27 Nisan 2009 Pazartesi

kulu

konya'nın kulu diye bi ilçesi var. bi otobüs yolculuğu sırasında yol üstünde görmüştüm. böyle çok küçük bi yer. bi yol düşün, onun sağ ve sol yanında bi kaç ev ve dükkan var. işte orası kulu.

bi kaç gün önce yerel kanalların birinde haberlerde gördüm, isviçre başbakanı konyanın kulu ilçesinde temaslarda bulunacak dedi. şaşırdım. lan ne işi var bu adamın orda, neye temas edecek ki dedim. bunun üstüne, evdeki insanlardan biri ordan dedi ki, "-işviçrenin yarısı kululudur". yine şaşırdım. hangi allahın kulu isviçreye gider ki burdan dedim. ortamda uzun süre bi sessizlik oldu. bi allahın kulu bile cevap vermedi. yazıklar olsun.

(yaptığım kelime oyunu için beni affetmenizi diliyorum. herkes bazen kendini tutamayabilir, hepimiz insanız) (bilmem kaçlı yıllarda bi sürü insan çalışmaya gitmiş ora. o insanlar gitmeseydi, böyle bi yazı yazılmayacaktı)

25 Nisan 2009 Cumartesi

in misin cin misin

her zaman çok garip, çok absürd rüyalar görürüm. ama dün sabah gördüğüm rüya kesinlikle sıradışıydı. hatta bi rüya olduğuna bile emin değilim. bir insan, insan dışı bir kılıkla rüyamdaydı. şimdi anlatırken rüyamdaydı diyorum, ilk cümlelerimle çelişir gibi oluyo ama başka ne diyim. o şekilde anlatıyım. tekrar başlıyorum; bir insan, tanıdığım bi insan, insan dışı bir kılıkla rüyamdaydı. ve beni görmek için, izlemek için, ne yaptığımı bilmek için gelmişti. bu gerçekti ama ben bunu rüya olarak algılıyordum. odamın tam ortasında, benim ranzamdan biraz yüksekte havada duruyordu. bak şimdi anlatırken bile tüylerim diken diken oldu. bunu rüya sanırken rüya olmadığını anladım. uyanmaya çalıştım. zar zor olsada gözümü açtım. ve o ordaydı. bana bakıyordu. biraz yan yatıyordum ve onu çok iyi göremiyordum. o yüzden kalkmaya çalıştım fakat dönemiyordum. vucudumu hareket ettiremiyorum. sert bi hamle yaptım ve zar zorda olsa biraz kalkıyordum ki, o aşağı doğru aniden süzülerek kayboldu. son anda kolumu uzatıp dokunmaya çalıştım ama kolumu çok yavaş kaldırabildiğim için yetişemedim. o aşağı doğru süzülerek kaybolup gitti. çok garipti. (aynen çizimdeki gibi bişeydi)

19 Nisan 2009 Pazar

mahallenin zekileri

böyle bi dönem vardı hatırlayan varmı? kim ödevi yapamasa, bilemediği bişi olsa ona koşardı. o garibanda bıkmadan usanmadan yardım ederdi. neyseki benim başıma gelmedi böyle bişi. hele matematik ödevi filan getirecekler diye yıllarca gizli gizli girdim çıktım apartmana. dikkat çekmemeye çalıştım. stickman yok dedirttim. yolda filan karşıma çıkacaklar da bi matematik, havuz problemi filan soracaklar diye ödüm sıdar hala. hızlı hızlı etrafa bakmadan giderim. çünkü ben hayatımda bi kere bile havuz problemi çözemedim. yada yola çıkan ve bi süre sonra karşılaşacak olan kahrolasıca arabalar problemi. ciddiyim. bi tane bile çözemedim. o havuzlarda boğulursun inş. o soru tekniğini geliştiren şahıs. musluklar kafanda parçalanır inş. yok havuzmuş, saatte bilmem kaç km hızmış sorularını çözemesemde, bi sözel öğrencisi olarak össde matematikden 7 de 7 netim vardı onu söyleyim. kendime has bi soru çözme tekniği geliştirmiştim o zamanlar. bi yıl daha devam etseydi bu öss olayı, şu an dünyada bilinen matematiği tamamen değiştirip yerine acayip bi sistem oturtcaktımda, hadi şanslısınız yine..

15 Nisan 2009 Çarşamba

ellerini çöp tenekesinin üstüne koy zenci!

bizim evin önünde iki adet çöp tenekesi vardı. geçen gün çöpü atmak için çıktım. aha bi baktım. çöp kutularının olduğu yerde yeller esiyo. hangi hayatından bezmiş yaptıysa taa cehennemin dibine çekmiş çöp kutularından birini. diğerinin nerde olduğu hakkında hiç bi fikrim yok. gittim oraya çöple birlikte, attım çöpü, sonra elimle ite ite getirdim çöp kutusunu. bunu yaptıktan bi süre sonra kendimi bu çöp kutusunu böyle ite ite bi yerden bi yere taşırken kafamda canlandırdım. yaparken komik gelmiyodu tabi ama kafamda canlandırırken çok komik geldi. ama nasıl canlandırdım kafamda. böyle kendimi uzaktan izledim. uzaktan ve yukardan. hani amerikada suçlular kaçar polisten, arabadan iner, bi süre koşar ve yakalanır. bunu helikopter yukardan çeker. işte aynen o açıdan.

6 Nisan 2009 Pazartesi

acele etme ya... çalsın...

telefon çalerken umursamayan insanlara nası gıcık oluyorum, nası sinir oluyorum. o anda öldürsem onu en ufak bi pişmanlık duymam. lan git açsana. ne sallanıyon. bi arkadaşım var, en az yedi-sekiz defa çaldıktan sonra açıyo telefonu. küfür etmemek için zor tutuyorum kendimi.

kapı çaldığında da aynı şeyi yapan insanlar vardır. böyle umrunda bile olmaz. sallana sallana gider. hatta bi süre durur, sonra gider. bi insan nasıl böyle olabilir. bunların algıları filan yavaş çalışıyo olmalı. beyni uyarıyı anca işliyo olabilir. şimdi zil çalıyo mesela, herif kafada yavaş yavaş kuruyo bunu;
hımm... zil çalıyo. birisi basmış olmalı. ya değilse çalması için bi neden yok. birisi basmış ise kapıdadır şu an ve açmam için bekliyodur. hımmm eveeet. sanırım zil çaldığı için kapıyı açmalıyım. kapıyı nasıl açmalıyım acaba. sanırım oraya doğru yürümem gerekiyor. evet sanırım bunu yapmak için önce ayağa kalkmam lazım. adım atıyoduk galiba yürürken. evet bunu yapıyım. evet adım attıkça ilerliyorum. hımmm kapı çalmaya devam ediyor. haa napıcaktım. evet kapıyı açmalıyım. merhaba diyim. insanlar iletişim kuruyorlardı en son. devam ediyor olabilir. ağzımı oynatıp merhaba kelimesi içindeki sesleri düzgün bir şekilde çıkarmalıyım. önce m mee sonra h olması lazım hee aa re yi unuttum. en iyisi kapıyı kapatıyım. baştan çalsın zili (yazının istenmeyen bir yere doğru gitmesi durumu ve stickman'in kendini kilitlemesi) (uyumak istemek)

1 Nisan 2009 Çarşamba

ÇareSİZseniz bize ne lan!

hani, hani bazen olur ya böyle. işte şu an öyle bi an. mesela bazen çok sıkılırım. ulan ne biçim hayat bu, ne durağan, ne sıkıcı. yapacak hiç birşey yok. vakit geçmek bilmiyor. uyuyayım bari. uyanırsın yine aynıdır. hadi gideyim, peynir yiyeyim bari. bi türlü değişmez bu durum. böyle televizyondaki tüm kanalları 748 defa baştan sona değiştirirsin. cıkss.. iflah olasın yoktur..

bi de şöyle zaman dilimleri olur ki, ulan dersin, ulan nasıl olcak şimdi. kafanda o kadar çok şey vardır ki, pimpirik olursun. offf ya ne güzel sıkılıyodum ben, daha iyiydi o zaman, kafam rahattı dersin. özlersin üst paragrafta yazdıklarımı. şimdi de yapacak haddinden fazla şey vardır ve zaman su gibi akıp gitmektedir. off nası olacak dersin. böyle içini sıkıntıyla birlikte bi telaş, bi bezginlik kaplar. yatmak istersin, uyumak istersin uyuyamazsın. kendi kendine yorgun olduğunu kanıtlamaya çalışırsın. evet abi yorgunum ya, bak gözler filan gitti... ahh karnım.. karnım ağrıyo galiba. evet evet. kolum çıkmış olmalı. off çok pis acıyo. aha beynim. galiba beynimde tümör var. evet dinlenmeliyim. kaçacak yer ararsın. ne pis huydur arkadaş. ne dengesizliktir bu. durağanlıktan isyan eden bünyenin şimdide o anları aradığı görülmektedir. pazar gününün sonuna ertelenen ve asla yapılamayan ödeve döner olay. allahtan fazla uzun sürmez bu anlar. uzun sürcek sanarsın, lan bu defa hakkaten çok çalışmam lazım dersin. sanırım hayatım artık bu düzende devam edecek diye düşünürsün. bunu istemiyosundur fakat istiyosundurda ama her ikisinede çirkin komşu kızına olduğun kadar mesafelisindir. amaaan sanki ne değişçek hayatımda cümleleriyle olay yavaş yavaş eski haline döner. işte yine başladığın yerdesin. off lan çok sıkılıyom. çok durağan bi hayat. hiç hareket yok. canım sıkılıyo. bu kısır bi döngüdür. kişi gariptir ve televizyonda hakkaten bişi yoktur...

ama bi dk?..

selena var. selenayı izleyim.
(selenanın jenerik müziği diline dolanmak, kurtulmaya çalışmak, aha! başarmak)
(bu sefer de dabi dabi mısır çerezi reklam cıngılının dile dolanması, eyvah! kurtulamamak)
(bkz: televizyonun zararları)