30 Nisan 2012 Pazartesi

babaannenizin altın dişleri

selam. yine hayata dair bir tespitimle karşınıza geldim. sanırım babaannesinin altın dişi olan insanları sevmiyorum ben. yani eğer bir kaç tane daha sevmediğim insanın babaannesinin altın dişleri olduğunu görürsem bu tezimi onaylayacağım. ve kusura bakma ama eğer babaannenin altın dişleri varsa kim olursan ol seni de pek sevmeyebilirim sayın insan. aslında insanlara senin babaannenin altın dişlerini sikeyim! diye küfredesim geliyor ama ayıbolur diye de ufak bir endişe duyuyorum. o yüzden etmiyorum bu küfrü.

küçükken okuldan eve geldiğimde bazen evin oturma düzeni, koltuklar falan filan yer değiştirmiş olurdu. eve bambaşka bi hava gelmiş gibi hissederdim. bu beni çok heycanlandırır ve mutlu ederdi. bir hafta kadar sürerdi bu mutluluk hali. sonra alışırdım.

insanların nasıl anne baba olabildiklerini aklım almıyor lan. buna nasıl cesaret edebiliyorsunuz. bu acımasız dünyaya yavrunuzu nasıl bırakabiliyorsunuz. dün sabahtan akşama kadar dilime şu şarkı bi şekilde takıldı ve sürekli söyledim; aşkta kural tanımam sevdiğim sensin onu bunu anlamam sen benimsin. tüm gün bunu söyledim durdum. bazen içimden bazen de düşük sesle dışımdan. nasıl bi gün olduğunu tahmin edebilir misiniz. bunu şaka amaçlı filan söylemiyorum bakın gerçekten. ben çocuğumun böyle şeyler yaşamasını istemiyorum. o yüzden evlensem bile çocuk olayına girmeyeceğim. hem zaten çocuk çok riskli bi yatırım.

overlokçu kadın yine çıkmış sokaklara. onun sesiyle uyandım geçen gün. bi 15-20 yıl sonra 2010'ları konuşurken; -ya abi hatırladın mı şey vardı, overlok makinesi ayağınıza geldi diye dolaşırlardı sokaklarda. -ahaha evet ya 2010'lar çok acayipti... acaba bu iş modelini hangi zeki insan geliştirdi lan. ne olduda aklına bu geldi. ulan dur ben bi seyyar overlok sistemi kurayım da parayı kırayım diye. bi de hanımların dikkatine diyor. neden lan sadece hanımların dikkatine. beyfendilerin dikkatine neden değil? ben yalnız yaşıyor olamaz mıyım? veya bekar evi olamaz mı? halımın yolluğumun kenarına overlok çektirmeye meraklı bi beyfendi olamaz mıyım? tabi ki olmam lan. manyak mıyım. afferin o yüzden hanımların dikkatine iyi bir giriş cümlesi olmuş. pazarlama stratejiniz güzel. (pazarlama stratejisi?) (halkla ilişkiler ve tanıtım terk!)



25 Nisan 2012 Çarşamba

çay bazen de hararet yapar bünyede

ingiltere prensesine mektup yazsam. sayın prenses bi akşamüstü sizi beş çayına bekliyorum. buyrun gelin... desem. prenses de kabul etse. atlasa gelse buraya. ben de gitsem mutfağa prenses oturma odasında otururken. çayı koysam. sonra içeri gelsem türk çayını övsem. türk çayı şöyledir türk çayı böyledir desem. sizin çaylarınız da çay mı yahu diye şakayla karışık laf soksam. beklesek beklesek ben çayı getirsem. sonra bi döksem çayı ama çay akmasa bardağa. sadece sıcak su aksa. prensesin gelmesi dolayısıyla heycana kapılıp demliğe çay koymayı unutmuş olsam. rezil olsam prensese. ülke ilişkileri çıkmaza girse filan. prensesin korumaları beni tartaklasa, itse kaksa. gücünüz bize mi yetiyor lan ingiliz piçleri diye çıkışsam onlara. sonra bir güzel dövüp gitseler beni. pişman olsam çağırdığıma, demlik kere, mektup kere, krallık kere sikeyim seni diye küfretsem koca prensesin arkasından.

19 Nisan 2012 Perşembe

bir zamanlar solak olmaya çalışmıştım

sıradan, dikkat çekmeyen, kendi halinde ve sağlak bir çocuktum ben. yemeğimi sağ elimle yiyor, oyuncaklarımı sağ elimle oynuyordum. fakat etrafımda solak çocuklar vardı. anneler ve babalar hep onların solaklığı hakkında konuşuyorlardı. benim sağlaklığım dikkati çeken bir şey değildi. bir sağlak olarak fiskos masası kadar bile ilgi çekmiyordum. o solak çocuklar ise solaklıklarıyla ortamın kralıydılar. o çocukların anneleri babaları; bir türlü sağ elle yemeye alıştıramıyoruz... ah bu çocuğun solaklığı... gibi cümleler kuruyorlar ve bir zamanlar solak olan fakat sonra bir şekilde sağlaklaştırılmış çocukların anne babalarından; ahh ahh bizim ki de solaktı, zar zor sağlak yaptık. neler çektik sağlak yapana kadar... gibi cümleler duyuyorlar, tavsiyeler alıyorlardı. artık iyice sinirlenmiştim ve bir sabah solak olmaya karar verdim. solak olmaya karar verdiğim yetmezmiş gibi bir de sağlaklığa geçmeye çalışan ama beceremeyen bi solak insan kimliğine de bürünmüştüm. önce hiç kimse yokken sol elimle oyuncaklarımı oynamaya çalıştım. oldukça zordu ama başarabileceğimi düşünüyordum. kalemi sol elimle kullanmaya çalıştım. bu imkansız gibi bişeydi. benim gibi resme eli yatkın bi çocuğun solak numarası yapıyor olduğunu hemen belli ederdi. o yüzden solaklığım sırasında kalemi kağıdı bi kenara bıraktım. o sabah kahvaltıda sol elimi kullanmaya karar verdim. bizimkiler ilk başta anlayamadılar. sonra; oğlum sağ elinle yesene... filan dediler. napıyım ya solağım ben. bakın kullanamıyorum ki sağ elimi... dedim. sağ elimle tuttuğum çatalla zeytin almaya çalıştım sanki çok zorlanırmışcasına. ve utanmadan çatalı düşürdüm. kendimi çok havalı hissediyordum. solaklık gerçekten mükemmeldi ve çok havalıydı. mükemmel bir solaktım ben. dışarıda arkadaşlarımla sporcu kartı oynarken ve bilya oynarken sol elimi kullanıyordum. özellikle bilya oynarken çok zorlanıyordum ama olsun, solaklık bambaşkaydı. diğer çocukların umrunda bile değildi solak olmam, farketmemişlerdi bile ama olsun. solaktım ben! zar zor sağlaklığa alıştırıldım. neler çektim neler sağlak olana kadar. solaklıktan sağlaklığa geçmeyi başarmış süper bi insanım ben. evet süperim!

8 Nisan 2012 Pazar

uyumlu altyazım içimde

insanların bana asla olumlu, talepsiz bir yaklaşımı olmuyor lan. sürekli bi istek, olumsuzluk veya emrivaki ile yaklaşım oluyor. bi kere de iyi bişey deyin lan. bişey sunun. pozitif bişey olsun. bana faydası olan, benim sevdiğim, beni mutlu edecek bişeyle gelin lan. sadece bi kere bile olsa yapın bunu. screw you guys! I'm going home!

yan apartman hep daha iyidir dedim dedim inanmadınız noldu? 6 yan apartmanın bahçesine pota koymuşlar lan. bi 10-20 apartman daha yan tarafa gitsek ve de uslu bir çocuk olsak demek ki staples center'ı bile görebiliriz.

bişey dinlemediğim halde kulağımda takılı kalan kulaklıkları ben bişey dinlemeyi bıraktığım an çıkaracak ama tekrar dinleyesim geldiği zaman da hemen takacak birine yani bir kulaklıkçıbaşına ihtiyacım var. başvurular şahsen yapılacaktır.

yıl 2012 fakat bazı insanlar hâlâ "oraya kamyon gelecek" yalanına inanmamızı bekliyor. üstelik bunu zekice bir yalan sanıyorlar ciddi ciddi. en çok da bu sinir ediyor beni. ulan şeytan diyor al bir kamyon, göster şunlara günlerini. aslında şeytan demiyor. bizzat ben kendim diyorum. kamyonu alıp gideceksin. bakalım o zaman da diyebiliyorlar mı oraya kamyon gelecek diye. eğer derlerse onlara bi çift lafım var. işte geldi! zaten kamyon sürmeye merakı olan biriyim. (kamyon da ne tuhaf kelimeymiş lan, çok söyleyince bi tuhaflık oluyor)

saat gece 4-5 gibiydi. trt belgesel kanalıydı sanırım, unutulan çocuk oyunları veya ona benzer isimde bir belgesel izliyorduk. 8-10 tane çocuk bi oyun oynuyorlardı. (yazının bu kısmına kadar yine belirsizliğimi korudum) kamera çocuklardan birini çekti. elimi televizyona yöneltip kardeşime bakarak, -aha lan bu çocuğun adı kesin atakan'dır!.. dedim. kardeşim gülmekten sessizce geriye doğru düştü. oturduğu kanepeden düşeyazdı. bu sessiz ve yere doğru düşüşlü gülüş kopmanın da ötesinde bişeydir bizim aramızda. bişey o kadar komikli ama o kadar aşırı komiklidir ki bazen, yüzünüz normal bir gülme şekli alır ama hiç bir ses çıkaramazsınız, vucudunuz kasılır, bir saniye içinde kıpkırmızı olursunuz, konumunuza göre yer çekiminin etkisinde bi yöne yığılırsınız. kardeşimle atakan konusunda hemfikir olduğumuz aşikardı. zira çocuk da aşırı bir atakan tipi vardı. ben ki atakan olan bir çocuğu 100 metreden tanıyabilecek donanımda biriyim. atakan'ları da pek sevmem. onu da söylemeden geçemeyeceğim.

4 Nisan 2012 Çarşamba

nükleer başlıklı yazı

ilkokulda kaplığa "gapçak veya gapçık" diyen çocuk ile kabana - monta "gocuk" diyen çocuk aynı çocuktur. bunun bilinciyle hayatımıza devam edelim arkadaşlar. teşekkürler.

bugün böreğe pudra şekeri atarak yiyen insanlar olduğunu öğrendim ve baya bi afalladım. sen ne karaktersiz bir insansın ki güzide bir gıdamız olan, bizi besleyen o yüce nimetimize pudra şekeri filan dökersin. börek dediğin tuzlu besinlerimiz katagorisinde bi gıdamızdır. tutup da bunun üstüne pudra şekeri dökmenin bi anlamı yoktur. bu insanlığa sığmayan bi davranıştır. mercimek çorbasına pudra şekeri döküp yemek kadar saçma sapan bi harekettir bence. bunu bi daha yapma. ayrıca ıspanaklı börek de yapmayın. hadi böreğini yaptınız diyelim, ıspanaklı doğum günü pastası yapan var lan. bence yapmayın! insan gibi söylüyorum bak yapmayın!

toplu taşıma araçlarında "-lütfen arkaya doğru ilerleyelim" lafını duyduğum anda ilk harekete geçen kişi hep ben olurum ve bunu yaparken etkili bakışlarla ve etrafa yaydığım elektrikle diğer insanları da arka tarafa ilerlemeleri yönünde tetiklerim. adeta bir empat kesilirim (empati'yi okuduk herıld yane) ve ayakta duran tüm insanların, eğer arka tarafa ilerlemezlerse ne kadar pis, ne kadar mundar ve cünüp olacakları, hatta -sen de insan mısın be! denilecekleri korkusuyla sarıp sarmalarım. böylece toplumsal duyarlılığı en üst seviyeye çekerek, ülkemizin şehiriçi ulaşım sorunlarına faydalı olabilecek etkili çözümler üreten örnek bir vatandaş kıvamına erişmiş olurum. ne mutlu türk'üm diyene! iyi dersler sevgili arkadaşlar!.. saaoool!..