30 Ocak 2009 Cuma

Issız Adam'ı izlememiş olmamın hayatıma etkileri

sanırım bu filmi ben hariç herkez izlemiş türkiyede ve vizyona gireli siddin sene geçmesine rağmen her bokun içinde bunun muhabbeti yapılmakta. duygusallığı konuşulmakta, üstüne espriler üretilmekte ve ben malak gibi orta yerde kalmakta. bi yerlerde sürekli böyle önceden kurgulandığı belli olan cümleler kurulmakta ve o ortamda bulunan diğer insanlar ya kahkahalara boğularak gülmekte yada romantizmin derinliklerine düşüp çok uzaklara bakmaktalar. bende ise donuk bi surat, meraklı bir bakış, anlayamama, kendini aptal hissetme durumları oluşmakta. mesela uykusuzun kapağında ergenekon kahramanı tuncay güney dizlerine yatan birine "sen dizime yattın ve ben sana bir hikaye anlattım!..." diyo. kardeşimle aynı anda bakıyorduk ve o bir kahkaha patlattı. bende dedim ki;

komik mi de bu? ne ki o söylediği?
-ollum ıssız adam da diyo ya
-hımmm. (hafif bi gülümseme) hehe

yada tvde bi programda adamın biri yine buna benzer bi cümle söylüyo, o ortamdaki herkes ve kardeşim bi anda yerlerde. gülmekten bi tarafları yırtılacak. bende tık yok. yine boş gözlerle bakıyorum etrafa. noldu ollum neresi komik bunun diyorum.
-yavv ıssız adamdaki bi replik varya onu söyledi işte yaa duymadın mı
haaa.. doğru len. hahhaha hakkatende çok komik ha. ne kadarda komik bi durum oluştu şimdi o cümleyi söyleyince. hehe güleyim ya şimdi ben buna demi. çok güleyim haha ne kadar komik bi olay yaşandı şu an. haha haha. güldüm ben şu an. biliyorum ki ben ıssız adamı. biliyorum yani espri filan hehe tabi izledim ya ben ıssız adamı. hiç izlemez olurmuyum ya hanzomuyumda sanki. izledim tabi. haha ne komikti yaff bak şu zibidiye nasılda güldürdü allah canını almasın onun. ölmesin hiç. hepimiz ölelim o ölmesin. tek başına kalsın dünyada. ıssız adam olsun. haha bitirdiniz ulan beni kerkenezler.

27 Ocak 2009 Salı

aboneyim abone, dergilerim nerede?

evet bende inanamıyorum ama bu iğrençliği yaptım. yıllar önce daha mini mini birkene dinlediğimiz bir yonca evcimik şarkısından başlığa alıntı yaptım. fakat az önce yaptığım özeleştiri ile bi nebze olsun yüreklerinizde sevgi dolu sıcacık bi yer edindiğime inanıyorum. neyse... benim abone olmak istediğim bi ton dergi var. grafik tasarım, dijital art, photoshop magazin, marketing türkiye, media cat, media think, slam, bazı haber-gündem-aktüealite dergileri, bazı haftalık mizah dergileri. sonracığıma, ııı şimdi artislik yapmak gibi anlaşılmasında bazı fotoğraf ve sanat dergileri. Kurcalamak istediğim bi çok edebiyat dergisi de var. şehir-yaşam dergileri. konyada çıkan bir iki dergi de var. yerel ortam ne durumda aslında bilsek iyi olur. okul kütüphanesinde istediğim bi çok dergi var aslında ama her an elinin altında olması başka bişey tabi. paketini ellerinle açmak, şöyle sayfaları hızlıca bi tırrrrt yapmak sonra şöyle bi kokusunu çekmenin tadı bi ayrı ve istediğin kadar, zaman sınırı olmadan, istediğin her an ulaşabilmek nefis olur. mesela gecenin bi köründe 10 sayı önceki bişey mi takıldı aklına, aç bak. tekrar mı okumak istedin. aç bak.

tabi bunların yıllık abonelik fiyatını şöyle bi toplayınca gözbebekleriniz büyüyo. yaşama hevesinizde iniş çıkışlar oluyo. hele bi de yabancı grafik tasarım dergileri var ki. tek bi sayısının fiyatı bile dudak uçuklatıcı. şu an için önceliğim ismini yazdıklarım. ama sadece onların yıllık abonelik ücretleri bile kafa kaşındırıcı. ağızdan "vışşşt, höh, dıps, küh, oha, düüh" gibi sesler çıkartıcı. her işin başı sağlık diyoruz, ve hayata parlayan gözlerle bakmak için direnirken elimizden geldiği kadarıyla takip etmeye çalışıyoruz.

şimdi hepinize Cartel'den hani bana para şarkısını armağan ediyorum.

20 Ocak 2009 Salı

bana noluyosa?

"onun o tatlı tebessümüne son bi karşılık olur belki yüzümde"

biri bu cümleyi aratarak gelmiş bloguma. ne tesadüf ki ben de aynen böyle bi cümle kurmuşum. ama bi çok farklı insan bi çok farklı yerde bi çok farklı zamanda aynı cümleyi kurabilir demi? bana noluyosa...





gözlerin ya vardı aklımda
biz çoktan unuttuk dünya dediklerini
aşk bir kaza dedin bizse sağ kurtulduk
bugün senin günün onu da mahvettin
 
seni sorana her yanım derim
dahasını da eklerim
ellerini uzat ki dokunsun
parmaklarım bugün
 
sakin-edepsiz komedya



18 Ocak 2009 Pazar

geçerli bi mazeretim var, o yüzden asabiyim!

canın cehenneme mng kargo
aras kargodan sonra mng kargoda bana yamuk yaptı. bi insan bi kargoya nasıl müdahale ederde o dvdnin kutusunu kırar. en içten dileklerimle allah belanı versin diyorum mng kargo. o insan müsfettesine bürünmüş insanı yetiştireninde, onu işe alanında allah bin belasını versin. arabanızın lastiği patlasın. aldığınız para haram zıkkım olsun. boğazınızda kalsın. gözünüze dizinize dursun. dişiniz çürüsün. mideniz ağrısın. kabız olun, ağzınızdan sıçın. barnahlarınız gopsun. dua edin ki içindeki dvdye pek bişi olmamış. ya değilse yemin ediyorum o boktan şubenizin camlarını tuzla buz ederdim. sabah geldiğinizde hepiniz göt olurdunuz.

biri şu insanlara yürümeyi öğretsin
yav bu durum sadece burda mı böyle acaba? eğer başka şehirlerde de aynı durum hakimse bu ülke hakkaten kötü durumda demektir. insanların %95'i yolda yürümeyi bilmiyo. saygısız, hayvan ve bencil pisliklerle dolu sokaklar. önümüze gelene bir tekme modunda yaşıyo hayvanatlar. düzelirlermi diye bekledim, sabrettim yıllardır. yeter ulan gidin yürümeyi öğreninde gelin. yada hiç gelmeyin, yok olun, puf olun.

park etmeyi bilmeyen beyinsiz yaratıklar
lan sen ora arabanı o şekilde koymuşsun ama aklının ucundan bile geçmiyo demi bi insan bu kaldırımdan nasıl geçer, başka bi araba burdan nasıl çıkar. umrunda değil demi? diye sormam, çünkü senin o küçük beyinciğin kendinden başka bişi düşünemez ki. o an arabanın bütün farlarını camlarını indiresim geliyo. ama bu seferde ben suçlu olurum. inş. bi gün senin gibi hayvanın teki sana şöyle arkadan sağlam bi şekilde bindirirde boynun kırılır ölürsün. ve bizde senden kurtulmuş oluruz.

mümkünse lütfen bu tip insanlar yok edilsin, uzaya filan fırlatılsın. parasını ben vercem. bunları tamamen yok edelim, yeni bi nesil yaratalım, saygının ne demek olduğunu bilen bi nesil. ayrıca yeni nesili üretme aşamasında da gönüllü sevişken olarak özveriyle çalışırım :)

16 Ocak 2009 Cuma

sağlık karnesi süresini uzatma 2 (yıl 2009)

dün yine sağlık karnesi süresini uzatma işlemimi yapmak üzere SGK'ya gittim. bakın ismi bile değişmiş SSK değil miydi bu. başka güzel değişikliklerde olmuş. geçen sene yaşadıklarımla, ki bakmanızı öneririm, ilgilisi olmayan bi ortam yaratılmış. hastanelerde, bankalarda filan olan şu sıra alma olayını burayada uygulamışlar. geçen sene ki gibi maceralı bişeyler olmadı tabi. gittim sırayı aldım. 418 di. orda ki bekleme bölümünde 15 dk filan oturup bekledim. sıram gelincede 1 dakikada işim halloldu, gittim. yalnız o ortamda ciddi bi kalem problemi var. orda bulunduğum kısa bi süre içinde 5-6 kişi benden kalem istedi. şimdi bi 100 tane kalem alsam. orda gidip tanesi 1 liradan satsam fena para kazanmam. hani bu tarz yerlere girerken makineden sıra alıyoruz ya. ben o kağıda rahat bi 500 defa filan bakıyorumdur. (hımm 418 hımm 418 evet. güzel numara almışım. valla nefis bi numara) bi de sıra yaklaştıkça nedense gereksiz bi panik bi heyecan yaşıyorum. hele benden önceki son numara çıktığında kalbim resmen güm güm çarpıyo :) kendi numaramı görür görmez 100 metre startından çıkan atlet gibi çıkıyorum :) iyi dersler sevgili arkadaşlar...

14 Ocak 2009 Çarşamba

Haliç'ten gazel okuyorum!

bazen, biraz geriden takip ederim hayatı;
10 sene önce çekilmiş filmi yeni keşfetmek. 4 yıl önceki müthiş bi şarkıya abanmak. yani nedir bu. sanki ben bunları izlerken veya dinlerken biri gelecek ve;
-ohooo çok oldu bu çıkalı, zamanında takıldım bende, sen daha yeni mi dinliyo canııımm...
diyerek, beni ruhumun içinde yerden yere vuracakmış gibi geliyo. hemen savunma mekanizması kurmaya çalışıyorum.
-yok ama şöyle böyle filan.. ııı yada, sana lan bilir kişi! gitsene olum burdan.

deftere blog
olur ki bir gün google'a bişi olursa (şeytan kulağına lazer güdümlü kimyasal başlıklı füze) (ki belki de olmaktadır zira alttaki yazıma yorum gitmiyo) bende deftere blog yazarım. link bile veririm. zaten nedir ki hayat. bi link iki tık tık tamam. yorumumuz moderatör onayından sonra yayınlanır. seviniriz.

adres
bu gün dışarı çıktığımda hiç luzumu yokken, karşılaştığım her 10 kişiden birine, şehrin taa bi ucundaki bi adresi sordum. hem hiç tanımadığım birileriyle konuşmak istediğim hem de o adresi nası tarif edeceklerini merak ettiğim için yaptım bunu. hiç keyif almadım bundan ama yinede yaptım işte. (Yalan. böyle bişey yapmadım. niye yapayım. manyak mıyım. bambaşka şeyler yaptım bugün, bununla alakası bile olmayan şeyler. mesela cerrah titizliğinde çalışan bi adamla tanıştım. herif aynı ben. tek farkımız onda gerçekten cerrah tipinin olması. bu arada gerçekten beyin cerrahı arkadaşımda vardır hee, onunda artisliğini yapayım yani. siz tabi beyin cerrahı arkadaşı olmayan zavallı insancıklar olarak bilemezsiniz benim duygularımı :p 4'e 4 tek pota maç yaparken birbirimizi tutuyoruz yavv düşün artık, bana savunma filan yapıyo herif. beyin cerrahı adam yani düşün.)

arak
kendimin bulduğumu sandığım esprinin aslında daha önce yapılmış olması. (cümle de acayip oldu) evet maalesef yapılmış. başlık cümlesi. google'da bi bakıyım da ters bi durum olmasın dedim. oldu. ama ben bilmiyodum. şimdi çaldı sanıp küfür dolu yorumlar yazacaksınız demi. evet evet kesin öyle yapacaksınız. zaten bi üstteki paragrafda beyin cerrahı arkadaşınız olmadığı için sizi küçümsemiştim. hazır nefret dolusunuz, intikam duygularınız kabarmış. kimbilir neler geçiyo kafanızdan. lütfen yapmayın. ulan niye böyle bişi geliyo ki aklıma. istanbulda bile yaşamıyorum. başlığı Havzan'den gazel okumak olarak değiştirsemde saçma olcak. (havzan; konya'da bi yer)

sizin beyin cerrahı arkadaşınız yok. bu acı gerçekle yaşayacaksınız hayatınızın sonuna kadar.

12 Ocak 2009 Pazartesi

abi şunu iç de boşa gitmesin...

merhaba blog yazan ve okuyan insanlar. nabersiniz. evet ilkokulda yazdığımız ilk mektup gibi bi giriş oldu, bende bu gerçeğin farkındayım. ama bu seferlik böyle oluversin. hee ne diyodum. nabersiniz. beni sorarsanız ki eminim şu an dehşet bi merak sardı beyninizi. nası oluyum işte. bi iyiyim, bi kötüyüm. tramvaya filan biniyom. komputer makinesi işleri filan. gözlerim yoruluyo. eskisi kadar sıkı takip edemiyom blogları. bu kötü bi durum tabi. şimdi bunun için üzüldüğümü söylesem bana küfür edebilirsiniz. ki kendim bile yapıyom bunu. her boka yapıyom. dünyada neler oluyo, senin üzüldüğün şeye bak diyorum. sonra bi baktım üzülecek pek bi halt kalmamış. ama kötü şeylerle kıyaslayınca tabi. iyi olanlarla kıyaslayınca nefes alıp vermenin anlamsız olduğu konusunda düşüncelerim gelişiyo. o yüzden daha fazla saçmalamadan bu kıyaslama işini bi kenara bırakalım. zaten beklentin yoksa kafan rahat oluyo.

iki gündür bilgisayara değişik işletim sistemleri kurup, nasıl olduklarını deniyorum. bazen bu yaptığım şeyi çok anlamsız ve gereksiz buluyorum ama yapmaya devam ediyorum. mesela şu an size pardus üzerinden sesleniyorum. kurması baya zor oldu. iki liralık boş cd harcadım mesela. bu cdleride bizim mahalledeki cdciden aldım. klasik mahalle cdcisi. ne kadar dandik olsada eve yakın cdci bulunması iyi bişey. cdleri aldıktan sonra iso dosyalarını cdye yazmaya başladım. ne kadar özenle ve dikkatli yapsamda bu işletim sisteminin kurulum cd'si sürekli bozuk çıkıyodu. ama ısrarla, hatta çok ısrarla deneyince (yaklaşık 15 defa filan) o bozuk dediği cd ile kurdum işletim sistemini. bu bilgisayarlar garip aletler tabi. saçma sapan şeyler yapabiliyolar çoğu zaman. pardustan önce ubuntu ve dream linux kurdum. hiç bi bok anlamadım ikisindende. hele dream linux'ü ne halt yemeye yapmışlar hiç bi anlam veremedim. ubuntuyu tamamen Türkçe yapacam diye matrixdeki Neo hissettim kendimi. yok bi yer açıyon, oraya bişiler yazıyon. windowsun gözünü seviyim bea. bi de bu windowsu lanetleyip duran insanlar olur ya. hiç anlamam. bi kuruş para vermiş olsalar neyse dicem. kurana kadar canımı çıkardı ama bu pardus iyi gibi. daha pek kurcalayamadım ama ne biliyim iyi gibi işte. kanım kaynadı zibidiye. sırf meraktan işte ya, aslında hiç bi gereği yok. hatta zararı bile oldu diyebilirim. bunlarla uğraşacam diye arkadaşımın doğum gününü unuttum. çok pis bi duygu. içime bişi oturdu. mal gibi hissediyom kendimi. hatta kafamda da süper bişi ayarlamıştım ama uygulayamadım. inş. seneye kadar ölmez. o zamana kadar daha süper bişi gelir benim aklıma. onu yaparım.

(başlıkla uyumsuz yazılar dizisi, yada diziyle uyumsuz başlıklar yazısı. artık onu ben sizin kendi özümsemenize bıraktım. pardustan sevgiler)

7 Ocak 2009 Çarşamba

gülmekten ölmeyin! sakın!

şimdi bu bloga giren bir çok insan gülmekten ölüyo ya. bi de yorum yazar yazmaz hakkaten gülmekten karnı patlayıp ölüyomuş. sonra polis geliyo, olay yeri inceleme filan. bi bakıyolar bilgisayar açık, ölen şahıs en son benim bloga girmiş, böyle bi yorum yapmış. polis hemen benim yerimi tespit edip yakalıyomuş. cinayetten içeri giriyomuşum. sonra konya sulh ve ceza mahkemesi bilmem kaçıncı maddenin şeysinden ötürü bloguma erişimi engelliyomuş. tv'de bütün kanallarda haberlere çıkıyomuş bu olay. "-evet sayın seyirciler, you tube'dan sonra stickman'in bloguda erişime engellendi" diye. sonra bir çok değişik sitede stickman'in bloguna girme yolları türünde yazılar, yöntemler, programsız çözümler filan çıkıyomuş. bi kaç defa açılıp kapanıyomuş blogum böyle. sürekli haberler çıkmaya devam ediyomuş, stickman'in blogu bir kez daha erişime engellendi filan. yok yok açıldı şu an! aha dur yeniden engellendi! sonra başbakan açıklama yapıyomuş, ben stickman'in bloguna giriyorum, sizde girin diyomuş. ülke bir kaos havasına giriyomuş. tasarruf mevduatı sigorta fonu bloguma el koyuyomuş. sonra maliye bakanı, blogumu ele geçirip açık arttırma veya kapalı indirme gibi sitelerde babalar gibi satıyomuş. sonra halkımız bu belirsizliğe dayanamayıp ellerinde pankartlarla sokaklara dökülüyomuş. bunların hepsi ihtimal dahilinde olaylar tabi (umarım ülke olarak bu tür olayları yaşamayız)

5 Ocak 2009 Pazartesi

kısa zamanda Türkiye'nin sevgilisi oldu...

bu böyle olmamalı!
neden erkekler tuvaleti-kadınlar tuvaleti diye bişi var? neden ayırmışlar. girer girmez donumuzu mu indiriyoz sanki. çıplak mı dolaşıyoz. gereksiz buluyorum.

küçükken sandığım bişi
Türk para birimini, "binlira" sanırdım.

MEMOLİ
lise 1 de arkadaş cüzdanını çıkardı. o da ne. memolinin fotoğrafını gördüm. kaçarak uzaklaştık ordan.

bebelere balon!
sonra elma bıçağa ne dese beğenirsin. beni soyma utanıyorum demiş. ne komik dimi?

çok önemli UYARI
açken alışveriş yapmayın.

Alpay Özalan?
abi nerdesin sen. nerde o eski agresif, gergin defans oyuncuları. (çocukluğumuzun yıldızları)

eşşek yaptım çok komik?
fotoğraf çekinirken arkadan kulak yapmayı komik bulan insanlar vardı bi ara. ki hala var bunlar. zeka seviyeleri malumdur bunların. kaçınız!...

4 Ocak 2009 Pazar

çalış benimde olur

mahşer-i cümbüş-rüya
rüyamda mahşer-i cümbüş ile aynı evdeydik. ama cıbırca konuştukları için hiç bişey anlamıyodum. sonra evdeki nesneleri abuk sabuk kullanıp durdular. bi ara basketbol topumu değişik şekillerde kullanmayı denediler, hepsinin ağzını burnunu kırdım.

allah kimseye yaşatmasın :(
arkadaşın sana anlattığı olayın aynısını başkasına anlatırken duymak. ama bunu değiştirerek anlattığını duymak. (bunu yapan insan olamaz) umarım bi daha kimse böyle bişi yaşamaz.

süper fikir!
tuvalete küçük pota taksam aslında. hiç sıkılmam. bir iki atarım girmişken. vakit geçer.

şanssızlık örneği
ben liseye başlamadan önce devamsızlık sınırı 20 gündü. ben liseye başladım 10 güne indirdiler. bu üç yıl boyunca böyle devam etti. ben liseyi bitirince tekrar 20 gün oldu. ne acı diimi? (bu devamsızlık süresini ayarlayan şahıs pipimi yesin)

karları bozmayın!
kimse dışarı çıkmasın, yürümesin, bozmayın lan karları, basmasana olum! pürüzsüz bi şekilde durmalı o karlar.

bitsin!
ya aslında biz yurovizyonu çok büyütüyoruz. bence tamamen politik bi olay.

3 Ocak 2009 Cumartesi

uykusuz her gece

Saat şu an 05:16. yani gecenin körü. kaderde el feneriyle gecenin bi köründe uykusuz okumakta varmış. aslında uyumaya çalıştım. fakat, cıks. bugün çok yürüyüp yorulmama rağmen uyuyamadım. nası bi enerji bu lan. akşamdan da börek vardı, iki parça kalmış mutfakta. bişiler bulurum belki ümidiyle girdiğim o karanlık mutfakta bir güneş gibi doğdu bana. bide yanında simit buldum ki, hepsini doldurdum bi tabağa, sobanın üstünde ısıttım biraz, nefis oldu. hem atıştırıyorum, hem uykusuz okuyorum. bu saatten sonra zaten yatmam. çok uykum gelirse tramvayda kestiririm biraz. aha! PUAHAHAH! bakın Vedat Özdemiroğlu abimiz ne demiş; "Haluk Bilginer abimiz ve Aşkın Nur Yenge."

Ulan keşke bende uykusuz dergisinde yazıktırıyor, çiziktiriyor olsam. ama dergide çok sigara içiyolarmış. Ersin Karabulut'dan biliyorum. herif sigara içmediği halde ciğerleri bitmiş. ama dergide kimse sigara içmese çalışabilirim. tabi önce keşfedilmem lazım. yazı gönderiyim mesela yazı. okusunlar lan. bitti (bitti yazma ihtiyacı hissettim. bu ilk kez oldu) bitti (2) bit.. (bu yazı 8 gece önce yaşanmıştır)
(fotoğraftaki yazıyı pek okunabilir nitelikte olmadığı için üşenmedim yazdım buraya. ama eğer el yazısı üzerinden karakter analizi yapmak gibi bi davranışta bulunursanız. sizi laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmek suçundan savcılığa şikayet ederim. arada bir bağ kurmanız önemli değil. yaparım bunu. çünkü bu cümlenin söylenişi çok müthiş. baksana; laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmek. lütfen konunun derinliklerinde siyasi mesaj aktarma kaygısı taşıdığımı filan düşünmeyin. lan ne oldum ben böyle. paranoyak mıyım? sürekli birilerinin bişeylerden bişey şeyetmece şeyine girme şeysi oldu bende. napsam ki. bu arada ilk fotoğraftaki tabağı, derginin üstüne koyma sebebim yazıyla uyumlu güzel bi kombinasyon yaratmak (kombinasyon ne diye sorsan bilmem) sakın bak bu hareket de saygısızlık olarak filan algılanmasın. aha! yine oldu lan. ühühühü :( parantezi kapatmayı unutmayım) (başlıkla lütfen dalga geçmeyin, biliyorum çok klişe. yazıyla uyumlu şarkı sözü kullanmak, pıh) (kendimle dalga geçmeye bi son vermeliyim) (taktım ben bu paranteze) (uykusuz her geceymiş, bırt! salak!)