çorbayı sevmem diyen bir adamla karşılaştım geçen gün. hayret ettim. ya hiç çorba içmemiş ya da hiç dayak yememiş bence. çorba sevilmez mi lan. yalnız bananeyse. sevmez sevmez yani. çorba sevmiyor diye adam mı dövülür. bazen kendimi anlamıyorum. ben de bakla sevmem mesela. bakla sevmiyorum diye gelip beni dövseler kabul eder miyim. asla kabul etmem.
soğuklardan, havanın kapalı olmasından ve yağmurlardan şikayet edenler! sonunda yaz geldi. mutlu musunuz? ne oldu hani? ne geçti elinize? ne güzel serin serin püfür püfür yaşıyorduk ya. iki gündür geberiyom sıcaktan. yazmış. pıh. benim için düğün davetiyeleriyle dalga geçme mevsimidir yaz. hııı bizi de mi aranızda görmek istiyosunuzzz hıııı. o mutlu gününüzde hemii. o gerizekalı düğününüze geleceğimi düşünüyosunuz yani. ne diyeyim. allah belanızı versin. bok gelirim. naaaah gelirim.
vimbildındaki gönlümün şampiyonlarından bahsetcem. öyle çok tenis düşkünü biri değilimdir. pek anlamam da zaten. senede bir izlediğimden kurallarını bile unutuyorum. her sene yeniden öğreniyorum. ne severim ne sevmem tenisi ama vimbildın'ın öyle bi atmosferi var ki insanı içine çekiyor. hatta beni bırakın merkez kortun ortasına. orda yaşarım ben. evinizin huzurlu sessiz arka bahçesi gibi. erkeklerin maçlarını pek izlemiyorum. kızların maçlarını izliyorum. bence kızlarınki daha güzel oluyor. şimdi bahsedeceğim isimlerin hepsi elendi fakat onlar benim gönlümün şampiyonları.
Aravane Rezai. 1 numara. sadece bir maçını izleyebildik. elendi biriciğim. çok hoş bi kız bu ya. gülünce ayrı tatlı, gülmezken ayrı tatlı. ulan ne kadar yüzeysel bi yorum oldu. böyle daha çok şey, çok süper şeyler söyleyebilirim gibime geliyordu ama söyleyemedim. hissettiklerimi tam yansıtamadım. çok tatlı lan bu. çok sevilesi, çok aşık olunası.
Marion Bartoli. 2 numara. bu kız deli sanırım. tipinde de bi delilik var zaten. maç sırasında arada sırada annesi ve babasını da çekiyorlar. ailecek bi psikopatlık var bence bunlarda. kız aşırı hırslılık ve delilik arasında bi yerlerde. maç içinde sürekli tuhaf tuhaf, gereksiz hareketler yapıyor. hatta yaptığı bir harekete herkes baya gülmüştü. Serena ile oynadığı maçta gıcık olmuştum bu yüzden. insanın sinirini bozuyordu bu hareketleri ama sonra sevmeye başladım kızı. servis atarken suratını öyle bi şekle sokuyor, ağzı o inanılmaz hırsıyla öyle garip bi şekle giriyor ki, raketini de iyice geriye çekiyor ve;
-durr sen duurr, sen tenis oynarsın he, şu servisi bi kullanayımda hevesini bi sikeyim senin... der gibi bi enerji oluşturuyor. pek gülmüyor bu ama buna da yakışıyor gülmek. tombişliği de var biraz. şöyle elimi çenesinin altına koyup ohuyhuy uhuyhuyy tenis mi oynuyon seeen diyesim geliyor. bi de garip gelcek belki ama bu kızda çok hayvani bir seksilik var. iyice terleyince ve o terin üstüne hırs ve deliliği de eklenince gerçekten nasıl sevişir çok merak ediyorum. vahşice bir hırsla sevişesi geliyor insanın bu deliyle. lakabı bambam'mış.
Tsvetana Pironkova. 3 numara. ne diyeyim ki ya artık. bunu bana verseler erik gibi tuza batıra batıra yerim herhalde. çünkü çıtır çıtır bişey bu. vimbildın canını senin.
nasılsın, neler yapıyorsun? diye sorunca,
-ne yapalım işte koşturuyoruz... diyen adamı anlamıyorum. sanırsın herif asafa powell, sanırsın tyson gay, sanırsın hüseyin bold siktiğimin piçi. koşturuyormuş.

şu hayatta beni en mutsuz eden şeylerden biri de basketbol topu ile futbol oynayan insanlar görmektir. yapmayın gözünüzü seveyim. daha geçen sene dünya ikincisi olduk ki bence eğer o maç bir iki gün sonra oynansaydı dünya şampiyonu olurduk. + üç sene önce konya 100. yıl spor salonunda türkiye genç erkekler basketbol şampiyonası finalinde izleme fırsatı bulduğum enes kanter daha bir kaç gün önce 3. sıradan utah jazz'a seçildi. (vallaha o zaman dediydik biz bu çocuk nba'e gider diye. cidden bak.) (gerçi nba'de lokavt oldu bu sene, şansızmışsın enesim, şanssızmışsın kanterim. gerçi benim kadar şanssız olamazsın. eğer ben nba'e seçilsem, lokavtı geçtim, nba tamamen kapatılırdı herhalde. hatta basketbol oynamak bile yasaklanabilirdi) he bi de fransanın ardından nba de oynayan yabancı oyuncu sayısında ikinciyiz. hadi bu da sizi ikna etmediyse, o 100. yıl spor salonunun iki sokak aşağısında basketbol topuyla futbol oynayan küçük kızlara sesleniyorum! ben ilk maç harici izlemedim ama potanın perileri (onlarla bi dalga geçme yazısı yazmıştım ama insanlık dışı olduğunu düşünüp buraya koymuyorum) yarı finale çıkmış. siz hala basketbol topuyla futbol oynuyorsunuz. lütfen. bu ülkede bunu yapmayın artık. rica ediyorum.