27 Şubat 2013 Çarşamba

etler ve iş merkezleri

etlerin içine karıştırılan başka etler konusunda biraz yaratıcı olunması sizce de gerekmiyor mu? yani ne bileyim at etidir, eşşek etidir, donuz etidir bunlar sıradan şeyler. bunları herkes yapıyor. ben farklı bişey istiyorum. bunlar geçmişte kaldı, yıl 2013 bunlar artık çok demode. şahsen dünyanın heryerinde yaşanan bu durumun avrupada yaşanması gelişmiş avrupa toplumu adına beni çok derinden yaraladı. avrupa topluluğu bunu nasıl kabul edebiliyor akıl alır şey değil. gelişmiş avrupa toplumuna hiç yakışmayan etler bunlar. ben şahsen gelişmiş bir avrupalı olsam etin içine ne bileyim bi zebra eti, bi su aygırı eti, bi züreyfa eti hatta belki de zırtlan eti bile karıştırmayı düşünürdüm. sonuçta gelişmiş avrupa insanı belgesel izleyen insandır ve bu hayvanları belgesellerden izleyip canları çekmektedir. ne demişler? biri yer biri bakar kıyamet na orada kopar... aslanlar etleri löpür löpür götürürken ben avrupalı vatandaşımın yutkuna yutkuna bunu izlemesine şahit olmam! OLAMAM! vicdanım elvermez. burdan almanya başbakanı anceler merkere sesleniyorum! NE ACAYİP GADINSIN ANCELE MERKER! ÇOK ALMANSIN! TAM Bİ ALMAN GADINISIN! avrupanın en taşşaklı insanlarından biri olarak iş sana düşüyor. gelişmiş avrupa toplumlarına yakışan şekilde hareket edip etlerinizin içine az önce saydığım hayvanların etlerinin karşıştırılmasını talep ediyorum. (b12 vitamini eksikliğinden dolayı et balık kurumundan ve avrupa gıda güvenliği derneğinden gelip acımasızca dövdüler)

bugün 45 saniye kadar bi muhasebeci ofisinde bulundum. nedenini sormayın. çok sıcak ve basık bi havası vardı. biz büfeciler böyle ortamlara alışık değilizdir. genelde egzos gazı nedeniyle ciğerlerimizin yanmasından ve bu sırada da güvenlik kameralarının bize aktardığı görüntüyü izlemekten hoşlanırız. neyse. ofisin bulunduğu iş merkezinin binasını beğendim. tam bana göre bir bina. terkedilmeye çok uygun ve terk edildiğinde terkedilmişliğin havasını çok iyi yansıtacak bi yapıya sahip. eğer dünyada yalnız kalırsam orayı evim, olmadı hobi binam olarak kullanmayı düşünüyorum. kolidorların sonuna yerleştirilmiş geniş pencereleri sayesinde üst katlardan keskin nişancı tüfeğimle şehrin içinde dolaşan avlanabilecek hayvanları avlayabilirim. (iş merkezinin güvenlik görevlileri tarafından yaka paça dışarı atıldı)

17 Şubat 2013 Pazar

canım sıkılmasaymış o zaman

insanların konuşma hızı hep aynı mıydı? arttı mı? düştü mü? belki zamanla artacak belki de azalacak. mesela bi insanla yarım saatte konuştuğunuz bi konuyu bir dakikada konuşabilir miyiz? tabi bu biraz da seçilen cümlelere, kişilerin anlayabilmelerine bağlı ama anladınız işte ne demek istediğimi. gerçi ağız yapımız böyle bi hızı kaldırabilir mi o da var. bu nerden düştü aklına derseniz bazen rüyalarımda insanlarla çok hızlı konuşuyorum. acayip hızlı. inanılmaz bi hızla konuşuyoruz gülüyoruz filan. bi acayip.

ben böyle değişik değişik şeyler düşünüp merak edip sonra da devamında pek bişey yapmıyorum. üşeniyorum onun hakkında bişeyler araştırmaya okumaya. öyle merak ettiğim ve düşündüğümle kalıyor.

insanlara yeteri kadar değer veremediğimi düşünüyorum. elimde olan ve olmayan nedenlerden dolayı oluyor bu hep. yeteri kadar değer verebilsem güzel olur aslında. değer vermek demeyelim de, kıymetini bilmek desem daha uygun olur. üzgünüm insanlar, bazı koşullar yüzünden kıymetinizi tam bilemiyorum.

mesleklerinde uzmanlaşmış, ustalaşmış insanlara güvenememe gibi çok fena bi huy var bende. mesela doktora gidiyorum. 6 yıl okumuş, 4 yıl uzmanlık yapmış, onca hasta bakmış tecrübeli bi insana neredeyse karşısında; ya hacı sen öyle diyosun ama bence öyle değil... diyecek gibi oluyorum. düşünsene ya o insandan daha iyi bilebileceğimi düşünüyorum. bu nedir ya. içimden sürekli, bilmiyor kesin... filan diyorum. bi mobilyacı gelecek mesela evde bi mobilyanın üzerinde bi değişiklik yapılması gerekiyor. adam yıllardır bu işi yapıyor. benim düşüncem şu; hiç çağırmasak, gerek yok aslında ben yaparım. kesin beceremez bu herif. kesin dandik yapar. bişey bildiği yok... gibi. mobilyacılık adına yaptığım tek şey ortaokulda iş eğitimi dersinde kontraplağı kıl testere ile keserek peçetelik, iğnelik, bibloluk yapmak olan ben elimde olmadan böyle düşünüyorum işte. bu huyumdan kurtulmaya çalışıyorum. ha bak bi de bilgisayar masası birleştirmiştik kardeşimle birlikte. onu unuttum bak. iyi de birleştirdik valla süper oldu. baya böyle matkaplı falan bi iş. tamam tamam. mobilyacıya karşı öyle düşünebilirim bence. buna hakkım var.

3 Şubat 2013 Pazar

blog yazısı 549

dünyayı hangi araçla dolaşmak istersin diye sorsalar, dolmuşla... derim. dolmuşun en öndeki koltuğunda oturarak dolaşmak isterim derim. öyle rahat bi koltuk öyle geniş bi görüş açısı yok arkadaş. çok huzurlu bir alan. dolmuşun kargaşasından uzak, para uzatma, para üstünü tekrar uzatma, hasta, yaşlı ve bebekli insanlara yer verme gibi sıkıntılardan muaf olduğunuz bi yer. ineceğiniz yeri kaçırma, kaptana sesini duyuramama gibi tedirginlikler yaşamayacağını bildiğin, ineceğini belirtecek bir cümle söylerken ses çatallaşması olur mu acaba diye korkular yaşamadığın cennetten bir mekan adeta.

bazen birine daha önce anlattığından emin olduğun bişeyi ikinci kez anlatırsın. o kişi de daha önceden anlattığını unuttuysa senin işine gelir. hatta içinden ulan enayi daha önce anlatmıştım ki ben bunu sana mal dersin ama yine de anlatırsın sanki ilk defa anlatıyormuşcasına. üstelik bazı yerleri daha coşkulu hatta ufak değişikilkler yaparak anlatırsın. işte bu inanılmaz bi davranıştır. hayır inanılmaz bi davranış filan değildir. sadece canın çok ama çok sıkılıyordur. belki de sen karşıdaki kişiyi hafıza yetersizliği yaşayan biri zannederken o kurnaz bi kişi olabilir ve hatırlamıyormuş ayağına yatarak senin nasıl aptalca değişiklikler yapacağını gözlemlemek istiyor bile olabilir.

bi aralar sevgilisinin tişörtüne sarılarak uyuyan kızlar vardı. vay be. adamdaki şansa bak. sevgilisi o yokken bile tişörtüne sarılıp uyuyor. kokluyor filan. benim tişörtlerimi ise annem toz bezi filan yapıyor eskiyince. acaba hala var mıdır o kızlardan. size bi tişörtümü göndersem sarılarak uyur musunuz? göndereyim bak. eğer göndermezsem annem toz bezi yapıyor. ama karşı ödemeli gönderirim. tişörtten olmuşuz bi de masraf çıkmasın. ama yok lan göndermem. toz bezi kıvamına gelmiş tişörtü göndermek olmaz. giyilebilecek tişörtü de göndermeye kıyamam. mis gibi giyerim ne var. hem belki de göndersene sarılırım ben diyecekler ama tişört gelince hemen toz bezi yapacaklar. bu şekilde kandıracaklar beni. yemezler. o kadar da enayi değilim. hiç kusura bakmayın. göndermiyorum tişört filan. çok beklersiniz.