11 Kasım 2011 Cuma

seydişehir

seydişehir'e sık giden insanların arasında büyüdüm. etrafımda sürekli seydişehir'e gidip duran ve birilerinin seydişehir'e gittiğinden bahseden komşular, akrabalar, tanıdıklar, insanlar vardı. ben bir kere mi gittim iki kere mi ne. babamın dayıoğlu ordan bi kızla evlendiydi. onda da pek bişey hatırlamıyorum. o yüzden seydişehir benim için hala gizemini koruyan kayıp bir anadolu yerleşkesidir. insanlar orada neler yapar, nasıl yaşar, toprağı verimli midir, tarım ve hayvancılık faaliyetleri nasıl yürür bir fikrim yok. benim takıldığım nokta, yıllardır beni deli eden asıl konu şu aslında. hani dedim ya yıllardır etrafımda sürekli seydişehir'e giden ve bazı kişilerin seydişehir'e gittiğini konuşan bir çok insan var diye. he işte bu insanlar seydişehir'in söylenişinde ortak bir paydada buluşamıyorlar. "şeydişehir" diyen var. "falanca şeydişeyirine gitmiş" diyen var. çok az olmakla birlikte normal "seydişehir" diyen var. tıpkı oksijen kelimesinin ev anneleri arasında "okşijen, oşşijen, oşsijenli" olarak söylenişi gibi kayıp, savrulmuş, yaralı ve kahırlı bir kelime seydişehir.

Hiç yorum yok: