27 Ağustos 2008 Çarşamba
savaş
biraz geç olacak belki ama bu savaşla ilgili konuşmak istiyorum. o gürcistanın başkanının hareketler nedir öyle ya. neydi ismi, nikihay sahakaşviiiliii :) nasıl bi lider davranışı. saddam ipe giderken bile adam gıkını çıkarmadı. ben izlerken elim ayağım titremişti. bu gürcistan başkanı bence aklını kaçırmış durumda başına gelenler yüzünden. kafama takılan şöyle bişi daha var, bu savaştan kaçanları filan çekiyolardı ya, dikkat ederseniz hep çok kilolu, yaşlı ve çirkin kadınlar var görüntülerde. ulan ülkede bi tane de genç güzel kız olmaz mı? bu savaş hakkaten tuhaf bişey. hiç alakan olmayan bi yere dalıyosun, insanlar korkup kaçıyolar herşeylerini bırakıp ve sonra orası senin oluyo :) süper bişi aslıda :) istediğin eve filan gir mesela. aynı I'm legent'daki gibi. her yer senin. bankalara filan gir paraları çal. istediğin kişiyi öldür, tipini beğenmediğine ateş et, kim hesap sorucak. canın sıkılınca bazı evleri filan yık, camları tara. yuh lan naptım ben. ne biçim insanım. şimdi bunu okur okumaz ne şerefsiz insanmışsın sen demiş olabilirsiniz. şaka yaptım lan sadece.şaka şaka. hem bence bu rusya macera arıyor kendine. yada soğuktan kafayı üşütmüşler. aslında bunların hiçbiri değil. sadece vodkayı fazla kaçırmışlardır.
bizim habercileride fena taradılar a.q üzüldüm. neydi o öyle ya, film gibi ama gerçek. resmen tarandı lan araba, ne feci bişi, kurşunlar filan camdan giriyo içeri, sen çaresiz bi şekilde eğilebiliyosun ancak. ama adamlar acayip soğukkanlıydı, helal olsun. ilk kurşunu yiyen adam büyük olasılıkla gözünün birini kaybedicekmiş. iki ülke savaşıyo, ordan haber iletmek için gidiyosun ve gözünü kaybediyosun. çok kötü. ama yine kafama takılan bişi var. ben bu savaş muhabirlerinin üstlerinde büyük harflerle PRESS yazan çelik yeleklerle çalışırlar sanıyodum, hiç birinde görmedim. taranan arabanın üstünde de yine kocaman PRESS yazması gerektiğini düşünüyorum, sanırım yazmıyodu, bu ateş edenleri tabi ki haklı çıkarmaz ama bütün hayati önlemleri almak önce orada çalışan insanın kendi için yapması gereken en önemli görev. ve ntvde sabah haberlerini sunan adamın saç stili nasıldır yıllardır çözemedim ve bu beni delirtiyo. neyse bu kadar savaş konuşması yeter diyorum ve peace rabbit diyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum. sürçü lisan ettiysem ettim size ne lan!(evet gerginim)
20 Ağustos 2008 Çarşamba
stickman'in gece spesiyali
malzemeler:
1 adet belediye ekmeği, bir adet bıçak, bi tane mutfak, 1 büyük domates, bi tane insan (sen insan mısın lan? diye geçiriyosan içinden senden daha insan olduğumu biliyosun), 4-5 tane biber, acılı sos (herhangi bi adı yok, acılı diyorum ben), tuz, karabiber, kırmızı biber filan işte.
önce konsantre oluyoruz. bıçağı elimize alıp en nefret etiğimiz insan önümüzde yatıyor ve bizde onun boğazını kesiyormuşcasına bir titizlikle ekmeği keserek yarıyoruz. ekmeğin içi pembeleşinceye hatta kurbanımızın gözleri gibi kıpkırmızı oluncaya kadar müthiş lezzetli sosumuzu sürüyoruz.

sonra domatesi düzgünce dilimleyip düzgünce ekmeğe sıralıyoruz. üstünede biberleri kesip mümkün olduğunca eşit şekilde dağıtmaya çalışıyoruz. ve başarıyoruz.

şimdi çok önemli bi noktaya geliyoruz. baharat aşaması. hafif tuz ve kırmızı biber attıktan sonra bolca karabiber döküyoruz. bol bol karabiber olmalı. ya değilse olmaz. korkmayın bol bol dökün karabiberi. abartmayın tabi. üstünün kapkara olmasına gerek yok.

artık işlem tamamdır. içine biraz umut, hayal ve sevgi serpiştirerek yiyebiliriz.

şimdi meleğimle birlikte yemek vardı bunu. ama nerdeee, dünya bu kadar cömert olabilir mi bana a.q Mümkün mü böyle bişi. bunu okuyan o adam kıs kıs gülüyodur şimdi. -olur tabi, bak bana nasıl oluyo diyodur. hatta bana küfür ediyodur, bende sana ediyorum a.q Pardon ya pardon adam diyorum şuna, şerefsiz diyecektim. ŞEREFSİZ! erkeksen karşıma çık a.q Tüm pisliklere küfür ediyorum -hak etmeyen insanlara hak etmediği şeyler yaşatılmasına da küfür ediyorum- Bi de buraya gelip okuyomuşun, herşeyi bile bile bunu nasıl yapıyosun, ne biçim insansın, ne pislik bi varlıksın. umarım onun dediği doğrudur ve siktirip defolup gitmişsindir.
şimdi yiyebilcek miyim ben bunu. bok yerim. daha ilk ısırık be... iştah mı bırakıyosunuz insanda. onun nasıl olduğunu, ne yaptığını, nere gittiğini bilmeden nasıl yerim. o söylediklerini düşündükçe nefes almayı bile zor becerirken herhangi bişi yemem mümkün mü. aklıma geldikçe.. aklıma geldikçe ne a.q? aklımdan çıktığımı var sanki. düşündükçe ne? düşünmediğim an mı var? hep boka sarmak zorunda demi? bi şekilde herşey boka sarmak zorunda. saçma sapan önyargılarınızla, bi insanı tanımadan onun hakkında kararlara varmanızla, üstüne pislik atmanızla, elinizden geleni yaparak yada hiç bişey yapmayarak bi şekilde herşeyin boka sarmasını başarıyosunuz. bravo. hepiniz bok yiyin. afiyet olsun.
lanetli minik papatya aromalı rapunzel
Şöyle sarı bi pıtırcığımız olsaydı meleğim. Sen ona kıyafetler dikseydin, elbisesiyle kurdelesinin kumaşı aynı olan kıyafetler.. minik ayaklarına şirin patikler örseydin. Küçük küçük yelekler örseydin, minicik bereler. Koklayıp koklayıp öpseydik onu. Aramıza koyup uyutsaydık sıcacık koynumuzda. Küçücük tombiş elleriyle sımsıkı tutunsaydı parmaklarımıza. Alaycı alaycı bakıp gülümseyiverseydi bize. Bizde dayanamayıp minik minik kopara kopara yeseydik papatyamızı, lanetli minik rapunzelimizi :)
19 Ağustos 2008 Salı
kesin ALF arıyordur, açmıyorum!
az önce telefon çaldı. bilerek açmadım. ALF'in aradığını biliyorum, hissettim eminim. (eski arkadaşları ALF diyolar ondan öyle dedim) zaten rüyamda da gördüm. ben bunların evindeydim bi oda da uyuyodum. sonra annesi gelip yüzüme yumrukları indiriyodu, zor kurtuldum a.q sonra kadın gülmeye başladı. sonra bununla sevgilisi odalarında oturuyolardı. ben ne arıyom lan burda dedim. ALF bana bakıp duruyodu, anneside saçma sapan hareketler yapıp gülüyodu. sonrasını hatırlamıyom. ama pek hayra alamet bi rüya değildi bu. o yüzden açmadım telefonu filan ne açıcam a.q şimdi yine kesin saçmasapan bişi çıkartcak rahatımı bozcak. (ne rahat ama) işi düşmese aramaz o. bencilliğin en uç örneklerinden biridir ama seni geçemez korkma :) kesin cd filan bişi çektircektir. herif bana resmen internet cafeci ve cd ci muamelesi yapıyo. ne lan bu. yakında duvara yazı ascam, saat ücreti 5 lira. müstehcen sitelere girilmesi yasaktır. cd copy 2 dvd copy 5 ytl. çıktı verilmez yazıcının kartuşu bitti. bi kere de sevgilisinin bilgisayar ödevini yaptırmıştı bana. artık bitti o devirler. insanlara, özellikle de çiftlere en ufak bi yardım bile yok. artık kedilere yemek su bile vermicem. benim kadar iyi bi insanın hayatı bu kadar kötü gidiyosa bende kötü olurum o zaman. kimse kusura bakmasın. iyilik ve yardım kavramlarını çıkarıyorum hayatımdan. ALF ne isteyecekti acaba, hiç bişi istemese gel stada gidelim yada dolaşalım biraz diyecek. bu ruh haliyle dışarıya adım bile atamam. zaten insan görmek istemiyom ben artık. I AM LEGEND daki gibi tek başıma yaşamak istiyorum. ohh lan ne güzel. tüm şehir sana ait. hiç kimse yok. ama orda da sonradan çıkıp gelen karının adı belli a.q -o da ayrı hikaye, değincem bi gün-
18 Ağustos 2008 Pazartesi
bok var demi a.q bok var sanki
not: bu arada beynimi ve o çok konuşan çenemi de sikiim
ayrıca lisedeki resimcininde a.q sen bana nasıl üç verirsin lan, yolda filan görürsem yandın. senin yüzünden bütünlemelere kalmıştım. olayın üstünden 7 yıl geçmiş olabilir ama isterse 30 yıl geçsin, umrumda değil, yaşlı filan dinlemicem dalcam sana. rahimmiydi neydin adın şerefsiz, hatta bütün hırsımı senden çıkarmayı düşünüyorum. dua etki ölmüş olasın yoksa feci dayak yiceksin. sen picassomusunda bana 3 veriyosun. bunun hesabını nası verirsin diye sorcaktım ama artık bu dünyanın hesabını öteki dünyaya bırakmıcam. sen artık komaya girmek üzere olan bi adamsın rahim...
14 Ağustos 2008 Perşembe
LANETLİ RAPUNZELim benim
kendi kendine esir olmuş lanetli rapunzelim
kel ve lanetli olabilirsin ama seviyorum seni
(tam senlik bi şarkıymış...sözleri burda)
______________________________________________
burada soluyorsun saydam çiçek. bir masal kahramanının bu duvarların ötesine götürmesini bekliyorsun seni. hemde uzun süredir bekliyorsun. bu evde yaşlanmaktan korkuyorsun.
tutunamayanlar
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Red Kit misali
duvar kağıdı olarak kullanabilirsiniz, dehşet oluyo.
ya nereni ısırsaydı?
-ihihi.. ya tutarsa.. ihihi
(konuşulmamış diyaloglar uydurmak)
__________________________________________
Rahat görünmeye çalıştığı zamanlarda bile bu görünüşünün altında; kuşkulu, güvensiz ve karanlık iç dünyasının katılığı olduğunu sanıyorum. Kendisine, gerçeklere karşı dalgın duran bu yanı iyi bildiği için, kimsenin aklına gelmeyen yersiz ve gerçekdışı kuşkulara kapılırdı. Öylesine söylenmiş sözlerin altında gizli anlamlar arar, kimsenin onunla ilgilenmediği bir sırada kendisiyle alay edildiği endişesine kapılarak azap çekerdi.
9 Ağustos 2008 Cumartesi
SESSİZ GECE
ne çabuk unutuyoruz çevremizdeki yapısal değişiklikleri. ama ben hep hatırlıyorum. çok değil, bi süre öncesine kadar yer yer çimler çıkan, orta büyüklükte bir arsaydı karşı taraf. bu arsanın derinlerinde bana ait olan bişeyler var. dokunduğum bişeyler. eskiden orda olan ağacın altında. eskiden burada değilken, üç sokak aşağıdayken gelip bırakmıştım. apartmanı yapmak için o ağacı kestiler. acaba inşaatın temeli kazılırken bulundumu? bu karşıdaki inşaat gitgide yükseliyo. her sabah çekiç sesleriyle uyanıyorum. ustaların bağırışmalarıyla. gariptir, sanki beni uyandırmak için yapıyolar. ben kalktıktan sonra kesiliyo sesleri. 3. katın kalıplarını çakmışlar. acaba kimler oturacak şu karşı balkonlarda. yok... yok yok hiç sanmıyorum beklediğim kişiler otursun. nerde 10 çocuklu pisliğin teki varsa gelir oturur.
bu gecenin sessizliğini ara ara bi kaç sokak öteden gelen kedi çığlıkları ve balkonda uyuyan ev sahibinin öksürmekle horlama karışımı çıkardığı sesler bozuyo.
bu eve ilk geldiğim günü hatırladım. o günden bu yana ne kadar da değişmişti çevre. bende değişmiştim sanırım. en az bu çevre kadar. yada sadece değiştiğimi sanıyorum. belki de değişmeyen tek şey bendim.
sessizlik yine bozuldu. yukardaki karı o balkonda napıyo anlamıyorum. açıkhava fantezisi mi vardır nedir. üst kattaki birinin böyle şeyler yaptığını düşünmek çok tuhaf. alt katta olsa neyse. grup yapsınlar isterlerse. ama üst kat, tedirgin edici. napıyo bu psikopat karı. kendiyle mi oynuyo ne. orgazm olur gibi belli belirsiz sesler çıkarıyo. lütfen daha sessiz. gün içinde çıkardığın sesler yetmiyomuş gibi. orgazm mı olcan ne olacaksan sessiz ol lütfen. normalde sesli çekilecek biri değilsin, senin sesli orgazmın hiç çekilmez.
üst kattaki karının orgazmına neden bu kadar taktım bilmiyorum. benim derdim bu değil. bu gecenin sessizliğide değil belki. inşaat kumunda duran köpek hiç değil.
ben kafası karışık bi adamım. 8 aydır bi saniye bile beynimi terketmeyen bu düşünce, göğüs kafesimi bi türlü patlatamayan bu ağrı. sıkışan kalbim, zamanın duracakmış gibi yavaşlaması bi anda, herşeyin donması, bi boşluk içine sürekli düşüşüm. söylediklerim neden sürekli anlaşılmasını istediğimin tersi yönünde anlaşılıyo. yaptıklarım? neden yanlış yazılmış bir yazıyı sildikten sonra kağıt üstünde kalan silgi taneleri gibi el tersiyle itiliyorum. söylediğim herşeyi neden tehdit olarak algılıyosun.
gözlerimi kapadığımda sen, tanımadığım bi çok kişi ve şu an konuyla alakası olmayan bi sürü insan üstüme geliyosunuz sanki, irkiliyorum.
bu gece neden bu kadar sessiz ve sakin. hayat beni ne duruma getirmiş baksana. bana, en ufak bi şekilde iyi görülen bişeyden bile korkar olmuşum.
şimdi ne yaptığını düşünmemek mümkün mü? hayal etmemek mümkün mü? çok yaralandım bu güne kadar. ama kimse senin yaraladığın kadar yaralamamıştır. yanından bile geçemezler. çok derin ve çok acı.
bu kadar çabalamaktan sonra bu söz boğayı öldüren matadorun son kılınç darbesi gibi. kalbime saplanan bi kılınç bu sözler. ne kadar uğraştığımı, çabaladığımı, çırpındığımı, başıma neler geldiğini bilirken böyle bi söz söyleyebilmen? bilmiyorum..
bunca şeyden sonra insan bu cümleyi ilk duyduğunda afallıyo biliyomusun. hatta o sinir bozukluğuyla gözleri büyüyüp ilginç bi gülümseme oturuyo suratına. üstüne atılan bi iftira gibi. aynı şoku yaşıyosun. ve kımıldayamıyosun bi kaç saniye. damarlarında gezinen alkolün etkisiyle olsa gerek diye düşünmek istiyosun. çünkü akıl, mantık kabul etmez bi söz bu.
seni tanımak için, bir an önce yanında olmak için çırpınan, seni tanımak, yanında olmak için neler yapan bu yüreğin kaldırması çok zor bi cümle.
uzaklardan bi köpek dediğimi duymuş olacak. belki de sadece beni rahatlatmak için sürekli, köpek dilinde bişeyler bağırıyor. havlamak saçma bi tabir. sanırım gücün yetmicek köpek. bildiğin gibi bi sessizlik değil bu gece.
neler söyledim ben sana öyle. insan sevdiğine gösterirmiş öfkesini. öfkelendim. neden bu kadar üzdük birbirimizi. bu boyuta nasıl geldi sevinçten uçtuğumuz, yüreğimizin pırpır ettiği o gece. şu an yanımda yatıyor olabilirdin. ve, ne zaman ağladığımda yanımdaydın diyemezdin bana. ağlamana neden olabilecek en ufak bişeyi bile varetmezdim. yokederdim demiyorum, varetmezdim bile.
içimdeki sevgiyi göstermekte neden bu kadar başarısızım. herşey nasıl bu hale geldi. oysa çok basitti ilk başta konuştuğumuz. anlaştıktan sonra insanların birdenbire sözlerinden dönmesine dayanamıyorum. hemde böyle bi konuda. üzücü. birdenbire. hiç bi sebep yokken.
filmlerdeki bazı karakterler gibi. bi çocuğa güleryüz ve hoş bi sesle şeker uzatırlar. çocuk heycanlanır, o tarifi güç sevinç kaplar içini, gözlerinin içi güler. elini uzatarak koşar minik adımlarıyla. tam elini uzatıp minik parmaklarının arasına değmişken şeker, o karakter kaşlarını çatıp, sert bi hareketle, hızlıca çekiverir şekeri minik parmakları arasından.
bu gece çok sessiz. belki sadece sen başarabilirsin bu sessizliği bozmayı. bu da imkansız gibi. insanın farkına varmadığı bişeyi düzeltmesi mümkün mü? belki de hiç farkedemeyeceksin yada yaptığın şeyin ne kadar korkunç bi boyutta olduğunu farkedip, farkettiğini farkettirmeyeceksin kendine.
artık tenimden uzaklaştırmalıyım bu sessiz geceyi. pencereyi kapatıp dışarda bırakmalıyım onu. içerde beni bekleyen sensiz geçireceğim bi gece var. varlığını hissetmek bile huzur verirken, şimdi ne yaptığını bilmeden sensiz geceme devam etmek zorundayım.
8 Ağustos 2008 Cuma
hiçbir zaman evet demeyeceklerini bildikleri insanlara ilgilerini her daim canlı tutarak kendilerini tatmin ederler.
duyguları sömürürler.
egolarını şişirirler.
ama işler kontrolden çıktığında kaçmak için ellerinden geleni yaparlar.
red ederler.
inkar ederler.
yalan söylerler.
ve kaçmayı başarırlar.
arkalarında kırık kalpler bırakarak...
4 Ağustos 2008 Pazartesi
750 kg organik ODUN
vakti zamanında yurt dışında çalışmış bi akraba vardı. emekli olup Türkiye'ye döndükten sonra evinin bahçesindeki kömürleri bir gün bi duvarın kenarına, ertesi gün ordan alıp diğer duvarın kenarına diziyodu. adam çalışmaya alışmış, yada vucudu alışmış, öyle aniden bırakılmıyo demek ki. bende bu adamamı çekmişim acaba. vucut istiyomuş hakkaten. offf şimdi şöyle bi ton filan bi odun olsa ne çekerim be... ne rahatlatır ama.
karşıdaki inşatta çalışan, güneşin altında çalışmaktan yanmış, artık bir detroitli dalyan gibi zenciden farkı kalmamış ustalara bakıyorum bazen. lan belki beni de çağırırlar. inşaatın önünde filan dolaşsam biraz. bana bi iş verirler belki. aaa şu çimentoları yukarı taşıyabilirim mesela. yada tuğla atayım yukarıya. bırakın beni, kalıp çakmak istiyorum. verin çekici elime. ve gidin. tek başıma bitircem bu inşaatı. ve sonra meleğimle birlikte yaşıcaz içinde. bahçeye papatya ekicez. bi de minik tatlı bi pıtırcığımız olcak, minik avuçlarıyla parmaklarımıza sımsıkı tutunmuş olcak. sonra ben iç anadoluya kadar kazı yapıp denizi getiricem. pıtırcığımız kucağımızda güneşin denizin üstünden doğuşunu ve batışını izlicez.
bu odun iyi oldu gerçekten, biraz daha olsaydı ama neyse. harbiden bu ne ya. yat yat yat a.q. gücümü boşaltmam lazım. bi çok insan bu tarz iş yaparken yardım ister. hayır. bu 750 kg oduna benden başkası dokunamaz. o bana ait. ben çekicem. gidin başka odun bulun kardeşim. memlekette odundan bol ne var.
odun çekerken fotoğraf çekmenin mantığı nedir. şudur. hazır iyi fotoğraf çeken telefonu olan arkadaş ordan geçiyorken, o telefondan sonuna kadar faydalanıcaksın :p ve bence odun çekmek iyi bi hatıradır. hergün yaptığın bişey değil ki. yılda bi kez yapıyosun. eskiden, minikken, bu odun yığınının içinden çıkan birbirine geçmeli tahtalardan, içine hiç giremeyeceğimiz evler yapardık.. dışından bakarak mutlu olduğumuz. içini düşleyerek mutlu olduğumuz. gerçi, dere kenarında evi olan, bahçelerinde çok mutlu, çocuklarıyla güneşin tadını çıkaran, çimlerde koşan aileler de yapardık. ne çabuk geçti zaman.
2 Ağustos 2008 Cumartesi
gülümse bebeğim
senin gülmen daha güzel. o halde beraber güldüğümüzü düşünsene.
daha güzel bi gülümseme olabilir mi :)
olabilirse de o gülümseme sen olursun..
__________________________________________
__________________________________________