27 Eylül 2013 Cuma

tanrı amerika'yı korusun

keşke şu an mutfakta ve bana sandviç hazırlıyor olsa. zeytin de koyayım mı? diye seslense. kooooy... desem. zeytinlerin çekirdeklerini her zeytini ağzına alıp kıvrak bir dil ve diş hareketiyle çıkarsa. çekirdeği çıkarılmış ve ufak da olsa kendinden bir parça katmış (salya) zeytinleri tekrar ekmeğin arasına koysa. dudaklarındaki yağ ve zeytin kalıntısını diliyle temizlese. getirse. kanepenin bi ucuna oturup yemeye başlasam. o kanepeye uzanıp ayaklarını kucağıma uzatsa. büyük bi lokma ısırıp biraz çiğnedikten sonra; hoorruko yopmusson oşkom yoa, ollorono soğlok desem. afiyet olsun canım benim dese... keşge be keşge!


25 Eylül 2013 Çarşamba

dönemsel yaşantılar

kendimi özlediğim değişik değişik zamanlarım var. mesela bi insan keşke 5 yıl önceki gibi olsam diyebilir ama ben o 5 yıl önceki zamanın içeriside 10-15 günlük bi halimi özlüyorum. çünkü zamanı o şekilde yaşıyorum. mesela geçen yılın kış aylarında olduğunu tahmin ettiğim bi dönemim vardı yine 10-15 günlük. bu süre boyunca geceleri bulgur pilavı ve aşırı acı biber turşusu yiyordum. günlerim böyle geçiyordu ve hayatımdan inanılmaz derecede memnundum. 2-3 sene önce de yine buna benzer bi dönemim oldu. o zamanlar da sabaha karşı tahin-pekmezli ekmek ve dilimlenmiş portakal yiyordum. tabi hep böyle yemek içmek üzerine olmuyor. bazen bi kitabı okumak üzerine oluyor veya başka şeyler. geçen sene hemen hemen bu vakitler maket ev yapma üzerine yoğunlaştığım bi dönem geçirmiştim mesela. vakti zamanında empati diye bi kitap vardı ve ben özellikle yabancı kitaplarda karakterleri aklımda tutamadığım için, hele bir de kitabın yazarı bi karakteri çok çeşitli şekillerde belirterek söyleyince ortalık tamamen karıştığı için karakterleri çizerek okuyordum kitabı.





yani yaşadığım hayat genelde 10-15 günlük süreler içinde tek bir şeye yoğunlaşarak geçiyor. daha doğrusu geçiyordu. artık öyle geçmediğini farkettim. artık hiçbir şekilde geçiyor. bazen karanlık bi odada tek başıma öylece oturuyorum mesela veya bi yere uzanmış şekilde duruyorum. hiç birşey yapmıyorum. hatta düşünmüyorum bile. sadece öylece odanın değişik yerlerine bakıyorum. bazen baya uzun sürdüğü de oluyor bunun. bir saat belki daha fazla. bi akşam yine böyle oturuyordum karanlıkta tek başıma ve çok dertli hissediyordum. o sırada da yolun karşısındaki evde kına varmış. ordan oyun havası sesleri geliyordu ve ben o dertli halimle ordan gelen ankara oyun havasına istemsiz olarak vucudumun çeşitli uzuvlarını sallayarak tempo tutuyordum. (çeşitli dediysek, o kadar da çeşitli değil sapık herifler)