16 Kasım 2011 Çarşamba

döner yanıyor, vedat susmuyor!

geçenlerde vedat milor'ü bi dönercinin önünde gördüm. dönerci yaşlı, zayıf, ufak tefek ve titrek bir adamdı. hafiften de sinirli ve ters bir tavrı vardı. üstüne üstlük telaşlıydı, vedat milor ise sabırsız ve meraklı! dönere ve soğanlara feci feci bakıyordu... aynı zamanda program çekmenin de derdindeydi. devasa kalınlıkta bir döner vardı ve bu dönerin etrafında yeni bir habitat oluşmuş gibiydi. döner öylesine büyüktü ki bi danayı direkt olarak döner demirine takmışlar gibi bir görüntü vardı. etraf kalabalıktı, dönercinin içi kımıl kımıl insan doluydu. ortamda bi acele, bi kaos hakimdi. böyle anları hiç sevmiyorum, o kalabalık, o hengame, o herkesin acele tavrı beni bunaltıyordu. bi duruuuun laaan! diye bağırasım geliyordu. televizyondan izlemesi bile başıma ağrı sokmuştu. dönerci o kımıl kımıl bi sürü insana döner yetiştirmeye çalışıyor, canhıraş bir şekilde kendinin üç katı döneri pişirmeye ve kesmeye uğraşıyordu. döner o kadar büyüktü ki adam pişen bi kısmı kesene kadar ateşte kalan kısım bazen yanıyor bazen de yanmaktan zar zor kurtuluyordu. fakat bu hengame içinde vedat milor hız kesmeden sorular soruyordu; et ne eti? nerenin hayvanı bu? yağlı mı? hangi otu yemiş bu hayvan? otlakdaki diğer hayvanlarla arasında husumet olmuş mu? ayran var mı? bana şurdan kes usta, yağlı tarafından kes! (he oldu o hengamede sana yağlı tarafını ayarlayacak)(adam bi yağ takıntısı tutturmuş gidiyor yahu)

dönerci dayı, vedat milor'ü ipler gibi yapıyor, sorularına ve isteklerine kısa, -git burdan artık! -ye de bi defol ya! -yağını sikeyim! dercesine cevaplar veriyordu. adam ekmeğinin derdindeydi. yaldır yaldır yanan ateşin önünde kıpkırmızı olmuştu ve saniyede 10 kişiye döner keserken vedat milor'un susmaması, bir dönerci için ağır ve luzümsuz sorular sormaya devam etmesi üzerine döner pıçaaylan vedat ağabeyimize girişecek sandım. çünkü ben olsam girişirdim. vedat milor'un az pişmiş, yağlı yerinden ve soğanlı döner isteği üzerine eline herkese verdiklerinden bi döner ekmek tutuşturuverdiler. vedat milor daha ekmek eline temas eder etmez yumuldu. çocuklar gibi şendi o an. dünyanın en mutlu insanıydı. ustanın yüzüne bakarak -bi de ayran olsa şimdi... gibi bişeyler dedi. hemen eline bi ayran tutuşturuverdiler, yeter ki gitsindi, yeter ki sussundu ama susmuyordu. yorumlarına devam etti. hayvanlar gibi yanan yüksek ateşte çok hızlı pişirilen etin doğal olarak sadece dışı pişmiş iç kısımları hafif çiğ kalmıştı. vedat milor bunu; -iyi olmuş tam istediğim gibi dışı pişkin, içi hafif çiğ... et yediğinizi anlıyorsunuz... diyerek yorumladı. pardon ama vedat milor ağbiciğim, et yediğinizi anlamanız için yeteri kadar sebep yok mu zaten? önünüzde devasa bir döner var, döner ustası var (üstelik sinirli), döner bıçağı var, döner yemek isteyen kaos yaratan kımıl kımıl insanlar var. ama sen sırf iç kısımlar hafif çiğ pembemsi olduğu için mi anlayabiliyorsun et yediğini? hıı!

boğdu beni o kaos ya. sokağın kenarı, bi ton insan sokaktan geçiyor, dönerciye giren çıkan belli değil, içerisi kımıl kımıl karınca yuvası gibi insan kaynıyor, içersi mahşer yeri, içersi ana baba günü! dönerci döneri yakmama, insanlara döner yetiştirme ve aynı zamanda vedat milor'un sorularına cevap yetiştirme, isteklerine he deme telaşında. vedat milor soru sorma ve o dönerin en yağlı yerini kapma telaşında. sorular sorular aklımdaki sorular, at bunlarıı kenaraaa! ekranın karşısında yattığım yerde yoruldum lan resmen, başıma ağrı girdi. sonra dayanamadım değiştirdim kanalı. nefret ediyorum aceleden, kalabalıktan ve böyle ortamlardaki hızlı konuşmalardan. bi sakin olun abi ya iki dakka bi sakin olun ya.

11 Kasım 2011 Cuma

seydişehir

seydişehir'e sık giden insanların arasında büyüdüm. etrafımda sürekli seydişehir'e gidip duran ve birilerinin seydişehir'e gittiğinden bahseden komşular, akrabalar, tanıdıklar, insanlar vardı. ben bir kere mi gittim iki kere mi ne. babamın dayıoğlu ordan bi kızla evlendiydi. onda da pek bişey hatırlamıyorum. o yüzden seydişehir benim için hala gizemini koruyan kayıp bir anadolu yerleşkesidir. insanlar orada neler yapar, nasıl yaşar, toprağı verimli midir, tarım ve hayvancılık faaliyetleri nasıl yürür bir fikrim yok. benim takıldığım nokta, yıllardır beni deli eden asıl konu şu aslında. hani dedim ya yıllardır etrafımda sürekli seydişehir'e giden ve bazı kişilerin seydişehir'e gittiğini konuşan bir çok insan var diye. he işte bu insanlar seydişehir'in söylenişinde ortak bir paydada buluşamıyorlar. "şeydişehir" diyen var. "falanca şeydişeyirine gitmiş" diyen var. çok az olmakla birlikte normal "seydişehir" diyen var. tıpkı oksijen kelimesinin ev anneleri arasında "okşijen, oşşijen, oşsijenli" olarak söylenişi gibi kayıp, savrulmuş, yaralı ve kahırlı bir kelime seydişehir.

6 Kasım 2011 Pazar

yüksek çözünürlüklü cümleler

pringles'ı ilk ve son kez star gazetesinin çıktığı gün yiyenler olarak birleşsek dünyadaki tüm kontrolü rahatça ele geçirebiliriz. bu lafıma gerçekten inandınız mı fakirler? inanmışınızdır bence çünkü umut fakirin ekmeğidir. inanmayın lan. olur mu hiç öyle şey. nasıl geçirelim. para yok pul yok. hiç bir bok yapamayız biz bu fakirlikle. neyse lan üzülmeyin. ekmek bulamıyorsanız pringles yiyin. pringles bulamıyorsanız umut yiyin. umut da bulamıyorsanız e artık daha ne diyim ben size! pringles kutusu büyüklüğünde bok yiyin.

türkiyedeki tüm evlerin mutfaklarında buzdolabının üstünde davul fırın olduğuna yemin edebilirim. yada aman lan banane. ne yemin etcem. yavşağın teki sırf ben haklı çıkmayım diye o gün başka bi yere koyar davul fırını. sonra bi çarpılırım yalan yere yemin ettim diye. bi de onunla uğraş dur. daha kanal tedavisi yeni bitti zaten.

ben bi yere hiç tam vaktinde gidemiyorum lan. bi türlü ayarlayamıyorum. geç kalıyorum sanacaksınız siz şimdi. hayır. geç kalıyor olsam bu kadar dert etmezdim sanırım. erken kalıyorum ben. sürekli en az 10 dk erken varıyorum gideceğim yere :( bi türlü ayarlayamıyorum. e evden 10 dk geç çıkıver diyeceksiniz siz şimdi. denedim. onu da denedim ama olmuyor. hatta yolda oyalandım, yolu bile bile uzattım ama ne denediysem bi türlü başaramıyorum. hep erken kalıyorum :(

(umarım son paragrafı farklı konular üzerine çekerek espri yapacak biri çıkmaz aranızdan. çünkü öyle bi durumda altından kalkamayacağınız laflar sizi bekler gençler. akıllı olun) (belki de aklınızdan bile geçmedi lan. benim fesatlığım. çünkü ben böyle bir yazı görsem piçlik olsun diye yorum olarak hemen; "erken geliyorsun demek ;)" veya "geçmiş olsun" yazardım) (azcık iğrenir gibi oldunuz sanki benden)