27 Aralık 2010 Pazartesi

hintlilerin uydusu patlamış lan ahahaha!

nüfus planlaması kapsamında herkesin en fazla bir çocuğu olmasına izin verseler bi süre sonra kardeş, teyze, hala, amca, dayı gibi kavramlar hayatımızdan çıkar lan. dolayısıyla kayın, elti, görümce, bacanak, kuzen, baldız, yiğen, enişte filan gibi şeyler de kalmaz ortada. vay be, bi fikirle siktim attım yüzyıllardır süregelen akrabalık terimlerini.

kardeşimin bi arkadaşı var, ona öylesine gıcık oluyorum, öylesine gıcık oluyorum ki, bu gıcıklığı tarif etmekte zorlanıyorum. çocuk sürekli üstüne üç beden bol bir gömleği giymek istercesine kendisinde olmayan bi olgunluk takınmaya çalışıyor. o kadar sırıtıyor ki. bunun farkında olamamasını anlamıyorum. hadi bunu geçtim, öyle bi sesi varki. ergenlikten çıkmamakta ısrar edercesine bi ses yapısı var. üstüne bi de bağırarak konuşuyor. hatta anırarak, böğründen konuşuyor. resmen bi bahçe tırmığıyla kulaklarımı tırmalıyor. vugugugauuaaa vuhaugaugaua böyle bi konuşması var. boğazı yırtılmış sanki. en tahammül edemediğim şey bağırarak konuşan insan. hele böyle bi sesi varsa. umarım en yakın zamanda ölür. hazır yeri gelmişken size bu konuyla ilgili çok önemli bi hayat tavsiyesi vereyim. iyi dinleyin. şimdi siz evin bi köşesinde oturuyosunuz, evin başka taa diğer köşesinde başka bi odada (yani odalar arasında epey bi mesefe var) bi kaç insan oturup konuşuyorlarsa ve o insanlardan sadece bir tanesinin sesi o kadar mesafeye ve kapalı kapılara rağmen sizin kulağınıza tecavüz etmek istercesine bir tonda geliyorsa işte o insandan uzak durun. o insandan hayır gelmez. o insan uğursuz, fesat, bela ve mikrop, pislik ve şerefsiz bi insandır.

ben süper bişey keşfettim. yeni bir intihar yöntemi evet. ankara-konya hızlı tren hattına verilen 27,500 voltluk akıma kapılmak. istasyonun ordaki üst geçitten erişebilirsiniz sevgili intihar etmek isteyenler. geçenlerde ben geçtim o üstgeçitten. baya bi güvenlik önlemi almışlar hakkaten ama bi şekilde ulaşılır. köprüden geçerken baktım alttaki o çok kalın bakır tellere vay anasını dedim lan şimdi burdan 27,500 volt mu geçiyor. kim bilir insana neler hissettirir. hayır intihar etmeyeceksinde napacaksın o 27,500 voltu. sanki zaman makinem var da o kadar gücü orda mı değerlendireyim. maksat voltaj boşa gitmesin.

şu yamaha firmasını anlamıyorum hakkaten. bi firma nasıl hem motorsiklet hem de org - piyano filan üretebilir. ne alaka? bu nasıl bi mantıktır, nasıl bi dünya görüşüdür, nasıl bir üretim anlayışıdır. ey yamaha! silkelen kendine gel. bi yol seç kendine yamaha. bak toyota'ya hiç öyle şeyler yapıyormu. üretiyor arabasını nesini bakıyor keyfine. eğer hız tutkun varsa git bunu pistlerde tatmin et, yok eğer müzik tutkun varsa git müzik eğitimi filan yap. saçma sapan farklı sahalarda üretim yapma. beni delirtme yamaha!

şu ntv'nin yılbaşı eğlence programının reklamını görmekten gına geldi lan bana. o programı yapma fikri kimden çıktıysa gerçekten amacını merak ediyorum. bence çok büyük kitlesel bir deney yapacaklar. türk halkının sabrının sınanmasına yönelik bir deney veya çok büyük çaplı bir hipnoz denemesi olabilir. dikkatli olun.

haberlerde şu lanet olasıca hintlilerin uydularının patladığını gördüm. inanılmaz sevindim. siz önce götünüzdeki boku temizleyin yavşaklar. yolun ortasına sıçmamayı öğrenin. tuvalet yaptırın bi tuvalet. elinizi filan bi yıkayın. uydu göndermek sizin neyinize ha ebenizi siktiklerim. sevmiyorum olum sizi. nefret ediyorum hepinizden. bi gün yolda filan karşıma bi hindistanlı çıkarsa acımam döverim onu. hem de çok pis döverim. bi de bunların bi köyüne leopar mı ne saldırmış. herifler leoparı sopayla vurarak öldürmeye çalışıyolar ya. beyinsizler. ama iyi oldu ha, leopar bi saldırdı bunlara, sikti attı hepsini. ve yakalayamadılar. helal lan sana leopar öldür lan o pisliklerin hepsini. eğer bana ne biçim insansın sen filan diyosanız, şunu izleyin bi. bi de hindistan, uzaya ilk insanlı uçuşunu 2016 yılında yapmayı planlıyormuş. ahaha keşke lan keşke. toptan gidin abi toptan. nasıl olsa alışkınsınız o pis vucutlarınızla yüz kişilik trene onbin kişi binmeye. doluşun hepiniz koca bi rokete. siktirin gidin ya. en iyisi valla.

21 Aralık 2010 Salı

yine yemekli bir yazı

mikrodalga fırın - evimizde yeni bir çağın başlangıcı
ayıptır söylemesi (?) geçen gece hayatımda ilk kez mikrodalga fırında ekmek arası tulum peynir ısıtıp yedim. iyice moderinleştik lan :p mikrodalga fırın falan. kıhkıhkıh.. aaah ahh vedat milör'ün kulakları çınlasın... halbuki ispanyada böyle değil. ordaki tüm evlerin mutfaklarında taş fırın var ve adamlar yumurta dahi kırsalar meşe odunu ateşinde pişiriyorlar :p

aslında daha önce de mikrodalga fırında ısıtılan bişiler yedim tabi yemedim değil. o kadar da postmodernizm değilimdir... ?? !! ?! ...mesela 6-7 yıl önceydi galiba, yıl hesaplarında iyi değilimdir. neyse işte o ara yazın ben bi süre cdci de çalışmıştım. (korsan cdci) orda dükkana yakın bi bakkal vardı. (korsan bakkal değil) hergün öğlen ora gidiyodum adam orda bana bir somun ekmeğin içine sucuk+kaşar koyup ısıtıyordu. nefis oluyordu tabi bende dükkana gelip yiyordum. bi de bakkala ortadan ikiye böldürüyodum bıçakla ekmeği, yemesi kolay olsun diye. galiba bu sebeple yarısını benim, diğer yarısını da patronun yediğini düşünüyordu bakkal. bi gün noldu tam hatırlamıyorum, bişi sormuştu galiba. -abi ben bunu tek başıma yiyorum... dedim. adam beni yadırgadı lan. -tek kişiye bu çok, cıks cıks cıks... falan gibi bişiler dedi gayet ciddi bi şekilde. ben de ehehehe diyebildim sadece :D sanane amına kodumun ya, parasıyla değilmi. üni. birinci sınıftayken de okulun bilgisayar merkezindeki kantinci benzer bişi yapmıştı. üç tane poğaça aldığım için yadırgamıştı beni. -üç tane çok değil mi? demişti. hayret bişey ya. insanlar benim yememe takmış. bu arada o yediğim kaşar+sucuk ekmekler müşterilere kokuyomuydu ki. umarım kokmamıştır insanlara. gerçi pek müşteri de gelmezdi. ulan dertlendiğim şeye bak, olayın üstünden kaç yıl geçmiş bunu düşünüyorum. neyse konuya döneyim, daha önceden de bi şekilde olmuş mikrodalga fırın hayatımda ama evde olması ve benim kullanmam hakkaten acayip bir deneyimmiş, çok ilginç bir duyguymuş. elektronik eşyalara çok içtenlikle yaklaşmam, kullanmadan önce klavuzunu baştan sona tamamen okumama rağmen bazıları bana içten içe gıcıktır, işte bu yüzden tedirginlikle yaklaştım mikrodalga fırına. bi de tabi bu mikrodalga fırın benim zihnimde çok acayip bi konumda. bi kere isme bi bakın. mikrodalga. çok ultrasupersonik ışınlı, radyoaktiviteli, radyasyonlu falan bişi bu benim zihnimde. çok dikkatli olmak lazım, ya değilse ikinci bir çernobil faciası yaşanabilir mutfakta. yapacağım en ufak bir hata ultrasüpersonik radyoaktivideli radyasyona maruz kalmama neden olabilirdi.
o yüzden radyoaktivite kıyafetimi giyindim. yarım somun ekmeğin içine ki aslında o bir somun ekmek sayılır. çünkü kullandığım ekmek iki somunun birleştirilerek satıldığı ekmeklerdendi. neyse işte bu yarım somun ekmeğin içine tulum peyniri doldurdum. ekmeğin çeşitli yerlerine de az miktarda tereyağı koydum. üstüne de biraz tereyağı sürüp bıçakla ekmek üzerine hafif kesikler açtım. ve işte o an gelmişti. mikrodalga fırınla ilk deneyimimi yaşamak üzereydim. içimde tedirginlik ve korkunun yanı sıra bu operasyonu başarıyla tamamlamak istemenin umudu ve sonrasında yaşayacağım sevincin kıpırtıları da vardı. tüm planımı yapmıştım, herşey hazırdı. ayarları kontrol ettim, kapağı açtım, ekmeği içeri koydum, kapağı kapattım ve süreyi ayarladım. operasyon başlamıştı, ekmeğim içerde dönüyordu. süre yavaş yavaş geriliyordu. nihayet dinkkk sesiyle operasyon noktalandı. ekmeğimi çıkarıp biraz bekledim. çünkü biraz beklenmesi gerekiyordu. kılavuzda öyle yazıyordu. çünkü besinlerin içindeki enerjiden dolayı bir süre daha ısınmaya devam edecekti ekmeğim. bi süre bekledikten sonra ekmeğimi elime aldım, o sıcacık, yumuşacık ekmeği hissettim ve ısırdım. işte bu, işte ultrasüpersonik mikrodalga teknolojisinin geldiği son nokta. nefis bir tulum peynirli somun vardı elimde ve ben onu yiyordum.

8 Aralık 2010 Çarşamba

ben yörükmüşüm meğersem

bi önceki yazıda yörüklere değinmiştim. küçüklüğümden beri büyüklerimden duyduğum bişey var. biz yörükmüşüz. evet. babamın dayısı her ne yapsam, -vay yiğidim, tam yörüksün ha... -vay yiğidim işte bir yörük böyle olmalı... -şu bakışlara bak, heyt be, tam yörük bakışı... -heyt dayım be, yörüğün hası hası... -vay yiğidim dünya senin gibi yörük mü görmüş... gel yiğidim yörük. git yiğidim yörük. ya lütfen kusura bakma da dayı nah yörüğüm. belki üç nesil önce yörüktük. haklı olabilirsin. dedemin babası veya onun babası filan. ama ben 24 yıldır aynı yerde yaşıyorum, sen tutmuş bana yörük diyorsun. gerçek yörüklere haksızlık ediyorsun. ayrıca yörük kelimesini bu kadar çok kullanmasam daha iyi. kullandıkça bi yabancılaşıyorum kelimeye. burdan tüm yörüklerimize sevgiler. size ev yaptırmışlar, yerleşik hayata geçirmeye çalışmışlar ama siz kabul etmemişsiniz. aslında olay tam olarak böyle değil. biraz sallamış olabilirim. net hatırlayamadım ama boşverin. yine de helal olsun size. keşke size katılmam mümkün olsaydı ve katılsaydım. ne de olsa benim gibi yörük zor bulunur.

bazen aniden oturduğum yerden kalkıp hemen dışarı çıkmak ve olabildiğince hızlı ve çabuk bi şekilde sanki biri beni kovalıyormuşcasına nereye gittiğimi bitmeden sadece sabit durduğum noktadan uzaklaşmak adına biyerlere gitmek istiyorum ama normal bi gitmek değil bu. hıphızlı gitmek, jet gibi gitmek istiyorum. hiç durmamak sürekli gitmek istiyorum çünkü biliyorum ki durduğum an aslında bi yere gitmemişim gibi hissedeceğim. şu an böyle yapmak istiyorum mesela. çünkü bana bi sıkıntı bastı. bi sinir filan da bastı böyle.

neden bu zamanda doğduğumu merak ediyorum. yani neden 1500 yıl önce doğmamışımda mesela bu yüzyılda doğmuşum. sebep ne? kim hangi gerekçeye göre o zamanda doğuyor? ve o yerde. örneğin neden afrikada filan doğmamışım da burda doğmuşum mesela. neye göre oluyor bu işler, bana bi açıklansın.

bazı bilim çevreleri diyor ki, -insan vucudunun 3'te 2'si sudur... ha siktirin oradan. hayatımda duyduğum en saçma şey. hey allahım ya. ulan bunu iddaa eden bilim adamı, burdan sana sesleniyorum. sen önce kendine bi bak. eline, ayağına, koluna başına bi bak. et kemik deri filan lan. neresi su amina koyyim. salak gerizekalı. ulan bilim insanları, ulan tıp dünyası! yeter artık, o saçma sapan yalanlarınızla insanları kandırmaktan vazgeçin. gergedan herifler!

reha erdem! burdan sana sesleniyorum. filmlerinde neden hep öksüren insan kullanıyosun abi. gerçi bütün filmlerini izlemedim. ama iki filminde gördüm çok öksüren insan. ben nefret ederim öksüren insandan. öksüren ve iki saniyeye bir burnunu çeken insanlara tahammülüm yok. lanet olsun ki yok o insanlara tahammülüm. yok ulan işte yok!

bu dünyada öyle insanlarla aynı havayı soluyoruz ki, çok tuhaf şeyler hissediyorum. mesela pinpon topunu uzaktan bi bardağın içine atıp sokmayı çok büyük bi marifet ve eğlence zanneden insanlar var ve bunları uzun uzun videolara çekiyolar. anaları babaları uyarmıyolarmı bunları. o orospu çocuklarını uyarın. burdan o çocukların ebeveynlerine sesleniyorum. bakın ben gecenin köründe akıllı tv de beş dakika boyunca sizin o gerizekalı çocuklarınızın bardaklara pinpon topu sokuşunu izlemek zorunda değilim. anlaşıldı mı?

kusura bakmayın biraz küfürlü konuştum. aslında açıkca söylemek gerekirse ortalığın amına koydum ama hayatın içinde bişi bu. neyse boşverin. zaten sinirliyim. sıkıntılıyım. dertliyim. tamam artık.

7 Aralık 2010 Salı

emre kınay - haber spikeri - dağlardır dağlar

benim meskenim dağlardır dağlar... diye şarkı var mesela. e demezler mi adama; -seni tutan mı var arkadaşım, git hangi dağa gideceksen yaşa orda!... hayret bişey. bi de insanın meskeni olan bi yeri tutupta şarkı yapması çok saçma geldi bana. yörükleri düşün mesela. yaylaya gidiyo adamlar, -benim meskenim yayladır yayla, ovaya gidiyo, benim meskenim ovadır ova... yok ya! adamın işi gücü yok şarkı mı yapıp dursun yok oradır benim meskenim yok şuradır benim meskenim diye. ne mecburiyeti var bu insanların bunu yapmaya. kimse onlardan şarkı filan beklemesin. oldu canım adam ovaya gitsin, yaylaya gitsin, bi de sana şarkı yapsın. nah yapar. git kendine şarkı yapacak başka birilerini bul.

seni sevemedim be emre kınay. kusura bakma, neden bilmiyorum ama sevemedim işte. benden uzak dur dostum. anladın mı?! benden uzak dur! aslında sevmek zorunda da değilim seni emre kınay. hem eminim sana karşı bi sevgi beslememem umrunda değildir. hem neden dert yaptım şimdi ben bu bunu bilmiyorum. neyse git yılan hikayesinde filan mı oynayacaksın, -ben sana demedim mi kürşat efendi, ben sana demedim mi? gün gelir devran döner demedim mi?.. mi diyeceksin ne yapacaksan yap. yeterki bana bulaşma emre kınay. o dar ve yere doğru giden fifa 2000 oyunundaki futbolcularınki gibi olan omuzlarını al ve git. ve mümkünse o kalın boynunuda yanında götür. balkan güreş şampiyonasında başarılar.

(sayın emre kınay, gecenin bi körü ortaya karışık isimli bir şarkıyı ararken inşaat filminin klibi geldi karşıma. ordan geldiniz aklıma. bu yazı da zaten komiklik olsun diye yazılmış bir yazı. aslında sizi severim. inşaat filmi filan baya güzeldi. bana dava açmazsanız sevinirim. iyi günler)

neyse boşverin şu emre kınay'ı. tv de görüp beğendiğim, haber spikeri ve aynı zamanda program da yapan güzel bi kızımızı twitterda takibe aldım. aşık olunası bi kız hakkaten, bir aydır filan kendisini takip ediyorum sanırım ama twitterda yazdıkları şunlardan ibaret; "heeey ne güzel bi gün, çok güzel bi gün ;)))) herkese iyi günler ;)))) heeey tatil geldi, ne güzel tatil, çok güzel tatil, herkese iyi tatiller ;)))) offf yine iş başı, bülten beni bekler ama ben işimi çok seviyorum heeeey ;)))) çok sıcak ay çok sıcak, çok soğuk ay çok soğuk. aaa bir ay nasıl geçti, ne güzel ay, çok güzel ay, herkese iyi aylar. günaydııın günaaaydıııın ;)))) iyi geceler ben kaçar ;))))"

bu nedir abi ya. tamam hayatın sırrını filan açıklamasını beklemiyorum ama yani bu nedir. yine de bak bişi diyemiyom sana. kıyamıyom. hadi ismini filan da vermiyom hadi iyisin yine köftehor.

5 Aralık 2010 Pazar

büyükannem bile senden daha çağdaş

bir insanın çağın gerisinde kaldığını nasıl anlarsınız?

bi kere bu insan elektrik kesildiğinde mum yakmaya çalışır. bakın amaç romantik bi ortam filan oluşturmak olsa, yada eskiye bi özlem olsa neyse diyeceğim ama yok öyle bişey. elektrik kesiliyor ve adam bu çağda hala mum yakıyor. yahu kardeşim led lambalı el fenerleri diye bişey var. hayvan gibi aydınlatıyor. bu devirde ne mumu. bi de illa bi ışık kaynağı oluşturmak mı lazım sanki. karanlık oluversin biraz. ne gerek var o kadar aceleyle bi ışık kaynağı aramaya. hem bi süre sonra karanlığa gözün alışır herşeyi görürsün zaten nolacak.

bi de bu insanlar kurumsal kimliğini oturtmuş mağazalarda pazarlık yapılabileceğine inanırlar. çarşı esnafı mı lan burası. özbozkırlılar elektronik mi? özcanlar tuhafiye mi? doğanhisarlılar hac malzemeleri mi? :D adam vatan bilgisayardan masaüstü bilgisayar topluyor, sonra kasa elemanına da değil ha, pc parçaları bölümündeki elemana, -ikramımızı da yapalım abicim... diyor. ahahaa. kasa elemanına söyleseydi keşke. o an ki yüz ifadesini görmek isterdim :D

çağın gerisinde kalan insanın ufak bi kaç macerasını dinlediniz efenim.