23 Ocak 2011 Pazar

leman ararken aşkı buldum

dün akşam saat 5 civarı. hava yeni kararmış. şehrin en işlek yerlerinden birindeyiz. kardeşim ve arkadaşı bi işlerini halletmek üzere ayrılıyorlar. onlar tekrar eve dönecekleri için kardeşimin arkadaşının çantasını alıyorum o kadar yol taşımasın diye. çantayı sırtıma takıp eve doğru gidiyorum. tam o anda leman'ın 1000. sayısı geliyor aklıma. beyin ütücüsü blogunda bahsetmişti. başka birinden de duymuştum ama almayı unutmuştum. hemen gidip alayım diyorum. sırtımda ağır bi çanta ile sanki çok zeki ve çalışkan bir öğrenciymişim gibi (sırtıma ağır bi çanta alınca kendimi zeki ve çalışkan bi öğrenci gibi hissederim) her zamanki bayiye doğru yöneliyorum.
eni maksimum 1,5 metre olan bayiye girip kapının hemen sol tarafında mizah dergilerinin koyulduğu rafa doğru uzanıp leman 1000. sayıyı arıyorum. ama sadece 1001. sayı var. korktuğum başıma gelmiş. gecikmişim. kalmamış. tam o sırada bi kız giriyor içeri. pembeden biraz değişik bi renk tonunda bi montu ve beresi var. beresinin altından çok güzel saçları omuzlarına kadar iniyor. benim dergiler arasında bi umutla leman 1000. sayı aradığımı farketmiş olsa gerek ki hem bu sebeple, hemde mizah dergisi takip eden, muhtemelen aynı kafada olan iki insan olduğumuzu da hissedip samimi bir havada, o fındık gibi ağzıyla hafifçe gülümseyerek o da uzatıyor elini aynı rafa ve bi tane penguen almaya çalışıyor. ama penguen altta kaldığı için üstteki dergilerde onunla birlikte geliyor. -bi tutar mısın... diyor. -tabi tutarım... diyorum. bi tutuyorum üstteki dergileri. o penguen'i rahatlıkla alıyor. teşekkür etti mi hatırlamıyorum. o an ilk şoku yaşadım. böyle bi zaman yavaşlar, mekan çöker, sesler birbirine karışır gibi oldu.
ilk şoku atlatıp kendime geldiğimde kenara geçip çantasından cüzdanını, cüzdanından parasını çıkartmak için büyük bir çaba sarfettiğini gördüm. nihayet cüzdanından bi 5 lira çıkartmayı başarmıştı. her zamanki bayi abinin dükkana baksın diye yerine bıraktığı emanetçiyi görünce (yerine emanetçi bırakması sık yaptığı bi şeydir) emanetçinin bu ortamı bilmediğini bildiğinden derginin üstündeki fiyat yazısına işaret parmağını koyup, adama; -biryetmişbeş... dedi. bu, -bak bu penguen dergisidir ve fiyatı biryetmişbeştir. şimdi lütfen o beş liradan biryetmişbeş al ve üstünü ver... demekti. ben de tam o sırada fındık dudağın paraüstü için beklemesini ve böylelikle, birlikte daha çok zaman geçirmemizi istediğimden; Leman 1001. sayıyı alarak her zamanki bayi abinin yerine bıraktığı emanetçi tanıdığına gözlerimi dikerek, soracağım soruyu bilmeyeceğini, hatta anlamayacağını (daha önceki emanetcilerden tecrübem var) bile bile derginin kapağını adama çevirerek ve parmağımla leman logosunu vurgulayarak, -bunun geçen sayısından kaldı mı? diye soruyorum. (tabi kızın o fıldır fıldır sevimli gözlerinden konuya hakim olduğunu daha dükkana girişinden anladığım için, bu soruyu sormamın asıl amacı ondan bi tepki almak) her zamanki bayi abi olsa bilirdi, hatta uykusuzun ilk sayısını kaçırdığımda bana yaptığı güzellik gibi dükkanın kuytu bi yerinden 1000. sayıyı çıkarıp verebilirdi. ama kendisi yoktu, emanetçi olarak orta yaşın biraz üzerinde birini bırakmıştı. (emanetçi konusuna fazla değindim) elimde tuttuğum şeyle ilgili en ufak bi fikri bile yoktu bu adamın. -nerden aldın, şurdan mı aldın... dedi, -evet şurdan aldım... dedim şurayı göstererek. -sadece ordakiler var... dedi. bunun üzerine paraüstü bekleyen bereli güzelden beklediğim çıkış geldi; -çarşambadan geliyor zaten... gibi bişeyler dedi hafifçe gülümseyerek ve bana bakarak.
o cümleye başladığı anda 2. şoku yaşadığım için bu kadarını anlayabildim. belki devamında da;

çarşambadan geliyor zaten ohooo senin aklın nerede.
çarşamba günü gelecektin bebeğim bitti onlar.
çarşamba günü zaten yeni sayı geldi sen neden bahsediyosun?!
çarşamba çarşafa dolanırmış, kaybettin!
çarşamba günü benimle bir kahve içmeye ne dersin?
çarşamba günü bana aşık olmaya ne dersin?

gibi şeyler söylemiş olabilir. hatırlamıyorum. o konuşmaya başladığında yine zaman yavaşladı sanki, mekanda bi çökme yaşandı. ben yine kalakaldım. kapkalakaldım. çakılakaldım. hee.. evet.. ehe.. tamam o zaman.. ıkıkk... gibi sesler çıkardığımı hayal meyal anımsıyorum. sonra 1001. sayıyı yerine koyarak çıktım. bereli güzel de benim önümden çıkmıştı. benim gideceğim yöne doğru yavaşça yürümeye başladı. onu takip ediyorum sanmasın diye ordan gidecek olmama rağmen ters yöne döndüm. 2. şoku atlatmıştım. ulan keşke şöyle deseydim - ulan keşke şöyle konuşsaydım - neden şunu demedim sanki pişmanlıkları yaşıyordum. sonrasında güzel bereliyle konuşmaya başlama cümleleri oluşturuyordum kafamda. tekrar onun gittiği yöne doğru döndüm. karşıya geçmek için bekliyor, tek yönlü o yolda sağdan gelen araçları kontrol ediyordu. yavaş yavaş yanına doğru yürümeye başladım. yanına gelip ona söylemeyi düşündüğüm cümleler şu şekildeydi;

hişşş bakele bi, sende 1000. sayı var mı?
ehehe çok komik yaa demi bu dergiler filan?
sarılalım mı?
ben de bu dergileri çok severim.
meraba, az önce dergicide bana çarşamba gibi bişey demiştiniz. ne demiştiniz kuzum?
çarşambaları çok severim. favori günüm çarşambadır. sizin burcunuz çarşamba mı?
dont you want somebady to love in the çarşamba günü?
hişşş! arssslik mi yapıyon sen bize, orda dergicinin yanında arsslik mi yapıyon?! bi problem mi var gardaş!?
yek yeaa, 1000. sayı senin mi de, allahın ki
eneee, sen bişi yaparsın bu dergiyle ki
eneee, ben sana aşık olmuşum meğersem

yanına yaklaşırken araç akışı kesildi ve karşıya geçti. derginin arkasında erdil yaşaroğlu'nun sayfasına bakıyordu. dergiyi taşıma şekli de aynen benim gibiydi. bükmüyor veya kıvırmıyor, dümdüz taşıyordu. benim gibi sadece kapağa ve arka sayfaya bakıyordu. içine bakmak için eve kadar sabredebiliyordu. boşuna kanım kaynamamış işte ona. arkasından yaklaştım yaklaştım, sağ tarafına doğru geçtim, yüzüne doğru baktığımı belli edercesine bakarak, beni görüp bişi söylemesini umarak yürüdüm yürüdüüüm... ama bakmadı. ben de bişey söyleyemeden hızla yürümeye devam ettim. heycanlanmıştım ve hızlanmıştım. okuduğum lisenin köşesine kadar bi hışımla yürümüştüm. sonra içimden bi ses arkana bak dedi. baktım ve yoktu. bi arka sokaktaki ideal öğrenci yurduna girdiğini düşündüm. konuşmadığıma pişman oldum. ama umudumu kaybetmedim. hemen biraz gerideki bim'e girmiş olabileceği fikri geldi aklıma. hemem bime doğru gittim. camından baktım. evet ordaydı!!! kasada bekliyordu. hemen girdim içeri. kasaya ulaşabilmek için marketin öbür ucundan dolaşmak gerekiyordu. hızlıca yürüdüm. tam yaklaşıyordum ki önünde duran kadının annesi olduğunu anladım. muhtemelen eve giderken annesini bim'de görmüş ve girmişti içeri. ödemelerini yapıp poşetlerini aldıktan sonra bim'den çıkarken cama asılmış afişteki ürünlere ana-kız bakmaya başladılar. onlar durunca ben de hemen arkalarından geçip gittim. çarşamba güzeli beni yine görmemişti. dışarı çıktıktan sonra yol kenarındaki bi ağacın yanına geçtim. telefonu kulağıma koyup sanki bir yeri arıyormuş gibi yaparak onları beklemeye başladım. ana-kız bim'den çıktılar ve pembiş beni yine görmedi. telefonu kulağımdan sanki aradığım kişiye ulaşamıyormuş ve bu yüzden çok sinirliymiş gibi davranarak indirdim, cıks cıks cıks... dedikten sonra da çok sinirli bi şekilde tuş kilidi yapıp cebime koydum. her zaman gittiğim yoldan gittiler bi süre. ben de arkalarından gittim. sonra bi ara sokağa saptılar. ne yapalım dedim stick. adam olaydın da bir iki kelime konuşaydın. ama yapamadın dedim. buraya kadarmış diyerek yoluma devam edecektim ki!... bişeyler beni dürttü. onları takip etmeye karar verdim.
araya göz kararı 15-20 metrelik bi mesafe koyarak onları takip etmeye başladım. karanlık ara sokaklarda kıvır kıvır bi ora dönerek bi bura dönerek yürümeye devam ettik. güzel saçlı pembişimin arkasını dönüp bakarsa beni görmesinden hafifçe endişe ediyordum ama bi yandan da bu olsun istiyordum. kararsızca yanıp sönen sokak lambalarının altında ilerlemeye devam ediyorduk. en son döndükleri köşeden ben döndüğümde bi apartmana giriyorlardı. prensesle tam apartmana girerken gözgöze gelmiştik. ama benim olup olmadığımı anladığından emin değilim. kendisi önden annesi arkadan girdi. yukarı çıkmadan tekrar göreyim diye hızlandım. pembe bere içeri girip yürümeye başlamıştı. annesi de tam o anda kapıyı kapattı. apartmanın ismini heycanlanıp unuturum diyerekten telefonuma kaydedip, çaresizce yürümeye devam ettim. hem leman'ın 1000. sayısını kaçırmamın, hem de konuşmamanın üzüntüsü ve pişmanlığıyla eve doğru umutsuzca adımlar atarak ilerledim.

aslında içimde biraz da sevinç vardı. bildiğim yerlerdi buralar. bize yakındı. hatta yan apartmanı yada iki yan apartmanında ilkokul arkadaşım oturuyordu. üç yaz önce staddan basketbol oynadığımız arkadaşlar ve ilkokuldan arkadaşlar burada bi gece sabaha kadar tabu xl oynamıştık. ne alaka şimdi bu demi. neyse. böylece evini öğrenmiş oldum. altında dükkan olan, iki daireli bi apartman. bi gün bi anketör veya pazarlamacı kılığına o apartmana girip daireyi de öğrenmek gibi çılgınca bi fikrim var. bunu gerçekleştirirsem belki de şansım yaver gidecek ve kapıyı o açacak. bu durum için bi hazırlığım var. bi kağıda bu yazının linkini ve telefonumu yazarım ve o kapıyı açar açmaz kağıdı verip, bunu oku ve beni ara! dedikten sonra koşarak kaçarım.

17 yorum:

çizer dedi ki...

yazının içine gömülmüşüm şahsen.ikincisi ise sonda tam anlamıyla romantiğe bağladı,link vermek hakket iyi fikir.dizi moduna girdim sanırım ben.

Programmer dedi ki...

Final fikri müthişş bence..

rengarenk dedi ki...

Hiii böyle şeyler düşünen bi ben varım sanardım; meğer adam hem düşünmüş hem yapmış yaa :D Çok sevdim ben yazıyı. Resimler çok güzeldi. Hihi :)
Umarım tanışır, sevgili olur, evlenir, küçük pembiş berelilerle küçük stick'leriniz olur. (Biraz abarttım mı? Olsun :D)

iblvicanfly dedi ki...

aaaa o sen miydiinn?? :O

((((: ya o değil de benim de var böyle sokak ortasında aşık olduğum tipler. bir keresinde taksiciye aşık olmuştum. zaten o da taksici diilmiş. asıl taksici mahalleden tanıdığı biriymiş adam çok hasta olunca ekmek parasından kalmasın diye taksisine o çıkmış izin gününden feragat edip. ama nasıl bir kalp çarpıntısı. sen evi boşver bi hastaneye çek ben sanırım kalpten gidiyorum dicektim. o gün de şans, sen yalovadan istanbula dönerken vapuru kaçır söylen ama sonra bunla tanış her işte bir hayır vardır gçrüyon mu. çocuğu görsen süüüttt bildiğin süüüttt. o saçlar o yeşil gözler. o ses tonu dünya üzerindeki tüm radyoculara bin basar o derece. aaaahhhh beeee bak yaram depreşti. bayaa da sohbet etmiştik. aynı üni.de okumuşuz falan. ben de çok düşünmüştüm verdiğim paranın üzerine numaramı yazsam mı diye. ama ne ööle lan kaşarlar gibi diyip vazgeçmiştim. belki de bir kere cesaret etsem şimdiye mutlu mesut evlenme planları kuracaktık. oha diyorum kendime ve sana bol şans aşkının peşinden git diyorum benim gibi yapmaa (((((:

İrma dedi ki...

belki de hayatının aşkının adresini biliyorsun şuan? süper bişi bak hayatına yeni bir tat yeni bir heyecan artık o apartmanın önünden sık sık geçersin. Türk filmi gibi ne güzel :D

Süpersonik Sam dedi ki...

Link mink vermeyin. Link vermek kötü bi şey. Hele blog linki vermek, aman aman aman. Link vermeyin. Link yok!

A-H dedi ki...

Cizimler cok seker her zamanki gibi, onlara bir goz atayim diye tikladim senin bloga anlamadan yaziyida okuyup bitirmisim bile :)

Aman dikkat et kiz seni sapik veya tacizci sanmasinda ;)

Rory dedi ki...

ofofof:) kendimi yazidan alamadim.okudukca daha bi heycanlandim:)
O hissi biliyorum "zaman yavaşladı sanki, mekanda bi çökme yaşandı.":)..
Birde umarim kiz seni sapik falan sanmamistir.takip ettigini gördüyse eger:d cxv.cxv.

Şirvan dedi ki...

Bu kadar dolanacağına şansını bir denemeliydin bence. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, senden bu performansı beklemezdim. Epey istikrarlı davranmışsın bu kız konusunda. Demek ki çok etkilenmişsin. Hayırlısı bakalım...

Zeytin dedi ki...

"o fındık gibi ağzıyla hafifçe gülümseyerek"

Ozlemisim yazilarini ^^

İzDüŞümLeR dedi ki...

Süper çizimler,süper anlatım eline sağlık.

Bu arada Leman 1000. sayı süper olmuş.

Uamrım hayırlı bir işe vesile olur bu özel sayı :)

Sevgiler.

MOMOL dedi ki...

dostum sen aşık olmuşsun harbiden :D
geçmiş olsun :P

stickman dedi ki...

çizer, önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili herhangi bir macera yaşarsak o zaman gir dizi moduna :) bu olay şimdilik kısa film tadında bence.

Programmer, yaani evet iyi sayılabilir ama uygulaması da bi o kadar zor ve çok cesaret gerektirici.

rengarenk, düşündüklerini yapmayınca pek anlamı kalmıyor aslında. gerçi biraz geç kalınmış yada uygulaması düşünceden farklı olan bişey. çünkü konuşmak isterken bi anda takip moduna dönüştü olay. umutların çok güzel tabi ama biraz çok uç gibi biraz hiç imkansız değil gibi. o arada bi yerde :)

pengueeeen! eveeet bendiiim pembe bereliiim! :D ben de kardeşimin bi işi için çıkmıştım dışarı, söylene söylene gidiyodum senin gibi. ya değilse akşama kadar evde uyuyacaktım ben. böyle bişey de hiç yaşanmamış olacaktı tabi. senin konuyu açmaman yazık olmuş hakkaten. ben de tam konuşmak için gidiyordum, çok kararlıydım hakkaten ama şanssızlık işte yanında annesi vardı. annesinin yanında da olmaz tabi :D ama ikinci bir karşılaşma olursa hiç affetmem bu sefer. sonuç olumsuz olsa da koymaz. en azından denedim derim :)

İrma, evet güzel bişey tabi. belki de bi gün o apartmandan gelinlikle çıkartırım onu :) sonra arada bir çoluk çocuk annesini ziyarete gideriz. olabilecek şeyler tabi bunlar. zaten pek çok yere giderken yolumun üstü, hatta kestirme bile sayılacak bi yer. pek kullanmazdım gerçi ama bundan sonra o evin önünden her geçişin bir karşılaşma fırsatı olması muhtemel olduğu için nereye gidersem gideyim geçerim önünden.

Süpersonik Sam, nedir bu link verme düşmanlığın. linki vereyim ki pembişcan burayı okuyunca duygularımı daha iyi anlayabilsin.

A-H, teşekkür ederim. evet öyle bi korkum var aslında ama şu yazıyı bi okutabilsem öyle bi durum olmadığını anlayacaktır zaten :)

Rory, ani aşklarda hepimizin yaşadığı duygular :) beni gördüğünde, bayide konuştuğu adamın ben olduğumu anladıysa bile öyle bişey düşündüğünü sanmıyorum. çünkü orda mizah dergisi alan birinin sapık çıkması ihtimali yoktur bence :) hatta benim olduğumu anladıysa neden takip ettiğimi bile anlamış olabilir. çünkü kız zekiydi. bakışından bile rahatlıkla anlaşılıyordu.

Şirvan, zaten konuşmak için gitmiştim ama annesi birden yanında beliriverdi işte o kötü oldu. şanssızlık yakamı yine bırakmadı yani. küçümseme sen bu stick insanını :)

Zeytin :) kaybolmuştun sen yine uzun zamandır :) iyi olmuş geldiğin.

İzDüŞümLeR, leman 1000. sayıyı artık övmeyin lütfen ya :) zaten bulamadım, iyice içim gidiyor. 1000. sayıyı bulamadım belki ama onun sunduğu fırsat iyi bir sonuç getirir umarım :)

MOMOL, çok saol ya :p

Süpersonik Sam dedi ki...

Ben o şekil bi link verdim. Anamdan emdiğim süt burnumdan geliyo affedersin. Valla bak, yalan yok. Acayip agresifim link konusunda. Bence çık karşısına, yüzüne karşı konuş! :)

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

seni leman almaya fişekleyen insan olarak, küçük bir parça duruma vesile olmuşum gibi mutluyum. "pembe bereli kıza" yazan bir zarfın içine linki koy, apartman kapısına bırakıp, kaç stick. OLM ÇOK HEYECANLI. -ayrıca lady gagayı aldattığın gözümden kaçmadı. zaten sevmediydim, oh iyi oldu.-

stickman dedi ki...

Süpersonik Sam, nasıl bi olay geçti de, nasıl bir link verdin de, nasıl bir fırtına koptu çok merak ettim gerçekten :D

Larien, valla aslında tamamiyle senin vesilen diyebiliriz. çünkü leman'ın 1000. sayısının çıktığını daha önce birinden duymuştum ama unutmuştum çoktan. senden duyunca tekrar hatırladım ve aslında evet sen soktun kafama. ya değilse ben o bayiye uğramayacaktım. zarf fikri güzel tabi ama çok riskli. kendisine ulaşması bendeki bu şanssızlıkla mucize sayılır. ismini öğrenebilsem tabi hemen uygulardım bu zarf fikrini. lady gaga aşkım bambaşka, bu aldatma sayılmaz :) şuncacık kızı sevemedin bi ya.

Süpersonik Sam dedi ki...

burda açık etmeyeyim ama tapar gibi sevdiğin insana 3 ay boyunca yazdığın yazıları içeren bloğun linkini verdiğini ve hepsini okuduğunu düşün =) ay çok fena. ben fenalardayım şahsen. ben yaptım siz yapmayın!