28 Mayıs 2010 Cuma

minik stick

immunofortisli aptamil mi gördük?
kalsiyum destekli danone mi yedik?
vitamin takviyeli pınar çocuk sütü mü vardı?
nişasta destekli yaşam formlarıydık biz.
sıvıyı hemen emen bezlerimiz bile yoktu.
ki şimdi bide sıvı kakayı (ishal) bile emebilen bezler çıkarmışlar.
ama olsun, biz yine de fotoğraftaki minik stickman gibi hayata gülerek, umutla, sevinçli ve heycanlı bakabilmeyi bilirdik. size söylüyorum, yan komşu kızı sen anla. ağlama lan artık. pis kız!

26 Mayıs 2010 Çarşamba

katil uşak!

bazı insanlar delirmiş abicim. yaptığım araştırmalardan elde ettiğim verilere dayanarak şunu rahatca söyleyebilirim ki; biz üstün, aşmış, çok süper zeki insanların en büyük sorunu; ne küresel ısınma, ne ekonomik kriz... bizlerin en büyük derdi spoiler. haksız mıyız? hayır! tabi ki haklıyız. bi takım kendini bilmez insanlar, sağda solda düşüncesiz bi şekilde, hayvan gibi ses tonuyla yavşak yavşak konuşarak sürekli spoiler veriyo. film olsun, dizi olsun, kitap olsun dinlemiyor. veriyorda veriyor spoilerı. lan belki ben izlemedim daha, okumadım. konuşmadan önce uyarsana dana! biraz düşünceli olun ya. aslında bırakalım sokaktaki, internetteki insanı, tvlerde yayınlanan dizi tanıtımlarını bile çok spoiler verecek şekilde yapıyolar kim yapıyosa. neden? çünkü salaklar. film fragmanları da aynen o şekilde. mesela ben I'm legend'daki o aslanın geyiği kapışını (ahanda ben de verdim spoiler) sinema fragmanında görmeseydim, film benim için 10 kat güzel olabilirdi. gitti gül gibi sahne. yazık günah. gece nba maçlarını izlerken her molada the pasific'in tanıtımı çıkıyo. benim o an yaptığım hareket aynen şu; hemen kumandadan sesi tamamen kısıyorum ve kafamı duvara çeviriyorum. neden? çünkü daha hiç izlemedim. elimde 6 bölümü mevcut. kalan bölümleri de bi ara indirip öyle izlicem. o yüzden çok dikkatliyim bu konuda. bi de ben o hareketi yaptığımda içeri aniden birinin girmemesi için dua ediyorum. düşünsene bi, çevrende gece nba maçları izleyen, tutkulu bir basketbolsever olarak ün salmışın, müthiş bi karizman var ama gece biri o an içeri giriyor ve sen tv'nin sesini tamamen kısmışın ve duvara bakıyosun. sana ne yapacaklarını söyleyim, hemen ilgili makamları ararlar ve en geç üç dakika içinde iki tane iri adam sana deli gömleğini giydiriverir. sonra ağlarsın, ah sporiler vah spoiler beni ne hallere düşürdün diye.


bi de şu aralar herkesin dilindeki konu lost'un bitmiş olması. diziyi hiç izlememiş olmama rağmen as -lost ne lan! cilerde olmadım. her zaman -bi gün başlayacam şu diziye... modunda bi insandım ben. ki hala öyleyim. ama lost bitti diye etrafta dolaşan spoilercılarda bi artış var. bu insanın canını sıkıyo. ben bunca yıldır bu diziyle ilgili en ufak bi spoiler yutmamayı başarmışım abicim, şu noktadan sonra da pes etmem. ha zaten lost izleyenlerinde lost izlemeyenleri küçümsediği bi gerçekte var şu dünyada. umrumuzda mı? tabi ki hayır. senin canın sağolsun, spoiler verme başka ihsan istemem. ve inanın twitterda lost kelimesini gördüğüm an geçiyorum alttaki twite. olsun, umrunda mı sanki, lost izleyen bi sürü insan var. bu lostculardan biri de bizim üni. de bi hocaydı. bi kere aynen şöyle bi cümle kurmuştu; -tabi o zamanlar lost'u pek kimse bilmiyo böyle, ilk izleyenlerdenim... bu vatandaşımız artık aşmış diyorum ben, çünkü lost izlemeyeni bırak, izleyeni bile beğenmiyo herif, vay efendim ben önce izlemişimmiş. neredeyse Türkiye'ye lost'u ben getirdim diyecek. lan sen bundan nası bi prim yapmaya çalışıyosun ki bunu sınıfta göğsünü gererek ve dikleşerek söylüyosun. hayır beklentin ne? de hele! sen böyle yapıyosan e o zaman filmi çeken insanların, kameramanı olsun, ışıkcısı olsun, sana fena şeyler yapabilme özgürlüğü olması lazım. hele diziyi yazan insanın seni düdüklemesi için üstüne para bile vermelisin.

(bana kızmayın, ben hakkaten biraz abartıyorum bu spoiler işini. yada kızın! hakkınızdır. bana hemen kızın! evet hemen burda! manyak mısın lan sen filan diyin)

19 Mayıs 2010 Çarşamba

16 Mayıs 2010 Pazar

sportmenlik dışı faul !

-sizde fenerbahçe tv var mı?.. diye sorduğu an, az sonra acayip şeyler yaşayacağımı hissetmiştim aslında. çünkü ikimiz arasında geçen muhabbetlerde kullanacağımız en son kelimeydi belki de fenerbahçe. her ne kadar tedirgin olsam da bunu ona belli etmeden, evet var dedim. bunun üzerine akıllara durgunluk veren bi soru daha sordu bana;

-mesaj mı yolladın sen oraya?..
-yoo noldu ki?
-"sarı kanaryam bu maçı alabiliriz!... konyadan ahmet!" yazmış biri, sen sandım.

bi an için sarsıldım. acaba şizofren belirtiler göstererek kendimi fanatik bir fenerbahçe taraftarı mı sanmıştım ki diyerek endişelendim. hemen telefonumu kontrol ettim. telefonum kapalıydı. açmaya çalıştım ama şarjı bitmişti, açılmıyordu. bunu görünce beynimde aniden geçmişe dönük şimşekler çaktı ve 4-5 gün önce telefonumun ani "şarjım bitiryor!" bağırmaları eşliğinde kapandığını ve o günden beri de onu açmadığımı hatırladım. yani o mesajı ben göndermemiştim. aynı şehirde yaşadığım ve aynı isme sahip olduğum biriydi bunu yapan. yıllarca parmak izi ve gerçek kesit izleyen biri olarak bundan emindim ve küfredercesine karşımdaki şahsa cevabımı verdim;

-sen beni hiç tanıyamamışsın. oturup fenerbahçe tv izleyecek ve bununla da kalmayıp, fenerbahçe tv'ye öyle bi mesaj gönderecek insan mıyım ben?
-hayır da, esmiştir filan dedim :D
-kes sesini! beni dinle! bak, benim nba ile ilgili sorularım türkiye'nin en iyi basketbol programı nba studyo'da ırmak kazuk ve/veya şebnem kosova tarafından incelenmiş, murat kosova tarafından ismim ve şehrim söylenerek okunmuş ve kaan kural tarafından da cevaplandırılmıştır. ayrıca yine kaan kural tarafından güzel bi soru olduğu da belirtilmiş ve tespitim için bir kutlama gönderilmiştir. ayrıca bu soru üzerine, o gece yayınlanan maçta da yine ufak bir konuşma geçmiştir. bitti mi? bitmedi! bi de tüm bunların üstüne, "konyalı portlandlılar" isimli süper nba blogunun sahibi sabonis nickli arkadaşımızın kaan kural ile gerçekleştirdiği röportajda kendisine sorduğum sorular yöneltilmiş ve blogumda yazdığım "kaan kural kankam olsun!" başlıklı yazıdan bahsedilmiştir.

C - Stickman rumuzlu bir arkadaş blog'unda senle ilgili bir yazı yazmış da hiç rastgeldin mi? "Kaan Kural kankam olur musun?" tarzında bir başlığı vardı.
KK - Aaaa evet İsmail (Şenol) bana söylemişti ama unuttum gitti, rast gelmedi. Şimdi aklımda ama bakacağım.


ve sen şimdi napıyosun!? bütün bunlar sanki hiç olmamış gibi, gayet rahat bi şekilde bana dönüp ağzını ayıra ayıra; ahaha fenerbahçe tv'ye şöyle mesaj mı gönderdin sen?! ahaha diyosun!! eğer bunu bi daha yaparsan seni basketbol topu haline getirip smaç basarım. şimdi git başımdan. seni bi müddet görmek istemiyorum... odana dedim! musiki derslerine de son veriyorum!

4 Mayıs 2010 Salı

mecidiyeköy / İSTANBUL

dün kardeşimle bi dilekçe yazıyoduk. yazdık bitirdik. sonra adresi yazarken, o son kısma öyle bi MECİDİYEKÖY/İSTANBUL yazasım geldi ki. yani bi düşünsene. çok güzel değil mi adresi bitirirken bunu söylemek. şu şu mahalle, şu şu sokak, şu şu numara veeeeeee MECİDİYEKÖY/İSTANBUL. da da da daaaaaaa!!! MECİDİYEKÖY/İSTANBUL!!! YAAAA! NOOOOLDUU! ŞİŞTİN Mİİ! sırf bunun yapabilmek için mecidiyeköy/istanbul'a taşınabilir bi insan. siz mecidiyeköy/istanbul'da oturan insanlar. oturduğunuz yerin kıymetini bilin. biri sizden adresinizi isteyince ne biçimde yapıştırıverirsiniz o adresin sonuna mecidiyeköy/istanbul'u. sayın mecidiyeköy/istanbul dışında herhangi bi yerde oturan siz basit ve hayatta hiç bi yere gelememiş aciz insanlar, bakın kendi adresinizde bi uygulayın bunu, şu ana kadar söylediklerime anlam veremediyseniz eğer, şimdi anlayacaksınız işin güzelliğini. söyle adresini, ya söylesene! sesli şekilde söyle kendine ve ekle sonuna (kendi ilçe ve şehrini değil) mecidiyeköy/istanbul'u. bak ne kadar güzel olcak. garanti veriyorum daha iyi hissedeceksin kendini. çok güzel lan! :p