26 Haziran 2011 Pazar

kosmos

"- Ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim.
Yüreğim verdiğim emeğin karşılığı bir şey ummasın diye yüz çevirdim.
Çünkü bütün emeğinden ve emek çeken yüreğinin çabalamasından insana ne fayda var bulamadım. Çünkü o zaman insanın günleri hep dert, emeği keder oluyor.
Geceleri bile yüreği rahat etmiyor."

"- İşte bak, bir nar cenneti!
Diri suların kuyusu!"

16 Haziran 2011 Perşembe

gözüme çikolata kaçtı desem inanır mısınız?

şimdi burdan size çikolata yerken gözüme çikolata kaçtığını anlatmak isterdim fakat nasıl anlatacağımı bilemediğimden susuyorum. bi insan gözüne çikolata kaçtığını nasıl anlatabilir ki. (kaçması çok normal ya bi tek anlatması kaldı) akıl alır bişey değil ama gerçekten oldu bu.

bazı insanların aklına gelen fikri hemen uygulamaya koyma hastalığı var. fikrin ne olduğu, mantık dışı olması filan umurlarında değil. akla gelen fikri uygulamaya koymak onlar için o an gerçekleştirilmesi gereken bir eylem. işin mantığını, sonuçlarını düşünmek, daha iyi bir zamanlamada yapmak umurlarında değil. hastalık bence. tez konusu bile olabilir. hatta olmuştur belki.

hani suriyedeki bazı olaylar yüzünden insanlar türkiye'ye sığınıyorlar ya. olmasın tabi ama farzedelim ki çok büyük bi savaş oldu. ordan pek çok insan türkiyeye sığındı hatta buraya yerleşti. burda yaşamaya başladılar. burda evlendiler çoluk çocuğa karıştılar filan. bi 18-19 yıl sonra o evliliklerden doğan çocuklar sosyal ortamlarda nerelisin muhabbetleri açıldığında -biz zaten suriye göçmeniyiz diyerek "göçmen olmak" ruh haline girmeye çalışırlarsa bence pek havalı olmaz. bi gürcistan göçmeniyiz, bi bulgaristan göçmeliyiz tadını filan hiç yakalayamazlar bence.

entrika, aksiyon, saçmalıklar, tramvay, lütfen arka tarafa doğru ileyleyelim, öğrenci işlerindeki kilolu ve sinirli kadın, fakülte geneline yayılmış fotokopi kokusu dolu, kısa mı yoksa uzun mu olduğuna bi türlü karar veremediğim öğrencilik hayatımdan aklımda kalan tek tük bilgilerden biri de iletişimsizliğin mümkün olmadığıdır. fakat bu da yalanmış. bilim hata vermiş. bence iletişimsizlik gayet mümkün. hatta şu dünyada iletişimsizlikten daha mümkün başka bişey düşünemiyorum.

sırf kıyafet çıkarma-giyme işlemine üşendiğimden keşke çıplaklık olsaydı dünyada, keşke insanlar kıyafet giymeye ihtiyaç duymayacak yapıda olsaydı diye düşündüğüm zamanlar oluyor. ama sonra vazgeçiyorum. çünkü bazı kıyafetler bazı insanlara çok yakışıyor. çok çok yakışıyor. böyle koşa koşa gidip sarılası geliyo insanın. yanaklarını sıkası filan geliyo. kıyafetler iyki var.

10 Haziran 2011 Cuma

balık krakeri koruma ve yaşatma derneği

son kez: hayatta son kez yaptığımız şeyler oluyor. ama o an onun son kez oluşunu bilmeyişimiz ve bunu sonradan hatırlayışımız hüzünlendiriyor beni. vay be, ulan son kez yapmışız meğersem... vay be o son görüşümüzmüş demek filan diyoruz. bazen de bişey yaparsın, ulan bu da son olur herhalde. bi daha nerde yaparız, nasıl yaparız, nasıl görüşürüz filan diye düşünürsün ama yıllar sonra bi bakmışındır ki yine yaparsın. o zaman da hüzünlenir insan ama sevinçli bi hüzünlenme olur bu kez. olur yani böyle şeyler.

ben sepet almayacağım: hani ne bileyim ya işte markette filan birileri, hiç tanımadığım insanlar, bi ürüne filan bakar. sepet gibi bişey alacaktır mesela. sepeti alır eline, iki saat inceler. böyle dikkatle inceler ama ben ellerim cebimde giderim oraya. şöyle bi bakarım. belki elimin tekini cebimden çıkarıp sepeti şöyle bir saniyeliğine kaldırır bırakırım veya biraz iterim. sonra elimi tekrar cebime koyarım. suratımda sabit ve ne olduğu belirsiz bi ifade vardır. sonra orda dururum ve marketin uzak bi yerine boş ve anlamsız bir şekilde bakarım. yani benim umrumda değildir o sepet. rahatımdır. ama o insan rahat değildir. sepet onu sıkıntıya sokar. tedirgindir. bunu çok seviyorum abi. onun hayatındaki en büyük sorun bir sepet şu an ama benim değil. banane, rahatım ben. sepetçi tedirgin. sen bak o sepetlere, ben almayacağım, bana sepet lazım değil diye düşünürüm kendi kendime. sonra -o sepetler pek iyi değil... derim ve giderim eve. e tabi ki eve vardığımda balık kraker yerim.

canı çeken olduysa özür dilerim :( amacım balık krakeri korumak ve yaşatmak. yıllardır yemiyordum. her mahallede 7-8 bakkal olduğu yıllarda yemiştim en son. ne güzelmiş.

6 Haziran 2011 Pazartesi

yaz soğuğunda hasta oldum

aklım almıyor: bana cern deneyinden, nanoteknolojiden filan bahsetmeyi bırakın da, seyyar kuruyemişciler piknik tüpüyle lambayı nasıl yakıyor onu bi diyin. onu bi anlatın bana hele. mısırcılar, kestaneciler, kokoreçciler ve daha niceleri... bu adamların sırrı ne?!

halkla ilişkiler ve tanıtım terk: evin ana lays teyzeyi kıskanıyor mudur acaba? o bir reklamda oynadı, diğeri lays'in reklam yüzü oldu. merak ettiğim olaya bak. gerçi evin margarin diye bişey kalmadı sanırım. hiç görmüyorum artık.

memursan: memursen diye bi sendika var hani, bana göre yanlış bir isim seçmişler. ben olsam memursan yapardım onun ismini. hani memursan gel gibisinden.

burası türkiye: hani bizde bi laf var ya, -burası türkiye diye. hani belli durumlarda kullanıyoruz. ha şimdi merak ediyorum da başka ülkelerde de böyle bi laf var mı? mesela; sevgili nijeryalılar birbirlerine -eee burası nijerya olum... filan diyolar mı acaba. -burası papuğa yeni gine, yok öyle! -amma yaptın be, sen neden bahsediyorsun aslanım, burası saint vincent ve grenadinler... olmaz öyle! -eee olum burası sao tome ve principe, alış bunlara... gibi gibi gibi.

yürüyüş makinası: eve bi tane yürüyüş makinası almam lazım. çünkü yürümek istediğimde dışarı çıkmam gerekiyor ve ben buna üşeniyorum. odamda bi tane yürüyüş makinam dursun ve yürüyüşüm gelir gelmez hemen binip yürüyeyim. zaten bazen hazırlanıp dışarı çıkana kadar yürüyüş isteğim geçiyor. -eeehh be lanet olsun! diyip eve geri giriyorum. şaka tabi girmiyorum. yaparmıyım öyle şey. o yüzden bana bir adet yürüyüş makinası lazım arkadaşlar, sponsorlar, içeri çumralılar, doğanhisarlılar! özellikle lafım size doğanhisarlılar! bakma bana öyle doğanhisarlı.

1 Haziran 2011 Çarşamba

yeni yıkanmış halı kokusuna maruz kaldım

bebek bakıcısı sevgili fantezisi: ulan yemin ederim fantezilerin insanıyım. ek gelir elde etmek için akşamları ebeveynleri dışarı çıkan ailenin bebeklerine bakan sevgiliyle o ailenin evinde çocuk kendi odasında uykunun derinliklerine dalmışken ve kız alt katta salonda televizyon izliyorken hızlıca eve gelip, ard arda zile basıp, kız kapıyı açar açmaz sevişmeye girişme fantezisi var bende. tabi o sırada bi seri katil gelip bizi öldürmezse daha iyi olur ya da yukarıda uyuyan o küçük çocuk uyanıp psikopata bağlayıp boyunun yarısı kadar uzunlukta bir bıçakla bizi deşmese de güzel olur.

dolmayı ilk bulan kişi: bence dolmayı ilk bulan kişi bulduğuna bulacağına bin pişman olmuştur. çünkü bi kere yaptıktan sonra güzel olduğu için diğer insanlar yine yapmasını istemişlerdir hep. o da üşenmiştir sonra. hep üşene üşene, oflaya puflaya yapmıştır. bok yiyin filan demiştir içinden.

benim belli bi yazı şeklim yok: elimizle kalem kullanarak kağıda yazdığımız yazıdan bahsediyorum burda. mesela herkesin bi yazı şekli vardır demi. bazıları hafif eğik yazar, bazılarının yazısında harfler daha daireseldir. bazılarının yazısı çok kötüdür, zor okunur. bazıları a'ları aynı bu bilgisayardaki a'lar gibi yapar filan ama ben öyle değilim. bi gün başka türlü, bi gün daha başka türlü, bi gün bambaşka türlü yazarım. aaa bu stickman'in yazısı diyemezsiniz yani. neden böyle yaptımı biliyor musunuz? günün birinde bi cinayet filan işlersem ve cinayet yerine not bırakırsam, yada cesedin üstüne bişeyler yazarsam ve olur da polis bi ipucu bulup beni sorgularken yazı yazdırmaya kalkarsa anlamasınlar diye. şu an korktunuz benden. çok korktunuz.