31 Ağustos 2009 Pazartesi

29 Ağustos 2009 Cumartesi

"gezen ve sunan CEREN ALA"

kanal 24 de Sırt Çantası diye bi program var ve onu CEREN ALA diye bi insan sunuyo. oh ne ala! :p özür dilerim bi an için tutamadım kendimi. heh ne diyodum. CEREN ALA. o insan çok iyi biri lan ben çok sevdim onu. çok doğal ve rahat bi insan kendisi. hatta yakında CEREN ALA kankam olsun diye bi başlık açabilirim. diğer gezi programları gibi değil bu ya, çok samimi. mesela gittiği yerdeki fiyatları filan direkt sorup öğrenip söylüyo size. samimilik adına verebildiğim tek örneğe bak! fakirim lan napıyım. gerçi programa daha iki defa denk geldim. doğal olarak daha iki defa izleyebildim. gezi programları artık öğğğqqq getirdi ama bu CEREN ALA üslubu hatrına izlenir bence. he bi de CEREN ALA arkadaşımız karşısında kim olursa olsun kaç yaşında olursa olsun sen modunda ve ismiyle hitap edebiliyo. mesela 50 yaşında Hasan isimli bi amcamızla konuşurken, naber lan haso diyebiliyo. öpüyoruz biz onu. hasoyu değil Ceren'i. (başlık, program sonu jeneriğinden alıntıdır, o cümleyi kurana saygı duyarım ben)

28 Ağustos 2009 Cuma

sabah raporu

zabağılan uykusuzun ikinci yaşına geldiğini ve bunu özel bir sayıylan güzelleştirmeleri gerektiğini hatırladım ve bayiye gitmeye karar verdim. ayrıca üşendiğim için uzun zamandır alamadığım OZ'un 4. sezonunuda çektirmeye karar verdim. bayiye gittiğimde penguen'in de yedinci yaşının olduğunu öğrenince onu da almaya karar verdim. ne çok şeye karar vermişim bu sabah. eee bi süre canım sıkılmaz artık. yani inş. öyle umuyorum.
bu arada bu korsan cdleri buraya açık açık koyduğum için tırsıyorum. ya polis yerimi tespit edip baskın yaparsa :( abi valla ben çekmedim, cdci çekti, eşgalinide veriyim bak, 165 boylarında, sakallı, gözlüklü, 25 yaşlarında beyaz bir erkek. zaten kadın korsan cdci görmedim ben hayatımda. harbiden lan? kadın cdci niye yok? bence olsun. hakkaten ya ne tuhaf. allaa alla bak görüyomusun nerden takıldı aklıma durup dururken. alla allaa çok tuhaf yavv. cıks cıks... yine canım sıkılmaya başladı. "haydi kızlar korsan cdciliğe" diye bi oluşum başlatsam mı ki?

26 Ağustos 2009 Çarşamba

özür dilerim anneanne...

anneannem küçük kase yoğurtlar yiyor gün içinde. 9-10 tane filan alıyo bi defada. onları buzdolabına koyuyo, hergün biraz biraz yiyo. bazen yarım kase, bazen bi kase. işte ben dün gece dayanamayıp anneannemin yoğurtlarından birini çaldım. ardından hemen bir kaşık alıp koşarak odama geldim ve çitanın avını avladıktan sonra ağaca çıkarıp yediği gibi bi güzel yedim o yoğurdu. mübarekde ne tatlıydı, nası güzeldi. çok kısa bir süre içinde tükettim. 15 saniye kadar sürmüştür en fazla. ama sonra bi vicdan azabı :( bi pişmanlık, bi böyle allahım naptım ben haykırışları. nasıl pislik bir insanım, yaşlı ve masum bir kadının yoğurdunu çalıp yedim. ne kötüyüm. uzun saatler boyunca düşündüm ve anneanneme bir mektup bırakıp buraları terketmeyi kendime uygun gördüm.

sevgili anneanneciğim. ben torunun stickman. evet, şu bazen pisboğazlığı tutan ama genel olarak iyi bi insan olan. içimdeki derin vicdan azabını bir nebze olsun bastırmam lazım. onun için sana bir itirafta bulunacağım. senin yoğurdunu çalıp yedim ben anneanne. hatta ve hatta bunu üçüncü yapışım. senden beni affetmeni beklemiyorum yoo yooo bu kadar ileri gidemem. en kısa zamanda sana yediğim yoğurtları faiziyle birlikte göndereceğim. lütfen kabul et. artık o güzel yüzüne bakamam. pamuk ellerini öpemem. bir müddet isviçredeki bir arkadaşımın yanında ikamet edip, şarküteriye doyacağım. sonrası mı? sonrasını bende bilmiyorum anneanneciğim. bu arada yediğim yoğurt kabı sabaha kadar masamın üstünde durunca biraz kurumuş tabi, isterseniz kaldırmayın orda dursun. benden bir hatıra kalmış olur anneanneciğim. sevgiler...

25 Ağustos 2009 Salı

Tarantino iftiharla takdim eder...

!! spoiler !! !! spoiler !! !! spoiler !!
!! spoiler !! !! spoiler !! !! spoiler !!
!! filmi izlemediyseniz ama izlemeyi düşünüyorsanız OKUMAYIN !!
!! hatta çıkın gidin bu blogdan !!
!! sizin için daha iyi !!

Soysuzlar Çetesi - Inglourious Basterds. işte paranızı son kuruşuna kadar hak eden bi film. tabi ben bi de tarantino hastası olduğumdan sadece bana öyle geliyo olabilir :) herif borç istese veririm zaten al koçum ayıpsın aramızda paranın lafı mı olur gibisinden. filmde en nefis karakter bence o yahudi avcısı lakaplı Nazi Albayı Hans Landa. ulan ne adamdı ya. şu an bile aklıma geldikçe geriliyorum. yalnız filme iyi hazırladım kendimi. aslında uzun zamandır hazırdımda film kendi geldi. zaten nazi almanyasına, o dönemki olaylara, yaşananlara filan meraklı bi tipimdir. Call of Duty - World at War oyununuda çok sevmiştim. o zamanın araçları, kıyafetleri, silahları ve insanları çok ilgimi çeker. o psikolojiyle olaya iyi girdim yani. bi de saat 11 senasına gittim. koca salonda tam ohh be ne güzel tek başıma izleyecem filmi derken iki kişi daha geldi. neyse sessiz tiplerdi, hiç konuşmadılar, 3 kişi izledik filmi. çok seviyorum bu olayı, salonu kapatmışın gibi yada film sadece senin izlemen için çekilmiş gibi oluyo :) tarantino tarzını seviyorum abicim yav, müzikler filan yine her zaman ki gibi harika, film başlarken çıkan yazıları bile güzel adamın, o yazıların bile bi tarzı var. tarantino 98 yılında başlamış bu hikayeyi yazmaya. işte 10 yılda filan da tamamlamış bu senaryoyu, dün gazetedeki bi röportajda okudum. bi de bu filmi uzun diye eleştirmişler, yav kardeşim bence kısa bile. doyamadım ben filme.
bi kere Sgt. Hugo Stiglitz çok çabuk öldü bence. o ölmeden, bilediği bıçağıyla bi kaç nazi öldürüşünü daha görebilirdik. Shoshanna'nın ölmesinede çok üzüldüm. o kadar güzel bi insan ölmemeli abicim :D bu arada ne kadar zorlasamda onu zaman zaman tuba ünsal'a benzetmekten kendimi alamadım. ayrıca bunu yazmaktanda kendimi alamadım :p genelde bi filmde bir veya iki karaktere çok sararsınız demi? bu filmde tüm karakterlerin hastası oluyosunuz.
mesela the bear jew lakabıyla nazilere korku salan, Donnie Donowitz :) bi beyzbol sopası almayı küçükken tvde izlediğim bir beyzbol filminden beri düşünüyorum ama o sopayı almama asıl etken olacak şeyin böyle bi film olmasını aklımın ucundan bile geçirmezdim. (alınca napacaksam?) Sopasına kurban olduğum Donnie, nazilerin kafasını beyzbol sopasıyla dağıtıyor. Her karaktere hayran oluyosunuz dedim ya, Donnie'nin beynini dağıttığı o nazi askerinin arkadaşlarının yerini söylemeyip, Brad Pitt'in oynadığı Lt. Aldo Raine'nin yaşamasına izin verme teklifini saygılarıyla reddedip, ardından bir fuck you nidası atıp soğuk kanlılıkla kafasının dağıtılışını beklemeside müthiş bence.

Bu bir film tabi ama insan yada insan demeyelim, ben, bazı yerlerde ulan orda ben olacam gibisinden düşüncelere girmiyorum değil. mesela filmin başında Hans Landa'nın o fransız adamın evine girmesi ve o tavırlarla hareket etmesi. fransız çiftçi ve onun arasında sözsüz ve hareketsiz bir savaş yaşanıyor belki bi süre ama be adam nası durursun öyle. hangi insan bunu kaldırabilir :) yoksa genlerim yüzünden mi ben böyle hissettim. O fransızın yerinde olsam Hansın kalleş kellesini ödlek bedeninden boynunu çatır çatır keserek ayırırdım. bu arada filmde, barda oynanan şu kart oyunu çok hoşuma gitti benim :) bi ara unutmadan birileriyle oynayım ben onu.

Bence Brad Pitt'in öyle çok abartılacak bi olayı yok bu filmde. Tarantino senaryo aşamasından itibaren Brat Pitt'in etrafına kurdum olayı desede bence başka biri de oynayabilirdi. Mesela kim olabilir. Bilmiyorum lan. öyle birden artislik yaptım ama alternafi sunamadım. kusura bakma Quentin. senden iyi mi bilecem :p Senaryo bitince Quentin Tarantino hemen Brad Pitt'i aramış, o da fransadaymış, üşenmemiş atlamış uçağa gitmiş Brad'in evine. Sekiz şişe şarap devirmişler. Artık bu sekiz şişenin dağılımı nasıl oldu bi allah bilir. Ya Quentin sekiz şişeyide Brad'e içirip teklifi kabul etmesini sağladı. Yada Brad senaryoyu okudu ve mutlaka ben oynamalıyım diyerek Tarantino'ya içirdi bütün şarapları. ikinci söylediğim saçma oldu, lan zaten Tarantino'da istiyo oynamasını, niye böyle bişi yapsın.

neyse, en küçük rolden en büyük role kadar cast seçimi bu kadar başarılı filme bence çok az rastlarız. yalnız ben bu filmde Robert Knepper'ın olmasını çok isterdim. Neyse artık, önümüzdeki Tarantino filmlerine inş. Bu herifin mutlaka bi tarantino filminde başrol oynaması lazım. filmin siteside nefis. alkış!

!! spoiler !! !! spoiler !! !! spoiler !!
!! spoiler !! !! spoiler !! !! spoiler !!

22 Ağustos 2009 Cumartesi

stickman ve anti-mim timi görevde!


Her ne kadar, bu gönderinin altında duran; bunlar da ilgilinizi çekebilir bölümünde, yazdığım bir kaç küçücük ufacık ve çok eski zamanlara ait olan mim konulu yazılara, bizim elimizde olmadan, sistem tarafından otomatik olarak link verilmiş olsa bile bu durum stickman öncülüğündeki anti-mim hareketinin ciddiyetsiz olduğunu veya kendi içinde çelişkiye düştüğünü göstermez. Arz ederim.

21 Ağustos 2009 Cuma

işte böyle bir şey

kotasız insanların o muhteşem hayatları
evet sen! sen bu yazıyı okuyan sınırsız internete sahip kişi, sen! sen kotalı bi insanın halinden ne anlarsın ki dostum. hee? söyle bana ne anlarsın? bloguna otomatik çalan şarkı koyarsın, özgürce ve doyumsuzca komik videolar paylaşarak, arkadaşlarınla o kahkahaların altında ezersin beni. lostun son sezonu şimdi indirdim az sonra izlemeye başlıyorum diyerek yüreğimi dağlarsın. öyle ya, kotasız ve mutlusundur sen, sınırsızsındır. sevgilinle web cam muhabbetlerinin sonu gelmez. biz kotalı insanlar bir hiçizdir senin için. vurursun bize, bak web cam açıyorum haaa ama sen kotalıydın ya boşver diyerek gülüp, eylenirsin bizlen. zalimsindir sen, acımasız, kötü kalpli. ühü. biz ay sonu yaklaşırken kotamızın derdine düşüp telekom kota sorgulama sayfasının içinde acaba kotayı aştım mı diye debellenirken sen ve senin gibi sınırsız internete sahip müthiş hayata sahip arkadaşların feysbuklarda, fflerde, yutublarda şarkı türkü vidyo paylaşır, dizi sitelerinden dizilerinizi indirir, torrentlerden hayatın güzelliklerine bakarsınız. neyse, biz yine de sizi seviyoruz.

unutulur ki
hafiften dalga geçeyim de samimi bir ortam olsun diye bi laf söyledim, tamamen iyi niyetle yapılmış bişi tabi ama kadın beni kültürüyle dövdü. aslında olayın yanlış anlaşıldığı yönünde çok kuvvetli kanıtlarım var ve bunları söyleyebilirim fakat hem yazma üşengeçliği hemde konunun unutulması açısından gıkımı çıkarmadım. bi an için tüm internet hesaplarımı silmeyi düşünmedim değil tabi ama neyse onun üstüne zaten daha çok konuşan olur, unutulur, hiç yaşanmamış gibi olur. hem iki-üç günde internete girmem. tamamdır. oh be. hehe. oh ya. rahatladım bak.

tek kişilik komik zamanlar
veee beklenen an geldi, bundan böyle her cumartesi saat 22:00 da tek kişilik güldürmece dil üstünde kaydırmaca isimli gösterimle yani stand up'ımla ki bu ismin yanlış anlaşılmasından ne kadar kaygılandığımı belirtmek isterim, evde sahne alacağım. yani sonuçta tek kişilik gösteri, bir ben olacağım için öyle koskocaman salona filan gerek yok. kendi odamda, tek kişilik gösterimi yaparım geçerim arkadaşım. güzel vakit geçireceğime inanıyorum, esprilerime güveniyorum. yalnız girişte her türlü kayıt aleti sokulması yasak, ona dikkat edicem artık kendi üstümü kendim aramam gerekicek biraz zor olacak ama napalım. içimde bi kuşku var ama neyse ya, şey, sanki ben biraz yanlış anlamış gibi hissediyorum bu tek kişilik komikliği. yani kendi kendime niye böyle bişey yapayım diye sormuyor değilim inan.

18 Ağustos 2009 Salı

nobel barış ödülü benim olmalı

stadda maç yaparken kavga çıkmasından nefret ederim. maç yapmazkende kavga çıkmasından nefret ederim gerçi. aslında herhangi bi durumda kagva çıkmasından nefret ederim. yani kavga ne abi? yani vuruyosun birine, vurmak ne? yani sen vurunca onun bi yeri acıyınca ne olacak? elini yumruk şekline getirip savurmak nası bi davranış? nedir bu yumruk filan? 2 hafta içinde 2 kavgayı ayırdım. nobel barış ödülünü bana vermeleri lazım. naaadar sevgi dolu bi insanım.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

sakin olmalıyız...

  • Ay'ı bu kadar net görmek ne kadar da güzelmiş, sessiz bir gece bugün, karşı inşaatın beni canımdan bezdiren şerrreffsiz köpeği bile havlamıyor. ve ben penceyeri kapatıp yatıyorum. haha. çok acayip şeyler yazacam sandınız demi. sanmayın bi daha. aslında şerrreffsiz dememden anlamanız gerekirdi. hiç böyle şeyler yazarken öyle şeyler denir mi? cıks. mümkün olduğunca denmemeli, hadi dedin diyelim ama o şekilde vurgulamamamız gerektiği su götürmez bir gerçek. su götürebilen gerçekleri hepimiz merak ediyoruz. zaten bu konuda yalnız olmadığımızda su götürmez bi gerçek. ama keşke götürsede bilsek.
  • gerçek kesit muzaffer nere gitsem karşıma çıkıyo, inanılır gibi değil. ister misin herif kin yapmış olsun yılların intikamını almaya çalışsın. yapar mı yapar abicim psikopat psikopat bakıyo zaten. tanıyacak diye korkuyorum, allahım inş. tanımaz beni.
  • hani hayatımın fon müziği şu şarkıdır derler ya. üç gündür deliler gibi düşünüyorum, hayatımın fon müziği olacak bi şarkı bulamadım. ne biçim hayatım varmış var sen düşün.
  • hani yan komşunun yeni doğan ve cinsiyetini henüz bilmediğim bebeğinin ağlayış sesinden bezip tüm dünyaya bir serzenişte bulunmuştum ya. vuuuh cümle hiç bitmicek sandım ha yazarken. siz okurken tabi çabukcak bitmiştir. ohh ne ballısınız. neyse, işte o bebek yine ağlıyo ama son zamanlarda bi garip oldu, ben o bebeğin ağlayışından valla tırsmaya başladım. böyle korku filmi bebeği gibi ağlamaya başladı kancık. hani böyle lanetli bebekler filan doğar ya, öyle ağlıyo. bi de onun yaşamıyla benim yaşamım arasında sadece bir duvar varya, bu beni endişelendiriyo. yani şu an monitörün hemen arkasında duvarın dibinde beşiği var olabilir. ona kalırsa üstteki komşularında eteklerinin altından poposu gözüküyo olabilir tavan olmasa. şu lanetli bebeğin beni nerelere sürüklediğine bakın. kesinlikle lanetli bu bebek.

14 Ağustos 2009 Cuma

ilk defa başlık sıkıntısı çekiyorum ama kimin umrunda

  • şu blog aleminde bile yapayalnız olduğumu geçen gün anladım. tivitırda ; "blog okuma listesi şeysi varya hani blogger kumanda panelinde. işte benim orda hiç bi blog çıkmıyo ha. bozulmuş. nolacak şimdi?" yazdıydım. bi kişi bile çıkıpta, vahh vahh stick gardaş sorma yav benimde öyle oldu. üzülme yav düzelir ki, yada boşver hadi öpüşelim , demedi. iplemediler lan. hayat acııı, hayat zaaaliiim...
  • "sen kimin oğlusun?" eskiden böyle sorular soran insanlar vardı. sen kimin oğlusun ne demek ya? yani napacan ki? sanane? hem bi çocuğun buna cevap vermesi ne kadar zor. şimdi ki aklım olsa; "babamın oğluyum lan yarraaam ne var?" der geçerdim. ama o zaman düşünüyosun işte, lan söylesem mi ki? tanımıyomda adamı? ama iyi biri gibi. bi de sadece isim olarak mı söylesem yani. yoksa isim ve soy isim mi kullansam. bi de niye hemen babaya yöneliyosun ha çocuk. "annemin ve babamın oğluyum" da çok güzel bi cevap olurdu aslında. ne tip insanlar var. ben hiç bi çocuğa kimin oğlusun kimin kızısın diye sormam. manyakmıyım ya, tohumuna para mı saydım sanki, allaaah allaaah bak nası sinirlendim ya!
  • üniversite 1. sınıftayken yani bundan 5 sene önce (allahıma yaşlanmışım) amasyalı bi arkadaş vardı, ona şöyle bi soru yönelttim. ya adamım, bu çamaşır yıkama olayını filan nası hallediyosun? gelen cevap aynen şu şekildeydi; "yıkamıyorum" bu cevap üzerine sessiz kaldım ama beynim düşünmeye devam ediyordu. hadi dış çamaşırlar neyse de o iç çamaşırların hali? off, hayal edebiliyo musunuz? etmeseniz daha iyi.

9 Ağustos 2009 Pazar

sen, sen misin?

geçen gün tv de biri dedi ki, cennette görmek istediğimiz kişileri görebilecekmişiz fakat onlar gerçekten orda olmayacakmış. yani gördüğümüz kişi onun birebir aynısı olacakmış fakat o olmayacakmış. e şimdi ben biliyom bunu. hiç bi anlamı kalmadı yani :( anlamıyom abicim ben bu işleri :s

4 Ağustos 2009 Salı

korkularınla yüzleşmelisin john!

gece tuvalete gitmek için kalktığımda sanki arka odadan biri bana bakıyomuş gibi hissediyorum ve karanlık, kafası olan, dar omuzlu, uzun boylu birinin silüetini görüyorum sanki. ve bazen çok tırsıyorum bundan. şu an bunları yazarkende tüylerim diken diken. yıllar önce tvde film izlerken ordan bi cümle duymuştum. korkularını yenmen için onlarla yüzleş diye. bu korkumu yenmek için ışıkları yakmadan o gördüğüm silüete doğru yürümeye çalıştım. bi adım attım ama sonrası yemedi valla, aklım çıktı, koşarak yatağa geri döndüm. çişimide yapamadım tabi. lan sabah olana kadar beklesem tutamam, dayanamam. en iyisi hemen yol üzerindeki bütün ışıkları yakıyım. gittim yaktım. arka odada gördüğümü sandığım şey tamamen psikopat beynimin ürettiği bişey. kapı bile kapalıymış lanet gitsin.

ama halen bazen şöyle oluyo. mesela karanlık ya. gidiyorum tuvalete doğru. korkuyorum ama korktuğumu kendime çaktırmamaya çalışıyorum. garez 1'deki kedi gibi sesler çıkaran çocuk ayaklarıma dolanacak gibi hissediyorum. adımlarım hızlanıyo birazcık, yine kendime çaktırmadan. ve işim bitince hızlıca yatağa geri dönüyorum. asla arkama bakmadan. ve "-senin için burdayım, yakında beraber gideceğiz burdan stickman" diyen sesi duymamak için kulaklarımı tıkayarak :p

şaka şaka ben böyle şeylerden hiç korkmam. hiç bişeyden korkmam aslında. bi böcekten korkarım. bi ribaundan inerken başkasının ayağının üstüne basıp ayağımın burkulmasından. bi de bak zebradan çok korkarım. ne şanslıyım ki bizim buralarda pek zebra yok. ya afrikada bi kabilede filan yaşasaydım. ne fena olurdu.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

susun ya.. yalvarırım susun

sessiz ve sakin bi yer öyle mi stickman? NAH sessiz! allahım? bana neden gıcıksın? ey hikmetinden sual edilmeyen (böyle mi deniyodu) ? çok bişey istediğimi sanmıyorum. sadece sessizlik ve sakinlik. ama olmuyor işte. olmuyor. OLMUYOR! OLMUYOR! ohh be sonunda sessiz, sakin bi yere kavuştum. en azından sabahları kendi kendime, hiç bi gürültü olmadan uyanabiliyorum hatta güneşi bile gördüm derken şimdi şu duruma bak. yoldan geçen kamyon, üç tekerli ve diğer araba seslerini mi ararsın, sadece kendi odamın camından bakınca gördüğüm 6 minareden günün muhtelif vakitleri ve gece yükselen (adeta çağlayan çağlayan, böyle yüksek bi desibel yok dünya üzerinde) ezan-sela ve benzeri şeylerin seslerini mi ararsın. karşıdaki inşaatta çalışan makinelerin ve inşaat işçilerinin bağırışmalarını mı ararsın. yan komşunun yeni bebeği olmuş. gece o piçin adeta bizim odadaymışcasına, türk filmlerindeki ağlayan bebek sesiyle birebir aynı gelen zırlama sesini mi ararsın. merdivenden swat kamyonundan seri bir şekilde inen herbiri en az 90 kiloluk swat ekibi üyeleri gibi inen apartman sakinlerini mi ararsın. ev halkının kulaklarımı tırmalayan konuşmalarını mı ararsın. sürekli çalıp duran telefon ve kapı sesini mi ararsın. OOOOFF OFFF. uyuyan insana saygı ya. lütfen. daha sessiz bir dünya için el ele. bu tür sosyal sorumluluk projelerine ihtiyacım var. sürekli sessizlik için bi dakika seslilik bile olur. yeter ki yapın bişeyler. hele o inşaatın köpeği yok mu o. o psikopat hayvan yok mu. ya bi hayvan nasıl hiç susmadan saatlerce havlayabilir, nasıl? yemin ederim onu öldürmeyi düşünüyorum. çok ciddi şekilde düşünüyorum bunu. bütün gece boyunca ya, hatta öğlen olup sıcak beynine vuruncaya kadar hiç susmadan havlıyo bu sapık köpek. valla sinirden ağlayacam artık.

gitmem lazım buralardan. çok uzaklara. böyle filmlerdeki göl kenarındaki sessiz evlere filan gitmem lazım. hatta şu I'm legend filmi gerçek olsun lütfen. bi tek ben kalayım hayatta. o yaratıklarda zamanla birbirlerini yiye yiye yok olurlar zaten. ohh sonunda sessiz bir şehir hatta sessiz bir dünya tamamen bana ait olur. sokakta çıplak bile gezebilirim. ohh yee beybi. vallaha bu böyle olmayacak. ömrümün sonuna kadar çekemeyecem ben bunu. şöyle çok sessiz ve sakin bi yerde, çok az insanın olduğu, hatta hiç olmasada olur, apartman olmayan topraklarda yaşamam lazım benim. apartmanı icad eden insanada lanet olsun. hatta yazıklar olsun. sanki dünyada yer yok. bi sürü yer var. şşşş, yavaş lütfen. sessizlik. evet. sakin. huzur.

not ortalamam içler acısı...

-napıyosun, blog mu okuyosun?
cıks, sadece resimlerine bakıyom
-hay yaşa

cdcilerin dvd diye divx film kakalaması ne fena. dvd kutusuna koyunca ve filmi dvd formatında çekince dvd sanıyolar galiba. senin bi dvd'den beklentin nedir kardeşim ya? salak mı sanıyosun beni? yoksa kendini çok mu akıllı sanıyosun?
1- görüntü kaliten süper olacak
2-kamera arkası, bilmem ne, çıkarılmış sahneler filan olacak
3-oyuncularla röportaj olacak, hadi bu olmasada olur
4-en az 4-5 tane başka film fragmanları olacak
eee hiç biri yok bunların. yediririm ben sana o dvd dediğin şeyi!

"kırık olsa durdurmaz" BİTSİN

"paylaşım için teşekkürler" azalarak BİTSİN

"yazın en iyisi salata" derhal BİTSİN

2 Ağustos 2009 Pazar

pazar kahvaltısı

ımmmıhhh miss miss.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

içinde tatlandırıcı vardır

merhaba. aslında günlük hayatta bu kelimeyi pek kullanmam, çünkü bir şekilde hayatımda olan insanların çoğuna böyle seslenmem ortamda entellektüel bir hava yaratıyor ve onlar bunu sevmiyollar blog. üstelik aleyküm selam diyerek bana laf sokuyo denyolar. hem bu kelimeyi söylemeside zor. şimdi meraba desem daha kolay aslında, üstelik sempatik. ama merhaba derken o r ve h arasında bir nefes atmak lazımmış gibi. dimi. neyse. meraba. bana bişey oldu. ben acıkmıyom. pek acıkmıyom. üstelik hemencecikde doyuyom. bu iyi bişey bence.

hergün saniye sektirmeden müthiş bir düzenle yaşanan şeyler, örneğin telefonun çalması, ev halkının uyanması filan gibi... ben hadi olsun artık dedikçe olmuyor yav, nası iş bu. yarın sabah güneş doğsun hadi dicem doğsun. bakın güneş filan yok yarın size. görürsünüz. gerçi güneş doğmadan yarın nasıl olacak demi? o var bide. aslında saçmaladım. dünya dönsün demem gerekirdi. dönsün diyim ki dönmesin dünya. ve bu yüzdende güneş bize denk gelmesin. güneş doğmadı sanın siz. güneş olduğu yerde duruyo bilmem haberiniz varmı. bizim döndüğümüzü biliyosunuz demi. he o halde bu güneş doğması güneş batması saçmalığına filan bi son verin lütfen. hatta güneşin etrafında da dönmeyelim. yok lan dönelim. o zaman hep yaz olur. zaten yaz çok kötü geçiyo. çok sıkıcı. iletişim kuracak insan bulamıyorum. belkide bulmak istemiyorumdur. o yüzden şimdilik yörüngeye pek dokunmucam. rahat olun.

sabahın köründe stada giden tek insan bendim ama artık başkalarıda geliyo. zaten ben elimi nere atsam o popüler olur hemen. küçükken mahallede bi uçurtma uçurmaya başladım, tüm mahalleli, çoluğu çocuğu ebeveyni uçurtma uçurmaya başladı. beceremedi de çoğu. elektrik teli başına 4-5 uçurtma takıldığın günler yaşadık. neyse, başka örnek bulamadım buna. ne salağım. sen söyle insanlara elimi nere atsam popüler olur o diye, sonrada buna sadece bir örnek verebil. şu stada gelen tiplerden bahsediyim en iyisi. üç tane yaşlı ve bir tane genç adam geliyolar sabahları. üstelik arabayla gelerek karbon salınımı yapıyolar. ben ise bisikletle geliyorum ve doğaya verdiğim zarar bir kaç ossuruktan ibaret. ama geldiklerine bana günaydın dedikleri için onları affediyorum. bi de bunlar maç yapmadan önce zengin potasyum kaynağı olan muz yiyolar. ufak bi maç yapıp hemen gidiyolar. potasyumları çabuk bitiyo galiba. daha çok muz yeseler daha çok potasyumları olur ve süper maçlar yapabilirler ama yokki potasyumları.

akrabalar çokta fena sayılmayan insanlar. yani nede olsa kan bağı var aramızda. onun babasıyla benim dedem kardeşmiş mesela ve doğal olarak onun dedesiyle benim dedemin annesi sevişmişler bi ara. kan bağı dediğimiz olayda burdan geliyor. iyi filan gibi böyle şeyler ama "okulu naaptın?" diye niye soruyosun ki bana. sorma okulu naptın diye. sorma! yoksa sevmem sizi, uzaklaşırım, hatta kaçarım sizden. 22 senedir bunu soruyosunuz bana. "okulu naaptın?" biber gazı alıp yanımda taşımak istiyorum ve bunu soran akrabaların tam gözbebeklerine nişan alarak iki fıs sıkmak istiyorum. bunu hak ediyolar demi. ediyolar bence. okulu naapmışım mış mış. alla alla, napacam da :(

başlık kola şişesinde yazıyodu.
aşşaadaki şarkıda çalmıyo demi, olsun.

Kaderimin Oyunu

Ne sevenim var
Ne soranım var
Öyle yalnızım ki...

Çilesiz günüm yok
Dert ararsan çok
Öyle dertliyim ki...

Bana kaderimin bir oyunu mu bu
Aldı sevdiğimi verdi zulümü
Dünyaya doymadan geçip gideceğim
Yoksa yaşamanın kanunu mu bu
Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle biter mi bu hayat yolu
Bu yalnızlık bu dertler

Bekleyeceğim bekleyeceğim
Geri dönmese bile
Alıştım kaderin zulmüne artık
Bana gülmese bile
Geri dönmez artık giden sevgili
Her ümit ufkunda ağlıyor gözler
Bitmeyen çilenin derdin sarhoşuyum
Kahredip geçiyor en güzel günler
Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle bitermi bu hayat yolu
Bu yalnızlık bu dertler…