27 Haziran 2012 Çarşamba

yazının sonunda bacanağa atarlandım

bazı kızlarla turşu kurmak istiyorum. gerçekten sadece turşu kurmak. herhangi başka bi anlam yüklemiyorum buna. pazara gidip, turşuluk sebzeler alıp eve gelip bidonlara turşu basmak istiyorum. sirke ve sarımsak kokusu ortama güzel bi hava katsın istiyorum. turşu kurmak iyidir. mesela bak. emir kusturika filmi izleyip de acıkmayan bizden değildir. hatta "Babam İş Gezisinde" filmini izleyip de canı domates turşusu çekmeyen yoktur gibi geliyor bana. bu film yüzünden pazara gidildi, küçük gök domates arandı, çok küçük olmasa da bulundu ve turşusu yapıldı zamanında. domates turşusu gerçekten de harika bişey. hele hele bi insanın filmden görüp de domates turşusu yapması daha güzel bişey. benimle turşu kurmak isteyen kızlarımız varsa bol fotoğraflı bir şekilde cv'nizi ve turşular hakkında düşündüklerinizi bir kaç satır yazarak bana mail yoluyla ulaştırın lütfen. hırka giymeyi ve bisiklet sürmeyi seven kızlarımız tercih sebebidir. hırkanız yoksa hırka kurmumuzca temin edilecektir. bisiklet imkanımız mevcuttur.

annemin odanın bi tarafına çıkarıp attığım bütün giyisilerime görür görmez kirli muamalesi yapıp anında makinaya atması olayı nerden baksan beni en az bi beş yaş yaşlandırmıştır yemin ederim. ha bi de tişörtleri dikine tam ortadan ikiye katlaması olayı var. o zaten hayat enerjisi emen bişey.

sandviç, tost vs. normalde bunlar karnımızı doyurmak için pratik, hızlıca hazırlanan yiyeceklerdir değil mi? ama söz konusu ben olunca bunları hazırlaması pratiklikten çıkıyor. çok uzun sürüyor lan benim bunları yapmam. sanırım eli ağır birisiyim. tabi bu iyimser bir yaklaşım. gerçekci olursak uyuşuk kelimesi tam karşılar ama napayım lan bende böyle bi insanım işte napayım yani üzüleyim mi bunun için. ne münasebet tabi ki de üzülmeyeceğim bunun için. düşmanlarımı sevindirmeyeceğim. aşşalık düşmanlar!

olası gelecekteki olası bacanağa kısa mektup; bak bacanak! şu an 2012'nin haziran ayındayız ve ben seni şimdiden hiç sevmedim. sevdiğimiz kızlar kardeş diye böyle "bacanak" gibi iğrenç bi kelimeyle özetlenen bir ilişkimiz olmak zorunda değil. eğer basketboldan biraz anlıyorsan arada sırada seninle basket oynayabiliriz. anlamıyorsan da olur. hiç değilse topları toplarsın. fifa filan da oynayabiliriz. adam gibi oynayacaksan tabi. neyse işte bacanak. bunun dışında seninle bi muhabbetimiz olsun istemiyorum. biliyorum sana çok gıcık olacağım ve sinirleneceğim. en iyisi kavga filan çıkmasın, başımız ağrımasın. saygılar. bacanağın stickman...


25 Haziran 2012 Pazartesi

back to the future ve bi kaç şey daha




öncelikle yukardaki videoyu izlemenizi rica ediyorum. sonralıkla ise aşağıdaki fotoğraflara bakmanızı. nasıl da bulmuşum ama bu sahnenin çekildiği yeri google'ın sokak görünümü hizmetinden. çok seviyorum bunu yapmayı. bu film 1985 yılında çekildiğine göre 27 yılda pek de bi değişiklik olmamış. bir iki tabela değişmiş. gerçi ağaçlar biraz az büyümüş, belki cinsindendir ama özellikle kaldırımlara dikkat çekmek istiyorum. aynen 27 sene önce nasılsa öyle duruyor. bizde olsa orası 27 yılda 27 defa kazılır tekrar yapılırdı. doymadı lan adamlar kaldırımcılarla birlikte milletin parasını yemeye. dün bi yoldan geçtim, mis gibi kaldırımın üzerini tekrar kaldırımla kaplamışlar. yarım metre yükseklikte kaldırım olmuş. cehennem sizi bekliyor bu işte parmağı olanlar. neyse bırakalım şerefsiz belediyecileri back to the future'a dönenim. işte böyle yani gençler. eğer oralara yolunuz düşerse bi uğrayın derim adres sol üstte yazıyor. hatta bi yerlerden kaykay bulup orda aynı şekilde kayarak bi video veya fotoğraf da çekinirseniz güzel bi hatıra olur. böyle güzel şeyler yapın yani bence. bi yere gidip de orda dümdüz dolaşmayın diye diyorum. alın burdan daha iyi bakın.

bu fotoğraftaki mutsuzluğu bulunuz... neyse uğraşmayın ben söyleyim. aç olarak mutfağa girip yemek ısıtıp yemeyi düşünüyorsunuz ve bu manzarayla karşılaşıyorsunuz. yemek ısıtabilmek için ne kadar çok şeyi çekmem gerektiğini görüyorsunuz. bütün bunları çekmektense açlığı tercih ederek yaşam alanıma geri döndüm.selam dostum. ben üşengeç!

hani bazen televizyonlarda işte bilmem nerenin içme suyu ihtiyacını karşılayan bilmem ne barajında su seviyesi düştü diyor ya. ne yani o insanların içtiği su o gölden mi geliyor. allah aşkına bırakın bu yalanları. biraz bilimin ışığında ilerleyin. açık yerde duran su içilir mi hiç. halkı yanlış yönlendirmeyi bırakın. gözünüzü seveyim bırakın bu ali cengiz oyunlarını.

piyangodan baya bi para çıksa bana. sonra o paranın tümüyle elektronik eşya işine girsem. yeni bi marka yaratıp piyasaya girsem. sinsi gibi sadece maliyetine, üstüne kâr koymadan süper uygun fiyatlara satsam ürünleri. böylece diğer firmaları batırıp pazarın tamamını ele geçirsem. sonra tam %200 %300 %400 zam yapıp ürünleri insanlara köseceğim gün tüm insanlar elektronik ürünlerden sıkılsalar. hepsi kendilerine elektronik ürünlerin hiç kullanılmadığı hobiler filan seçseler. tamamen doğal, radyasyon yayan her türlü elektronik eşyadan uzak bi hayat tarzı benimseseler. organiktir falandır filandır bi olaylara girseler. tüm paraları oraya yatırsalar. herkes bi daha tek bir elektronik ürün bile almamaya yemin etse. sonra dımdızlak kalsam öyle. tüm planlarım suya düşse. 100 000 tane iphone, 50 000 tane 3Dlcd televizyon, 20 000 laptop, 10 000 ps3 sahibi ama mutsuz biri olsam.

bi işyerim olsa. bi ton borca girsem. ödeyemesem. sonra icra gelse. dükkanda ne var ne yok alıp götürseler. ulan desem, bu iş de burda biter bana da ceketimi alıp gitmek kaldı artık... desem. ama o üzüntüyle unutup, ceketimi almadan çıksam dükkandan. hava da soğuk olsa. ceketimi almadığım için üşütsem dışarda. hasta olsam. hastaneler de tedavi etmese beni parasız olduğum için. rezil olup gitsem sokaklarda. dükkana gidip ceketi geri istemeyi de bi türlü akıl edemesem.

17 Haziran 2012 Pazar

sıcaktan eriyen kelimeler

sanırım ben 27 yaşına geldiğimde öleceğim lan. öyle hissediyorum. eğer öyle bişey olursa annem bunu kabul etmez. 26 diye ısrar eder durur. doğduğunda bir yaşında mı oluyorsun sanki? diye çıkışır. annem bana hep böyle yapmıştır. asla benim gerçek yaşımı kabul etmez. illaki bir yaş küçük söyler. neden böyle yapar anlayabilmiş değilim. kadın anam.
ismim asaf savaş akat olsaydı dünyanın canına okurmuşum gibime geliyor. ama ismi bir çırpıda söyleyebilmek lazım ve isme bakarsanız bu oldukça zor bir eylem. aman lan boşver. napıcam sanki dünyanın canına okuyup. okuyan okuyor zaten. iyki bu isimde değilim diye şükredesim geldi şu an. benim adım bu olsa hep şaşırırdım adın ne? diye sorduklarında. asaf savaş akat diyeceğime şöle şeyler derdim muhtemelen; fasat yavaş tokat... asak kalas fakat... afat falaş kanat... pasif salaş makat... allahım sana şükürler olsun ki ismim asaf savaş akat değil. allah anamdan babamdan razı olsun.

sanırım eski bir yay-çep fanatik izleyicisi olarak uyduda bulduğum 3 yeni tarım kanalını izleyerek geçireceğim bu yazı. yay-çep ne panpa? derseniz eğer, yay-çep; yaygın çiftçi eğitim projesi demektir arkadaşlar. eskiden trt3'de çıkardı. tarım ve hayvancılıkla ilgili çok yararlı bilgiler öğrenebileceğiniz şahane bir program. ben bu işlere öyle meraklıyım ki keşke ziraat mı okusaydım lan diye düşünüyorum bazen. tarlanın ekim öncesi düzleştirilmesi çalışmaları, gübreleme, ekim öncesi tarla sürümü, sulama, sığır yetiştiriciliği, koyunculuk ve keçicilik, bağcılıkta verim arttırıcı çalışmalar, zararlılarla mücadele, kümes tavukçuluğu... bu ve benzeri alanlar benim ilgi alanlarım. öyle işte. sözlerime yay-çep'in jenerik şarksıyla veda ediyorum. yayçepleeeeee ileriyeee hep ileriyee! tarımdaaa geleceğeee yayçepleeee! işte yayçep sizlerle, haydi koşuuun dıtdırıııı dırııı... yaaayçep yayçep!

8 Haziran 2012 Cuma

şadap! şadap! maria sharapovaaaa!

tenisle olan alakam arasıra televizyondaki maçları izlemem, yedi yaşındayken mahalledeki bi abimizin o evden bişey alıp gelene kadar raketini tutmam ve giriş kapısında "üye olmayan giremez" yazan konya tenis ve dağcılık kulübünün staddaki kortlarının arkasına gidip bmx bisikletimin üzerinde orda antreman ve maç yapan insanları (nasıl oldu da üye oldular ve girdiler? halbuki üye olmayan giremez yazıyor, acaba üye olmayanlar ama üye olmak isteyenler girebiliyor mu? çok büyük bir mantık hatası! bu işte bi tuhaflık var... düşünceleriyle) tel örgülerin ardından izlememden öte gitmez fakat maria sharapova ile maç yapsam onu yenebileceğimi düşünüyorum. bunu bana düşündüren ne bilmiyorum ama öyle hissediyorum. cidden bak. her türlü zeminde maria'yı gömerim ben. çok ciddiyim bu konuda. ayarlayın bi maç görelim sonucu.

6 Haziran 2012 Çarşamba

şuursuz kelimeler

ufak bir zaman kayması: sabah erken kalkıp, hayata karışıp, çeşitli atraksiyonlara girmeye alışkın olmadığım için, bunları yaptığım günlerin akşamlarında hatta akşamüstlerinde bile sabah yaptığım şeyleri sanki dün yapmışım gibi hissediyorum. hayat ne garip. hayat ne güzel ve hayat ne acı, ızdırap dolu.

bazen böyle 10-12 kardeş filan olan insanlar görüyorum ve şaşırıyorum. benim 10-12 tane kardeşim olsa unuturdum lan bi kaç tanesini. isimlerini karıştırırdım filan. olurdu yani böyle şeyler.

adam yerine konulmamanın binbir çeşidini gördüm, eminim binbir çeşidi daha vardır. gerçi kurnazlık yapıp bu durumu lehime çevirmeyi de öğrendim biraz ama yine de adam yerine konulmak daha iyidir diye düşünüyorum.

bazı tv programlarının sonunda akan yazılarda ulaştırmayı kimin yaptığını iyi ki yazıyorlar lan. çünkü ben çok merak ediyorum ulaştırmayı kimin yaptığını. eğer öğrenemezsem deliye dönüyorum. saolun.

haber spikerleri ve haberleri seslendirenler normal günlük hayatlarında da o şekilde mi konuşuyorlar acaba. saçma sapan vurgulamalar. garip bitirişler. eğer öyleyse vay onların ailelerine vah onların dostlarına...

3 Haziran 2012 Pazar

nağber cınımm

bazenleri; insan doğduğu evden asla kopmamalı, çocukluğunu geçirdiği evden, yerden ayrılmamalı diye düşünüyorum ama bazenleri de başka başka evlere taşınsak keşke diyorum. pek çok eve ruhumuz sinse, yaşadıklarımız sinse. değişik evlerin önünden, değişik mahallelerden, sokaklardan geçerken duygulansak diyorum. başka başka yerlerde, başka başka anılarımız olsa keşke diyorum ama sonra tekrar çocukluk evine düşüyor aklım. çocukluk evi bi başka ya. aslında çok zengin olcaksın. eski evlerin olduğu gibi duracak herşeyiyle. 7-8 yıla bir ev değiştireceksin. sonra istediğin zaman eski evlerine gidip tarifi imkansız duygular yaşayacaksın. bu fikrimi bi zengin duyarsa hemen yapar yalnız çünkü şahane bi fikir. gerçi o evlerin de değişik değişik zamanları var. ulan bazen hayalgücümün sınırtanımazlığı ve ayrıntıcılığı beni korkutuyor. şu an daha neler neler geldi benim aklıma.

bugs bunny benim en sevdiğim çizgi film kahramanı. bazen televizyonda şimdiki çizgi filmlere denk geliyorum da. ne biçim çizgi filmler lan onlar öyle. ne komik, ne iyi çizimli, ne bir bok oluyor. bugs bunny ve o tayfa harikaydı. türkçe seslendirmeler de öyle. bizim izlediğimiz o çizgi filmleri yapan rahmetli chuck jones abimizin bi videosuna rastladım geçenlerde ve bunu çizdim. 
sonra da kendimden bişeyler eklemem gerektiğini düşündüm.
buraların en büyüğü o bir başka bugs bunny bugs bunny çok yaşa!!!

şehirler arası yolculuklar yaparken, değişik yerleşim yerlerinden geçerken çok ilginç şeyler görebiliyor  insan. bi mahallenin köşesine konulmuş çarpışan araba yeri mesela. sadece çarpışan araba yeri. mesela sizin mahallenin bi köşesinde lunaparklarda olan o çarpışan arabalar yeri olduğunu düşün sadece. bence çok garip. bunu nerede gördüğümü tam olarak hatırlamıyorum. uşak civarlarında bi yerdeydi galiba. ben ki çok nadir şehirler arası ulaşım yapan biri olarak böyle garipliklerle karşılaşıyorsam bunu çokça yapanlar kimbilir neler görmüşlerdir.