sabahları yürüyüş yapmaya başladım. blogu eskiden beri takip edenler bilirler. ara sıra bunu yapmaya başlayıp ertesi gün bırakırım. yani sadece bir gün yaparım. ama bu sefer hergün yapcam lan. kesin bak. (bunu da her defasında derim) neyse işte. stada gidiyorum. sabahları o koşu kısmı halka açık. ben de halktan biri olduğumdan bana da açık. sen gelsen sana da açık o gelse ona da açık şuna da açık buna da açık. ipini koparan gelebiliyor yani. hay sikeyim bi daha gitmem lan ben ora. ipini koparanın girebildiği yerde ne işim var benim. ehehe. neyse işte. insanlar oraya geliyolar, yürüyolar koşuyolar filan. aslında koşu filan bence değişik değişik yerlerde olmalı, kafana göre istediğin yere koşmalısın fakat bu siktiğimin egzoz gazı yüzünden burada daireler çizmek zorundayız. çünkü burda egzoz gazı yok. yola uzak. hava temiz. genelde yaşlı insanlar var. %90 yaşlı %10 genç diyebiliriz. neyse asıl geleceğim olay şu; neden saat yönünde yürünüp koşuluyor burda? içeri gelen başlıyor saat yönünde yürümeye koşmaya. neden hiç kimse diğer taraftan gitmiyor. yarın öyle yapacağım. şaka lan şaka. hiç mi atletizm izlemedin hayvan. o adamlar öyle koştuklarına göre var bi bildikleri. ben o gün ilk gün olduğu için sadece hızlı yürümeyle yetindim ve içten içe de üzüldüm lan. yani çok değil iki sene öncesine kadar buraların tozunu attıran ben, basketbol sahalarında potaları parçalayan ben, yaşlıların arasında yürüyüş yapıyom. ühühü.
ama öküz gibi yerken ve sığır gibi yatarken iyiydi demi? diyeceksiniz siz şimdi bana. dediyseniz cevap veriyorum.
evet lan valla çok güzeldi! ama böyle olmaz. şimdi durumum iyi, sadece bir kaç kilo fazlam ve üzerimde biriken hamlık var. şimdi benim çözdüğüm olay şu. insanlar nasıl aşırı kilolu hale geliyolar biliyomusunuz. önce pek belli olmuyor tabi. umursamıyolar veya nasıl olsa spor yaparım, şunu yaparım bunu yaparım zayıflarım diye düşünüyorlar sürekli. bişey olmaz diyolar ama böyle diye diye bigün bi bakıyolar ki artık olay geri dönmesi çok zor noktalara gelmiş. bence bunun farkındalığı iyi bi durum. göbekli filan bi adam olamam ben. kendimi öyle düşünemiyorum. o yüzden artık eski atletik stickman günlerine geri dönüyorum.
yaşadığımız apartmanda bizim kattaki 4 daire ayda bir birbirlerinde oturuyolarmış. (konudan konuya alakasız ve ani geçişlerime hastayım) bunu annemden duyduğumda ona sorduğum ilk şey,
peki diğer kattakiler de kendi aralarında ayda bir oturuyolar mı? oldu. şimdi aranızdan diyecekler olacaktır. yani ben olsam derdim. nebçim insanlarsınız lan. üst komşusu, çarpraz komşusu adam değil mi? onları neden çağırmıyorsunuz, onlara neden gitmiyorsunuz filan diye. onlar da geliyor ve onlara da gidiliyor kardeşler. kat durumu genele yayılmış artık, içiniz rahat olsun. bu laf da size girer.
bi kaç hafta önce, günlük hayat içerisinde
çikolata parçacıkları diyen bi erkek gördüm lan. bi tüylerim ürperdi, bi kanım çekildi. gaymisinlan! ne demek çikolata parçacıkları? (valla homofobik değilim)
not: yürüyüşü tabi ki sadece o sabah yaptım. bi daha gitmedim. manyak mısın hergün gidecem. bizden geçmiş hacı. hem nolacak sanki 150 yıl mı yaşayacan. ben zaten çok yaşamayıp, çabuk ölüp çılgınca fikirlerimi gerçekleştirebilecek miyim, öyle bi imkan sunulacak mı onu çok merak ediyorum. çılgınca fikirlerimi öğrenmek için bir sonraki yazıyı bekleyin. buyrun şöyle oturun lütfen, ayakta kalmayın. ne içerdiniz? ah, çayımız kalmamış maalesef. çeşme suyu var. biraz da bebek teri. peki ben bebek teri getireyim o zaman size.