26 Temmuz 2009 Pazar

bunlar yaşanıyor! yaşanıyor!

film sonu müziklerine bayılırım. film biter ve ben yazılar tamamen bitene kadar dinlerim. hele film güzelse ve o bitiş müziği ne kadar dandik olursa olsun o an size dünyanın en müthiş şarkısı gibi gelir. belki başka bi yerde başka bi zamanda dinleseniz tahammül edemeyeceğiniz bişeydir o. ama akar gider güzel filmin sonunda. ben ki bu akışı engelleyemem, yazılar bitmeli, o dolby dijital olsun, fujifilm olsun, sponsorlar olsun, hepsini, o logoların hepsini görmeliyim.

stickman bey, siz evet siz, nasılsınızsız?
malum iş ortamlarındaki hitap şekilleri bellidir efenim. bey, hanım, siz. gayet güzel. fakat fakat takıldığım nokta şu adamım. o hanımlı beyli konuşanlar iki dk sonra, hiç bir koşulun değişmemesine rağmen "allah senin gocana sabır virsin gııız" , "ay yaşlı kurt seni, hınzır", "lan ne ya..ak kafalı adamsın" "hasstir g.t , "du, sen duu, ben yarın gucaama oturdayımda onu görür o, gucağa oturtacam seni, bu .mcık beyinliler hep böyle işte stickman" sonra yine birden bire, "y bey şu dosyayı gönderdiniz mi? hayır onu z bey gönderecekti. y bey, sizi z hanım çağırıyor, x hanım iyi akşamlar, stickman bey siz bugün nasılsınızsız siz?" deli misiniz ulan? yok allah kocana sabır versin, yok cinsel içerik göndermeli şakalar filan. adammı oldunuz lan lafın sonuna hanım-bey koyunca. artisler.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

"satıcı ve dilenci giremez"

apartmanın girişine "satıcı ve dilenci giremez" diye yazı yapıştırmışlar. öyle yapacağımıza apartmanın girişine ve çevresine işeyerek bölgemizi belli etseydik daha insancıl olurdu bence. tamam yazıyı asanlarda haklı, sürekli şöyle tipler geliyo kapıya, böyle 22-26 yaş arası erkek veya bayan. hepside yeni kurulma aşamasında olan bir vakıf-dernek gibi bi yerlerden geldiklerini ve bunun için 1 liraya sattıkları ufak tefek bişeyleri gösteriyorlar. tabi 1 lira diyince ve karşındaki iyilik meleği gibi gözüken bu genç insanı kırmamak adına alıyosun onu. nasıl olsa 1 lira ya ne olacak. ama günde senin gibi kaç kişiyi kandırdığını düşünsene. deli para var bu işte. günde 300 kapıyı rahat çalarsın. yarısı alsa 150 kağıt. 50 lisi o sattığın şeylerin parası olsa geriye kaldı 100. hangi işten günde 100 lira kazanabilirsin ki :D bi de anketciler var, önce tipine bakıyosun, öğrenci galiba ek gelir olarak anketörlük yapıyo sanıyosun kabul ediyosun ankete katılmayı. anket en fazla 4-5 soru sürüyo ve çantasından diş macunu ve çeşitli bakım setlerini çıkarıyo. elime almak için uzatmışken bir anda kağıda kayıyor gözüm. bana soru sorup doldurur gibi yaptığı kağıt, kullanılmış başka bir kağıdın arkası ve boş :D bu adamların insanları kandırarak yaptığı bu şey ne kadar iğrençte olsa, girişe böyle çok aşağılayıcı bi ifade koymak rahatsız ediyo beni be abicim. ben şimdi gideyimde apartman sakinlerinide toplayarak bahçenin dört köşesine işeyim. buranın bizim bölgemiz olduğunu anlasınlar.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

14 Temmuz 2009 Salı

ntv yeşil ekğan ve diğerleri

geçen gün ntv'nin yeşil ekran kuşağında yeşil yemek diye bi program izledim. böyle sağlıklı doğa dostu filan yemekler yapıyolar söylediklerine göre. programı bi kız sunuyodu ve r'leri söyleyemiyodu. ben hayatımda ilk defa r'leri söyleyemeyen bi kız gördüm, şaşırdım. çok komik ve sevimliydi. o konuştukça ben böyle garip garip gülüyodum. sonra bir kaç gün sonra yine aynı programa denk geldim. kız yine yemek yapıyo. ama r'leri gayet güzel söylüyodu bu sefer. şimdi, benim kulaklarımda bi sorun olmadığına eminim. demekki bu kız bizi yemiş abicim. lanet olsun böyle dünyaya. sen çık koskoca ntvde yemek programı yap, yeşil ekran, doğa dostu ayaklarına filan yat, sempati toplayacam diye söyleme r'leri, bundan pirim yap. ayıp be kardeşim ayıp ya. bi sağlıklı besinler ayakları filan yapıyosun, öyle entellektüel takılıyosun. utan ya. yaptığı yemekten utanır insan.

geçen gece aynı rüyanın içinde hem hidayet türkoğlu'nu, hem Christoph Daum'u, hemde geleceğe dönüş filmindeki doktor'u gördüm. hidayetle yarı açık bir basketbol sahasında maç yapıyorduk. maç bitip eve dönerken yolda Christoph Daum'u bisiklet sürerken gördüm. bizim evin yakınlarındaki tek katlı bahçeli bir toprak evde oturuyordu. bisikletle oraya girdi. ben ona selamün aleyküm dedim o da bana aleyküm selam dedi. doktoru da filmdeki zaman makinesi olan arabayı tamir ederken gördüm. doktor kolay gelsin dedim. bana arabayla ilgili sorunu söyledi ama tam olarak ne dedi hatırlamıyorum. teknik terimlerin çok olduğu birşey söyledi. seviyorum böyle rüyalar görmeyi. hayatı yaşanır kılıyo bana.

bi de hayatımın en sıkıcı yazını geçiriyorum. ne kadar sıkıcı olduğuna kendim bile inanamıyorum. artık öyle bi duruma geldim ki, bunu reddetmeye başlıyorum. evet şu an yaz filan olmayabilir, hatta değil bence. baya bildiğin kış. hatta eğlenceli bi kış. hiç sıkıcı değil ki. çok güzel. aaa kar yağıyo. hatta okullar tatil olmuş kar yağdı diye. ne güzel. ne tatlı.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

gerçek kesit "Muzaffer'in dramı"

selam. şimdi sizlere dehşet ve tamamen gerçek bir olay anlatıcam. şimdi bizim eski mahallede muzaffer adında bi çocuk vardı. aslında ismi muzaffer değil, böyle konularda değişik isim kullanılarak anlatılır ya, bende öyle yapıyım dedim. üstelik bizim eski mahallede hiç muzaffer adında çocuk yoktu. bırak bizim mahalleyi, dünya üzerinde hiç bi yerde muzaffer adında bi çocuk görmedim ben. ismi muzaffer olan insanlar hep büyümüş insanlar oluyolar nedense. neyse. işte bizim bu muzafferin kafası pek yerinde değildi. psikopat bi babası vardı bunun, hep dövermiş onu. bizim bi tanıdığın komşusuydu. o anlatmıştı bize. döve döve çocuğu nöron etmiş hayvan. mongol bi tipe bürünmüş bu çocuğun surat ifadesini bi görsen böyle nöronlaşmış bi tipi vardı töbe estafurullah. reha muhtar'a benziyodu. böyle kafa önde, baygın bakışlı pislik tipli, iğrenç, mide bulandıran bi çocuktu. töbe, dinimiz, allahım, bismillah. ama hostel tarzı bi film çeksem, kesin oynatırdım bunu. neyse sinema fikirlerimi şimdilik bi kenara bırakalım.

bu muzaffer her an her saniye sorun çıkaran bi tipti. bunu dövüp kovdukmu baabaaa babaaaa diye ağlayarak eve, ruh hastası babasının yanına koşardı. hayır adamda manyak, bazen gelip bizi yakalamaya çalışırdı, tabi kaçardık biz. mesela bu adamın ne kadar psikopat olduğunu bi örnek vererek açıklayım. şimdi bunun çok değerli bi arabası vardı, şahin :D arka camına soyadını büyük ve beyaz harflerle yazdırmıştı. her akşamüstü camlarını, orasını burasını silerdi. alarmıda vardı. bi gün bi grup çocuk bu alarmı çaldırıp çaldırıp kaçıyolardı. 1-2 defa oldu ard arda. sonra herif üşenmedi koştu, o çocukların birini yakaladı ve yerden yere vurdu. yemin ederim yaptı bunu. çocuk yere düştü, adam kıyafetinden tutuyo, havaya kaldırıyo bırakıyo, kaldırıyo bırakıyo. böyle manyak bi adam.

neyse, gelelim asıl olaya. bi gün mahalleden bi arkadaşla her zaman yaptığımız gibi taşlardan bi kale kurduk. futbol oynuyoruz. o kaleci oldu, ben şut çekiyorum. bu muzaffer denen ruh hastası çocuk, sünnet hediyesi olan kendinden iki kat büyük vitesli bisikletiyle aramızdan geçip duruyo.
geçip durma lan diyoruz, yok, ısrarla geçip, anlamsız şeyler bağırarak geçmeye devam ediyo. lan bir oldu, iki oldu. baktım laftan anlamıyo. sonra sinirlendim. bi daha ki geçişine iyice hazırladım kendimi. gerildim gerildim tam bu geçerken bi kodum topa. ama iyi koydum şöyle.
top hızla gitti ve lazer güdümlü bir füze gibi tam hedefini buldu.
o top o anda nası olduysa bi şekilde ön tekerle demir arasına sıkıştı. muzaffer, bisikletiyle birlikte havada bi kaç tur attıktan sonra tam anlamıyla yere yapıştı. hemen yanına koştuk, yerden kaldırdık. bunun ağzı yüzü çizilmiş, bisikletin dümeni pantolonundan içeri girmiş, parçalamış, yırtmış pantolonunu, bi de dümen kasıklarına gelmiş sanırım, orasını tutarak avazı çıktığı kadar bağırıyodu :D herif bi de sünnetten yeni iyileşmişti. tırstım valla. sonra babasının geldiğini gördüm :D lan dedim işte şimdi dayağı yicem kesin. adam bana yaklaşıyodu. allahtan anneannem ve bi kaç kadın daha kapının önünde sohbet ediyolarmış, olayı gören anneannem tabi hemen yetişti, git oğlum git dedi uzaklaştırdı adamı, beni kurtardı :D anneannem sayesinde bir top darbesiyle hastanelik ettiğim herifin psikopat babasından hiç bişey yapmamışım gibi kurtulmuştum :D hehehe

bi süre muzafferi sokakta göremedik. kulağıma gelen haberlere göre, geceleri filan o kasık bölgesinde ki ağrıdan uyuyamıyomuş. heuhehe :D kusura bakma muzaffercim, haketmiştin sen bunu.

süper bi çocukluk geçirdim ben yauv :D daha ne olaylar ne olaylar. bu olay kanlı vukuatlarım arasında tek değil. diğerlerinide anlatırım :D napıyım abicim kaşınıyolardı, bende kaşıyodum.

arada sırada şehrin bazı merkezi yerlerinde muzafferi görüyorum. tip aynı tip. hayvan gibi olmuş, rahat 110 kilo çeker. şakaklardan sivri uçlu sakal bırakıp, bağrı açmış. kıllı göğsüne altın kolye takar, sigara tüttürür olmuş. hee, sivri burunlu ve yumurta topuklu ayakkabılarınıda söylemeden geçmeyim. belki de herşey o top darbesiyle düştükten sonra başladı, belki de vatana millete hayırlı süper bi entellektüel olacaktın sen muzaffer, gitmiş maganda olmuşun. yalvarırım affet beni muzaffer :D

1 Temmuz 2009 Çarşamba

mahsun'dan sonra bir kişi daha!

heeey selam, michael jackson öldüğü için üzülenler ve michael jackson öldüğü için üzülenlerden nefret edenler ve onlarla dalga geçenler :D hepinize selam. sarılalım mı?
8 yıldır her fırsatta odamın, odamı bırak bütün evin bi damla güneş ışığı görmediğinden, her fırsatta tanıdığım tanımadığım her insana çemkirdim. sürekli bunun edebiyatını yaptım. ama 8 yılın sonunda ne oldu? sonunda güneş ışığı giren bir eve kavuştum. işte o an geldi şeytan dürttü. kardeşime yılın esprisini yapıyım dedim.
şşş lan. şimdi biz bu eve taşındık ya, noldu biliyo musun?
ne?
güneşi gördüm...