28 Ekim 2010 Perşembe

yan apartman hep daha iyidir

oturmuş ne güzel film izliyodum. heycanlı ve merak uyandırıcı da gidiyordu film ama bir anda elektrikler kesildi. bir anda elektirik kesilmesi lafı da saçma aslında. ne olacaktı ki, yavaş yavaş mı kesilecekti sanki. neyse işte. saat gecenin 4'ü ve elektrikler kesiliyor. üstelik sizi içine çekmeyi başaran bir filmi izlerken. elektrik kesintilerinin en can skıcı olduğu anlar film izlerken kesilen anlardır sanırım. filme zorunlu bir ara vermek zorunda kalıyorum. aslında elektrik kesintilerini severim ama kalabalık ve bol misafirli ortamlarda olması şartıyla. hayır ya sapık değilim. valla çok eğlenceli ve komiklikli oluyo. denemelisiniz. galiba bi de sevgilim olsa onunla birlikte yemek yedikten bi 15-20 dk sonra kesilmesini severdim. nihoho. fanteziye gel.

kesintiyle birlikte monitörün yanındaki el fenerine uzanıyorum. geçen seneki depremden beri daima en yakınımda bi fener bulundurma ihtiyacı hissediyorum. feneri aldıktan sonra önce gidip modemi, sonra da bilgisayarın güç kaynağını kapattım. odanın içinde biraz dolaştıktan sonra pencereye yöneldim ve dışarı baktım. beni sinir edecek bişey göreceğimi nerden bilebilirdimki. hemen yan binamızda (arada belki 10 metre anca vardır) elektrik vardı. hem de cayır cayır vardı. neden?! dedim... neden?!!!

sonra perdeyi kapatıp içeri doğru döndüm. çok uzun zamandır herhangi bir çalışma faaliyetinde bulunmadığım çalışma masama oturup rafta duran kitaplardan birini elime aldım. fenerin ışığıyla 4-5 sayfa bişey okudum. sonra başka bir kitap alıp ondan da 3-4 sayfa bişi okuduktan sonra bıraktım. tekrar perdeyi aralayıp dışarı baktım. sokak lambaları, diğer evler ve her yerin elektiriği yokken yan binanın elektriği hala vardı. cayır cayır vardı. hayvan gibi vardı. dairelerdeki odaların ışıkları bana nispet yaparcasına yanmaya devam ediyordu. sinirlendim ve üzüldüm. o ışıklar bana sürekli olan kaybedişimi ve şanssızlığımı hatırlatıyordu.

ah şu yan apartmanlar. her zaman bizden iyidirler. her konuda bizim apartmanımızın önündedirler. hayatımda 3 farklı apartmanda yaşadım ve yanlarındaki apartmanlar istisnasız olarak her konuda bizden iyiydi.

tıpkı şu an yaşanan örnek gibi. bizim elektriğimiz kesilse onlarınki kesilmezdi. bizim evin çatısı yağmurda aksa, onlarınki akmazdı. iyiydi onların çatısı, bizimki değildi. şerefsiz müteahhit malzemeden çalmıştı. onların müteahhit şerefsiz değildi, şerefliydi ve malzemeden çalmamıştı. bizim sobamız tütse, duman evin içine dolsa, onlarınki dolmazdı, tütmezdi. mis gibi yanardı. sıcacık yanardı. hele hele kanalizasyon sistemlerinde hiç sorun çıkmazdı. çünkü yan apartmanda yaşayan insanlar da bizim apartmanda yaşayan insanlardan iyiydi. kanalizasyon sistemini tıkayacak şeyleri tuvalete atacak kadar cahil değillerdi en azından. ve apartmanın elektrik parasını da hiç aksatmadan düzenli olarak ve sırayla ödüyorlardı. sürekli bi tek kişinin üstüne yıkmıyolardı.

başka bi apartmana geçmiştik ama yine yan apartman bizden daha iyiydi. onlar apartmancana anlaşıp doğal gaz kullanıyorlardı mesela ama bizim apartmandaki çoğunluk gerizekalının yüzünden biz hem daha fazla para veriyor hem daha az ısınıyorduk. üstelik havaya nefes alamayacak derecede kömür dumanı salgılamaya devam ediyorduk.

güzel kızlar da hep yan apartmandaydı. bizim apartmanda ise kız denilebilmesi için noter huzurunda yemin edebilecek 100 şahide ihtiyacı olan bir takım canlı türleri mevcuttu. yan apartmandaki kızların beden ölçüleri 90-60-90'dı. hadi bilemedin bu sayılar 2-3 eksik fazla olurdu. ama bizim apartmandaki kızların değişmez bir beden ölçüsü vardı. 130-130-130.

yan apartmanda gizemler, ayçalar, sinemler, damlalar, eylüller, yağmurlar, berraklar filan yaşarken, bizim apartmanda ise şükriyeler, naciyeler, necmiyeler vardı hep. mesela necmiye yarın annesiyle birlikte altın gününe gidecek, hamur işlerinin, pastaların böreklerin dibine vuracak, o 130-130-130'u 140'lara çıkaracak ve akranları şükriye ile naciye'ye yeni başladığı dantelin modelini gösterecekti. gizem ise yarın ilk önce lisansüstü sınavına başvuracak, öğleden sonra okulda 2 dersi olduğu için okula gidip dersini anlatacak. akşam üzeri 2 saatlik italyanca kursuna gidecek, ordan çıktıktan sonra damla, eylül ve sinemle buluşup 1 saatlik plates çalışmasının ardından eve döneceklerdi. gizem'in evinde toplanıp yemek yapıp (evet yemeklerini de kendi elciyezleriylen mis gibi yapabiliyolardı) yedikten sonra yarının da haftasonu olmasının rahatlığıyla uzun bir film gecesi yapacaklardı. üstelik film izlerken elektrikleri de kesilmeyecekti. belki de gizem film izlerken bi an sıkılıp bir iki dakikalığına hava almak için camı açıp dışarı baksa benimle gözgöze gelecekti.

22 Ekim 2010 Cuma

son ütücü

aslında o gün herşey normal başlamıştı. gayet güzel bir şekilde uyanıp, yavaş yavaş ve keyifli bir kahvaltı yapmıştım. tahin-pekmez ekmeğim olsun, stickman usulü dilimlenmiş portakalım olsun, bir güzel yemiştim. sonrasında yaklaşık iki saat bilgisayardır, şudur budur oyalanırken dışarda çok güzel, güneşli ve yumuşak bir hava olduğunu gördüm. basketbol oynamak için çok uygun bir havaydı. hazırlanıp, evde biraz ısındıktan sonra çıktım dışarı. her zamanki gibi keyifli ve yorucu bir-bir buçuk saatten sonra tekrar eve döndüm. duşumu alıp vucudumdaki kan dolaşımı hızının tadını çıkarmak gibi güzel hayallerle evimin kapısından içeri girdim ki bir de ne göreyim!!!
blog dünyasından tanıdığımız ve pek sevdiğimiz değerli insan Larien Beyinütülüyen hanım, spordan sonra yemek üzere hazırladığım tahin-pekmez ekmeklerimi ve stickman usulü dilimlenmiş portakallarımı ele geçirmiş, ilk hamlesini yapmıştı. evet oluyordu. o umarsız ve acımasız tehditlerinin ilk aşamasını gerçekleştirmişti belki. benim o çaresiz ve zavallı portakalım ağzının içinde can çekişiyordu. uzun zamandır bana bu konuda umarsızca tehditler savuran bu insanın, bu kadar çabuk harekete geçip, üstelik FBI peşindeyken korkusuzca ve sinsice evimi bulup benim en değerli varlıklarımı eline geçireceğini beklemiyordum doğrusu. üstelik kırık bacağıyla ve rambo'nun gözleri gibi hırsla bakan gözlerle evime sızmıştı. beynimi ütülemek için yanında bulundurduğu tefal ütü de dikkatimden kaçmış değildi.
kapıyı açar açmaz böyle bir manzarayla karşılaşmam beni şoke etmişti. ama en değerli varlıklarımın tehlikede olduğunu görünce birden kendimi topladım ve soğukkanlılığa büründüm. çılgınca tehditleri gerçek olmak üzereydi. bir dilim tahin-pekmez ekmeğim ve portakalım onun vahşi elleri arasında çaresizce duruyolardı. üstelik bir dilim portakalım ağzının içinde hareketsiz bir şekilde duruyordu. hatta komiklik yapmak için onun kabuğunu dişleriyle dudakları arasına yerleştirmişti ve bu durumdayken anlamsız sesler çıkartarak konsantrasyonumu dağıtmaya çalışıyordu. kabuğunun arkasından portakalımın kendisini göremediğim için hayatta olup olmadığından emin değildim. belki de o sulu ve lezzetli kısmının şu an tadını çıkarıyordu. belki de midesine gitmek üzereydi. üstelik ani bir hareketle çizimlerime yönelip, o portakallı ve tahin-pekmezli elleriyle çizimlerimi mahfedebilirdi. hemen birşeyler yapmalıydım. basketbolcu ruhumun bana kazandırdığı şimşek gibi refleksler, çevik kaslar ve hızlı düşünme gücü sayesinde elimdeki spalding tf-150 outdoor basketbol topunu bunun tam suratının ortasına tüm gücümle fırlattım. tabi darbeyi yiyince bi afalladı bu. gözler filan bi gitti geldi. sonra da bayıldı.
şanslıydım. ağzındaki portakal diliminin tamamını tüketememiş, küçük bir kısmını tüketmişti. hemen o güzelim portakalımı alıp yidim. sonra elindeki diğer portakal dilimini alıp yerine koydum. ama tuhaf bir şey vardı. tahin-pekmezli ekmek dilimini bir türlü bırakmıyordu. tüm gücümü kullanmama rağmen parmaklarını aralayıp tahin-pekmez ekmeğimi alamadım. kafasına aldığı şiddetli darbeden ötürü kaslarını kilitlenmiş olabileceğini düşündüm. o bir dilim tahin-pekmez ekmeğimi de kurtarmalıydım. sonra dedim ki ben bunu bi ütüleyim. sıcaktan gevşesin de ekmeğimi alayım. sen misin benim değerlerime saldıran! hııı! sonra yatırdım ben bunu ütü masasına. bastım ütüyü kafasına. işte kendi silahıyla vurulmuştu. son sıcaklıktaki tefal ütü ile beyninin bütün kıvrımlarını düzleştirecektim. ha ha ha. Larien Beyinütüleyen tüm hain planlarına, sinsi stratejilerine rağmen isteklerine kavuşamamıştı. Stickman'in üstün zekası, şimşek gibi refleksleri ve çevik kasları karşısında hüsrana uğramıştı. ha ha ha. o tahin-pekmez ekmekler stickman'in ekmekleriydi, o portakallar stickman'in portakallarıydı. o çizimlerin hepsi stickman'in çizimleriydi. ve bunlar hep onun kalacaktı. ha ha ha. hep onun. hep stickman'in. heeep!

14 Ekim 2010 Perşembe

bu ne perhiz bu ne lahana turşusu

  • diye bir laf var hani. anlayamıyorum ben bu lafı. perhiz yapan insan lahana turşusu yiyemez mi yani? saçmalamayın lütfen. ne alaka. sanki lahana kilo aldıran bişey mi? sanki kilolu insanların hepsi lahana yiyerek kilo aldı. hiçte bile... insanlar kütür kütür lahana yiyolar kilo verecez diye. şarıl şarıl lahana suyu içiyolar her sabah. salak mı sanki bu insanlar. tabi ki değil. bırakın bu saçma işleri. hem size ne elalemin lahanasından. başka derdiniz kalmadı tabi yok efendim lahana yiyemezsinler, yok efendim bişiler filan. ben zaten lahana sevmem abicim banane bundan.
  • ben hastayım üzerinize afiyet. boğazım çok fena. valla anlamıyorum ya ben bu hastalık işlerini. yani buz gibi havada, altta şort üstte bi idman forması deli gibi basketbol oynarım, terlerim, o ter eve gelene kadar bin defa soğur hasta olmam ama sıcacık evde oturduğum yerde hasta olurum. bünyemi sikeyim. ama sanırım üzüntüden hasta oldum ben. çok üzüntülüyüm bu aralar sormayın gitsin yemin ederim. üzülüp üzülüp duruyorum. üzüntü bağışıklık sistemimi çökertti ve o şerefsiz orospu çocuğu mikroplar hasta etti beni. allah belasını versin o mikropların. içtiğim ilacın prospektüsünde de alkolle alınmaz falan yazıyordu. o an varya, beynimden vurulmuşa döndüm. tüh artık neyse dedim. dayanmaya çalışacağım. offff... içmeden de duramam ki ya. elim ayağım titrer. alkolsüz bi hayat düşünemiyorum. napıcam bilmiyorum. idare edeceğim artık ne yapalım. dayanacaz bi kaç gün.
  • eskiden, okul kütüphanesinden kitap alıp okuduğum zamanlar, o kitaplara, kitaba zarar vermeyecek şekilde kendimden izler bırakırdım insanların bana ulaşabilmesi için ama o şifreleri çözüp de bana ulaşan hiçkimse olmadı daha. beyinsiz demek ki lan bunlar. insan bi merak etmez mi, bi çözüm aramaz mı?! ben olsam saatlerce uğraşırım. lan acaba ne demek istemiş bu derim. bu işaretler ne ola ki derim. hatta hacker olup kütüphanenin bilgisayar sistemine sızar o kitabı kimlerin aldığını bulur onları tek tek incelerim ve doğru kişiyi bulduğumda yakasına yapışırım. ne var lan ne var? dünya mı yok olacak? ne demek istiyosun sen söyle! derim. diyemem sanıyorsuuz değil mi? nah diyemem. öyle bi derim kiiii, valla şaşar kalırsınız. siz hala diyemem sanın. banane sizin ne sandığınızdan yahu.

13 Ekim 2010 Çarşamba

eric cartman terk

ya insanın 1,5 terabaytlık dahili hard diskinin olması da başka bi duygu canıııım. ahahaa. sizin var mı bakıyım 1,5 terabaytlık dahili hard diskiniz? kesin yoktur ha. ba baa tipe baa. 1,5 terabaytlık dahili hard diski olmayan insan tipi. tüüü. ahaha salak ya. 1,5 terabaytlık dahili hard diski bile yok. olum salak mısın sen ehehe. len bi git. bak ya gerizekalıya. 1,5 terabaytlık dahili hard diski bile yok gelmiş bloga benim yazımı okuyo. sizden nefret ediyorum. hey allahım ya. len ne salaksınız siz. açıkcası sizin gibi 1,5 terabaylık dahili hard diski olmayan insanlardan tiksiniyorum. ve de iğreniyorum. çok miğde bulandırıcısınız. öyle iğrençsiniz ki anlatamam. ehehue şuna bak, eziğe bak eziğe. canım benim yaa, çok yazık yaaa sana. cidden ziyan bi kişiliksin. len bi git salak. sonuçta 1,5 terabaytlık dahili hard diski olmayan zavallı bi mahlukatsın sen. git defol. ehehe bi gidin ya salaklarla uğraşamıcam valla şimdi.

8 Ekim 2010 Cuma

beni ütüleyemezsin Larien Beyinütüleyen!

yalan söylüyorsun!

grip olduğun zaman ye de hızlıca iyileş diye bir kereye mahsus olarak gönderdiğim stickman usulü dilimlenmiş portakallarım ve özenle hazırlanmış tahin-pekmez ekmeklerimden daha fazla yiyebilmek için bu tarz olaylara girdiğini biliyorum. aslına bakacak olursak esas amacın evimizdeki tüm tahin-pekmez ekmek ve stickman usulü dilimlenmiş portakal stoğunu ele geçirmek. ayrıca çizimlerimin peşinde olduğunun da farkındayım. bütün bunları anlamadığımı sanıyorsan yanılıyorsun Larien hanım! üstelik belgelere dayanarak konuşuyorum. elimde bu iddialarımı doğrular nitelikte kanıtlar var. işte senin bloguma bıraktığın tehditlerle dolu, insanın kanını donduran yorumların;
ilgili fotoğraf buradan çalınmıştır. kanıtlar ortada. kanıtların doğruluğu hakkında şüpheye düşenler bu ve bu yazılara bakmanız şüphenizi ortadan kaldıracak ve soğuk kanlı bir katilin tüyler ürperten stratejik planını anlamanızı sağlayacaktır. artık ben bu noktadan sonra olayı FBI'a bırakıyorum... stickman karşıtı eylemlerin odağı haline gelmek suçundan hüküm giyeceksin sayın Larien Beyinütüleyen. planın başarılı olamadı! ha ha ha! ha ha ha!