27 Eylül 2009 Pazar

26 Eylül 2009 Cumartesi

I have a dream diyerekten!

burda sürekli deprem oluyo, bunlar çok ufak ve kısa süreli olsa da, böyle sık sık olması hakkaten insanın sinirini bozuyo. bi ara kesilmişti, bende normale dönmüştüm biraz. daha rahat uyuyabiliyodum. yan odada yürüyen bi insanın çıkardığı ayak sesini deprem sanmıyodum en azından. ama son iki üç gündür yine sıklaştı. yine böyle her ses duyuşta bi gerginlik. bi böyle kalakalma, gözlerin büyümesi ve sağa sola gidip gelmesi. kendi vucut titreşimimi bile deprem sandığım zamanlar oluyo. bi geçsede rahatlasak.

haneler'deki Yaban ile öyle benzerliklerim var ki anlatsam inanmazsınız. ne bu ısrar!inanmazsınız diyoruum üleeeen!

gece olmasına rağmen karşı inşaattaki işçiler son ses "Emrah - götür beni gittiğin yere" şarkısını dinliyolar. ciddi anlamda duygulandığımı hissediyorum. az sonra şarkı bitecek. keşke tekrar çalsalar.

salona toplanan komşu teyzelerin (kaç kişi olduklarını tahmin edemiyorum) seslerinin akşama kadar kulaklarımı tırmaladığı bir gün geçirdim. başka napayım ki. ne biçim hayatım var lanet olsun zenci. hani kendini 5 yıl sonra nerde görüyosun filan derler ya. işin kötüsü orda. ben 5 yıl sonra da hatta 10 yıl sonra da kendimi bu şekilde bulursam anaam! naparım lan! çok acı bi durum. cidden çok fena ya, şaka filan değil. böyle sap sap. bi kaç saniye bunu düşünür gibi oldumda beynim uyuşuverdi. bu konuda bişeyler yapmalıyım. bu sene yine geçen senenin ikinci dönemi gibi bi gaz geldi bana :) ama grafik derslerine girecem diye yalan olmuştu biraz. metin yazarlığı ve reklam metin yazarlığı derslerine giriyim diyorum. ama bu sefer kesin girmem lazım. e hani biraz yeteneğimde var diye düşünüyom. hee? hee yokmu? öhüüm öhüüüm :p yada montaj öğrenirim. edius kurgu veya final cut programları filan. why not lan! I have a dream hımına koyim. bu sloganla çıkarsam yola. vallaha bak!

25 Eylül 2009 Cuma

kendine bir iyilik yap! kork bizden!

o kadar sert ve haşin bakıyorlardı ki bu anlarda zaman duruyordu.
yaptıkları işaretlerin ne anlama geldiği konusunda net bir bilgiye sahip olmamakla birlikte bu konu hakkında zaman zaman ufak fikirler yürütebiliyorlar ve sonra kendi kendileriyle dalga geçiyorlardı. ama bu konuda fazla zaman harcamayıp hareketlerini yapmaya devam edip garip bir şekilde eğlenebiliyorlardı. her ne olursa olsun onlar bir arada olduklarında çok mutlu insanlardı dostum. evet evet çok mutlu. ve şüphesiz ki onlar süper ötesi mükemmeldiler ve herkesi herşeyi yenip en birinci oldular :) çünkü onlar iyiydiler. hala yaşayan az sayıdaki iyi insanlardandı onlar. insan bu durumlarda hayatın oluşturduğu zincirleme reaksiyonların varlığına şükrediyor :) çok kötü, üzen ve korkutan durumlar için bile bol bol iyki diyebiliyor mesela :)

21 Eylül 2009 Pazartesi

bayramın sonuncu günü

kime danışacam ben şimdi?
eski danışmanım, ki ona eski demek ne ayıp şimdi fark ettim. yüreğimdeki danışmanım diyim. yüreğimdeki danışmanım, pek sevdiğim insan Duygu Aydın hocama mail attım az önce. Bu sene ki danışmanımın kim olduğunu öğrenmek için. ama mailde özellikle belirttim. eğer bu sene ki danışmanım Aşina hocaysa alıştıra alıştıra söyleyecek. (allahım lütfen o olmasın, çok korkuyorum ondan. sevgi dolu bi insan biliyorum ama ne biliyim işte çok korkuyorum) inş. sorun yaratmayacak bi hoca çıkar. amin iletişim fakültemize dinimize ya rebbim.

kendime uyarladım...
bi gün çok mutsuz bi adam varmış, bu adam doktora gitmiş. doktor demiş, ben demiş, çok mutsuzum demiş, napıcam demiş...
blog diye bişi var bilirmisin demiş doktor. orda bi stickman diye bi blogger var demiş. sen onun blogunu oku, o seni güldürür, çok mutlu eder, o müthiş bir blogger demiş. adam da doktora demiş ki;
o blogger benim.

bum bum, tak tak zenci!
geçen gece full metal jacket filmini izledim. orda geçen bi konuşmayı anlatayım; (!! spoiler !!)

-Beyaz bir fıstığa tecavüz etmek isteyen beş zenciyi nasıl durdurursun?

cevap: onlara bir basket topu verirsin.

duyduğum an olağanüstü bi kahkaha patlattım. bademciklerim çıkacak gibi oldu.

konuyla alakasız bişeyler söyleme isteği...
monitöre yakın duran telefona msj veya arama geleceğini monitördeki titreşim ve hoparlörlerdeki dıt dıdı dıtdıdı sesinden anlamak, hemen telefonu eline alıp en masum duygularla ve umutla beklemek ama telefona ne arama gelmesi, ne msj gelmesi. hiç birinin olmaması ne fena, ne pis bi duygu :/ çok acı verici lan :(

Deniz Çoban beden hocamdı olluum!

Türkiye futbol ligini pek takip eden bi insan değilim. öyle tv de özet filan görürsem belki izlerim biraz. geçen hafta tv de zaplarken kendimi bi anda bursaspor-fenerbahçe maçının tartışmasını yapan bi program içinde buldum. ve maçın hakemi hemen dikkatimi çekti. lisedeki beden eğitimi öğretmenim Deniz Çoban'ın ta kendisiydi bu hakem. lan Alex! sen benim hocama nasıl omuz atarsın! yaa işte öyle yersin kartı! valla bi daha yaparsan allahıma Konya Lisesini toplar gelirim sana samba yaptırırız. Deniz hocanın o dönemde de hakemlik yaptığını biliyodum ama böyle birinci ligde filan hakemlik yaptığını, baya yükseldiğini görünce insan bi gururlanıyo niye gururlanıyosa :D odadaki diğer insanlara filan artislik yaptım, oluum varya işte bu hakem benim beden hocam lan. liseden. yaaa. heeyyt bee. yürü be hocam.

Deniz hocayala ilgili güzel bi anım var. lise sondayız, bi gün ortak yazılı oluyoruz. hangi dersten olduğunu hatırlamıyorum. ortak yazılı Deniz hocanın dersine denk geldi. tabi zaten bu bi sinir yarattı. arkadaşlarla dışarda basketbol oynayacakken yazılı olmak sinirlerimizi bozdu. sınıftayız işte böyle. bende sürekli arkadaştan kopya çekmeye çalışıyorum. arkama dönüyorum filan. tabi Deniz hoca iyi bi insan, yumuşak yüzlü filan görünce ben bu olayı baya bi abarttım. Sonra geldi Deniz hoca benim kağıdımı aldı. ama hiç itiraz etmedim, gıkımı çıkarmadım. bu planlı bi eylemdi. boynumu büktüm böyle küçük emrah pozisyonu aldım, sessiz sessiz sadece sırama bakarak oturuyorum. bu takındığım tavrın işe yarayacağını biliyordum. Arada hafifçe Deniz hocayı yokluyodum durumu nasıl diye, bu tavrımın işe yaradığını ve az sonra kağıdımı geri vereceğini hissettim. kararlılıkla bu tavrımı sürdürdüm. yufka yürekli hocam tabi dayanamadı bu durumuma ve getirdi verdi kağıdımı :) başarılar hocam.

18 Eylül 2009 Cuma

Alkışlar Sofoklis ve hakemlere

maçı kazanmış olsak bile yazardım bunu. dünya basketbol tarihindeki en saçma kararı verdi hakemler. o konuya hiç girmiyorum bile. şimdi beni çileden çıkaran asıl olay şu :) bakın birinci fotoğrafta Ersan, Sofoklis'e giden topu ileri doğru çeliyor. Pası almak için hareketlenmiş olan Sofoklis bu durum karşısında Ersan'ın arkasında kalıyor.
Ersan'ın çeldiği top sekiyor ve Sofoklis'den biraz daha uzaklaşıyor.
tabi top ondan uzaklaşırken bizim oyunculara daha çok yaklaşıyor.
şimdi buraya iyi bakın. bizim takımın nerdeyse tamamı kısa ve o dev cüssesiyle baby shaq lakaplı Sofoklis koşuyor ve topu alıyor :) 5 kısanın arasından Sofoklis geliyor ve hemde yerden, fotoğrafta top havada ama o gelene kadar yere iyice yaklaşıyor, yerden topu alıyor. o cüssede bi oyuncunun yerden top alması... hemde bizim 5 oyuncumuz topa ondan daha yakınken. sonrasında hakemlerin akıl almaz kararı ve yediğimiz üçlük maçın kilit noktası zaten. burdan Sofoklis'i alkışlıyorum, o inanılmaz kararı veren hakemlerinde pipileri düşsün inş. diyorum :D

hee unuttum bak; hidayet'in topu aldıktan sonra 50 saat beklemesine bi anlam verebileniz var mı? topu aldığını mı anca algılıyo ne? o kadar saat bekledikten sonra bi nane yapsa neyse dicem :D

17 Eylül 2009 Perşembe

Pavlov amca bizi affedebilecek misin?

bloggerın menapoza girmiş gibi bi hali var. şu an bu yazıyı yazıyorum ama başarı ile yayınlanamama gibi bi durum olabilir. başarı ile yayınlansa bile ben bunu göremeyebilirim. yada siz göremeyebilirsiniz. aslında şu an belki bu blog yoktur. bunların üzerinde fazla durmadan, hazır erişim sağlamışken yazmak istiyorum.

lise 2 de psikoloji dersindeyiz. çok hoş bi bayan hoca dersi anlatıyor ve bizim sınıfa ne zaman gelse uykusunun geldiğini söylüyordu. yüzümüze karşı hayvan gibi esnedikten sonra gülerek yapıyodu bunu. tabi süper güzel olduğu için hoşgörüyle karşılamıştık bu davranışını. zaten herkes çok dikkatli dinliyodu bu dersi. neyse asıl olay bu değil. şimdi sıkı durun, asıl olaya geliyorum. yine bi psikoloji dersi, şu pavlovun köpeği olayını anlattı hoca. Pavlov'un bi köpek üzerinde yaptığı koşullanma deneyi. hoca gayet güzel anlattı, herkes durumdan memnundu. sonra akli dengesinin pek yerinde olmadığını düşündüğüm bi arkadaş söz aldı ve çok büyük bi ciddiyetle hocaya şöyle dedi;
-hocam, iyide şimdi benim kafama bişey takıldı. şimdi burdaki köpek salyasını zilin üstüne mi akıtıyor?
biz hiç panik yapmadan hemen sınıftan çıktık, sonra türkiye psikologlar derneğinden bir kaç takım elbiseli psikolog koşarak bizim sınıfa girdi ve ağzına ağzına vurdular bunun. sınıfa geri döndüğümüzde sıranın üstüne salya salgılamıştı.

15 Eylül 2009 Salı

stickman ile çılgın şehir turu insanı

onu görmüştüm ve tam da o anda telefonum çalmıştı. arayan oydu. ama ben 5 saniye içinde yanında olacağımı bildiğim için meşgule aldım. bisikletimle son sürat ona doğru yaklaştım. heeey diye bağırmak üzereydim ki son 5 metre kala onun bi başkası olduğunu anladım. yüz ifademi mobese kayıtlarından bulup günlerce gülebilirsiniz.

petallarımı heyecanla ama yavaşça çevirmeye devam ediyordum. ilerde onu gördüm. o da beni görünce çıldırdı ve kollarını kaldırarak ve kocaman bi gülümsemeyle bana doğru koşmaya başladı. benim yüzümede o sevinç anında aniden bir charlie brown gülümsemesi ilişiverdi ve mutlulukla petallara daha kuvvetli asıldım. bir an için çarpışacaz ve ikimizde hastanelik olacaz diye düşünürken bisikletimin süper firen sistemini devreye soktum. tam önünde durdum. işte karşı karşıyaydık. sarıldık hemen, üptük birbirimizi. adeta bir tele tabi sevgi yumağıydık. sarılalım sıkı sıkıydık. naadarda sıcak bi insan imüş, naadarda ufacuk tefecük içi dolu reçelcik imüüüüş. ne de datlu konuşuur imüüüş. ben hayatımda bu kadar sıcak bi insan daha görmemiiş imüüşş. iyki buluşmuşuk, çok sevdim ki ben seni.

ama :/ ama! ama bi düşmanımız vardı! büyük bir düşmanımız, çok güçlü bir düşmanımız vaar idiii. istanbul üniversitesi kalleş bi bizanslı gibi saldırmış idüü bize. sen kim isüün lan istanbul üniversitesi! heheeeyyyt! sen nasıl bize zaman kısıtlaması koyarsın! allaah mısın üleen sen! neyse ilim irfan yuvası. daha da söylenmeyecem sana. de get yoluna.

herneyüsee, hiç bişi moralimizi bozamazdı. organizasyoncu kişiliğimi arşivimden çıkarttım ve yürürlüğe koydum. bana anında fevkaladelin fevkinde olmasa bile uygun bir fikir ihsan eylemişti. (niye böyle konuşuyom lan!) ufak bir şehir turu doğru bir karardı. atla bebek, ağlatalım asfaltı. dur altına minder seriyimde rahat otur. naadar düşünceliyim bak. evet, hazırız. beş kırmızı ışık sırasıyla yandı ve aynı anda söndüler. bas gazaa stickk bas gazaaa kim tutar seni bas gazaaaa. ani bir çıkışın ardından duyduğum; yavaş ulan stick! lan araba geliyo seni lanet zenci, çekil arabanın yanından! hey senin sorunun ne dostum! hey, neden bize bir iyilik yapıp daha yavaş gitmiyosun bok torbası! nidalarıyla şehir içi hız limitlerinde seyretmem gerektiği sonucuna varmıştım. ara ara bu kuralı bozsam, kırmızı ışıklarda geçsem ve bi otobüse çarpmamak için ani fren yapıp onun sırtıma hızlıca çarpmasına neden olsamda, keyifli bi yolculuktu. veda zamanı gelmişti. devlet demir yollarının şakası yoktu. kara tren gecikmez, belki hiç beklemezdi. o yüzden sağda müsait bi yerde bizim için ayrılık zamanıydı. çabuk geri gelecek olması bu vedaya gözyaşlarının girmesine engel oldu :) çok keyifliydi, teşekkürler :) kimden mi bahsediyorum? size ne lan! ne meraklı insanlarsınız! bu da bizim güççük sırrrımız olsun. hey bu arada! kara kıçını beladan uzak tut zenci!

12 Eylül 2009 Cumartesi

bana yalnızlığı anlat (ramazan yalnızlığı)

malumunuz ramazan dolayısıyla insanların toplu halde yemek yeme olayları arttı. bizimkileride sürekli çağırıyolar, onlarda birilerine gidip duruyo. ben kalabalık sevmeyen bi insan olduğumdan pek gitmiyorum. evde tek başıma yiyorum yemeğimi. öyle yalnız başıma takılıyorum işte. (...hehe siz öyle sanın :p )

olayın tıbbi boyutu:
kalabalık ortam sevmeyen kişinin diğer aile bireyleriyle hergün bi davete gitmek istememesi sonucunun oluşturduğu psikolojik gerilimin mutfağa yansıması... (bu cümleyi anladıysanız siz muhteşem bi insansınızdır, kesin öylesinizdir)

8 Eylül 2009 Salı

iki başlık

rüyalarım anında çıkar
rüyalar harbiden geleceği gösterebiliyo ha, gerçekten var böyle bişi. çevremdeki kişileri yada uzun zamandır görmediğim kişileri, yada çok alakasız birini o gece rüyamda çok absürd bir şekilde görünce, ertesi gün o kişi veya kişilerle iyi veya kötü, genelde kötü oluyo, mutlaka bişiler yaşıyosun. üstelik bununla ilgili önceden herhangi bir plan yapmamışken. mesela bakınız sadece canlandırma bir örnek vereyim. en son ilkokulda görüştüğünüz bi arkadaşınızı düşünün, o kişi rüyanıza çok absürd bir biçimde giriyor ve ertesi gün bi anda onunla karşılaşabiliyosunuz bunla kalsa da iyi, size dava açmış oluyo mesela. öyle şeyler yaşıyosun. örnek iyi oldu mu, anlatabildim mi. öyle işte.

bazen bütün bu durumu bittiğinde anlıyosun. hee ulan valla dünde rüyamda görmüştüm yemin ederim, demekki buna çıkacakmış diyosun. ama artık akıllandım. iyi bişi aslında bu. sana bi fırsat sunuyo. bunu iyi değerlendirmelisin. duruma göre değişik taktikler geliştirilebilir tabi ama rüyada görülen insanlarla en azından o gün veya bir kaç gün iletişimi imkansız hale getirmek en iyisi. yok ben macera seviyorum dersen, uyanır uyanmaz neler olacağını sabırsızlıkla beklersin. çok canım sıkılıyosa böyle yaparım.

senaryo
geçen gün okuduğum ve dün ayrıntılarını öğrendiğim bi "cinayet-intihar" haberinden acayip bir film senaryosu oluştu kafamda. tabi üstünde çok çalışıp baya kafa yormak lazım. film olay yaratır yalnız, hatta kesin yasaklanır. öyle çılgın düşüncelerim var işte. ne olduğunu söyleyemem.

6 Eylül 2009 Pazar

bu tarz şeyler yaşadım

burcu esmersoy'un bir twitter girdisine cevap yazdım geçen gün. onun bunu asla göremeyeceği gerçeğini tam entera bastığım anda fark ettim. olsun. mutluydum ben yinede. napıyım ya, ntvspor bünyesindeki herkesi seviyom. ama en çok kaan kural'ı. nba başlasa da bi kavuşsak be abi. tabi murat kosova'yı da seviyoruz. yeni çocuğu olmuş, onu da öpüyoruz çok. nerden mi öğrendim. tabi ki burcu esmersoy'un bi twitter girdisinden. yeni çocuğun doğduğunu öğrenince maya'ya kardeş gelmiş, şimdi iyki doğduna gidiyoruz gibi bişeyler yazmıştı. net hatırlayamıyorum. maya, murat kosova'nın minik sevimli kızı ve babası maç anlattığı gecenin ardından eve dönünce ona diyomuş ki, "baba hido yine yendi mi?" ama stickman amcan senin o minik ağzını yir datlum. murat kosova ve şebnem kosova'yı da burdan tebrik ediyorum. kesin okurlar ya :) yeni bebeğin de sağlık ve spor dolu bi hayatı olur inş.
murat-şebnem kosova

Alim, beynimi yedin!
geçen gün sabah böyle yatakta uyumakla uyanmak arasında direniyorum. çişim geldi ama o kadar uykum varki, tuvalete gitmekle uyumanın güzelliği arasında bi çelişki halindeyim. tam da o anda aklıma geldi? süper baba'nın oğlu? onun adı takıldı aklıma? lan neydi neydi? bi türlü hatırlayamıyorum. debelleşiyorum böyle yatağın içinde, yorganı üstümden atıyorum filan. çıldırdım ya. neyse sonra gidiyim tuvalete dedim hani böyle insanın aklına en ilginç şeyler tuvalette gelir ya, hem çocuğun ismide aklıma gelir diye gittim tuvalete yaptım çişimi. ama olmuyo yok, bi türlü hatırlayamıyom çocuğun adını. arif diyorum. evet arif. cıks olmuyo. rahatlatmıyo bu isim beni. arif değil. beynimi kemirdim durdum bu şekilde, en sonunda buldum da rahatladım. alim. bu alim de psikopat çocuktu, bi futbolcu olacam derdi, bi baskete merak sarardı, bi aukidoya giderdi. yok zengin bi kıza aşık olurdu, yok öğretmenine aşık olurdu. severdim ama. özünde sempatik bi insandı.

2 Eylül 2009 Çarşamba

aşk-ı memnu yazarları

bakmayın böyle dediğime, severek izliyorum. ilgi, merak ve heycanla takip ediyorum. yarın yeni sezon başlıyo. ne var lan güzel dizi. bihter de güzel. bihterin kardeşi filan. yalnız bihter'in böyle gözlerini devire devire ve çenesini bi tuhaf yaparak bi bakışı var. o an uyuz oluyom ona. böyle o incecik boynunu çıt diye kırıveresim geliyo.

1 Eylül 2009 Salı

stan van gundy kankam olsun

az önce bilgisayardaki gereksiz şeyleri silerken kıyıda köşede kalmış şu yazıya rastladım. 2009 nba play off'ları zamanında yazmışım. sonra unuttum galiba. hem ne zamandır nba maçı da izleyemiyoz. bloga koyuyum ben bunu böylece şu geçtiğimiz play off'ları bi anmış oluruz dedim kendi kendime. ama içimden dedim bunu. sesli sesli filan söylemedim.

stan van gundy kankam olsun
sitenciğim, fan gandiciğim. siten fan gandi abi, sen ne süper bi insansın yauuuv. Türk gibisin. böyle her an 90 model sıteyşın kartalın arkasına, mangal, piknik tüpü koyup, giderkende markete uğrayıp tavuk kanadı alacakmışın gibi bi duruşun var. ben lakerslıyım aslen. yani kusura bakma, sizi finalde süpüreceğiz o ayrıda. böyle çok iyi bi adam gibisin sen. naptın bu sene vergi iade zarflarını doldurdun mu? yetmediyse fiş bulayım sana :p koskoca nba de koçsun, final oynuyosun. maçta niye kenara geçip öyle Türk oturuşu yapıyosun hee :p çok rahat dimi? evet lan çok rahat. ama gece gece gülmekten yerde yuvarlanmama sebep oldun. hayır bi de kendi sahanızda yapsan neyse. koskoca siteplıs sentırdasın abicim, yani iki koltuk ötende jack nicholson abimiz maçı izliyo lütfen. bak şo köşede de denzıl vaşintın abimiz var. holivıd burası ya bilmem farkında mısın siten abiciğim. ramazanda fırın önünde pide sırası bekleyen adam gibi bi tipin var. yok yok kesin Türk'sün sen. kardeşinide biliyoruz o da koç. selamlar jeff van gundy abi. bak hiç benzemiyosunuz. kesin sen hastanede filan karıştın. neyse ya şampiyon olursanız hidoyu da al gel konyaya, bi etliekmek yiyelim ortağım :p ikinci maçta bak sana bi kıyak yapacam. koltuğunun hemen arkasına bi kasa Türk Kızılayı Maden suyu bırakacam. mineral siprint vatır lan. onu iç miden ekşidikçe. çok ekşiyo olmalı çünkü yüzünde sürekli miden ekşiyomuş gibi ifade var. bu arada Dwight sağda solda senin taklidini yapıp, eğleniyor. söylemedi deme. ama genç çocuktur yapar böyle şeyler. idare et siten abi. bu arada senin eski sanayide tornacı atölyen vardı ya, orayı yıkıp basket sahası yaptıracam haberi olsun. hadi selamünaleyküm :p