26 Ekim 2012 Cuma

hayata dair birtakım değerlendirmeler

bi arkadaşa bişey söylemem gerekiyor ama onu aramak yerine yolda karşılaşacağımız bi günü bekliyorum ki pek sık karşılaşmayız. yılda belki üç veya dört defa filan. kendisinden testi hamuru isteyeceğim. testi çamuru da olabilir. hatta bunu ona söylediğimde testi değil o desti bile diyebilir. öyle bi insandır kendisi. baya ilginçtir. keyfine esince testici olur, keyfine esince kitapçı. arasıra osmanlıca kursuna gidip bırakır ve musikiyle ilgilenesi gelir. tüm bunlar bir yana, aslında tüm bunlar bi yana filan değil, bunlar da olayın içinde; testi hamurunu küçük parçalara bölüp evdeki fırında pişirerek maket ev için küçük tuğla ve kiremitler yapmayı düşündüğüm fantastik bi hayatım var.

geçenlerde gecenin epeyce geç saatlerinde muhacir pazarının kuytu ara sokaklarında ilerlerken karanık bi köşeye pısmış hararetli hararetli fransızca konuşan siyahi ve beyazi insanlar gördüm ve yanlarından geçerken izlediğim filmlerin etkisinden olsa gerek kendimi uyuşturucu almaya gidiyormuşum gibi hissettim. tam bir bağımlı, çılgın bir keştim o sırada.

yine geçenlerde bi gece fedon'un aşığınım klibini izlememle başlayan youtube serüvenim arabistanın hadise'si olduğunu tahmin ettiğim bi kızın doğal olarak arapça şarkılar söylemesiyle son buldu demek isterdim fakat aynı kızın bir de hindistan'ın mustafa sandal'ı olduğunu tahmin ettiğim bi adamla düet yaptığı ve 50 kişilik guruplarla dans ettikleri bi klibine kadar sürdü. sonrasında da bişeyler oldu ama ne siz sorun ne ben söyleyim. zaten hintliden sonrasını pek hatırlamıyorum. demem o ki siz siz olun mecbur kalmadıkça youtube denen şeytanın uşağına girmeyin. fedonun aşığınım klibini izlememe neden olan şeyin ne olduğunu merak ettiyseniz inanın ben de bilmiyorum. ne kadar normal bişeymiş gibi bahsediyorum fedonun aşığınım klibini ciddi ciddi izlemiş olmamdan öyle değil mi... ama adam güzel söylüyor hakikaten ve çok da güzel bi şarkı bence. genelde düğünlerde çalarlar ama cidden güzeldir. iyi adam ya bu fedon.

14 Ekim 2012 Pazar

blog yazısı 537

burdan sana seslenmek istiyorum gözü dalan insan. senden rica ediyorum gözlerini öyle belertip de dalma arkadaşım. o sırada gözlerin o kadar büyüyor o kadar kocaman oluyor ki; -ananı sikiiim! göze bak laan! diye ben de senin gözüne dalıyorum. gözlerimi gözlerinden alamıyorum. o devasa gözlerinin içinde kayboluyorum. bana bunu yaşatma artık.

650 yaşıma da gelsem kız-erkek ikiz kardeş görünce hayvanlar gibi şaşırırım ama beni hiç bişey lisedeki arkadaşımın ablasını ilk gördüğüm andaki kadar şaşırtamaz. arkadaşımın resmen uzun saçlısı ve güzeliydi. hiç unutamıyorum o anı. aralarındaki tek fark bu. ablasının uzun saçlı ve güzel olması. böyle bişey nasıl olur... üstelik ikiz de değiller. zaten ikiz kız-erkek kardeşlerin birbirlerine bir gram bile benzediğini görmedim şu güne kadar. yine lisede başka bi arkadaşımda da yaşamıştım aynı şeyi. o abla da resmen arkadaşımın uzun saçlısı ve güzeliydi. bu tarz şeyler beni çok etkiliyor ve düşündürüyor.

eskiden sokakta kucağında bilgisayar kasası taşıyan insanlar görüdüğümde onların çok acayip şeyler yaptıklarını çok acayip hayatlar yaşadıklarını düşünürdüm. kimbilir nasıl bilgiler vardı o bilgisayarın içinde. kimbilir nasıl hackerlıklar yapıyorlardı. kimbilir nasıl da hızlı hızlı bişeyler yazarak o klavyede ne kadar çılgın şeyler yapıyorlardı diye düşünürdüm. üstelik internetin bile olmadığını tahmin ettiğim zamanlardı bunlar.