar feci tarz takılıyolar, ne yalan söyleyim yakışıyoda, zenciler gibi dövmeleride sıralamışlar. bi de bunların takıldığı hatunları bi görecen, of diyim. ve gözüne top yemiş bi beyaz olarak evime döneyim. (maçı kazandık bu arada)

[blogu kaan kural okuyomuş izlenimi yaratmaya çalışmak (okuyosa ne göt olursunuz ama hepiniz)]

3 Eylül 2008 Çarşamba

Efes Pilsen World Cup 2008 KONYA - stickman'în turnuva izlenimleri

turnuva günlüğü fikri ne iş?
Kaan Kural all star 2008 günlüğü, Murat Kosova nba final 2008 günlüğü yazarsa, bende Efes Cup 2008 Konya günlüğü yazarım. ama bir gün. e adı üstünde günlük. gün sayısı belirtilmediğine göre bir gün olarak kabul ediyorum. zaten bir günlük biletimiz vardı :)

olaylar nasıl gelişti?
herşey turnuva tarihinden yaklaşık bir ay önce başladı. soğuk ve karlı bir yaz günüydü, bizde şaşırmıştık noluyo lan diye. yok yav çok pis sıcaktı. zil çaldı, kapıyı açtım ve zenci karşımda iki biletle duruyordu. yine o iğrenç gülümsemesini yüzüne geçirmiş vaziyette tabi. bak efes cup konyada yapılcakmış bilet aldım dedi. hadi lan dedim. senin gibi bi adamın gidip 1 ay sonraki turnuvaya bilet alması, benim Dwight Howard'ın üstünden smaç basmam kadar imkansız. kesin şu geniş çevrenden birilerinden edinmişsindir dedim. (küfür etti) +efes cup'ın Konyada yapılmasınada pek ihtimal vermiyordum. ama hem biletlere bakıp hemde internet sitesine bakınca turnuvanın bu yıl konyada yapılacağına inandım. ama biletler konusunda turnuvanın üstünden bi kaç gün geçmesine rağmen bizim zencinin 1 ay önce bizzat gidipde bilet almasına hala inanamıyorum.

ver şu biletleri, sen şimdi kesin kaybedersin, yırtarsın filan diye aldım. Kaan Kural'ın hastasıyım bu oyunun adlı kitabının arasına koydum ve tamam saol, maç günü görüşürüz dedim ve kapıyı suratına kapattım. kapıyı kapattıktan sonra kapı deliğinden baktım, hareket filan çekmedi. çekseydi kapıyı açıp ağzını burnunu dağıtırdım orda. kapıyı kapattıktan sonra biletletden emin olmak için ışığa tutup sahte olup olmadığına baktım. efes şişesi silüetini görünce tamam gerçek dedim. ve kaan abinin kitabının arasında muhafaza ettim.

bekleyiş süreci
bu sürecin pek heycanlı geçtiğini söyleyemem. daha çok, zencinin turnuvayla ilgili belediye çalışmalarının haberlerini ve saçma esprilerini dinlemekle geçti. e turnuvaya katılacak takımlarda belliydi, (bosna, ingiltere, portekiz) öyle çok bi heycan yapmaya gerek yoktu. ingiltere'de basketbol oynandığını öğrenmek heycanlandırdı aslında bizi. itiraf etmek gerekirse ben sadece hidayeti görmek ve kaan kural'a kitabını imzalatmak ve her ikisi ile de fotoğraf çekinebilmek için gitmiştim. bunlar oldu mu olmadı mı ilerleyen satırlarda göreceğiz.

turnuva yaklaştıkça afişlerin filan asıldığı haberlerini aldım zenciden. bi nevi benim muhbirim ve basın danışmanımdır bu zenci. basıp, danışırım hehehe :p biraz ajans press muamelesi yaparım kendisine. şu aralar simit sarayında çalışcam gibi bişeyler diyodu ve bende artık ona simitçi demeye karar verdim.

maç günü
biletimiz turnuvanın ilk gün maçları içindi. o gün pek çok kişi sadece Türkiye-İngiltere maçını izlemeye gelirken, biz yüce insan İsmet Badem'in tabiriyle "sevgili basketbolseverler, sevgili basketbol aşıkları" -böyle bi tabiri varmıydı bilmiyorum, salladım- olarak Bosna Hersek-Portekiz maçını da kaçırmak istemedik.

Kaan Kural'a imzalatmak için kitabını yanıma aldım. -ve maça kitapla giden ilk insan olarak tarihe geçtim- üstümede bişeyler geçirip (maça çıplak gidilmez) tam simitçiyi arıyacakken. o beni aradı kontör ona girdi. hehehe :p ne mikrobum.

ulaşım
Yol baya uzun süreceği için ilk maçın başlamasından 1,5 saat önce filan çıktık yola.şimdi bu yeni salona gitmemiz gerekiyodu, bilmem kaç trilyona yapılan. cehennemin dibinde arsalar ucuza satılıyo olmalı ki, tam olarak cehennemin dibinin ortasına yapmışlar salonu. ilerde acayip dağlar vardı, hatta bi ara Mordor'un kara kapılarını görür gibi oldum. tramvayla gitmemiz halinde, inince eşşek gibi yol yürüyeceğimiz için, dolmuşa binmeye karar verdik. ben dolmuş şöförünün iki eliyle hem aracı kullanmasına, hem telefonla konuşmasına, hem para üstüyle uğraşmasına, hem trafiğe kızmasına daha fazla dayanamarak, belki biraz yükünü hafifletirim diyerekten para işini gönüllü olarak üstlendim. yoksa o kadar yol otur otur çekilmezdi.

varış
salona vardığımızda simitçi sıcaktan kavrulmuş ve gelen geçene su diye yalvarıyordu. güvenlikçilere bile sordu buralarda çeşme varmı diye. güvenlikçi etrafa bakındı ve sadece gülümsedi. neden bu kadar panik yapıyosun, şu salonun etrafını dolaşalım biraz nasılmış bi bakalım, hem daha kapılar açılmamış, içerde su alırsın dedim. burda suyu acımadan köserler dedi. nitekim köstülerde zaten. neyse salonun etrafında biraz dolaştıktan sonra kendi kendimize mimari yorumlar yaptık. salon uzaktan bakınca ingiltere premier ligi takımlarının stadlarına benziyo filan dedik. ve salonun adının Mevlana Arena olması gerektiği konusunda hemfikir olduk simitçiyle.

salona girdiğimde beklediğim kadar büyük olmayan bi salonla karşılaştım. ses sistemi kötüylü, salon dj'i dövülesiydi. serdar ortaç filan çaldı bi ara. oturma düzeni ve koltuklar güzeldi. -her ne kadar salonun en kötü yerinden maçı izlemiş olsamda- salonu biraz dolaşıp, simitçinin susuzluğunu tatmin ettikten sonra benim gözlerim hemen Kaan Kural'ı aradı. -bu arada boşnaklar ve portekizli elemanlar sahaya çıkmış ısınıyolardı- NTVspor'un bu turnuvayı yayınlayacağını bildiğim için, NTVspor'un demirbaşlarından Kaan Kural'ın burda olmaması imkansız diye düşünüyordum. Gözlerim heryerde Kaan Kural'ı aradı, bu kitabı imzalatmalıydım ona. ve acı gerçek yavaş yavaş kendini hissettiriyordu bana, Kaan Kural'ı göremiyordum. Demek ki yoktu, gelmemişti Konya'ya. çünkü gelmiş olsa ve o gün o salonda olsaydı, salona girer girmez gözünüze çarpacak ilk kişi Kaan Kural'dan başkası olamazdı. Yine'de Türkiye maçına kadar umutla bekledim, belki o maç için gelir diye ama hayır. yoktu işte. Hatta NTVspor ekibinden sadece, saha içi röportajları yapan Irmak Kazuk'u görebildim. Sesimi duyabileceğinden emin olsam Irmaaak hocaam, Kaaaan Kuuuraaaal geeeldiii miiii? diye soracaktım. -bu Irmak Kazuk'ta da ne boy var be arkadaş, çoğu basketbolcudan uzun, röportaj yaparken kafalarını kaldırıp konuşuyo oyuncular :) - velhasıl kelam Kaan Kural'a kitap imzalatma hayali suya düşmüştü. Murat Kosova'yı da sonradan farkettim, -henüz slam'in son sayısındaki sakallı fotoğraflarını görmemiştim o zaman- simitçi, Murat Kosova'yı gösterince, o değil dedim, tanıyamadım sakaldan, sakal yakışmış Murat abi ama acayip yaşlı göstermiş seni, bi de beyaz filan çıkınca bi kısmı :) ama karizmatik olmuşun. valla :) bak, az önce biten Türkiye-Litvanya maçından hemen sonra tam siz programı kapatırken çektim bu fotoyu. Sanırım Abdi İpekçiyi siz kapatıp gideceksiniz. eee bu işte iyi olmak istiyosan ilk gelen ve son giden olcaksın tabi. (bu arada Kaan Kural bu aralar neden yorumlara katımıyo, bu beni çok endişelendirdi, maç sonunda Irmak Kazuk'a röportaj verirkenki yüz ifadesidende tedirgin oldum.)

Maçlar hakkında pek bişi söyleyemicem çünkü oturduğum yerden nasıl bi oyun oynandığı hakkında fikir yürütmek imkansızdı. simitçinin alacağı bilet bu kadar olur işte :) Boşnaklardan Kenan Bajramovic'in oyun tarzını beğendim. Portekiz guardı benim boyumdaydı sanırsam :) bire bir maç teklif etcektim, çok basit bi rakip olur diyerekten salladım. İngilizlere halı saha maçı teklif ettik kabul etmediler. Bizim takıma gelecek olursak, Hidayet bu turnuvaya çok ağır kaldı diyim önce. Benim minikler ligindeki çocuklarla oynamam gibi bişey oldu. Gerçek performansının yarısını anca kullandığını düşünüyorum. Yinede onu izlemek çok keyifliydi. Sonunda Hidayet Türkoğlu'nu da çıplak gözle izleme şerefine nail olduk :) Ama onun yerinde olsam milli takıma katılmazdım, (hemen vatan haini ilan etmeyin) amerikada bi yıl boyunca canın çıkıyo zaten abicim, yapsana tatilini, kendine, ailene biraz daha zaman ayırsana. niye bu tarz turnuvalara katılıp kendini riske atıyosun ki, hadi bi sakatlık olsa? bilirsin Türk spor izleyicisi nankördür. Sen şimdi bu kadar emek vermene rağmen bi maçta kötü oynasan seni sahaya gömerler. Şimdi vatan hayini olarak ilan edilebilirim ama sen artık nbade superstar seviyesinde bi oyuncusun. Dünya şampiyonası, Olimpiyat Şampiyonası filan olsa neyse. (napıyom ben :) biri beni durdursun, resmen burdan Hidayet Türkoğlu'na akıl veriyorum) yok akıl vermek değil, sadece fikirlerimi söylüyorum. neyse, eve bombalı saldırı yapılmadan önce başka bi oyuncuya geçicem. Sinan Güler. bu turnuvada Hidayetten sonra izlemekten en keyif aldığım oyuncu. eee ne de olsa NCAA'de oynamış bi oyuncu. Tam benim tarzım.

bide ntvspor.net'daki habere yorum bırakan basketbolsever arkadaşlar milli takım koçu tanjevicden baya şikayetçi. tanjevic'e selamlarınızı söyledim arkadaşlar. ben şahsen onun basketbolla herhangi bir alakası olduğunu düşünmüyorum, zira cimri, kazıkçı bakkal tipi var adamda. bi kulağının arkasında kalemi eksik. kızınca sallanan saçlarınında hastasıyım. hele o kenarda bacaklarını açıp dizlerini kırarak duruşu yokmu :)

Efes Kızları ve Crazy Dunkers
efes kızlarıda neydi öyle be :) ve Crazy Dunkers da iyiydi. taa ki bir efes kızı konya havası bünyesinde ters etki yaptığındanmıdır bilmem, smaç basmaya kalktı, kafayı kırıyodu az daha.

buyrun "Efes World Cup 2008 KONYA" videoları
maç öncesi ısınma süre: 1 dk 28 sn
sahaya çıkış ve milli marşlar süre: 4 dk 26 sn
Türkiye-İngiltere maçı, ilk periyotdan tadımlık süre: 7 dk 39 sn
Crayz Dunkers 1. bölüm süre: 3:30
Cryaz Dunkers 2.bölüm (çılgın bi efes kızının smaç denemeside var) süre: 6 dk 44 sn
Efes kızları (kaç dk olduğunun bi önemi varmı?)

eve dönüş
maçlar bitti ve artık dönüş zamanı, basketbol çevremiz işe yaradı ve staddan arkadaşımız, basketbola uzun yıllarını vermiş bi abimiz bizi arabasıyla evimize yakın bi yerde bıraktı. yalnız çok çılgın sürüyordu. çok hızlı bi yılan gibi kıvrılarak geçtik arabaların arasından, ve 40'la girilmesi gereken bi altgeçit virajına girerken hız göstergesi 100'ü gösteriyordu. o an simitçiye baktım ve sanırım şu an tam da dua etmemiz gereken anı yaşıyoruz dedim gözlerimle. veee bir organizasyonu daha burda noktalamış bulunuyoruz. yayında ve yapımda emeği geçenler 4 çıkarsın, yarın iftardan sonra tek pota maç yapıcaz. ben yapım 4'ünde olurum. yapıcı bi insanım sonuçta. I love this game diyorum ve uzaklaşıyorum...

hee bu arada, o gece ntvspor'da maçın tekrarına rastladım bitmek üzereyken ve kendimi ntvspor ekranlarında gördüm. demek ki kıymetimi anladınız, teşekkürler ntvspor ama bi daha ki organizasyonda Irmak Kazuk benimle röportaj yapsın, sonraki organizasyonda da üçüncü yorumcu olarak Murat Kosova-Kaan Kural süper ikilisine katılayım. uykum geldi, uyumalıyım.

1 Eylül 2008 Pazartesi

bana gel GUSTAV, beri gel GUSTAV

boru değil iki milyona yakın kişi güvenli yerlere gitmeye çalışıyo. haberlerde gördüm, yolların derin darbe ve dünyalar savaşı filmlerindeki dev setlerden bi farkı yok. boşaltılan şehirlerde I'm legent filminden farksız. ne heycanlı lan. bense burda napıyorum. dolmuşa binip efes cup'a filan gidiyorum. kanalları zaplıyorum. gürültü yapan insanlara küfür ediyorum, genel olarak insanlığa küfür ediyorum filan.

bana gel GUSTAV, rüzgarı anlat bana, bana esmeyi anlat. bir sürü insani yaşam malzemesi filan toparlayım, zor koşullarda hayatta kalmak için gerekli herşeyi arabaya yükleyeyim ve uzaklaşayım. burdaki en kötü havalarda bile sadece rüzgardan pencereler uğulduyo, tv'ye sinyal gelmiyo filan. sığınak bile yok içine giremde kapağını kilitliyem. gel gustav, koskoca bi hortum yarat ve çek içine götür beni. kısacası; hortumla beni gustav... (şimdi kendi kendinize hortumla ilgili rencide edici espriler filan yapmayın. beyniniz burdaki hortuma başka anlamlar yüklüyosa ben ne edem size. çoktan uçmuşunuz demektir. gustav almış götürmüş ................. getirmiş)

komşu komşunun müziğine...

komşuların çok yüksek sesle müzik dinlemesi o kadar da kötü bişey değilmiş aslında. lan napıyorum ben, bunlara komşu demek türkiye ve dünya üzerindeki tüm komşulara hakaret olmaz mı? neyse.. 7 senedir şu boktan, psikopat dolu apartmandayım daha ilk defa kulaklarımı okşayan bişiler dinlediler. lan bi de nası bi ses sistemleri varsa yemin ederim bizim odada çalıyomuş hissi veriyo a.q-kaç defa çıktım söyledim, yok, laftan anlamıyolar. ve artık bişi demiyorum. neden? çünkü bende bazen son sese vurduruyorum. ama benim ses sistemim, annemlerin 20 yıl önce aldıkları dandik bi kasetçaların iki küçük hoparlörünü söküp kendi çabalarımla, geçen sene bu zamanlar filan bozulan bilgisayarın hoparlörleri yerine, artık ne yaptığını bilmeyen o bilinçsiz woofera bağlamamla oluşan bir ses sistemi.

kasetçalardan aldım hoparlörleri söktüm, kabloların geçirmek için annemin eski örgü millerinden bi tanesini ocakta ısıttım, plastiği deldim, biraz koktu. birini yanlış delmişim hatta, sol taraftaki o yüzden ters duruyor.

tamam, aslında bişi demeye hakkım yok, adamların hayata bakış açıkları belli, yaşam tarzları belli. herkesin bi zevki var. her an gansgta rap veya benim ruh halime uygun şeyler dinlemelerini beklemiyorum. insanların dinledikleri müzik tarzına göre yargılanmasından da pek hoşlanmam ama bazen hakkaten benim katlanamayacağım şeyler dinliyolar. eminim benim dinlediklerime de onlar dayanamıyolardır. neyse ki bugün ruhumu okşadılar biraz, biraz sezen aksu filan iyi geldi tam uyanırken. böyle olunca iyi lan ne güzel bedava müzik. aslında ben kendi hoşlandığım şarkılardan bunlara bi cd çekip koysam gizlice kapılarının önüne. cd'nin üstünede bir düşman yazsam. :) alsalar, çalsalar, dinlesem, bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa, insanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, 4 gb kota sınırı kalksa, uzansak sonsuzaaa...