31 Aralık 2009 Perşembe

2010

bu yeni yıl olaylarında, "-amaaan abi ya nolacak işte...", "-off geçmiş bizden gençler eğlensin...", "-bize mi yeni yıl allaanı seversen..." insanlarından olsam bile, yılın o son 10 saniyesinde, böyle insanın içinde, derinlerde gizli bi yerde ufak bi heyecan olmuyor değil yahu.

not: bu arada bu üstteki şahıs, seneye görüşürüz lafını 2010'a girince söylüyo biliyosunuz demi!

yazıya sonradan ekleme:
bence yeni yıl insanları 10'a ayrılır.
1-sıradan bi şekilde girecekler
2-ev dışında mekanlarda eğlenerek girecekler
3-ev dışında mekanlarda eğlenemeyerek gireceği için eğlenerek gireceklere laf sokanlar
4-sadece evde mandalina yiyerek girecekler ama mekanlarda eğlenerek girecekleri de destekleyenler
5-taksimde turist elleyerek girecekler
6-seneye görüşürüz esprisi yaparak girecekler
7-seneye görüşürüz esprisi yapanın komik olmadığını söyleyerek girecekler
8-seneye görüşürüz esprisi yapanın komik olmadığını söyleyenin de komik olmadığını söyleyerek girecekler
9-rakamcılar
10-girmeyecekler (ben başkalarının belirlediği günlere uyarak yaşamamcılar)

30 Aralık 2009 Çarşamba

gitarımın sapı aşkına!

  • sen hep havuç olarak kalacaksın yüreğimizde... bugün televizyonda denk geldim. havuç, gitarlı-uzun saçlı ve sakallı şarkıcı olarak şekilli genç olmuş. sikik bi cep telefonu yüzünden çocuğu düşürdüğünüz durumlara bakın. çocuk ne hallere geldi. alaydılar buna bi telefon, hiç böyle olur muydu. olmazdı.
  • haber 2009... ben bir yıl boyunca hiç haber izlemem, ondan sonra senenin son günleri otururum televizyonun başına hani şu "2009 böyle geçti" haberleri olur ya, onu izlerim sadece. böyle ne olmuş ne bitmiş herşeyden haberim olur. enayi miyim bir yıl televizyon izleyecem hergün. son iki günde izledik bitti işte.
  • yılbaşı eğlence programları... hani şu cansız çekilen yılbaşı programları varya. ben ordaki insanlara o kadar üzülüyorum ki anlatamam. adamlar yılda bir eğleniyolar ama o da cansız yayınlanacak. hani o programlar çekilirken böyle içten içe de biliyolar ya aslında o an yılbaşı değil. ne kötü oluyodur insan. ne acı.
  • at-eşşek... şu dünya üzerinde at ve eşşek eti satan adamı anlamıyorum. sanki daha mı ucuz o hayvanları yetiştirmek. hele at yetiştirmek filan çok pahalı bişi olmalı. böyle atla eşekle uğraşacağına git de adam gibi öküz-dana-buzağı filan yetiştir. salak pislik.

29 Aralık 2009 Salı

bazen o kadar üşengeç olurum ki

vücudumun temel ihtiyaçlarından olan çiş ve kaka yapma eylemlerini bile kırk çeşit küfürü sayarak gerçekleştiririm. özellikle kaka yapmak çok zahmetli bir iş. gerek bittikten sonra bölge temizliği, gerekse el temizliği açısından çok uğraştırıcı ve zaman alıcı. bi de çok çok zor durumda kalmadıkça başkasının tuvaletinde asla kakamı yapmam. en rahat kakamı yaptığım yerler teyzemgilin tuvaleti ve kendi tuvaletimizdir. onun dışında bi kere okulun bilgisayar merkezinde bi kere de başka bi şehirde ucuz, buz gibi bi otelde kakamı yapmak zorunda kalmıştımda aklım çıkmıştı.

sırf üşengeçliğim yüzünden saatlerce hatta bir gün boyunca bile aç susuz oturmuşluğum vardır. hele sürahide su bittiyse çok sinirlenirim. çünkü mutfağa gidip o sürahiyi doldurmak bi sürü iş. hele yemek ısıtmak filan ohooo. boşver.

yürümeye üşendiğim için günlerce evden çıkmadığım olur. özellikle kış ayları felakettir. çünkü bi sürü şey giymen gerekir. mont, bere filan. çok iş. yaz olsa neyse. giy terliği, evdeki gibi şort tişört çık dışarı. kışın bi sürü iş. yok ayakkabıyı bağlayacan, yok bilmem ne. arada bi dergi almaya çıkıyorum ama ayakkabımın bağlarını bağlamıyom. nasıl olsa bisikletle gideceğim için. yani atacağım adım sayısı maksimum yirmi adımdır. o yüzden hiç gerek yok bağlamaya. her adımda hafiften ayağımdan çıkacak gibi olur ama olsun kim uğraşacak bağlamaya.

ve sırf üşengeçlikten traş filan da olmam ben. bazen bir aylık hatta daha fazla sakalla gezerim. artık ne zaman böyle yüzümü yakar, yolup atasım gelir, dayanamam anca o gün traş olurum.

bi de bazen o kadar üşengeç olurum ki, özellikle kış zamanları çok üşenirim. üç hafta dört hafta filan yıkanmadığım olur. en son ne zaman banyo yaptığımı hatırlayamadığım zamanlar bile vardır. çok üşeniyorum napıyım. ama pek kokmam ha. öyle bi biyolojik yapım vardır. bir ay yıkanmayım mesela. çok az kokarım. zar zor fark edersin. öyle pis gibi de gözükmem. karşıdan baksan yani en fazla bir haftadır yıkanmıyo sanırsınız. ama bak yıkandığımda da muhteşem yıkanan bi insanımdır. öyle yalandan, baştan savma yıkanmam. çatır çatır yıkanırım. zaten benim banyo yapmam minimum bir saattir.

dün yıkandım mesela. bir haftadır diyorum kendime ulan artık bi yıkanıyım diye. anca bir hafta sonra yıkanabildim işte. en son ne zaman yıkandığımı bile hatırlamıyodum. kurban bayramından bir gün önce yıkanmıştım sanırım. ama merak etmeyin. yıkanmadığım zaman insan içine çıkmıyorum. çıkacak olduğum vakit mis gibi yıkanan bal dök yala bi insanımdır. yemin ederim bak, ekmek çarpsın, dışlamayın beni bu yüzden. çok pis şekilde üzülürüm ve ağlarım.
dün yıkanırken uzun zamandır su değmeyen tenim suya karşı biraz hassaslaşmış gibi hissettim. su değince irkildim. bi tuhaf oldum. ilk banyosunu yapan ve vucuduna değen bu sıvının gizemini çözmeye çalışan bebekler gibiydim. iki tane bebeğin ilk banyosuna şahit olmuş bi insanım. size de tavsiye ederim, izleyin, çok keyifli. ama nerden bulcan öyle bi bebeği demi. şansa denk gelirse işte. bana şansa denk gelmişti.

25 Aralık 2009 Cuma

rap grubunun yeah'cisi gibiyimdir bazen

sınıf annesi
ilkokulda sınıf annemiz vardı bizim. bi gün sınıfa bi kadın geldi ve ben sizin sınıf annenizim dedi. hiç ses etmedik. merve'nin annesiydi bu kadın. zengin biriydi. çocuğu da zengin çocuğuydu. 2. sınıftan itibaren tüm zengin çocuklarına sanki bu bir suçmuş gibi zengin sıpası demeye başladık. bunu bana arkadaşım esat öğretmişti. esat fakirdi. annesi de fakirdi ve sınıf annesi değildi.

neyse, gelelim sınıf annemize. bence çok fena bi durum. gönüllü olarak sınıf annemizliğini üstlenen bu kadının hiç mi derdi yoktu ki sık sık okula gelip kendi kendine iş yaratıyordu. off işte. kadınlar... neden hiç sınıf babası yok hiç düşündünüz mü? çünkü gerek yok. aslında sınıf annesine de gerek yok da işte... kadın zengin ve derdi yok, iş arıyo kendine. parası bol derdi yok kadınlardı sanırım bu kadın. hay allah ya. git be kadın! git be kadın!

çarşı-pazar
bakın! son kez söylüyorum. çarşıya, pazara, alışveriş merkezlerine gidipde, ordaki tuhaf ürünleri kafanıza, gözünüze, elinize kolunuza geçiripte saçma sapan yüz ifadelerine bürünerek fotoğraflar çekmeyin. hayır çektiysenizde paylaşmayın. yok maskedir, yok şapkadır, yok peruktur yok bilmem ne. hayır o değil, bi reyonda bi bonus peruğu oldu mu, akşama kadar 50 kişi onu takıp fotoğrafını çekiyo. ürünleri piç ediyosunuz. heheuehe şaka lan şaka, çekin bol bol. sanki ben hiç yapmadım. bırahh allaaşkına.

işletme-güzel sanatlar
alaylı oyunculara hep sorarlar, sizi bu yüzden eleştiriyorlar mı? diye. onlarda üç aşağı beş yukarı hep aynı şeyleri söylerler işte. hepside güzel sanatlar okumak istemiştir ama ailesel durumlardan okuyamamıştır. onun yerine zorla, aile baskısıyla veya ne bileyim işte bi şekilde işletme okumuşlardır. ille de işletme okumuşlardır. lan arkadaş nedir bu durum böyle ya. birinizde işletme okumamış olun yani ne bileyim, büro yönetimi ve sekreterlik okumuş olun. inşaat mühendisliği, su ürünleri yada sosyal bilgiler öğretmenliği filan okumuş olun. ne var bu işletmede böyle anlamadım. memleketin yarısı işletme okuyo. durun durun. aslında ben sadece açıköğretim işletme okuyanlara gıcığım! sinir oluyom onlara! (hah türkiyenin yarısını karşıma aldım, hadi. hadi bakalım. adanalılardan sonra türkiyenin yarısı karşımda. hadi napacam bakalım şimdi)

23 Aralık 2009 Çarşamba

İnsan olan bunu yemez!

bi arkadaşımın yolu adanaya düşmüş ve bu feci manzarayla karşılaşmış. efenim yukarda görmüş olduğunuz şeyin adı "şırdan" imiş. adana şehrimizde insanlar bunu yiyebilmek için gecenin 10'undan sonra filan kuyruk oluşturuyorlarmış. tövbe! arkadaş bana bağırsaktan yapıldığını söylemişti ama üşenmedim aradım taradım buldum. adanalı bi vatandaşımızın iddiasına göre; büyükbaş hayvanların dört midesinden biri olan şırdanın temizlenip içine baharatlı pirinç doldurulup, sonra da dikilip pişirilmesi şeklinde yapılıyormuş. bol kimyon ve acı biberle yenmesi tavsiye ediliyormuş. tadı enfesmiş.

lan get! ne şırdan'ı. düpedüz bir penis çorbası bu. başka yiyecek şeymi kalmadı allahını severseniz sevgili adanalı kardeşlerim. belki de başlık yüzünden bana tepkilisiniz. sizi tenzih ederim ama bu büyükbaş hayvanın dört midesinden birinin içine pirinç doldurmak da neyin nesi? mis gibi kebap yemek dururken bu arayış niye! şırdan filan demeyin bari buna, yani şırdan diyince gözümüze daha güzel gözükmüyo. penis çorbası deyin şuna! hey maaşallah!

fotoğraflara 5 saniyeden fazla bakmamanızı tavsiye ederim.

18 Aralık 2009 Cuma

ben küçükkene çok minikkene

sabahları herkesden önce kalkar,
ev içinde maceradan maceraya koşardım.

17 Aralık 2009 Perşembe

nooluyor?

fena hastayım. geçen gece hissetmiştim zaten. boğazım kaşınmaya başlamıştı. kesin hasta olacam dedim. hani derler ya ilerlemeden önlem alın diye. önlem filan almayın abicim. ilerleyecekse ilerliyo zaten. o gün antibiyotik içtim, geçen defa şu çok süper iyileştiren antibiyotikten. bi halta yaramadı. yine hasta oldum. o kadar portakal, mandalina filan yedim. onlarda bi halta yaramadı, bol bol çiş üretti. tuvalete gittim durdum. ahhhqqq, vucuduuuum. anaaamm. çok ağrıyıı. kaslarım yanıyor ya. biri oğsa şöyle vucudumu. kollarımı bacaklarımı filan. başımı oğsa. masaj yapsa sırtıma. ne iyi gelir. ağrıya dayanamadım süper bi ağrı kesici çaktım az önce. düşün bak, benim bile dayanamadığım bir ağrı yani düşün! burdan da sürekli ağrıya ve acıya karşı çok dayanıklı olduğum imajını vurguluyorum ha, ama dayanıklıyımdır hakkaten! nasıl? daha karizmatik durdum mu gözünüzde? vaaay bee adama bak abi, acıya ve ağrıya çok dayanıklıymış, helal olsun bea! dediniz mi? vay be adama bak ne biçimde ağrı çekmiş, son raddeye kadar da ağrı kesici içmemiş! helal olsun! biz olsak hemen içerdik ha... biz hiç acıya dayanıklı değiliz... canı çok tatlı pislikleriz biz! kahrolsun bize! dediniz mi? kesin dememişsinizdir ama boşverin aaa yastık uçtu havada. yastık bana geçmiş olsun dedi. bizim oda da iki tane yaşlı teyze var. bana süt almışlar. sonra atlı karıncaya bindiler. ama biletçi bunlara kızdı niye bindiniz koca kadınlar diye. sonra benim sütümü alıp içti. onlar gidince kaan kural ve murat kosova geldi. kaan abinin sağlık karnesi bizde kalmış. murat kosova bana kızdı, niye kaan'ın sağlık karnesini alıp duruyosun diye. bi tane tokat attı. ama hemen barış uygur geldi. dergiden yiğit özgür ve uğur gürsoy'u da getirmiş. yolda nihat doğan görmüş onları. o da gelmiş. bi daldılar murat kosovaya. böyle nası ama ağız burun. en çok nihat doğan ve yiğit özgür vurdu. kaan abi zor aldı ellerinden murat kosova'yı. ağzı yüzü kan içindeydi, kaan abi omzuna girdi götürdü. sonra yağmur yağmaya başladı odanın içinde. ben o yağmurun altında aaa hoşgeldiniz abi dedim barış uygur'a. keşke vurmasaydınız ya adama, hak etmiştim ben. sürekli kaan abinin sağlık karnesini çalıp duruyodum dedim. boşver boşver dedi barış abi. neyse abi hoşgeldiniz, bu haftaki sayıyı mı getirdiniz yoksa bana dedim. evet ama sen yetiştirememişsin yazını, o yüzden senin bölümü bu haftalık hidayet türkoğlu'na yazdırdık dedi. hemen aldım dergiyi baktım ama o da ne, dergi gazete boyutlarında. barış abi bu hafta niye böyle çıktı dergi dedim. her hafta böyle çıkıyo olum zaten, saçmalama dedi. hemen açtım hido'nun yazısını okudum. yok eski koçum stanvan gundy'i çok özledim. yok florida'nın havası bi başka, toronto bana dar geliyor, yapamayacam sanırım buralarda, yok dwayt howard bana hep etliekmek ısmarlardı, burda kimse bişey ısmarlamıyor filan. hep böyle şeyler. çok tırt yazmış. hemen aradım hidoyu olum naptın sen, köşemin içine etmişin dedim. ne var lan banane dedi. nası sinirlendim. nerdesin sen dedim? staddayım basket oynuyoz gelde birebirde bi beynine vereyim dedi bu bana. ulan dua et ki hastayım, yerimden kalkamıyom dedim. ama şimdi dergiden elemanları göndercem yanına, burnunu kırdırtcam senin dedim. nihat doğan'a da traş ettircem sakalların daha çok çıksın diye dedim. ne biçim ağladı hidayet. özür filan diledi.

15 Aralık 2009 Salı

Stewie - Fırat (iki resim arasındaki 7 fark)


  • fırat annesinden ara sıra tokat yese bile ona karşı bi düşmanlığı yoktur. stewie'nin ise en büyük düşmanı annesidir. ondan nefret eder. her fırsatta onu öldürmeye çalışır.
  • fırat iki dandik tel bi bozuk priz buldu mu evde en olmadık yerlere zulalar. bazen elinde bi tornavidayla çekmeceleri tamir etmeye çalışır, annesine yakalanmak üzereyken kaçıp balkondaki su kovasına saklanır. stewie ise hali hazırda evdeki aletleri kullanarak ve oyuncaklarına eklemeler yaparak dünyayı ele geçirebilecek çok etkili silahlar yapar.
  • fırat mahalledeki diğer çocuklar tarafından ezilir, horgörülür, kullanılır, dışlanır. stewie ise mahalledeki diğer çocukları kölesi olarak kullanır, onların üstünde insanlık dışı deneyler yapar.
  • fırat biraz pis boğazlıdır. her daim elinde yarım ekmekle gezer. bayramlarda şekere, çikolataya abanır. stewie ise önüne konan bir tabak brokoliyi dahi yemez. hatta o brokoliyle savaşır, onu öldürmeye çalışır.
  • fırat tek çocuktur. stewie üç kardeşten en küçüğüdür. beyinsiz bir abisi ile ruh hastası bir ablası vardır.
  • fırat ara sıra sokaktan civciv kedi filan bulup eve getirir, beslemeye çalışır ama annesi kızar, geri götürür. stewie konuşan bir köpekle aynı evde yaşar ama pek iyi geçindikleri söylenemez.
  • fırat saftır. masum masum, salak salak, pörtlek pörtlek bakar hayata. stewie sinsidir, kurnazdır, içten pazarlıklıdır. kısık gözlerle, kuşkucu bakışlarla yaşar. insanlara acı çektirmekten zevk alır.
stewie'nin yaratıcısı Seth MacFarlane ve fırat'ın yaratıcısı Uğur Gürsoy'a da burdan teşekkürlerimizi iletelim sanki duyacaklarmış gibi. (hayır Seth MacFarlane duysa nolacak ki? sanki Türkçe biliyo ve anlayacak) Uğur Gürsoy'u bi de tebrik edelim yine sanki duyacakmış gibi. Kendisi evlenmiş, mutluluklar diliyorum. Bi de erkek bebesi olursa ve adını fırat koymazsa çok ayıp eder diye düşünüyorum. ayrıca bu (iki resim arasındaki 7 fark) formatının sahibi Vedat Özdemiroğlu'dur, saygılar. bu arada geçenlerde bi arkadaş beni sürekli fırat'a benzettiğini söyledi. fırat'ın kitabı varmış onda da, kitabı ne zaman böyle bi alıp karıştırsam, uykusuzda ne zaman görsem aklıma sen geliyosun diyo. tabi hepimiz biraz fırattık vakti zamanında ama bende böyle yuvarlak kafa, kabak saç filan olunca demek ki daha bi öyle yerleşmişim zihnine :) sizinde aklınıza gelen farklar varsa yorumlardan devam ettirebilirsiniz efenim.

6 Aralık 2009 Pazar

komşu kızlarıyla başım belada!

karşı komşu
bırak gürültü-takırtıyı, ağzıma sıçsalar gıkımı çıkarmam, hiç bişey diyemem. çünkü "iyilik bankası" (zahir-paulo coelho) hesaplarında acayip kredi biriktirdiler. hem bebeklerini filan da çok seviyom. özledim len çocuğu. keşke hiç görmeseydim. şimdi o hastalanırsa filan allah korusun, ne biçim üzülürüm. canım len o benim. içimde kocaman bi sevgi oluştu ona karşı. bi de küçücük bebeği sanki yıllardır tanıyo gibi hissediyorum kendimi. ama bu mümkün değil. zira çocuk hayatında daha bir yılı bile tamamlayamamış aciz bi varlık. salyası filan akıyo sürekli. yani kendi haline bıraksak maksimum 3 gün filan yaşar. ama sanki o da beni tanıyo yıllardır. gülüyo filan bana. ağlamıyo hiç. bi tek ayıcıktan korkuyo. vuruyo ona. oynasın diye verdim geçenlerde. sıkı bi tekme savurdu ona. tekme atmayı nerden öğrendi anlam veremedim. gerçi annelerimizin karnında bile yaptığımız bişi tekme atmak. bilmem artık. ama çok hareketli, bi dakika rahat durayım demiyo, bi o yana bi bu yana, onu severken terliyorum resmen. düşer müşer elin çocuğu başıma bela olur diye nası dikkatliyim. bi de güçlü şerefsiz. arada bi kasıyo kendini şöyle maxsimum reklamında finaldeki o hareket varya, öyle yapıyo, nası kasları filan semsert. az büyüsün bu, bütün çocukları döver.
yan komşu
ağlama be bebek! ne derdin var ki ağlarsın? özellikle hergün belirli saatlerde yoğunlaşıyosun bu olaya. söyle ne derdin var? ne olabilir ki bebek! ya acıktın, ya susadın ya da gazın var? hadi biraz da ilgi istiyosun diyelim? söyle ne derdin var? aşık mısın sanki? kime aşık olacan sen. aylığın, bak yaşıtın bile demiyorum çünkü daha yaşın bile yok senin, aynı katta ki aylığın ve adaşın komşu kızından hoşlanacaksan söyleyim, o da kız. belki farkında değilsin ama sende kızsın. normal şartlar altında bu gezegende kızlar birbirine aşık olmaz. onu söyleyim. ha ilerde ne olur onu bilemem. ama daha çok var o yıllara. hem bence sana kimse aşık filan olmaz! haha! salak seni! zırlaksın sen bi kere, hergün ağlıyosun, bağırıyosun! daha seni hiç görmedim, sevimlisindir belki ama bak kızım, aklını başına al. ağlayıp durma! aynı katta oturduğun adaşını örnek al biraz, hem o ne güzel bak sosyal bi bebek, bize geliyo, birlikte vakit geçiriyoruz. ayıcık tekmeliyoruz. fotoğraf çekiniyoruz. çok eğleniyoz valla. sen biraz yabanisin sanırsam. olmaz öyle. vazgeç ağlamaktan. hayır olay sadece senin ağlamanla kalsa neyse dicem. ama o baban ne menem bi adam öyle. sen ağlayınca sana sevgisini bağırarak gösterip seni susturmaya çalışıyo. müziği geç vakitte yüksek ses açtığımda duvara vuran bu adam hayatımda daha fazla yer edinmemeli. terlikle vurdu lan resmen duvara. sesin tokluğundan anladım. ha bu arada söyle o babana, bi daha bana öyle duvar arkasından arrslik yapmasın! sinirlenirsem gecenin köründe rammstein'ı bi dayarım size, sabahları yaptığınız o aile saadetine hasret kalırsınız! oke?! (bütün bunları yazarken hemen duvarın arkasında uyuyo olman ne fena be bebek. dur bi tıklatıyımda duvara huzurun bozulsun nihoohoho) (şaka şaka uyu)

5 Aralık 2009 Cumartesi

muhabbet kuşunun uçuşundan feci şekilde korkarım!

  • her yıl farklı... ya abicim hayatımdaki her yılın kendine has bi kokusu var diyebilirim. her sene bi takım olaylar yaşanıyor ve bu olaylar o senenin teması olup çıkıyor. bunun her sene değişmesi garip. yani bi kere de iki yıl bu şekilde aynı geçsin? ama yok. bi şekilde farklılaşıyor işte. gerçi böyle olmasınında ayrı bi güzelliği var.
  • ilk twitter... twitter'ı ilk açtığımızda neden salak salak şeyler yazdık ki. gittim kendi yazdıklarıma da baktım. hep böyle salak salak şeyler. çoğumuz yapmışız bunu. keşke yapmasaydık lan. ne biçimde dalga geçecekler şimdi bizimle. işte twitter hesabı açtıktan hemen sonra %90'ımızın yazdığı ilk tivitler;

    twitter da neymiş?
    hey bende burdayım!
    bi de biz bakalım dedik...
    asıl sen napıyosun twitter?
    hımm çözemedim seni...
  • avatar... "kendi minik avatarını ücretsiz yarat, arkadaşını şaşırt..." diyor birileri. dua edin sevdiğim kişilersiniz, yoksa öyle bi minik avatar yaratırdım ki aklınızı alırdım sizin.

3 Aralık 2009 Perşembe

Afiş Sergisi "Sigara Sağlığa Zararlıdır"

"Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve tanıtım bölümü öğrencilerinin Bilgisayarda Yaratıcı Çalışmalar II dersi kapsamında hazırladıkları "Sigaranın Zararları" konulu afiş çalışmalarından oluşan sergimize tüm Selçuk Üniversitesi çalışanları, öğrencileri ve tasarım meraklıları davetlidir.

Sergi Açılış: 16 Kasım Pazartesi Saat: 13.00

İletişim Fakültesi Sergi Salonu Alaaddin Keykubat Yerleşkesi KONYA"












ıı ıımm, efenim resmi ağzı bi tarafa bırakacak olursak, geçen sene ikinci dönem photoshop öğrenirken yaptığımız afişlerin sergisi açılmış. e epeyde olmuş açılalı. ben öyle hergün okula giden bi insan olmadığım için, geçen gün fakültenin sitesine girince duydum bu haberi. ve şu aşağıdaki videoyu izledim. burdan o hain kameraman arkadaşa sesleniyorum! sen benim afişimi nasıl çekmezsin! hem de serginin başköşesine asılmış olan ve sınıftaki iki tam puandan birini almış olan afişimi nasıl çekmezsin! kendi afişimi göremeyince üşenmedim gittim kampüse! :D giderken içimde bir korku ve ihanete uğramışım hissi vardı. lan dedim beni afişim asılmadı mı yoksa? nasıl olur? acaba okula pek gitmediğim için beni cezalandırmışlar mıydı? keşke gitseydim. bileydim böyle olacağını allahım, gitmezmiydim ben hergün. açeydim gollarımı böyle, tam burada, keşke gideydim dedim. ama bu dersi hiç bi zaman kaçırmadım ki ben dedim. yok canım asmaz olurlar mı ya kesin asmışlardır dedim. tam bu karmaşık duygularla fakülteye girmiştim ki!! haha!!! afişimin serginin en süper yerinde başköşede üstelik koskoca panoya sadece tek olarak asılmış şekilde duran canlı halini gördüm!!! haha!! bi sevindim, bi mutlu oldum, bi içimde böyle çocuksu bi mutluluk... Gani hocam, canım hocam, en süper yere astırtmış benim afişi. Ayrıca bu sergiyi organize ettiği için de kendisine teşekkür ediyoruz.


birde bu konu üzerine fikir geliştirmek biraz zor, çünkü tüm zamanların en çok işlenen konusu olduğu için aklınıza gelen çoğu şeyin önceden başka biri tarafından yapılmış olma ihtimali yüksek. aslında ben yaptığım bu afişi fazla beğenmedim. o zaman iyi oldu ya, ne var ya işte mis gibi oldu demiştim ama şimdi pek beğenmedim. ya hızlıca yapıveriyim işte, hava güzel, gidip basketbol oynucam ben, oldu bu dedim. kafamda ikinci bi fikir vardı ama onu uygulaması epeyce zahmetli olacaktı, o yüzden yapmamıştım. ne olduğunu söylemeyeceğim tabi serseri herifler! sonra hemen yapın demi! yek yea! benim asıl iddialı olduğum çalışma, geçen sene ilk dönem yaptığım afişti. onun sergisi açılınca büyük olay yaratacak bakın söylüyorum burdan :D onun konusu ismimizin baş harfi ve numaramızın son iki rakamıyla bi fikir oluşturup bunu bi slogan eşliğinde sunmak. noldu apıştınız demi! abiniz apışmadı işte :p













afişin gelişim süreci de bu şekilde. önce eskiz, sonra işin photoshop kısmı. (o afişteki sigara fotoğrafını da bendeki dandik makineyle çekmek canımı çıkardı. eve ufak bi stüdyo kurmuştum, ışığım çalışma masası ışığı, arkaplanımda siyah bi tişörtümdü) (hazır fotoğraf kullanmak yasaktı) sonra da baskı kısmı. afişin çıktısı alındıktan sonra matbaanın diğer bir bölümünde böyle kartonumsu süngerimsi bişeyin üstüne yapıştırılıyo. onu yapan eleman çalışırken bi süre sonra bunun bi sigara içmeyin ülen! afişi olduğunu anladı. önce ağzındaki sigaraya bi baktı, sonra bana baktı, bende ona baktım. ve güldük. adam sigarasını içmeye devam etti. bende ona afişi düzgün yapıyomu diye bakmaya devam ettim. ara sıra sigarasının külleri afişimin üzerine dökülüyor bende afişe bi canlılık, bi yaşanmışlık, bi koku katar diyerekten ses etmiyor ama bi süre sonra o külleri üfleyerek uzaklaştırıyordum. işte böyle bi hikayesi vardır bu afişin.

sergiyi gezmek isteyenler fakülteye gelip, benim ve diğer arkadaşların çalışmalarının canlı halini yakın mesafeden görebilirler. sergi hala açık. isteyenlere imza verebilirim. şanslı gününüzdeyseniz benimle fotoğraf çekinme şerefine bile nail olabilirsiniz :p hoşçağalın.

1 Aralık 2009 Salı

bi daha bi daha bi daha

-beer?... beer?
-no beer... no beer...

arkaplanda bu sesler olunca insanın yürüyüşü bile değişiyor arkadaş... malt içeceğini bira sanıp büfeciye seslenen turistlere ve o büfeciye teşekkürler. 15 saniyeliğine hayatıma renk kattınız. istesem 10 saniyede de geçerdim ordan. bilerek yavaş yürüdüm. iyki el kart doldurmak için uğramışım büfeye.

...ve kampüste gün batımı...










kampüste günbatımı bi başka oluyor be arkadaş. ne bileyim yani böyle bi hüzünleniyor insan. ama normal şehiriçinde pek olmuyo öyle. güneş bu kadar net gözükmediği için olabilir. tabi başka şeylerde olabilir. geçmişte burda yaşanmış arkadaşlıklar var, o kadar anı, onları da hatırlıyorum. bi sepya rengine bürünüyo kampüs. insanın fakültenin çatısına çıkıp bi sigara tüttüresi geliyor en efkarlısından.
batarken güneş ardında tepelerin, geldi veda zamanı stickman'in...
(bu cümleyi küfürlü olarak bana uyarladıysanız! bittiniz!)