30 Mart 2009 Pazartesi

20 Mart 2009 Cuma

kabaran iki cep var! kabarmışlar!

herhangi bi yere giderken yanımda bişiler taşımaktan nefret ediyorum. mesela okula gidiyorum. bunun kitabı var, yok bilmemnesi var, kalemi var, kimlikler var, telefon var, anahtar var. bi de çok akıllı gibi gittim 50X70 çanta aldım. kendi kendimi gaza getirdim ya. aptalım. bunları yüklenmekten nefret ediyorum. ben böyle çıkacam, elimi kolumu sallaya sallaya gidecem arkadaş. kıştanda nefret ediyom. yok kaban giy, atkı sar, bere giy. onları giy çıkart. çok zahmetli işler bunlar. yaz olcak bi şort bi tişört gitcen. bendeki üşengeçlikte ciddi anlamda tehlikeli boyutlarda. mümkün olsa çıplak gidecem.

bi de ben bi yere giderken benden ekstra bişi istenmesine acayip sinir oluyorum. böyle kan beynime sıçrıyo. mesela okula gitmek için hazırlanmışım, o şekilde konsantre olmuşum ben, ona göre adaptasyonumu sağlamışım. dönüşte neden benden ekmek almamı istiyosunuz. giderken ne isterseniz isteyin. mesela verin elime çöpü, ben giderken onu çöp kovasına atarım. uzaktan atarım hemde, girincede basskeeet diye sevinirim. girmezse küfrede küfrede gider alırım, kolay bi atış yaparak yine sayımı yaparım.

mesela dergi almak için ben konsantremi olmuşum, çakralarımı ona göre açmışım, tam kapıdan çıkacağım an,
nereye gidiyosun?
-şuraya buraya işte...
gelirkende şunu alır mısın?
-ühühü ıhıhıhı böhüüü ama bunu yapmayın bana. şu an dellendim mesela. adrelanin patladı bende. şöyle taa parmak uçlarımdan başlayan bi gerilme tüm vucudumu sardı. yapmayın bunu olur mu. bin defa söyledim, yapmasanıza sayın aile üyeleri.

geçen hafta resim çantasının içine elime ne geçerse koydum. bere, harici harddiski korumak için küçük çanta, defter filan. çanta böyle kabardı. çok salak durdu. normal küçük çantaları taşımaktanda nefret ediyorum. büyük cepli bi pantolon var, herşeyi onun ceplerine dolduruyom, anahtar, kimlikler, selpak, kalem, not almak için kağıtlar, telefon, bozuk paralar. ne ararsan var cepte. pantolon cepleri kaparık, böyle yanlardan sarkıyo, iğrenç bi görüntü.

10 Mart 2009 Salı

elimde çantam, imajımı yaparım, havamı atarım, kelimeleri kıyafetsiz bırakırım

kendimi güzel sanatlar-grafik bölümü öğrencisi gibi hissetmemem için bana bi tane bile sebep gösteremezsiniz. bugüne bugün 50X70 resim çantam bile var. teknik ve sanatsal kırtasiyede resim öğrencileriyle nasıl entellektüel sohbetler çeviriyorum bi bilseniz. dün, temel tasarım dersi için gerekli olan bir kaç malzemeyi almak için gittiğim kırtasiyedeki adam bile saygılar sunuyordu bütün müşterilerine. arz ediyordu. gelen herkese sürekli ikramlarda bulunuyordu. hemen yanımda oturan benim gibi malzeme bekleyen resim öğretmenliği öğrencisi bir kız çayımı yudumlayıp fotoşop dergimi karıştırırken, sigarasından derin bir nefes çekip verdikten sonra; eşsiz karizmama, uzaklara bakan sessiz gözlerime, kirli sakallarıma, incitmekten korkan, yer yer buğulu, yer yer çatalsı, yeryer entellektüelliğin dibine vurmuş ses tonuma dayanamayarak;

-siz de mi resimle ilgileniyorsunuz? diye sordu. (siz mi demişti sen mi demişti tam emin değilim. sen demişti galiba)
-evet, kendimi bildim bileli resim yaparım. ama profosyonel olarak ilgilenmedim.
-hımm...bölüm neydi?
-halkla ilişkiler ve tanıtım (burda kopmak serbest)
-neden resim bölümü filan değil?
-öss beybi??? o psikolojiye sokmuşlardı bizi. bi de torpil durumları filan vardı o zamanlar. ve daha başka şeyler. garip ve karmaşık durumlar. tamam ne duymak istiyosun? o kadar iyi çizemiyordum. şimdi mutlu musun? resim öğretmenliği değilde, güzel sanatlar-grafik okumalıydım ben. her yıl sadece 20 öğrenci alındığını biliyor musun?
-hımm evet haklısın, orası çok zor. bi de torpille filan alıyolarmış.

(ben össye hazırlanırken sosyal bilgiler öğretmeni olmak istiyodum biliyomusunuz :D neden böyle bişey istedim anlamıyorum. hayatımın anlamı gibi bişey yapmıştım bunu. arkadaşlara filan, oolum sosyal bilgiler öğretmeni olcam ben diyodum. en iyisi sosyal bilgiler abi, sosyal bilgiler öğretmeni olcam ben)

sohbet nerden nere nasıl geldi bilmiyorum. bana nasıl bu bölüme girdiğini ve nasıl resim yaptığını anlattı. bende ona ilkokula ilk başladığımda resim yaptırmıyolar diye okula gitmek istemediğimi ve bu yüzden ağladığımı söyledim. gülümsedi. nevşehirliymiş. yaptığı resimleri merak ettiğim için bu aralar seninde çalışmanın olduğu bi sergi varmı diye sordum. yokmuş, daha öncede hiç sergide bir çalışması olmamış, sergi açmamışlar hiç.
peki işlerini görebileceğimiz bi internet siten ne biliyim bi deviantartda hesabın filan da mı yok?
ı ıh, yok ki...
-oyhh kıyamam. ben seni kendi sergimize davet ediyim madem.

bir-iki hafta sonra açılacak olan bizim sergiye gel. afiş çalışmaları sergilenecek. iletişim fakültesi giriş katında. gel beklerim. (yalan) beklemem. gelirse gezer gider. işim gücüm yok orda onu mu bekleyecem soğukta. gelirse gezdiririz. yerinide bilmiyosun demi, evet bilmiyosun. kampüste girişteki ilk fakülte, hastanenin hemen arkasında. hadi hoşçakal.

adamla fiyat konusunda pazarlık yapacaktım fakat tam o ara bi telefon geldi ve halasını kaybetmiş :/ gıkımı bile çıkarmadan aldım tabi. o ruh halinde bile adam saygılarını sunarak uğurladı beni. ortam o kadar sanatsal artık düşünün. bende istihtam ederim diyecektim ama bunun yanlış ve alakasız bi kelime olduğu beynime dank etti ve gıkımı çıkarmadan uzaklaştım ordan.

bi de sürekli uykusuz aldığım bayii abiden dün dijital arts dergisini isteyince sen mimarlık yada grafik filan mı okuyodun dedi bana. (hatırlayınız elimde 50X70 resim çantası) işte o an, o an aldığım hazzı nasıl anlatayım size. kelimeler kıyafetsiz kalır...

4 Mart 2009 Çarşamba

Mehmet Turgut ile söyleştik

Dün bizim fotoğrafçılık topluluğu sağolsun Mehmet Turgut' u söyleşiye davet etmiş, o da sağolsun gelmiş. E baktım ortam bensiz çok sönük geçecek, üşenmedim, dersim olmadığı halde kampüse gittim. Önce şu yanda gördüğümüz gayet güzel ve çok zarif arkadaşımız duygusal bi konuşma yaptı. (afferin sana güzel konuşmaydı) Akabinde ve detayında Mehmet Turgut hakkında biraz bilgi verdi ki ben biliyodum zaten, haybeye dinledim. Mehmet Turgun'un hiç öyle artisliği entelliği filan yok, aynı işte bizim gibi bi adam. İlk önce bizim fotoğrafçılık topluluğunun çalışmalarını izledik biraz. Sonra Mehmet Turgut çalışmalarından bi slayt hazırlamış, onu izledik. Nefisti. Sonra karşılıklı soru-cevap şeklinde söyleştik. Keyifli geçti. Benim kafamda hazırladığım soruyu benden önce bi kız sordu. En uyuz olduğum şeydir bu. Neyse affettim kızı, bişi yapmadım. Biraz daha söyleştik işte, sonra çiçek filan verdiler, alkışladık, bitti söyleşi. Gittim yanına foto çekindim. Benim böyle bi huyum vardır, bu tarz durumlarda hiç çekinmem, gider hemen kanka modunda ünlüyle fotomu çekinirim :) e adam manyak fotoğraflar çekiyo, bu işleri çıkaran insanla bi hatıra kalsın demi. yanına yaklaşmaya çekinenlerde benim bu hareketimden sonra aslan sürüsü gibi adamın etrafını sardılar. Bu arada Mehmet Turgut'u zaman zaman kurtlar vadisinde Güllü diye bi adam var. Ona benzetiyorum :D Böyle garip bi huyum var, herkesi birilerine benzetebiliyorum. Karşıdaki kişiye söyleyince o da kopuyo. Neyse. Bu adam harbiden sağlam fotoğraflar çekiyo, ilham verici. Gözüne sağlık. İstanbulda olsam bi çalışmasını izlemek için ısrar ederdim, baskı uygulardım :) neyse şanslı adammış, şimdilik söyleşiyle yırttı.