29 Aralık 2008 Pazartesi

Yüzüklerin Efendisi macerası

ulan ne mal adamlardık biz, bundan 7 veya 8 sene önceydi galiba, lise ikidemiydik ne, derste oturuyoruz. (ne ilginç demi derste oturmamız.) o sırada vizyonda yüzüklerin efendisi 1 var. tüm dünyada büyük sansasyon uyandıran film. neyse işte telefüs zili çaldı bizim 4'lü gruptan elemanın teki hadi çıkalım sinemaya gidelim dedi. 2 kişi kafadan kabul etti. bende de para yok. yavv o film dandiktir boşverin dedim. yürü lan ben seni çekerim dedi birisi. o gün de en nefret ettiğim dersler vardı. neyse çıktık okuldan, biletleri aldık ama karnımız aç. okula en yakın olan arkadaşın evi boş, bi paket makarna aldık gittik. ben bu malakların makarna yapmayı bildiklerini sanıyodum. gittik eve mal mal bakar bunlar. verin lan ben yapıyım dedim. halbuki bende bilmiyorum. sadece sıcak suya atılıp pişirileceğini biliyodum, ama mutlaka bi kaç bişeyide vardır diye geçirdim içimden. aksilik o ya tüp de bitmek üzere. neyseki arkadaş tüpü ters çevirdi. ben bağırdım lan napıyon, patlar filan dedim. bi bok olmaz sen işine bak dedi. bu arada hayatımda gördüğüm en pis mutfaktı. nere elini atsan kıl tüy çıkıyodu. heryer toz, pislik içindeydi. bi tencere bulup içine su doldurdum ve kaynattım. sonra makarna paketini açmaya çalıştım, açamadım. arkadaş ver lan bi paketi açamadın ver dedi. bi kere denedi açılmadı, bi daha denedi sert... patt! paket patladı. makarnaların yarısı yere yarısı mutfak lavabosunun içine döküldü. hepsini toplayıp yıkadık iyice, sonra tencereye döküp pişirdim.

sonra büyük bi kaşıkla direkt tencereden tabaklara koydum, suyunu elimden geldiğince atmaya çalışarak. ama bi terslik olmalıydı. annemin yaptığı makarnayla uzaktan yakından alakası yoktu. bembeyaz, tatsız bişey olmuştu. neyse 4 tane ekmek aldık, yedik onları öyle.

yemeği yemiş otururken arkadaş elinde küçük bi topla çıkageldi. hepimizin gözleri parladı. salon büyüktü baya, ortadaki masayıda kaldırdık ve ikişer kişiklik takımlarla çift kale maç yaptık. 50'ye 40 yendik. sonra baktık ki filmin başlamasına 5 dakika kalmış. zaferden kent sinemasına kadar koştuk. neyseki yetiştik. film arasından bi müddet sonra benim çişim geldi. ulan filmde çok heycanlı gidiyo, tek karesini bile kaçırmak istemiyorum. biter herhalde az sonra diye tuttum, ulan şerefsizler nası film çektilerse bitmiyo. sonra dayanamadım, koştum tuvalete, rahatladım. tam çıktım tuvaletten bi baktım insanlar salondan çıkıyo. arkadaşlara sordum noldu lan noldu? ohooo olum aslın film sen gidince başladı dedi ibne. dönüştede yok sen frodosun ben frodoyum, hayır olum sen golluma benziyon, hayır ben okçuyum filan diye muhabbet çevirdik. yaşadık tabi yıllar önce böyle şeyleri ama atlattık. sonra bi daha asla izlemedim yüzüklerin efendisini. şaka şaka ikinciyi izledim ama bitiremedim. 3. yü izlemedim. oh be anlattım kurtuldum.

26 Aralık 2008 Cuma

Bilmiyorum katılacak mısın Kaan?

yıllardır bu iki muhteşem adamın sesiyle doluyor odalarımız. onların anlatımı ve yorumlarıyla izliyoruz maçlarımızı. peki bu insanlar kim? nasıl yaşıyorlar? neler yapıyorlar? başarılı yönetmen stickman'in gözünden etkileyici bir yapım. "Bilmiyorum katılacak mısın Kaan?" basketbolun ve nba'in hiç görmediğiniz ilginç yönlerini etkileyici bir anlatımla gözler önüne seriyor. çekimleri biten ve galasında efsane nba oyuncularını, koçlarını ve basketbol dünyasına damgasını vurmuş büyük isimleri ağırlayan film, eleştirmenlerden büyük övgü aldı. Pek yakında Türkiye'deki basketbolseverlerlede buluşacak film basketbol aşığı iki insanın yaşamlarını, Türkiye ve dünyadaki basketbolun gelişimini, dünyanın her yerinden, hem sokaklarda hemde salonlardaki oyuncuların nabzını tutarak, bu oyunun sadece bir oyun olmadığını göstererek, hiç bilinmeyen yönleriyle, farklı bakış açılarıyla irdeliyor.

basketbol tarihine damgasını vuracak bir yapım.
(LA. Lakers coach Phil Jackson)

pon pon kızları daha fazla çekebilirlerdi.
(İsmet Badem)

bu filmden sonra basketbola tekrar dönmeyi düşünüyorum.
(Michael Jordan)

81 sayı attığım geceden beri hiç bişey beni bu kadar etkilememişti.
(Kobe Bryant)

filmi Dwayt ile birlikte izledik. sonra en yakın potaya gidip 11'de bitme bi maç yaptık. sonra dayanamayıp Memo ve Carlos'da geldi. Carlos sakat olmasına rağmen ikiye iki maç çevirdik.
(Hidayet Türkoğlu)

beğendiğim bir filmde oynayamadığım için hiç bu kadar üzülmemiştim.
(Jack Nicholson)

lanet olsun dostum!
(Rasheed Wallace)

19 Aralık 2008 Cuma

Kaan Kural kankam olsun!

Kaan Kural. O, sizin poponuzda pireler uçuştuğu sırada, ben battaniyeye sarılmış, bir nba maçı izlerken, soğuk gecenin sessizliğini bozan üç sesten birinin sahibi. (diğer iki ses Murat Kosova ve maçın sesi)

Kaan Kural benim adamım. tam benim kafadan. boşuna kankam olsun demiyorum. bir basketbol maçı izlemek vardır. bir de o maçı Kaan Kural'ın yorumlarıyla ve pozisyon tepkileriyle izlemek vardır. ikisi arasında dağlar kadar fark vardır. ben her zaman ikincisinin olmasını dilerim. zaten pekin olimpiyatlarındaki basketbol maçlarında çok çektik bunun sıkıntısını. Kaan abi, neydi o trt spikerleri ya :) bazen dayanamayıp sesini tamamen kısarak izlediğim oldu. herifler bi de tam amerikan düşmanı, busha kızıp gelmişler oyunculara saldırıyolar. bi de oyuncu isimlerini telaffuzları bombaydı. dıvane veyd. dıvat hovart. trt spikerlerini hiç görmedim ama o seslerden kafamda oluşturduğum tip, takım elbiseli, kıravatlı, sinek kaydı traş, gözlük ve uzaklara bakan bakışlar :) ama yanılıyo olabilirim. zira, sen ntvye ilk başladığın zamanlar, yorumladığın ilk maçları izleyince senin tipinide çok farklı düşünmüştüm.

sevgili basketbol aşığı Kaan abi, geçenlerde bi işim vardı okul kütüphanesine uğradım. hazır oraya kadar gitmişken süreli yayınlar salonuna bi bakayım, belki slam'de vardır diye düşündüm. varmış. şu yandaki sayılar vardı. ilk sayıdan beri okuyamıyordum. hepsini kaptım, başladım karıştırmaya. yazıların süper. özellikle all star haftasonunu anlattığın yazıyı iki-üç defa okudum :) gerek allstarda yaşadıklarınız, gerekse finallerde murat kosovanın ağzından dinlediğimiz günlerinizi kıskanmadım desem yalan olur. ama timsah eti konusunda çekimserim. donut neyime yetmez benim :)

ve nedir bu basketbolla ilişkili insanların çok yeme sorunsalı :) Osman Sakallıoğlunun New Orleansda, karnının hacminden büyük pancake ziyafeti. Murat Kosova'nın orta asya usulü kuzu çevirmesi ve bazen televizyonda bahsettiği pilav üstü döneri. benim gece maçlardan önce kendime özgü hazırladığım ilginç menülerim. dahası varda, yeter. bazı arkadaşlarımın bu konudaki alışkanlıklarından bahsetmek bile istemiyorum.
Ben Lakerslıyım Kaan abi, aslında önce Kobeyi sevdim, sonra Lakers'ı. ve Lakerslı olduk çıktık. Sanırım 99 yada 2000'den beri nba'i elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. o zamanlar kanal d'de çıkıyodu maçlar. sanırım Hidayet'in ilk sezonuydu ve kanal d bol bol sacramento ve lakers maçları yayınlıyodu. İşin ilginci ben bu gelişim sürecinin nasıl olduğunun farkına bile varamadım, nası başladı anlayamadım. bi gün bi uyandım ki Kobe Bryant hastasıyım, Lakers taraftarıyım. sanki yüz yıldır tanıyorum Kobeyi ve sanki bi zamanlar Lakers kadrosundaydım. böyle bi durum benimkisi. Tıpkı senin önce Lary Bird'e sonrada Celtics'e aşık olman gibi. Yalnız geçen sene finallerde söylediğin bi söz bana çok koydu :) "-Lakers taraftarı maçı izlemeye geliyor. Boston taraftarı maçı yaşamaya geliyor." valla ne diyim, haklısın. Ama bizim Lakers taraftarlarının nerdeyse hepsi artis adamlar. California'nın içinden. yapısında yok adamların :) ve Boston'ın geçmişine bakacak olursak zaten, oranın insanı bence ingiliz futbol taraftarlarının genlerini hala barındırıyolar bünyelerinde. öyle işte. hem boston'ın taraftarı maçı yaşamaya geliyorsa bizim de Jack Nicholson'ımız var. yani bir nevi zalimin zulmu varsa sevenin allahı var durumu.

slam'i karıştırırken ntvspor'un reklamlarınıda gördüm ve sizin fotoğraflarda koptum:) kim düşünmüşse süper düşünmüş. ve o çarpışma fotoğrafında Murat Kosova'nın cesaretini alkışlamak lazım :) ama sanırım o fotoğraftan sonra bişey oldu ve yüzündeki yaraları gizlemek için sakal bıraktı :p
Kaan Kural'ın maçlarda güzel hareketlere verdiği tepkilerin yanı sıra, en beğendiğim özelliklerinden biri de, nerdeyse nba'deki tüm oyuncuların özel hayatlarını, iç hesaplaşmalarını, daha analarının karnında minik bir embriyo iken bile ne düşündüklerini en ince ayrıntısına kadar biliyo olması :) abi nası biliyosun bunları ya, amerikan spor medyasını yakından takip ettiğini biliyorum, çıkıyo mu orda böyle haberler. mesela T-mac ve Vince Carter'ın teyze oğulları olduklarını biliyosun tamam ama annelerinin arasının açık olduğunu nerden biliyosun? ve bunun T-mac'in maçtaki performansına yansıdığını nasıl anlıyosun :) bu tarz bilgileri senin aracılığın sayesinde öğrenmek gerçekten güzel. mesela;

Rasheed'in halasının oğlunun dişi kırılmış, ona üzülmüş. performansını etkiledi tabi bu durum.

jason kidd'in morali bozuk. içmiş bu, karısını dövmüş. ayrılıyolarmış, mahkemeleri devam ediyor. kidd psikolojik tedavi ve alkol tedavisi alıyomuş :)

Paul Piers'ın midesi ekşimiş, maçtan önce soda içmiş.

tabi hepsini hatırlayamadığım için bunları uydurdum biraz :)
şaka bi yana, sayende oyuncuların ailelerin sağlık durumunu bile en ince ayrıntısına kadar biliyorum. ve arada onlarca kilometre mesafe olmasına rağmen insan burdan üzülüyo, onlar hissetmese bile belki acılarını paylaşabiliyo, dua edebiliyo. işte sporun sınır tanımaz gücü ve nerde olursa olsun insanları birbirine yakınlaştırması. Derek Fisher'ın kızının göz hastalığı mesela, Carlos Boozer'ın oğlunun hastalığı. Bu oyuncuları benden daha iyi kimse anlayamaz. ve bütün bu olaylara rağmen sahaya çıkıp işlerini en iyi şekilde yapmaları müthiş bişey. müthiş bir güç ve disiplin. hastalık nedeniyle olmasada, kobeninde mahkemeden çıkıp, hızır gibi yetişip çevirdiği maçları unutmamak lazım.

abi bide amerikada tanımadığın ünlü yok yavv.. bazen lakers maçlarında ünlüleri yakın plan çekiyolar molalarda filan, daha adı altta yazmadan hemen söylüyosun ismini, hadi bunu geçtim. o insanında yedi ceddini biliyosun :)

ve Kaan abi artık senden rica ediyorum. hazır Ronny Turiaf başka takıma gitmişken, Lakers organizasyonunun Ronny Turiaf için yaptıklarını anlatmaktan vazgeç lütfen :) her lakers maçında dinlemekten yemin ederim ezberledim olayı ve sanki Turiaf'ın kalp ameliyatını ben yapmışım gibi hissediyorum. En son Türkiye-Fransa maçında Murat Kosova anlattı. artık o son olsun :) bu arada Turiaf'da en sevdiğim oyuncular arasındadır. Lakersdan gitmesine kızmadım, ama üzüldüm :)
bu arada ikinci kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. iki sene önce mutlu akü selçuk üniversitesi - fenerbahçe maçında Konya'ya gelmiştin ve ben sana ulaşıp bu kitabı imzalatmak istiyodum ama gel görki iğrenç zamanlaması olan bi arkadaşım yüzünden o maçı kaçırdım. Sonra ki umudum seni Efes Cup'ta yakalamaktı ama oraya gelmedin. Ama bi gün olacak abi, kaçabilirsin ama saklanamazsın. bi gün seninle karşılaşacağız ve sen bu kitabı imzalıyacaksın adamım, bunu yapacaksın, yoksa beni zor kullanmak zorunda bırakırsın. :p (hee bu arada kitap korsan değil valla, the orijinal)

giyim kuşam konusunda hiç kıskançlık sahibi olmayan biriyim ama buna rağmen senin tişört ve sweatlerini acayip kıskanıyorum kaan abi. herkesin bilmediğinin aksine ben nerden aldığını biliyorum. bende bakıyorum ara sıra oralara :) yooo, kendimi acındırıp kobe'nin özel siyah forması veya sarı formasını yada lakers sweati istemeye çalıştığım filan yok. tamam tamam kabul, var.

bi aralar nba stüdyoda ödüllü soru yarşışması vardı ya. bazı sorular tamam çok zordu ama kıl payı kaçırdığım soru sayısıda az değildi. benden önce cevabı gönderen nasıl oluyo anlamıyorum, herşeyi hazırlıyorum ve cevabı yazıp anında gönderiyorum. ama yinede benden önce gönderip kazananlar oluyodu. o yüzden şimdi yüzsüzlüğün kralını yapıcam ve kıyafetlerini kıskanmamı bir nebzede olsa hafifletecek olan bazı isteklerim olacak senden :p

şimdi ilk isteğim oha yok artık dedirtebilir ama şansımı denemeye değer adamım. kobe'nin forması :) XL beden (kaan abi bana kobe forması alsanaaaa, alsanaaa, alsanaaa oooo) tamam tamam bu biraz abartıya kaçmış olabilir o zaman şöyle bi seçenek sunayım sana kaan abi (yüzsüzlükte son nokta, adam bi de seçenek sunuyo, insaflı yüzsüz :p) gri sweatshirt XL. hadi ekonomik kriz var, hepsini geçtik diyelim. şu şorta bayıldım. siyah şort L :)

şimdi yukarda söylediğim herşey bu istekler için söylenmiş gibi gelecek demi? öyle anlaşılacak. Yok yavv, Kaan abi anlamıştır zaten benim içimdeki basketbol sevgisi ve samimiyeti. demi Kaan abi? sen şu kitabı bi imzalasan, bi de ikinci kitap çıkarsan o yeter bana bea. ama şu şortu bari al be abi :p (neyse bu kadar yüzsüzlük yeter, yazıya devam)

kaan abi sende ps3 var mıdır? bence kesin vardır ve nba2k9'un anasını ağlatıyosundur. bende nba2k9 oynuyorum bilgisayarda, lakers'ı alıp lig kurdum ve çok ilginç ki oyundaki lig durumuyla nbadeki lig durumu arasında çok benzerlik var. adamlar nası bi oyun yaptıysa artık. aşmışlar. bi gün seninle bi lakers-boston maçı yapalım. ama şimdiden söyleyim acımam, ezebilirim, çok farklı yenebilirim. çünkü rotasyonu acayip sağlam oturttum. 12 kişilik kadroda nerdeyse oyatmadığım oyuncu kalmıyo. böylece takım çok yorulmuyo, oyuncular daha iyi performans gösteriyo. çok güçlü bi benc desteğim var. adeta ikinci bir takım gibi. geçen gün utah-lakers maçı yapıyodum. bi bölümün ekran görüntüsünü kaydettim. buraya tıklayarak izleyebilirsin Kaan abi. tabi sizde izleyebilirsiniz sevgili basketbol severler yada sevmeyenler:)

abi senin olayın ne güzel ya, hem maçları izliyosun, yorumluyosun, dergide yazıyosun. üstüne bi de para veriyolar. sevdiğin işi yaparak para kazanıyosun. eminim ntv sana hiç bi ücret ödemese sen yine maçları takip etmeye devam edersin :) şşş sakın ntv yönetimi duymasın.

Efes Cup için Konya'ya geleceğini düşünerek sana soracağım soruların bi listesini yapmıştım, işte liste şöyleydi;
(ama sen gelmedin kaan abi, gözüm salonun heryerinde seni aradı, hüzne boğdun beni, bu sorularda ırmak kazuk'a sorulmaz ki, sap gibi kaldım salonda)

GAYRİ CİDDİ SORULAR
1-WHAT'S UP MY NIGGA WHAT'S UP
2-RAHAT GELDİNİZ Mİ KAAN ABİ?
3-KONYA'YI NASIL BULDUN? YOL KENARINDAKİ TABELALAR İŞE YARADI MI?
4-ETLİEKMEK YEDİN Mİ? YEMEDİYSEN ISMARLAYABİLİR MİYİM?
5-PAZAR GÜNÜNE KADAR KAL ABİ BİZDE, PAZAR GÜNÜ PİLAVA GÖTÜREYİM SENİ, KONYA DÜĞÜN PİLAVINA.
6-ABİ BENİ NBA MAÇINA GÖTÜRÜR MÜSÜN?

CİDDİ SORULAR
1-ABİ KİTABI İMZALAR MISIN?
2-İKİNCİ KİTAP NE ZAMAN GELİYO?
3-TURİAF, LAKERS'A YAMUK YAPMADI MI? YILLARCA LAKERS MAÇLARINDA, BIKMADAN, USANMADAN DEFALARCA LAKERS ORGANİZASYONUNUN RONNY TURIAF'IN SAĞLIK PROBLEMLERİNE NASIL YARDIMCI OLDUĞUNU ANLATTIN? TURIAF'IN GOLDEN STATE YERİNE LAKERS'IN DANS GRUBUNA GİTMESİ GEREKMEZMİYDİ? (bi kısmı ciddi soru)
4-ABD MİLLİ TAKIMI'NIN UÇAĞI DÜŞERSE DAVID STERN'ÜN HALİ NE OLUR? (düşünmesi bile acı verici soru) (dünya piyasaları etkilenir)(allah korusun ya ne dedim ben böyle :/ )
5-RAHMETLİ WILL CHAMBERLEN'IN SOL AYAĞINDA 6 PARMAĞININ OLDUĞUNU BİLİYOMUYDUN? (ben bilmiyordum. çünkü uydurdum, yok böyle bişey)
6-HİDAYET TÜRKOĞLU TATAR MI? (gözler hafif böyle çekik gibi ya, ondan dedim)

BOMBA SORU
1-BOY STEPSİ KALKTI MI?

abi hepsini geçtim ama şu son soruya lütfen cevap ver, yıllardır sokaklarda basketbol oynarken bazı çocuklar topu yüksekten sektirip üzerimizden aşırtarak bizi geçtiler, sonra biz steps diyincede -boy stepsi kalktı oolum! bilmiyon mu? diye aşşaladılar bizi :p artık buna bi son ver, kurtar bizi bu durumdan. :)

Kaan abi allah sana ve Murat Kosova'ya uzun, sağlıklı ömür versin. Nba maçlarını ölene kadar sizin sesleriniz eşliğinde izlemek istiyorum :) I love this game :)

(bu yazı Kaan Kural'a bi sesleniş niteliğindedir, duyması temenni edilir)

14 Aralık 2008 Pazar

tramvayda üç güzel

bu gün tramvayda tam üç kıza duygusal bi yakınlaşma, döngüsel bi elektriklenme, nükleer bi fırtınalaşma yaşadım. buna aşık oldum da diyebiliriz. ikisine giderken aşık oldum, birine gelirken. hoş anlardı.

ilki acayip güzeldi. muhteşem bişey. hem seksi, hem güzel, hem masum. herşey tam yerli yerinde. :) hiç bi kusuru yok. allah sahibine bağışlasın. sahibi dediysek yani yanlış anlaşılmasın. mal muamelesi yaptığımız sanılmasın. sevgilisine, anasına babasına bağışlasın demek istedim. hakkaten güzel kızdı ama artisti. o kadar çiftli boş koltuk varken, gitti gitti arkada tekli koltuğa oturdu. etrafında görülmez soğuk bi duvar vardı. ben güzelim, bakmayın tramvaya bindiğime, hiç bi şekilde benimle iletişiminiz olamaz sizin gibi bi tavrı vardı :) oturduğu bu tekli koltuk öyle bi yerde ki nere oturursam oturayım onu görmeme imkan yok. boş yer varkende tepesine dikilip duramazdım. bende geçtim önüne oturdum. bi nevi yaptığı artislik için onu cezalandırdım. yol boyunca koca kafamı izlemeye mahkum ettim :p sonra boşverdim o artisti, başkasına aşık oldum.

ikinciside tam benlikti, böyle masum bi ifadesi vardı. dudakları muhteşemdi. acayip bi kırmızıydı. teni bembeyazdı ve saçları geceden kara. sanki yıllardır erkeğini arıyordu ve onu bulmuştu. şu an yanımda ayakta duruyordu. arada sırada sağda ilerde önemli bi olay olmuşta sanki oraya bakıyomuş gibi yapıp bakıyodum. şimdi madem bu kadar güzel neden yer vermiyosun diye geçirebilirsiniz içinden. neden vereyim? o bana ne verecek :p şaka bi yana tramvay yolunda tecrübeli biri olarak söylüyorum ki, bu tarz durumlarda hiç bi kıza yer filan vermem. o kadar yolu ayakta gidemem. neyseki yanımdaki hanzo indide, güzel kız sonunda erkeğine kavuşabildi. ben vizeye çalıştım biraz. ben çalışırken o notlarıma bakıyodu. ordan bi muhabbet açıyım dedim ama uykum vardı. zaten şimdi bu mıymıymıy konuşur, dediğindende hiç bişi anlamazsın.

vee dönüş yolundaki üçüncüsü. hayatımın kadını. tesadüfen karşılaştığı bi arkadaşı sayesinde konuşmalarını dinledim. yoo kulak misafiri filan olmadım. baya baya dinledim. güçlü ve hırslı bi kız, bakışlarındanda belli aslında, cin gibi bakıyo pırıl pırıl gözleri, hafiftende ükela gibi ama tatlı duruyor üstünde. sürekli kpss, sınav, atama gibi şeylerden bahsediyolar. ekmeği için çabalayan, mücadele eden bi kız. bakışları böyle sürekli uzağa bakıyo ve parlak geleceğini görür gibi. kendinden emin, dik duruyor. aynı zamanda zarif ve masum. güzel bi gülümseme var yüzünde. sonbahar gibi giyinmiş. her hareketinde, her sözünde, her bakışında, yerinde-yakışan ve tam kararında bi olgunluk var. ne güzel. bi de tatlı, bi de sevimli pis. sadece kpss vs. gibi şeylerdende konuşmuyor, aşk meşk gibi konulardanda behsediyor, arada espride yapıyo. sonra arkadaşıyla vedalaşıp iniyor kule sitede. içimden en derin vedaları ediyorum, kendine çok iyi bak olur mu? hoşçakal sonbahar kostümlü kız.

tahmin edileceği üzere bu yazı bi vize öncesi ve sonrası yaşananları anlatmaktadır. (yazar burda, vizede bildiği halde yapamadığı bir soru yüzünden aşk, şarap ve kadın üçlemesine vurmuştur kendini. hee bi de olmayan bi resim formatı uydurmuştur ki, hocanın o cevabı gördüğünde suratının alacağı şekil merak konusudur)

10 Aralık 2008 Çarşamba

misafir çakışması

efenim şimdi bayramda olduğumuzdan o kadar çok kişi gelip gidiyor ki, kapıyı açık bıraksak daha kolay olur. o derece bi yoğunluk bi trafik evin içi. şimdi tabi ben insanları sınıflandırmayı pek sevmem ama belirli insan profilleri var. kültür çeşitleri ve ekonomik parametrelere bağlı olarak çeşitli insan ve aile tipleri mevcut. böyle bi gerçek var, bunu inkar edemeyiz. hepimizin bu sınıflandırmalarda belirli yerleri var. şimdi yanlış anlaşılmak istemem, kimseyi kendi olduğu için yargıladığım yok. hem ben yargılasam nolur deeemi ama :) (ulan yanlış anlaşılmaktan amma korkar olmuşum :p ) benim değineceğim işin başka bi yönü. efenim bizdeki sülale çok az kişide vardır herhalde. hem baba tarafı, hem ana tarafı maşşallah diyim, oldukça kalabalık ve bir o kadarda karmaşık. iki taraftanda çeşit çeşit insan var. farklı düşüncelerde, farklı kafa yapılarında, farklı sosyo ekonomik ve kültürel düzeylerde. (aboov sosyo ekonomik filan diyom lan ben :p )

şimdi öyle anlar oluyor ki, çok farklı aileler, farklı arkadaşlar, arkadaşlar ve akrabalar aynı anda bizim göt kadar salonda buluşabiliyor. bir Türkiye tablosu oluşuyor tabi evin içinde. Yanlış anlaşılmasın, çakışma dedim ama bu insanların birbirleriyle hiç bi dertleri yok. Birbirlerinin tavuklarına kışt demeyi bi taraf bırak, yem bile atarlar. öyle iyi insanlarki canlarım benim :p ama şu ilk paragrafta saydığım durumlar ve birbirlerini tanımamalarının vermiş olduğu etkiyle ortam hakkaten tuhaf bi havaya bürünüyor. donuk bakışlar ve garip gülümsemeler oluşuyor.

örneğin bi iş arkadaşınız size gelmişken, babanızın 9. göbekten bi akrabasıda aynı anda orada bulunabilir. bunun gibi bi sürü örnek vardır tabi. o an ortamda ilginç bi hava oluşur, garip gülümsemeler, baş sallamalar vardır. iyi bayramlar havalarda uçuşur mesela. eğilmezseniz kafanıza gelebilir. böyle bi ortamda konuşulacak konu bellidir zaten.
-hava da soğudu.
ilk gün iyiydi ama soğudu.
başka biri: cenabı allahım ilk gün iznimizi verdi, pek güzeldi hava.

ve bunlar gibi bi ton cümle işte :) yine bu cümleleri duymak iyidir. bazen öyle bi sessizlik olur ki. 30 kişi bir arada ama çıt yok. bu sessizliklerin 15-20 saniye bile sürdüğü gözlemlenmiştir. 15-20 saniye belki şimdi kısa gibi gelebilir ama o durumda geçmek bilmez. bu durumlarda eğer ortamda bi bebek filan varsa o iyi bi malzemedir. ondan faydalanmak gerekir. bebeğin her ayrıntısı, sağlık durumu, gelecek planları durumu kurtarmaya yetebilir ve yine iyi bayramlar havada uçuşarak bu kaos kimse zarar görmeden son bulur.

mesela şöyle durumlarda vardır. bi akrabaya gidersiniz. o akrabanızın arkadaşı olan tanımadığınız birileride ordadır. orda kısa etek giymiş bi bayan varsa, hatta kısa etekde değil ya böyle normal bi etek, diz boyunda. eğer tanınmayan birileri gelmişse hemen battaniye örterler o kadının bacağına :D bi kere gittiğimiz bi yerde bi kadına örtmüşlerdi, ordan biliyorum. Benim o zaman yaşım küçük olduğu halde bu durumdan rahatsız olmuştum. Karşıdaki insana direkt sapık demekten hiç bi farkı yok. sokayım senin bacaklarına. bi boka benzeseler bari. biz de oraya sadece senin bacaklarına bakmak için gelmiştik zaten. tüh niye örttün ki. halbuki ailecek tecavüz edecektik biz sana. çok üzgünüz.

7 Aralık 2008 Pazar

Canın sağolsun Edmund Saunders

o son iki faul atışını sayı yapsaydın kazanırdık biz bu maçı Edmund. rakiple niye ağız dalaşına giriyosun ki. fark etmedim sanma, ufak bi gerginlik oldu orda. buna da tamam ama bundan neden etkileniyosun sen. tecrübeli adamsın. rakip seni etkilemek istedi ve bunu başardı. istedikleri kıvama geldin, sinirin bozuldu, gerildin ve kaçırdın güzelim faulleri. neyse canın sağolsun birader. faulleri kaçırdığın için sana küfür edenler oldu ama ben öyle bi taraftar değilim Edmund. hem sen sevdiğim bi oyuncusun. O küfür edenlerede bişiler dicektim ben ama 3 kişilerdi + o tip insanlarla iletişim kurulmaması gerektiğine inanıyorum.

Tüm maçın yükünü sana çıkaranlar vardır şimdi Edmund. takma onları. Zaten bi tuhaf maçtı. Kötü bişeyler olacağını daha salona gelirken anlamıştım. Cengiz hoca salonun önünde sinirli bi şekilde pöfür pöfür sigara içiyodu. (uslu bir çocuk olup fotoğrafa dikkatli bakarsanız sizde Cengiz hocayı görebilirsiniz) Gergin olduğunu, bakışlarından, yüz ifadesinden hissetmiştim. Yanına gidip biraz konuşuyum bi de hatıra olsun fotoğraf çekiniriz diye düşündüm ama bakışlardan hakkaten tırstım. Bi de herkes bayram için memlekete gittiğinden, çok az taraftar vardı. Valla taraftarsız hiç tadı olmuyo maçların. Salonda böyle bi soğukluk havası vardı. Ben bile, "-yavv bitsede gitsek..." havası içine girmiştim. Sonra ilk dklardaki o yüksek şut yüzdesi sayesinde fark açılınca bi heycanlanır gibi oldum. lan seyircisiz daha mı iyi oynuyoz acaba dedim :) hehe bu arada Mersin'in guardı çok komikti yafff.. sürekli düşüyo.. o top kayıpları filan.. sonra yüzünün aldığı ifade, hareketleri. acayip güldüm. ama en son onlar güldü tabi :(

ve Edmund, sen bana birini android reloaded.. valla!
hemide namı değer Fernando Sucre?!
Edmund Saunders - Amaury Nolasco
kaçan faulleri izlemek için buraya, maçtan bölümler izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. (bu görüntüleri, o açıdan, başka hiç bi yerde bulamazsınız söyleyim) ama yok ben kotalıyım izlemem dersen, sana saygı duyarım. (kotalı insanın halinden anlarım) hepinizin yanaklarından öper, bayramını kutlarım. ve burdan bizim takımda ki tüm oyuncuların yanı sıra özellikle Edmund, Monty, Ekene ve Alex bayramınız mübarek olsun. Yarın gelin, ekmek salması yiyelim.

6 Aralık 2008 Cumartesi

kampüste "I am Legend" misali

bayram tatili için herkes bavulları toparlayıp memlekete gidiyore... ve kampüs sadece bana kalıyore... ben ay em lecınt gibi dolaşıyore..
kimse yok.. hiç kimse.. her yer bomboş.. yollar, binalar.
kampüs adeta bir hayalet kasaba...
bende bavullarımı toplayıp gitmek istiyore.. ama gidemiyore.. yaşadığın şehirde okumak gibi saçma bi mantığına sokuşturmak istiyore.. bok varda tercihlere sadece konya yazıyore.. ben niye böyle konuşuyore? bende bilmiyore.. gittiğiniz yağmurla gelin... çünkü böylesi daha güzel oluyore...

4 Aralık 2008 Perşembe

Telefon çalarken...

telefon çalarken açamayanlardan mısınız? cıks.. cep telefonlarından bahsetmiyorum. bahsedeceğim şey onlarla pek uyumlu olmuyo. uzun, hiç susmayan zil sesleri yüzünden. şu bildiğimiz yılların ev telefonlarından bahsediyorum. hani bi kere çalar. yanına gideriz. tam yanına vardığımızda bi kere daha çalar ama açmayız. o çalışın bitmesini bekleriz. hani hemen açınca kesilcek gibi bi his olur sanki içimde. bağlantı kopacak gibi gelir sanki. ne biyim ya tırsarım işte biraz. ama eskidendi bu. böyle yaparak uzun yılları boşa götürdüm. halbuki telefonu tam çalış esnasının ortasında açmak acayip havalı bişeydir. görüyoruz işte filmlerde. ayrı bi havası vardır. insanın karizmasına karizma katar. artık o çalışın bitmesini beklemeden, tam ortasında açıyorum telefonu. ve en karizmatik ses tonumu kullanarak, böyle biraz parazit katarak, fısıldayıştan biraz yüksek, softluğun dibine vurmuş bi sesle...
-efendim...
diyorum. naciye teyze annemi istiyor. telefon elimden düşüyor. ağlayarak odama koşuyorum. lanet ediyorum hayata.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Konya'da filaş diski ilk ben aldım ollum!

bi gün bu muhabbeti çevirecem diye çok korkuyordum ki, biri sanki bok varmış gibi afedersin (affetmezsende umrumda değil), kalktı elli yıllık flash diski kaça aldığımı sordu. dürüstçe cevap verdim. evet şimdiki fiyatlara bakınca acayip kazık yediğim bariz şekilde ortadaydı ama 4 yıl geçmiş lan üstünden. ne gerek var bu muhabbeti açmaya şimdi. illa yediğim kazığı vurgulayacak. vardır böyle insanlar. durup durup o konuyu açarlar batagalasıcalar. bundan zevk alırlar, sizi öyle kazık yemiş çaresiz görmek hoşlarına gider, dövülesidir bunlar. aç susuz kalasıdır. tüm çırpınmalarımız boşunadır, bi türlü kurtulamayız bu insanlardan. ama yinede pes etmemek gerekir. en iyisi mücadele etmek, her ne kadar yetersizde olsa bir iki cümle kurabilmeliyizdir karşılarında. bende öyle yaptım ve şu şu şekilde bitirdim konuşmayı;
konyada filaş disk alan ilk insan benim lan! ilk filaş diski ben aldım ollum! hemde bi cigabayt!...

(yukarıda yazılanların hiç biri olmadı, sıkıntıdan uydurdum ben. ama olmasından hakkaten fena halde korkuyorum. siz sakın böyle muhabbetler çevirmeyin, üzmeyin insanları)