30 Eylül 2010 Perşembe

sahibinden satılık

zaman zaman temassızlık yaratan ses uzatma kablosu

tüm dertlerinizi unutacaksınız! evet size bunu vaadediyoruz. günde sadece 5 dakikanızı ayırarak dünyanın en mutlu insanı olacaksınız.

bu ay maaşınız mı gecikti?
evinizin yanında bir inşaat mı var?
kendinizi çok yalnız mı hissediyorsunuz?
serdar ortaç'ı sevmiyor musunuz?
harry potter'ın son filmi çıktı mı?
insanlar salatayı neden kendi önlerinden ve karıştırmadan yemiyorlar?
kaç kilosunuz?
sabri?
insanlar çok mu öküz?
açıköğretim işletme okuyan insanlara gıcık mısınız?
neden tüm motorsikletlerin sol sinyalleri bozuk?
yarrak gibi günler mi geçiriyorsunuz?
lebron james'in ayakkabısında neden pembe desenler var?
indirdiğiniz filmin altyazısı uyumlu mu diye filme göz gezdirirken bi türlü konuşmalı sahne yakalayamıyor musunuz?
evinizde sabit bi yerde giyinemeyen insanlar mı var?
alper tunga öldü mü?

unutun gitsin. artık mutsuz günler geride kaldı, ben stickman ve size mutlu bi hayatın kapılarını aralıyorum ;)

stickman'in temazsızlık yaratan ses kablosuyla nefis bi hayatınız olacak. film izlerken, müzik dinlerken sesin gidip geldiğini, bazen garip bi şekilde geldiğini, bazen hiç gelmediğini düşünün. ne kadar rahatsız edici bi durum öyle değil mi? işte bu şekilde size başka dertlerinizi unutturacağım. yani bir nevi semptomatik tedavi. bahsettiğim durumu yaşayınca aslında ne kadar küçük dertlerle kendinizi üzdüğünüzü anlayacaksınız ve tüm dertleri geride bırakıp çok mutlu bi insan olacaksınız.

ürün bedeli ulaşım masrafları dahil bedavadır. durun! eğer hemen ararsanız size birde kullanılmış bozuk stickman kulaklığı göndereceğiz. bitti mi? hayır bitmedi. eğer hemen, çabukcak ararsanız stickmanle önsevişme şansınız var!!! bu fırsatı kaçırmayın!

bedava olduğu için memnun kalmazsanız ürün bedelini iade edemiyoruz. e cebimizden çıkarıp üstüne bi de para verecek değiliz. enayi mi sandınız lan siz beni. hadi başka kapıya. hadii.

26 Eylül 2010 Pazar

star wars ne lan

ben bi kuyruğa girdiğimde arkama bir veya birkaç kişi birikmediği sürece kendimi enayi gibi hissederim. susarım. ağzımı bıçak açmaz. hiç bekleyesim gelmez. her saniye vazgeçip gitmeyi düşünürüm. bi de tam sıra bana gelecekken mesai bitecek sanırım. ama en az iki üç kişi geldiyse sıraya benim arkamdan neşe saçarım o kuyruğa. arkadaş olurum o kuyruktakilerle.

bu birleşmiş milletler genel sekreterini anlamıyorum. hem o nasıl sekreter öyle. bi önceki zenciydi, şimdi ki de japon veya çinli. emin değilim. ikisininde şu kafamızdaki sekreter profiliyle alakası yok. hadi şekil olarak geçtim. insanın elinde bi not defteri olur, kalem olur. hızlı hızlı bişiler not alır. bilmiyosan bırak bu sekreterlik işlerini kardeşim. o kadar büro yönetimi ve sekreterlik okumuş gencimiz işsiz.

nutellası bittiği için üzülen bi kız komşum olsa ve bize gelip, -ııı şeeyy bizim nutella bitmiş, varsa sizden bi fincan nutella alabilir miyim.. dese ya. bende -nutella yok bizde, ver sana tahin koyam, ver sana pekmez koyam... desem. koysam tahin pekmezi. bi güzel.

pek çok insanın bildiği, popüler olan pek çok konu hakkında hiç bişey bilmiyorum. mesela geçen seneydi galiba şu cnbc-e'nin star wars'u yayınlaması olayı. zaten star wars filmi hakkında bildiğim tek şey ışın kılıcı. onun dışında bişey bilmiyorum. bunun bi de 4-5-6-1-2-3 şeklinde yayınlanması lazım, yok şu sırayla yayınlanması lazım, hayır efendim o sırayla olmaz bu sırayla yayınlanması lazım diye bi olay var. onu hiç anlamıyorum. arkadaşım bi film 1-2-3... diye çekilir ve o şekilde yayınlanır değil mi? e ne bu 4-5-6 filan.

16 Eylül 2010 Perşembe

şakalarıyla adam yaralayan bi eniştem var

geçenlerde kafama esti, çikolatalı süt yapmaya çalıştım ama olmadı lan. bilendırın içine bi tane eti maximus attım. üstüne de süt döküp karıştırdım. hiç güzel olmadı :/ galiba çikolatalı süt böyle yapılan bişey değil. ziyan olan maximusa mı yanayım, bir bardak mis gibi süte mi yanayım bilemedim.

bi zamanlar oduncu gömleği diye bişey vardı hatırlar mısınız? sanırım artık yok, çünkü yıllardır oduncu gömleği giyen bi insana rastlamadım. gerçi hiç bi oduncunun da oduncu gömleği giydiğini görmedim. allah sizi inandırsın, ben 3 tam gün boyunca kereste sanayisinde çalıştım. kafam iyiydi galiba neden yaptım bilmiyorum. küçüktüm bide ha. manyak mıyım neyim üstüme kütük filan düşse ölür giderim lan. ara sıra böyle çılgınlıklar yapıyorum işte. neyse, orda çalışan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, orda çalışanların hepsi oduncu gömleğinden bi haber insanlar. ve hadi gelin itiraf edelim. şu yazıyı okuyan herkes en az bi defa oduncu gömleği giymiştir. benimde vardı bi tane. böyle kırmızılı siyahlı kalın bişeydi ve yakardı. aşırı sıcak tutardı. canada'da filan yaşasak neyse. sobalı evde yaşıyorduk ve soba çok sıcak yanıyordu. terliyorduk azizim. ve bence tarkan, giydiğim ateşten gömlek derken kesin oduncu gömleğini kastediyordu.

ve gelelim enişteme. eniştem iyidir hoştur ama biraz şakacı bi insandır ve ne yazık ki bu şakaların çoğu eşek şakasıdır. fakat eniştem eşek değildir, insandır. yıllar yıllar önce bir kurban bayramıydı. anneannemin küçük bahçeli bi evi vardı. biz, teyzemgil ve dayımgil kurbanları orda kesiyorduk. (toplu kıyım) bütün bu işler bittiği zaman hepberaber oturup yemek yiyorduk. işte o yemek sırasında yine eniştemin şaka yapası tuttu. iyi niyetli aslında ama işte ne biliyim. su içtikten sonra su bardağında kalan bi iki damla suyu dayıoğluma fırlatarak onu hafifçe ıslatmak suretiyle bi şaka girişiminde bulundu. (böyle bi şaka anlayışı var) e tabi yemek yerken eli yağlandığı için sen bu bardak elinden kay. bardak git dayıoğlunun kaşı yar. şu eskinin kalın su bardaklarından ha. sen dayığoğlun kaşından oluk oluk kan ak. bayram günü ortamdaki kaosu varın siz düşünün. bu da böyle bi anımdır işte. (eniştem bu tarz şakalarını yapmaya devam ediyor)

12 Eylül 2010 Pazar

FİNAL

merhaba sevgili basketbolseverler! neler olduğunu biliyosunuz. çok şey yazmak istiyorum ama ne yazacağımı, nerden nasıl başlayacağımı bilmiyorum :) belki biraz sakinleşince yazarım. unutulacak bişey değil ama ilerde şöyle bi geriye dönüp bakınca bişey olsun istedim. ve yarınki maç. tabi ki unutacak değilim veya uyuyakalıp maçı kaçıracak değilim ama olayı özetlemesi açısından kışın nba maçlarını takip ederken maç saatlerini unutmamak için hazırladığım notlardan bi tane koyuyorum bilgisayarın önüne. ara sıra bakıp bu maçı ve bu noktaya nasıl geldiğimizi düşüneceğim. ve ntv-ntvspor çalışanları beni duysun. turnuva başından beri oynadığımız bütün maçları yüksek görüntü kalitesinde 720p olarak rapidshare'a yüklesinler lütfen yada kaydedenler varsa yüklesin lütfen. arşivimizde dursun. ben çoluk çocuğa karışmayı pek düşünmüyorum ama ilerde çocuklarıyla, torunlarıyla hatta torunlarının çocuklarıyla izlemek isteyen pek çok kişi vardır eminim. offf. yarın bi olsa. gerçi şu an yarın. maç bi başlasa işte.

5 Eylül 2010 Pazar

ntvspor'a konuk oldum

çizimin büyük hali için üstüne tıklayınız

ben basketbolu severim. basketbol maçlarını izlemeyi zaten severim. hani yayın başladığında spiker arkadaşımız, -merhaba sevgili basketbolseverler... der ya. ha işte o benim. bana diyo. basketbolseverlerim ben. bi de ntvspor basketbol ekibini severim. ismail şenol'un enerjik anlatımını, murat özyer'in esprilerini, ihsan bayülken'in oyunun en ince noktalarını görebilmesini, murat muratanoğlu'nun bilgi birikimini ve hakemlere serzenişini, ırmak kazuk'un pek çok oyuncudan uzun olmasını ve maç sonu röportajlarını, murat kosova'nın her aralık ayı sonunda yaptığı seneye görüşürüz esprilerini ve nba stüdyoda masada duran demir bardağını severim. en çok da kaan kural'ı severim. yeni kitaplar yazsın isterim. kaan kural kankam olsun diye bloguma yazı yazarım. ntvspor jeneriklerini ayrı bi severim. gün içinde dilime dolanır söyler dururum. ersan'ı izlemek kadar büyük bi keyif yoook YOK YOK YOK, yürü be! se semih erden se semih erden. ha basketbolu sadece izlemekle kalmam. oynamayı da severim. bununla da kalmam, sokakta arkadaşlarla basketbol oynadıktan sonra ersan ilyasova takliti yaparım; -ıyi baskıtbıool uynadık... ersan'ı da severim. haaydi hoşçakalın. hoşçakalın. (ikinci hoşçakalın'ı kaan kural dedi)

2 Eylül 2010 Perşembe

beni bi dinleyin hele

kitapların arkasındaki şu bir kaç cümlelik tavsiye niteliğindeki yazılar bana hiç samimi gelmiyor. o yazıların hepsi kitaplar hakkında güzel şeyler söylüyor. yok efendim neymiş, -soluk soluğa okuyacağınız muhteşem bir eser. vay efendim neymiş, -kitabı okurken hayatımda birşeylerin değişeceğini hissettim ve sayfalar beni kendine kilitledi... gibi gibi gibi. bi kere de biri beğenmesin ya. bi kere de olumsuz düşünen birinin yazısını koysalar ya; -bu kitabı hiç sevmedim, götüm gibi yazılmış. 3 ayda zor bitirdim...gibi. ben olsam mesela onlardan biri. sevmediğim kitabın altına şöyle yazsam;

lan bu da kitap mı?!
stickman

ben bazen böyle mesela saat akşam 10 dan sonra filan insanlara iyi günler diyebiliyorum. sonra da durup şöyle bi düşünüyorum sanırım yanlış bişi dedim diye. gün bitmiş, adama iyi günler diyorum. ama sonra yine düşünüyorum. ne var lan bunda. bundan sonraki günler için demiş olamazmıyım diyorum. hakkatende öyleymiş. bundan sonraki günler için demişim ben onu. len neyse ya.
bi de şu davulculara gıcığım. sizi bilmem ama ben para filan vermem bu heriflere. düzgün çalıyo olsa belki ama düzgün çalmaktan çok uzak bi görüntü çiziyor. hatta davul çaldığından bile şüpheliyim. teneke çalıyo olabilir. şimdi bu adamlar bu kadar şikayet üstüne bi de örgütleniyolarmış. davulcular-sen olsa ya mesela. eylemlerde davul çalsalar filan. sloganları; davul çalmaya geldik, bahşiş almaya geldik, vermezseniz eğer, tokmak çakmaya geldik... tokmağın çakılacağı yer konusunda aynı şeyi düşünüyoruz dimi? hoşçakalıııın...