16 Ekim 2011 Pazar

mutsuzluğun resmi

şu dünyada milyon çeşit hastalık varken, her an otobüs çarpıp kafamızın patlama ihtimaliyle yaşıyorken, hiç değilse dişlerimiz çürümeyecek şekilde yaratılsaydık daha iyi olurmuş gibime geliyor. o kadar mutsuzum ki.

bu sefer erken gittim, çürük ilerlememiştir daha, beş dakikalık bir tedaviyle dolguyla kurtarırım diye düşünürken çürüğün sinsice ilerleyip dolguyla kurtulamadığıma mı yanayım, cağnım dişimin avradının sikildiğine mi yanayım, dört gündür yarım ağızla bişiler yemeye çalıştığıma mı yanayım, o koltukta çaresiz bir şekilde yattığıma mı yanayım, daha en az iki seans gidecek olmama mı yanayım, bi de bunun üstüne hayvan gibi para bayılacak olmama mı yanayım. neye yanayım lan ben. yaklaşık üç buçuk yıl aradan sonra başka bir diş ile tekrar dişçi koltuklarındayım. neyse ki dişçim iyi ve şeker gibi bi adam. beş saniyede bir espri yapıyor mesela. işin tek iyi yanı bu.

10 Ekim 2011 Pazartesi

düşük çözünürlüklü cümleler

ince belli bardakların üzerine küçük süzgeç koyarak çay dökmeyi bıraktığımız günden beri hayat biraz daha endüstriyel. uzun zamandır çaydanlıkların içinde büyük süzgeç haneleri var ve bardaklarımız daha büyük ince belli saplı bardaklar veya onlardan da büyük saplı bardaklar, hatta kocaman porselen kupalar. bu çok amerikan lan.

bana kalırsa şu kabarık montlar çıktığından beri hayatmızda bişeyler eskisi gibi değil. ne olduğunu tam kestiremiyorum ama eskisi gibi değil işte. 35 yaş üstü insanlar giymese daha güzel günler bizi bekliyormuş gibime geliyor. ulan şu paragrafta bi tane net cümle kuramadım ona yanarım. gibime geliyormuşmuş da, kestiremiyormuşmuş da, bişeylermişmiş de. sana ne ulan elalemin giydiği monttan. o o şekil geyinir bu bu şekil geyinir lakin öyle değildir. (hah iyice bokunu çıkar afferin evladım)

benim de pek çok kişi gibi ara sıra oyunculuk yapmak istediğim zamanlar oluyor. ama öyle milyon dolarlık yapımlar, süper aksiyonlu filmlerde başrol filan değil. flash tv'de yayınlanan gerçek kesitte oynamak istiyorum ben. o fon müziğinde, üstümde kabarık bir montla, sokakta sigara içerek yürüdüğümü düşünsene. o bile yeter. ibretlik bir bölüm olur.

yüksek çözünürlüklü cümleler... pek yakında...

8 Ekim 2011 Cumartesi

sarı sarı

selamün aleyküm. ben bundan yıllar yıllar ama teeee o kadar çok yıl ki yani şimdi asla öyle bi insan değilim yani bunu bilin isterim. he işte bundan yıllaaaar yıllaaaaar önce çok çooook eskiden bi ara korsan sidicide çalışıyordum. m.ö. 3000 filan ya düşün artık. dükkanın sağında ve solunda kadın kuaförü vardı. öyle de ballı bi yere denk gelmişim sorma gitsin. o sıralar mahsun kırmızıgül arkadaşımız henüz yönetmeliğe çok merak sarmamış. en fazla kendi kliplerini filan yönetiyor ve şarkılarını söylüyor. ben gelen müşterilere vcd filan çekiyorum yani öyle günler. insanlar vcd film filan alıyor yani düşün o kadar eski yıllar. çalıştığım dükkan da malum korsan sidici. her çeşit mp3 mevcut. sarı sarı diye bir şarkısı vardı mahsun kırmızılgül'ün o zamanlar. hayvan gibi de 5+1 sistem var dükkanda. yandaki kuaförlerden birinde de sarışın, yüzüne bakmağa bile doyamayacağın cillop gibi bi kız çalışıyor. he işte ben bu kız öyle dinlenmek için filan dükkanın önüne çıktığında veriyodum coşkuyu kolonlara, 5+1 gümbür gümbür saaarıı sarıı, kimiiin yarııı, en güzeliii, beğeeniim sarıııı diye bağırttırıyordum mahsun'u. bunu nasıl bir amaçla, nasıl bir beklentiyle yaptığımı inanın bilmiyorum. sarışın kızdan nasıl bir geri dönüş alacağımı umarak yapıyordum acaba. galiba şarkıyı duyup dükkana gelecek ve; -vaaay! sarı sarı hee! o zaman ay vanna sak yor big dik! diyip benimle sevişmeye başlayacak gibi bir his vardı galiba içimde. neyse daha fazla konuşmayım isterseniz. zaten muhtemelen bundan sonra girmezsiniz bloga filan. et et twittterdan da unfollow et hadi :(

6 Ekim 2011 Perşembe

3 Ekim 2011 Pazartesi

turşucu ve kablocu

geçen gün markette yürüyordum. turşuların yanından geçerken adamın birine, parmağımla turşuyu işaret ederek; -hocam bu domates turşusu mu? diye sordum; adam bana; -önce o eli bi indir! demedi. çok basit ve net bir şekilde; -hayır o biber turşusu diye cevap verdi. böyle bir gün geçirdim. iki üç saniye biber turşusunu domates turşusu sandığım için derin bir utanç yaşadım kendi içimde ama bunu etrafa çaktırmadım. sanki hergün biber turşularını domates turşusu sanan biri gibi davrandım. insanlar bana hiç bişey yapamadı. çünkü onları oyuna getirdim ama orda tanıdığım biri olmadığı için de sevinçliydim. çünkü beni tanıyan biri o ana şahit olsa bunu hayatım boyunca benim başıma kakabilirdi. gerçi bu ihtimalden korkup bu olayı buraya yazmam da akıl alır şey değil doğrusu.

basit ve net konuşmalar günüydü evet. aslında hemen bu olayın öncesinde başka bir net ve basit konuşmalı olay daha yaşadım. onu da anlatayım size. neden anlatmayayım sanki. tabi ki anlatırım. sonuçta sizler ülkemizin güzel insanlarınısınız. öyle değil misiniz. öylesiniz. hatta çok seksi insanlar bile olabilirsiniz. neyse seksiler bi dinleyin hele. iki gün önce aldığım ses uzatma kablosunun bi ucunda problem olduğunu eve gelip paketini açtığımda anlamıştım. bir şey olmaz herhalde yahu! dedim kendi kendime. ama bir şey oldu. hem de öyle bir şey oldu ki of beybi. kabloda temassızlık vardı ve sesi düzgün iletemiyordu. o an kabloyu alış anım aklıma geldi. 5 metrelik kabloya 7 lira fiyat biçen dükkan sahibine karşı -beş milloon olmaaz maa abeeem! demiştim. (yıl 2011 adam hayatından hala atamamış altı sıfırı) o sırada en gariban halimle elimde 5 türk lirası tutuyordum. adam -olmaz dedi. -olsun yeaaaa, hep burdan alıyoz bak! (dünyanın en kötü pazarlık yapan adamı terk) adamdan şöyle bir cevap geldi; -gablolarımız galiteli. (haa kaliteliyse tamam o zaman, ben kalitesizdir diye 5 olsun demiştim) offlama, puflama ve eeahh gibi sesler çıkartarak adama 10 türk lirası uzatmıştım ki -neyse hadi 6 alayım.. dedi. yani 1 türk lirası için piçlik yapmıştı. çünkü o bir piçti. hatta birazcık da gavat olabilirdi. bana pozuk gablo satmıştı. kablonun bozuk olduğunu anlamamla o adamın dükkanını bombalama isteği uyandı bende. yarın gidip bu kabloyu o adamın götüne sokacağımı filan söylemeye başladım kendi kendime. kendi kendime böyle şeyler konuştuğum olmuyor değil. hayalimde yarın dükkana gittiğimi canlandırıyor, kabloyu adamın suratına çalıp -hani kaliteliydi lan hanii! diye kavga çıkarıyordum. o sırada çarşı esnafını aniden toparlaşıp beni dövme ihtimalini de düşünüyordum tabi. yarın o dükkana tekrar gidecektim ve kabloyu değiştirecektim. bu doğrultuda yarın neler olabileceğini canlandırıyordum kafamda fakat her durumda sürekli en kötü ihtimali düşünmeyi hıyar gibi başardığım için bu olayda da gablocunun kablomu değiştirmeme ihtimali üzerine kuruyordum yaşanabilecekleri.

-kablo bozukmuş hocam, temassızlık var.
-bu kabloyu burdan almamışsın.
-NASI BURDAN ALMAMIŞIM LAN! BAŞKA YERDEN ALDIĞIM KABLOYU BURAYA DEĞİŞTİRMEYE Mİ GELDİM YANİ BEN ŞİMDİ!? AL LAN İŞTE FİŞİ AL! NASIL BURDAN ALMAMIŞIM! İSTEMİYORUM SENİN GİBİ ŞEREFSİZİN KABLOSUNU! O PARA DA SANA HARAM OLSUN! AL KABLONU OROSPU ÇOCUĞU! (burda kabloyu suratına çarpıyorum)

-ben dün bu kabloyu almıştım ama sorun var çalışmıyor?
-satılan mal geri alınmaz
-LAN NASI ALINMAZ LAN! YIKARIM LAN BU DÜKKANI, SÜLALENİZİ SİKERİM OLUM SİZİN! Bİ DE KALİTELİ KABLO DİYOSUN ULAN İNANILMAZ Bİ OROSPU ÇOCUĞUSUN SEN! (burdan sonrasında yumruklar konuşuyor)

-usta dün bu kabloyu almıştım, hatırladın mı beni? çalışmıyor bu? bak burasında hata var bunun?
-arkadaşım bu kabloyu böyle kıvırırsan orası zarar görür. yanlış kullanım sonucu sen yapmışsın onu. bizde kusurlu ürün olmaz. kullanıcı hatası bozulan ürünü değiştirmeyiz.
-ULAN SENİN GELMİŞİNİ GEÇMİŞİNİ! LAN BANA MI ÖĞRETECEN KABLOYU ŞEREFSİZ LAN! LAN O SURATINI DAĞITMAZ MIYIM LAN BEN SENİN ŞİMDİ! BANA SİNİR GELDİ OLUM GEBERTECEM LAN SENİ! (sonrasını bilmek istemezsiniz, kötü şeyler yapıyorum adama)

görüyorsunuz bu kadar şeyi ürettiğime göre psikopatın teki olduğumu kabul ediyorum. gelin şimdi o kabloyu geri götürdüğümde neler yaşandığına bakalım.

-hocam ben dün bu kabloyu almıştım, ucunda bi sorun var sanırım temassızlık yapıyor.(kabloyu alıp sorunlu bölüme bakarak)
-hımm evet, uçtaki basımda hata olmuş (teknik bir ağız kullandı)

hemen arkasından yeni bir kablo çıkardı ve uçlarını kontrol ettikten sonra verdi. bunda sorun olmaz dedi. kabloyu aldım ve çıktım. bütün bunlar 15-20 saniye anca sürdü. basketbolda bir hucum süresi bile değil. bir kablo için amma konuştun ha diyorsanız eğer ki deme ihtimaliniz yüksek, ben sadece kablo için değil teee bi de oraya kadar tekrar yürüyecek olmam için o kadar sinirlenmiştim ama bence bu da bu kadar sinir için yeterli bi sebep değil. yürüyüver sanki nolur demi. şu üç günlük dünyada sinirlendiğim şeye bak ya. neyse iyi günler. (düşünsene benim dememle günün hakkaten iyi geçiyormuş bide)