24 Aralık 2011 Cumartesi

pastel boya ile umut sarıkaya mutsuzluğu

can sıkıntısı bazen böyle güzel sonuçlar doğurabiliyor. dolaptaki bi kolinin içinde tesadüfen bulduğum eski ve az renkli pastel boyalarla boş bir a4 kağıdının birleşimi. kardeşim bunu çerçeveletmemiz gerektiğini söylüyor. umut sarıkaya iyi adam lan. ve bence pastel boyalar ilkokullardan kaldırılmalı. burdan öğretmenlerimize ve milli eğitim bakanlığına sesleniyorum. pastel boyayla resim yaparken hatanın affı yok. bu yaşımda bile beni strese soktu. varın siz ilkokullu bebelerimizi düşünün. yok elim kayacak, yok boya karışacak. nitekim yüzü tam olmadı sizin de gördüğünüz gibi. ve bunu düzeltme şansı yok. neyse. başka bir pastel mutsuzluk önümüzdeki günlerle sizlerle...

23 Aralık 2011 Cuma

sigortacılık , marangozluk ve human planet

sigortalatmak başka, ergolatmak başkaysa niye ergolatıyım lan. sonra bişi olunca sigortası yok ergosu var. sigorta buna para ödemez... diyeceksiniz demi. enayi değilim ergo, kusura bakma. git bunları başkalarına yutturmaya çalış.

geçenlerde bizim odadaki dolapların gevşeyen, tam kapanmayan ve gıcırdayan kapaklarının, kardeşimin 15 liraya aldığı küçük matkap gibi vida sıkıcı ve sökücü şarjlı bir aletle vidalarını söküp, kapaklarını çıkarıp gıcırdayan yerleri yağladım. sonra taktım ve kapakları düzgün kapanacak şekilde sıktım. aslında kapakların tam düzgün kapanma şeysini kardeşim ayarladı. şimdi onun yaptığı bişeyi sanki kendim yapmışım gibi anlatmayım burda. herneyse ya. bütün bunları yaparken şunu anladım ki marangozluk dünyanın en keyifli işi olabilir. tabi marangozluk tam olarak böyle bi olay değil ama yine de inceden bi ipucu verdi. zaten evdeki dolabımsı-masamsı bişeyi söküp keserek kendime şahane bir bilgisayar masası oluşturma fikrim var. hatta bu projeye dökülmüş bilgisayarda 3 boyutlu modeli çizilmiş (bunu da kardeşime çizdirdim) ve koli kağıdıyla 1'e 1 ölçülerde fakat %90 küçültülmüş haliyle ufak bir modeli de yapılmış durumda. sadece kesici lazım. şu beyin ameliyatlarında kafatasını kesiyolar ya hani. ondan lazım işte yav. onsuz mümkün değil. o olsa hiç bir ekstra malzeme kullanmadan süper bi bilgisayar masası yapcam.

şu human planet yani insan gezegeni belgesel serisini izlemenizi tavsiye ederim. gerçi ben izleyeli çok oldu da şimdi aklıma geldi işte. hakkaten ilginç şeyler var. mesela hindistanda bi pazar yerinde bi ton maymun var ve pazarcıların sattıkları meyve sebzeleri çalıyolar. tabi kutsal hayvan sayıldıkları için kimse bişi yapamıyor. bi maymun tanrısı varmış da onun tarafından korunuyormuş bu maymunlar. durum bu. fakat maymunların şöyle bi piçlikleri var ki sadece yiyip de karın doyurmak için çalmıyolar. baya bildiğin yağmalıyolar. hatta sırf can sıkıntısından ve piçlik olsun diye yaptıklarını düşünüyorum. ısırıp ısırıp atıyolar lan meyveleri sebzeleri. baya sapık hayvanlar. gerçi bu belgesel serisinde gördüğüm en sıradan şey bu olabilir. maymun emzirip sonra onu tencerede haşlayıp yiyen insanları mı ararsın, cenazelerini parça parça kesip kuşlara yedireni mi ararsın. böyle ilginç ilginç şeyler var. bi de bu belgesel serisi new york'da kişi başına bir fare düştüğünü iddia ediyor. bunu da duydum ya. artık sikseler gitmem new york'a. (fareler olmasa kesin gidecektim zaten. fikrimi değiştiren tek şey fareler)

19 Aralık 2011 Pazartesi

bilinmeyen bir cisim

bu ne ya? ne bu? gerçekten bak! biri bunun ne olduğunu bana söyleyebilir mi lütfen? cevap bulamıyorum bunun ne olduğuna. vazo desem değil, tabak desem değil, surahi desem değil, saksı desem değil, çaydanlık desem değil, kavanoz desem hiç değil. ne ya bu! ne bu lanet şey kafayı yiyecem yemin ederim. küçükken bunu ters çevirip mağaracılık oynardım. bi de olduğu yerde çevirerek çarkıfelekçilik oynardım. çok güzel döner bu... buu... lan ne buuu! allahın cezası, biçimsiz, yaratık eli gibi bişey. kim nasıl bir amaç ve mantıkla üretti bunu?! hadi o üretti. alan neden aldı? ne diye aldı? ne olduğunu düşünüp aldı? niye böyle bişeye para verdi? en iyisi atıyım ben bunu balkondan. bu sorular beynimi eritip bitirmeden önce atıyım ben bunu. bana başka kurtuluş yok. ne olduğunu bilmediğim bu nesneyi yok etmeliyim. ancak o şekilde huzura erişebileceğimi düşünüyorum. bilinmeyen bir cisim beni kendine doğru çekiyooo.....

13 Aralık 2011 Salı

beni doğaya salın

çok uzun zamandır doğadan o kadar çok uzaktayım ki dün oturma odasında gördüğüm bu bitkiye dokunma ihtiyacı hissettim. hatta ona tutundum. bi süre ona öyle tutulu kaldım. ona değince kendimi iyi hissettim. sanki böyle bi arındım, temizlendim. içime bi saflık doldu, bi enerji akıştı böyle. bi rahatladım. benim bi ormana filan gitmem lazım ya. doğallı bi yerlere gitmem lazım. toprağa basmak, ağaçlara dokunmak istiyorum. çalı çırpıya değmek istiyorum. yerde bulduğum bi ağaç dalıyla toprakları filan eşelemek istiyorum. ormanın taze soğuk havasını soluyum, üstüme güneş ışığı gelsin istiyorum. ayaklarım orman çamuruna bulansın filan. yıllardır ebeveynlerimin bu tarz saçpa sapan bitkileri evin içinde saksıda neden yetiştirmeye çalıştıklarını, çiçek dedikleri ama yapraktan başka bişi olmayan otumsu şeyleri neden eve doluşturduklarını anlamaya çalıştım. babamın bunları sulamak için nasıl üşenmediğine sinirlendim. bu tarz şeylerin evde boşu boşuna yer kapladığını düşünüp sinir katsayımı arttırdım, kendi kendime söylendim. ama şimdi anlıyorum lan. evet anlıyorum onları. ormanın içinde, karşısında göl olan ahşap bir evim olamayacağına göre bundan sonra bu bitki benim herşeyim. bundan sonra ona gözüm gibi bakmazsam dövün beni.

11 Aralık 2011 Pazar

yalan olmasın

bazı kızların un helvası gibi koktuğunu düşünüyorum. belki de yanılıyorumdur. belki de un helvası gibi kokmuyorlardır da irmik helvası gibi kokuyolardır. yada ne bileyim çikolatalı puding veya revani gibi kokanlar da olabilir. cacık gibi kokan var mı acaba. olsa çok güzel olur. salatalık kokan bi kız bence iyidir. belki de şeftali. ama yani koklamadan da bilemem valla şimdi yalan olmasın bak. şimdi yalan olmasın bakmış. hayır nolacak ki yani yalan olsa. hadi söylüyorum tamam mı un helvası diyorum. noldu yani şimdi bu yalansa? nolacak ki yani yalansa bi söyleyin. sanki tutuklanıyoruz yalan olunca. alla alla ya. al ulan al! un helvası! un helvası!

hani böyle insanlar vardır ya. bişey anlatacak olurlar ama daha ilk cümleden insanın beynini sikerler. gereksiz yere lafı uzatırlar. şöyle mesela; -geçen gün şey oldu ya çok acayip bişi bak şimdi sabah 7 gibi uyandım ama 8 de olabilir şimdi yalan olmasın. ne yalan olmasın ya! nee! 7 gibi kalkmış olması yalan olmasınmış. lan yalan olsa NOLACAK LAAAN NOOOLACAK YALAN OLSA!!! 7 veya 8 ne farkeder lan.