29 Şubat 2012 Çarşamba

aslında bir bakıma da iyi bişey

gün içerisinde hayatı ıskaladığımı, kaçırdığımı farkettiğim anlar oluyor ve bu durum bünyede inanılmaz derecede sarsıcı bir etki yapıyor. fiziksel olarak bile bu sarsıntılı acıyı vücudumun bütün hücrelerinde, tüm organlarımda, tepeden tırnağa hissediyorum. yüksek bi yerden düşüp yere çakılmışsın gibi bir his. eğer hava hafif de olsa güneşliyse bu durum daha sarsıcı oluyor.

herhangi bir isteğe veya isteklere uzun süreli çaba, emek ve sabır neticesinde ulaşılamaması durumunda insan kendini olayların akışına bırakıyor. bir süre bunun farkındalığında yaşarken umut etme isteği de bu süre içinde yok oluyor. sonrasında isteme isteği bile yok oluyor. hatta uzunca bir süre isteme isteğinin olmadığı, herhangi bir şey istemenin aklının ucundan bile geçmediği bir hayat yaşıyorsun hiç farkında olmadan. (belki de bir eksiklik değildir) sonra bişey oluyor. bişey istiyorsun. hatırlıyorsun filan. bişeyler istiyor olma halini hatırlıyorsun. garip oluyor.

23 Şubat 2012 Perşembe

yumurtanın sarısı, gitti çükün yarısı!

cebren ve hile ile harry ve ron'un sünnet davetiyesini ele geçirdim. bunu kamuoyundan saklayacak değildim. (eskiden sünnet davetiyeleri böyle olurmuş. eski fotoğraflara bakarken bi kaç tane böyle sünnet düğünü davetiyesi gördüm. bi fotoğraf ve altında biraz boşlukta yazılar. birden kafamda şimşekler çaktı)

22 Şubat 2012 Çarşamba

botumun altındaki mermi

botumun altına mermi girmiş lan. daha doğrusu botumun altına mermi sıkışmış. acaba dünyada botunun altına mermi sıkışan başka bi insan daha var mıdır? eğer var ise onunla konuşmak, tanışmak, duygularını öğrenmek isterdim gerçekten. bugün benim geçtiğim yerlerden birinde biri, birilerine ateş etmiş geçmiş bir zamanda. ve ben de gelmiş üstüne basmışım. teksas mı lan burası! bir bir biribirilerine, at at ateş eder dururururu...

şehiriçine bu kadar yağdıysa dışarlara ne kadar yağmıştır kimbilir. lan bu mantık nerden geliyor? biri bana açıklasın. her türlü doğa olayında illaki şehiriçine göre merkez dışına daha yoğun, daha çok, daha şiddetli oluyor. kar'dan gidelim mesela. kar şey mi diyor. -lan buralar şehir içi, buraya az yağayım. köylerin olduğu taraflara filan çok yağayım... bu olamayacağına göre şehre ilk yerleşenler önce her yere baktılar. sonra şehrin kurulduğu yere geldiler. tabi bunları kar yağarken yapıyolar. ölçtüler filan heryeri. -lan buraya daha az yağıyor. iyisimi biz şehri buraya kuralım panpalar... dediler. bence kesinlikle böyle oldu.

ilkokul hayatım boyunca; -ulan ünlem işaretinden sonra acaba üç nokta mı koysam iki nokta mı? üç nokta koyunca bi sürü nokta oluyor. hani iki nokta koysam daha iyi gibi. ünlemde de nokta var sonuçta. hani üç nokta oluyor gibisine... diyerekten kafayı yeme aşamasına gelmiştim. gerçi değişen bişey yok. böyle böyle hala deliririm ben kendi kendime.

17 Şubat 2012 Cuma

kuyruk sokumu

geçen gün yolda yürürken gördüğüm bi kuyruğa girdim sırf canım sıkılıyor diye. kuyruktaki insanlarla konuştum. attım tuttum sisteme. -böyle de olmaz ki... -cıks cıks cıks... filan dedim. korkusuzca sesi çıkan, sisteme muhalif kişisi oluverdim kuyruğun. sonra laf çıkardım kuyruk içinde. -o belge lazımmış... -şu belge lazımmış... diye. çıkardığım bu asılsız söylenti kısa zamanda tüm kuyruğa yayıldı. kuyruk daha bir telaşa, daha bir panik havasına yöneldi. sırf bunun için bi memur çıkıp açıklama yaptı o belgeler gerekmiyor diye. tabi o an insanlar bana dönüp bakacaktı hani birader demin ne söylüyordun sen diye. tabi o an ben red kit misali çoktan o kuyruktan gitmiş olacaktım. öyle bakakalacaklardı. nerde mi olacaktım? başka bir yerde, başka bir kuyrukta. herhangi bir gün herhangi bir kuyrukta sizin de karşınıza çıkabilir, size de kuyruk acısı yaşatabilirim. çünkü ben kuyruk canavarıyım. bana dikkat edin!

9 Şubat 2012 Perşembe

behzat ç. - kahvedeki eleman

eleman-1: biz öldürmedik ağbi, sadece uyardıg. değil mi oğlum?
eleman-2:
-hee.. uyardıg.
eleman-1:
ağbi.. bülent size olayı yanlış anlatmış. sonuçta onun da ev arkadaşı. ölünce herhalde morali bozulmuştur. ağbi.. biz.. mahallede bayram gezmesine gideriz. baş sağlığına gideriz. biz bütün mahalleyi dolaşırız. bizi mahallede herkes sever. bunlar da sonuçta mahallemizin misafirleri. bugün vaar, yarın yoklar. iki günlük dünya. galp gırmaya değer mi abi? değil mi gardaş?!
eleman-2:
tabi ki değmez abi..
hayalet:
nabıyonuz la siz. hee? HEE?!! kaç yaşındasın la sen?
eleman-1:
21
hayalet:
sen?
eleman-2:
20
hayalet:
olum sizin yaşadığınız gün gadar adam sorguladım la ben. doğru düzgün anlatın. .........bak ha!
eleman-1: abi sen anca bize bağrıp çağrıyon, anca bize gızıyon. bi beraber çıkalım mahalleyi bi dolaşalım. genç yaşlı... bütün herkese soralım. bütün mahalle bunlara uyuz oluyo. gızlarla mızlarla geliyolar gaynatıyolar... saçlar...
akbaba:
küpeler...

(((sessizlik)))

eleman-1: dövmedik abi, gavga ettik. sonuçta bu gavgadır. onlar bize vurdu. biz onlara vurdug. heeeaa.. deliganlı bebelermiş. biz daha galabalıgdık ama çocuklar posta yemediler..
hayalet: tamam la sus!.. çen çen çen gonuşuyon. ne cins adamsın olum gaşın gözün ayrı oynuyo senin bi dur la! siz bu.. dergi mergi bastınız mı la bana onu söyleyin.
eleman-2:
ne dergisi komserim...
akbaba:
karikatür.. kızılayda.
eleman-1: abi bizim dergiyle mergiyle ne işimiz olur. biz derginin yolunu bile bilmeyiz. nereğee gidecezz, nereyi basacaaz. abie biz sadece mahalledeyiz. biz mahallemizden sorumluyuz. ekmeeemize bagıyoz. deeğil mi oolum gonuşsana len sen anca susuyon!
eleman-2:
doğru komserim. ben kızılaya bayramda seyranda iniyorum zaten. biz mahallemize bakıyoruz.
akbaba:
lan olum.. alayınıza etek giydirir gezdirim lan ben bu mahallede. göt herif! şu saçlar varya la. şu saçlar varya şu saçlar. uzayacak olum uzayacak. götün yiyosa kes lan bunu. gelip kontrol edecem hepinizi. anladın mı lan beni!!!
hayalet:
şş! al la..
akbaba:
ver la şunu! ........bak!
_______________________________________________________

hollywood oyunculuk görsün. hatta o derece ki o elemanın oyuncu olmadığını, gerçek olduğunu düşünüyorum. akbaba'nın elemana bakışları ise tarif edilemez. oyunculuk okullarında ders olarak gösterilebilecek bu elemanı ve tüm o kahve sahnesini izleyebiliriz.

7 Şubat 2012 Salı

ağırlaştırılmış müebbet yaşam cezası

ağırlaştırılmış ve şartlı tahliyesiz müebbet yaşam cezam devam ediyor. ne zaman bitecek bilmiyorum. ölen insanları kıskanıyorum. gerçekten. ölen insanları çok kıskanıyorum.

dünyadaki bütün evlere girmek istiyorum. çok merak ediyorum insanların evlerini. keşke bunu yapabilsem. ha bi de buzdolaplarını. keşke ev ev dolaşmama izin verilse. insanların buzdolaplarına bakmama izin verilse.

şu günlerde istemsiz sağ tıklamalarım oluyor. bundan pek hoşlanmıyorum. parmağım mı ağır yoksa sağ taraftaki tık yeri mi çok hassas anlayamadım. bunu düzeltmek için bir adet sol tıklamanız gerekiyor.

çocukluğumun geçtiği mahalleye düşüyor bazen yolum. şöyle parmağımı bi şıklatıyım, o günlere döneyim istiyorum. o zamanları izleyim. kendimi izleyim. olayları izleyim. kendim olayım bi süre. bmx süreyim. umarım cennette bu vardır lan. çünkü hayata çoğunlukla bu fikirle tahammül edebiliyorum. e tabi bazı listelerim filan da var ve bazı diğer şeyler. neyse bu konu hakkında daha fazla konuşmasam iyi olacak bence.

keşke dün kaymakamlıktan geldiğimde kardeşim ve arkadaşı bizim odada son ses şebnem ferah dinliyor olmasalardı. belki hayata ufak bi umutla bakabilme şansım olabilirdi o zaman. ama düşündüm de. yok yok. dinlemiyor olsalar da olamazdı. kaymakamlıktan gelmişim sonuçta. kaymakamlık ne lan. sırf kaymakamlık diye bişeyin olması bile bence dünyaya çocuk getirmemek için yeterli bi sebep.

5 Şubat 2012 Pazar

stickman üniversitesi / ingilizce fakültesi

yabancılardaki; oh my god! kalıbı, bizdeki; aman ya rabbim! gibi bişey lan bence. ikiside sanki tek bir kelimeymişcesine söyleniyor ama öyle değil. zamanla söylene söylene öylece kalıplaşıvermiş.

4 Şubat 2012 Cumartesi

size laflar hazırladım harry ve gandalf

ben harry potter'ın yerinde olsam çoluğumu çocuğumu hogwarts cadılık ve büyücülük okuluna göndereceğime gider iyi bi özel okula yazdırırım. sonuçta harry potter insanısın. şanın var şöhretin var. saçını kaldırıp da yara izini gösterdin mi herkes emrine amade. hem sen hogwarts'a gittin de ne oldu. onca yıl yılanıdır, çakalıdır, ruhudur, ateş püskürten ejderhasıdır, banka memuru cücesidir filan. saçma sapan yaratıklarla uğraştın. sürekli börtü böcek peşinde koşturdun durdun. gençliğini yedin bitirdin. ne uğruna? iki dandik büyü. yok efendim experus patronus, sersemlet falan filan. işe yarar gibi bi süpürgeyle uçma bi de görünmezlik pelerini var. hiç kafan çalışmıyor be harry. kendini yaktın. sabi sübyanı yakma bari.
gandalf'ın yerinde olsam üç beş hobbit'in bok yemesinin peşinde orda oraya koşturacağıma gider köyüme yerleşirim. sonuçta belli bi yaşı geçmişin. o kadar aksiyon tansiyona zarar, şekere zarar, kalbine zarar. hem koskoca sihirli-büyücü filan adamsın. yakışır mu hiç götü boklu, kıllı ve pis ayaklı ergen hobbitlerin peşinde koşmak. ben şahsen bi yüzük bulsam eğer sahibine ulaştıramazsam giderdim kuyumcuya, hazır altın fiyatları da yükselmişken bozduruverirdim. parasıyla da fakir fukarayı sevindirirdim. hem o kadar uğraştın da noldu gandalf dede. bu hobbitler çok nankör insanlar. zaten götü yere yakın olandan korkacan demişler. yüzük falan diye galeyana getirdiler seni bak şimdi hiç arayanın soranın var mı? kendileri yağlı kapıyı buldular tabi. bak şimdi duyduğuma göre hobbitler diye film çekiyolarmış. ordan da bi üç film çekseler rahat bi on yıl daha paranın amına koyarlar. sen de bi yüzük yok edecem davasına parayı pulu saçtın, dımdızlak kaldın. sen sanıyomusun ki şimdi o frodo piçi gelecek, bi elini öpüp nasılsın dedem diyecek. bi ihtiyacın bi sıkıntın var mı diye soracak? çok beklersin gandalfım çok beklersin.

1 Şubat 2012 Çarşamba

bir zamanların üniversitelileri

kabarık ve muntazam taranmış saçlar. aşırı kalın favoriler. geniş bıyık. boğaz kısmı aşırı kalın ve uzun, geri kalan kısmı çok ince ve dar, vucuda yapışan kazaklar. (genellikle açık bok rengi) dümdüz zayıf gövde. aşırı ince kemerle giyilen düşük bel ve aşırı ispanyol paça kumaş pantolon. (ütü izi aşırı belirgindir) göz oyabilecek sivrilikte uçlara sahip yumurta topuklu ayakkabılar. kalın çerçeveli, geniş, kahverengi camlı gözlükler.
birbirlerinin bellerine sarılmaktan çekinmezler. sigara kullanmayanı yoktur. hızlı ve küçük adımlarla koşarlar. günde sadece çeyrek fakülte tostu yiyerek yaşayabilirler. onları hiç bir zaman kalem, kağıt, defter, kitap, ders notu gibi şeylerle birlikte göremezsiniz. sakin, güleryüzlü ve esprilidirler. macerayı severler. gözüpek, korkusuz ve atılgandırlar. en küçüğü 25 yaşındadır. boy ortalamaları 180 cm kilo ortalamaları 50 kg'dır.
ellerini ceplerine koymayı severler. en az bir elleri her zaman mutlaka ceplerinde durur. toplu halde fotoğraf çektirmekten hoşlanırlar. fotoğraflarda grubun önüne eğer o mekanda bir müzik aleti varsa onu koymayı severler. eğer yok ise mutlaka çiçektir böcektir ottur çöptür bişey koyulur o fotoğrafa.