30 Nisan 2013 Salı

çal keke çal

bi kaç gündür her an ama her an "çal keke çal" videosunda çaldıkları müziği kafamın içinde sürekli tekrar ettiğimi farkettim. bazen de dilim buna eşlik ediyordu. acaba bunu ne zamana kadar yapıcam ve bu videoyu, o müziği ve o insanları herhangi bi gün unutmuş olabilecek miyim çok merak ediyorum. bir yandan da asla unutmamak gerektiğini düşünüyorum.

emin olduğum bişey var. eğer o düğünde olsaydım, o bıçak o elemanlardan birinin elinden fırlayıp ordaki 500 kişinin arasından benim gözüme isabet ederek bir daha asla göremememe neden olurdu. o yarım metrelik bıçak gözüme girmiş şekilde yaka paça acile götürülüşümü şu an görebiliyorum.

eğer cep telefonu kullanıyor olsaydım o müziği zil sesi yapar ve telefon her çaldığında bu dünya gerçeğinin asla unutmamak üzere iyice zihnime kazınmasını sağlardım.

hayatı ve insanlığımı sorguladığım, insan olmaktan bir kez daha utandığım ve her izlediğimde içimde intihar etmeye yönelik duygular uyandıran bu video keşke internet hiç olmasaydı, keşke kamera hiç olmasaydı dedirtti bana. o insanlar şu an napıyordur acaba.

bütün bu söylediklerimde çok ciddiyim. kesinlikle esprili bi yaklaşım söz konusu değil. şaka yapmıyorum. insanı gerçekten çok derin ve uzun uzun düşündüren bi video. cenin pozisyonunda toprağa gömülmek istiyorum şu an.

hayat ne tuhaf.


23 Nisan 2013 Salı

23 nisan 1991

91 yılının 23 nisan'ı. yaşım beş. konya atatürk stadyumundaki kutlamalarda anaokuluna giden bir grup çocuk televizyonda atletleri koşarken gördükleri turuncu ve 8 şeritli bir zemin üzerinde, tribünler dolusu insanın önünde yürüyor. organizasyon profesyonelce sağlanamamış. bunu sahanın kenarında elleri ceplerinde emmi kıvamında dolaşan pek çok insandan anlayabiliyoruz.

o sırada çekirdek çitleyen iki liseli tribünlerde oturuyor. aldıkları ortak dönem ödevine, seçtikleri konuya ve sabahın köründe burada olmaya lanet edip duruyorlar. dönem ödevleri; ülkemizde 23 nisan'da çocukların neşe dolup dolmadığına dair teorik ve uygulamalı bir çalışma. o sırada liselilerden biri sahadaki tuhaf bi olayı farkedip arkadaşını dürtüyor.

hişşş hasan! şu çocuğa bak lan!
-nerde...
şurda lan bak herkesin yanında kız var o tek başına yürüyor
-zaaaaaaa xd... yarıldım amk...
yazık la kimin çocuğuysa
-şu kadının çocuğu lan galiba fotoğrafını çekiyor...
ibretlik amk

o güne dair nerdeyse hiçbişey hatırlamıyorum. surat ifademe bakarsak pek de neşe dolarak geçirdiğim bi 23 nisan olmamış. koca sahanın etrafını böyle turlayan 5 yaşında bi çocuk düşünün... acaba o gün tribünlerde olan insanlar bu durum hakkında ne düşündü. fotoğrafı çeken annem o an neler hissetti. sahanın etrafını öyle tek başıma turlarken ben neler hissediyordum acaba? neler düşünüyordum? ordan sonra eve gidince ne yaptım? akşam yemekte ne vardı? o gece nasıl bir rüya gördüm? bunlar hep merak ettiğim konular.

20 Nisan 2013 Cumartesi

blog yazısı 554

olur da lamborcini filan kazanırım diye yandex indirmiyorum. çıkarsa bi ton dert. trafik tescile filan gidecen hiç anlamam ben o işlerden. bi de onu satması filan var tabi. kime satacan kaça satacan. benim onu alıp da kullanacak halim yok. illaki satmalıyım ama beni kandırırlar kesin. ketenpereye getirirler ucuza alırlar. o yüzden yandex web tarayıcı indirip bi ton dertli başıma extra dert alamam kimse kusura bakmasın.

altına yani altın maddesine neden değer verildiğini anlayabilmiş değilim. bi de düşüp yükseliyor filan bunun fiyatı. altın işlevsel olarak neye yarar? süs müs kolye molye onları geçin bi kere onları derseniz size karşı nefret beslerim. kolye ne lan kelimeye bak. çok hızlı bi iletken diye bilgisayar işlemcilerinde kullanıldığın biliyorum sadece. tabi o da doğruysa. hakikaten ne işe yarar şu altın? eskiden para niyetine kullanılıyordu tamam ama şu an ne? neye bi faydası vardır? hani eskiden para olarak kullanılıyordu ama yeterince altın olmadığı için diğer madenlerden ve kağıttan yapılan paralara geçildi. böyle olmuştur yani demi? ben öyle tahmin ediyorum. bi de para basınca merkez bankasına altın koymak gibi bişey mi gerekiyormuş ne oraları tam şeyapamadım. hani olur da dünya nüfusu yine azalır ve yine altın para kullanma devrine geçilir diye mi değerli acaba. neyse ya konu iyice sapıtmaya başladı. bu konuyu; şu an dünyada ekmek veya su kalmadı diyelim. o kadar altını neremize sokacağız? bunu bi düşünün... sonucuna bağlayacaktım ama yazdıkça altının değerli olması mantıklı gelmeye başladı. ama bi taraftan da hala çok saçma gibi. kendi kendimin kafasını karıştırdım.

ben bi keresinde karanlıkta çamaşırlığı anneannem sanıp konuşmuştum. düşünsene yani karanlık bi ortamda çamaşırlıkla konuştum. ışığı kapatıp odadan çıkmıştım. kapının hemen dibine annem çamaşırlığı koymuş tabi çamaşırlar asılı. omzumla dirseğim arasında bi yere çarpınca o çamaşırlık ve çamaşırın bir bölümü (ki o ilk karanlığı atlatıp gözüm artık biraz görmeye başlamıştı ve ilk sırada da anneannemin bi kıyafeti vardı) aynen şöyle konuşmaya başladım; hıııee! noluyor! haaa sen miydin anneanne. ne oldu? ışığı yaksaydın ya...   ses gelmeyince ışığı yaktım. tabi ortada anneanne filan yok. biraz düşündüm, ışığı kapatıp içeri gittim ve bu olaydan hiç kimseye bahsetmedim.


7 Nisan 2013 Pazar

ufak bir ankara macerası

çarşamba günü resmi bir işlem için ailecek ankaraya gittik. aslında ailecek gitmemize gerek yoktu ama biz gittik. resmi işlemi kısa bir süre içinde hallettikten sonra ankara'da biraz fink atalım dedik ama deyim yerindeyse yaldır yaldır yürüdük. yani ben şahsen 16,5 kilometre yürümüşüm. nerdeyse hiç yorulmadım diyebilirim. aslında bunun iki katından biraz daha fazla yürümeyi planlamıştım ama hava muhalefeti ile karşılaşınca işler değişti. işimizi hallettikten sonra meclisin yanından geçiyorduk ki bi baktık ziyaret saati içerisindeyiz. bi girelim lan dedik nasılmış şu meclis. iki kere didik didik güvenlik kontrolünden geçtik. annemin çantasından makas ve bıçak çıktı (babamın midesi fenaydı biraz o yüzden limon almış yanına kadın anam, bıçak da kesmek için) asdnsalkdad... kadın polis anneme: BIÇAK VAR SENDE!!! dedi. gözaltına alınacak diye hafif bi endişe yaşadım fakat sonra kadın polis ve annem arasında koyu bir sohbetin döndüğüne şahit oldum. masum bir çekirdek aile olduğumuz 100 km öteden anlaşılıyor olsa bile annemle kadın polis arasındaki sohbeti saymazsak polislerde en ufak bir ciddiyet kaybı ve yumuşak muamele olmadı lan. ikinci kontrol daha sıkıydı. adam beremi ve atkımı bile çıkarttırdı. ceplerde ne varsa boşalttırdı. montun önünü açtı falan. o kadar arandık tarandık da noldu derseniz meclisin etrafında şöyle bi tur attık ve çıktık. bazı aceleci ve pinpirikli arkadaşlarımız yüzünden bi genel kurula giremedik, meclisin içini göremedik. ama bu kadarından bile devlet kavramını ilk defa bu kadar net hissettim. bastığımız heryer, gördüğümüz her insan adeta BEN DEVLETİM VE İŞTE BURADAYIM! diyordu.
ondan sonra naptıydık lan. hee evet. meclisten çıktıktan sonra kızılaya doğru yavaş yavaş etrafa baka baka yürüdük. şu komutanlık bu komutanlık cart bakanlığı curt bakanlığı, yargıtay margıtay. herşeyin en başı burada. bi de bir ömürlük memur görme ihtiyacımızı tıka basa karşıladık. heryerden memur fırlıyor adeta. bi süre sonra insanın üstüne üstüne gelirmiş gibi oluyorlar. üstelik çalışma saati içindeyken durum böyleyse öğle araları ve iş çıkışındaki görüntüyü düşünmek bile istemiyorum. o kadar çok sayıda takım elbiseli insan görmeye alışkın olmayan bünyede acayip hisler uyandırabiliyor.
adliye'ye doğru ilerlemeye devam ederken bi ara yaklaşık 50 kişilik bi çevik kuvvet polisi grubunun yanından geçtik. tam onların yanından geçerken 25-30 kadar da ayrı bi çevik kuvvet gibi bişey de diğer yanımızdan geçti. onlar daha techizatlı ve irilerdi. kız olanları da vardı ve onlar bile insanı ikiye katlayacak güçteymiş gibi duruyorlardı. eylem yapan ve bu polislerle kavgaya tutuşan insanlarda hakikaten iyi cesaret var.
adliyeyi biraz geçtikten sonra tırsım tırsım tırstığımız sağanak yağışın inmesine ramak kaldığını haber veren hafif atıştırma başlamıştı. gençlik parkına girince sağanak başladı ve sığınacak bi yer aradık ve sığındık. tost yedik ve çay içtik. hayatımda yediğim en güzel tosttu. herifler tost konusunda uzmanlaşmış. sağanak dinmişti. sağanak yağışı ben uzun süre çok yağmur yağması sanıyordum ama öyle değilmiş. kısa süren şiddetli yağışmış.
biraz dinlendikten sonra ebeveynleri bırakıp kardeşimle behzat ç.'nin evine gitmeye karar verdik ve gittik. evin nerde olduğunu uzun zamandır merak ediyordum ama internette yaptığım aramalarda sadece gazi mahallesi sonucuna ulaşabilmiştim. sağolsun yandex sokak görünümü ve ayrıntılara dikkat eden bir izleyici olmam sayesinde evin adresini bi kaç bölüm önceki bi ayrıntıdan yola çıkarak nokta atışı şeklinde tespit etmiştim. elimizle koymuş gibi bulduk.
evin önünden gidesim gelmedi. tam bana göre bi ev. burası benim evimmiş meğersem kıvamında oturdum durdum. adeta bana göre tasarlanmış. ne yapıp ne edip bu evi ele geçirmem lazım. hatta içindeki eşyalarla birlikte. ne olur sanki lan bana veriverseler bu evi. giderken burada bi iz bırakalım dedik ve not bıraktık. tabi o not orda ne kadar durur, oyuncular görür mü orası biraz muallak.

ordan dönüşte de anıtkabir'e ve ordan da tekrar gar önünden adliyeye çıkıp, kızılay'a doğru gidip sakarya'ya uğrayıp tekrar meclisin yan tarafından yukarı doğru kuğulu park, seğmenler parkı, atakule filan oralara gitmeyi planlamıştık (40 yıllık ankaralı gibi sayıyorum yalnız) fakat kuzey afrika'dan rüzgarlarla gelen toz bulutu ankaranın üzerine çökmüştü. ilerdeki binaların filan nerdeyse hiç gözükmemesi yüzünden biz bu durumu sis sanmıştık ama öyle değilmiş. gele gele afrikanın tozunun çöktüğü zaman gelmişiz buraya. ara sıra çiseleyen yağmurla da çamur gibi yağıyordu ve alerjik astımı olan kardeşimi hasta etmişti bu toz bulutu. o yüzden biletleri değiştirip erken dönmek zorunda kaldık.
makine kimya'mıdır nedir onlara uyuz oldum. herifler kaldırımı yarım metre yükseklikteki betonlarla gasp etmişler ve kendilerine yol yapmışlar resmen. bi de pek çok kişi bize adres sordu. iki tanesini hayatımda ilk defa ankara'ya geliyor olmama rağmen yandex sokak görünümünden edindiğim yüce bilgilerimle 40 yıllık bir ankaralıymışcasına tarif etmenin gururunu yaşadım. tabi bunda hazırladığım haritaların rolü yadsınamaz.
mahallenizin cd'si stickman.. düğün kasetleriniz cd'ye aktarılır.. tadında bir videoyla yazıyı sonlandırıyorum la bebeler :s