papatya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
papatya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2008 Cuma

sobaları kurdum

ben sıcaklardan şikayet ederken soğuk hava dalgası orospu tokatı gibi patladı yüzümde. orospu tokatı diye bişey mi var? bunu şu an uydurdum :) neyse.. üşüyom abicim ben. hele geceleri öyle bi soğuk oluyo ki. kıçının kılları donar resmen. bende bu sabah itibariyle evi kış moduna sokmaya karar verdim. bodrumdan sobaları ve gerekli alet edevatı çıkardım. odaların düzenini ayarladım ve sobaları kurdum. bu sobanın sıcağı iyi güzel ama işi çok berbat be abicim. bi tek kurması kalsa neyse. bunun bide sürekli kovalarını doldurcan, dökecen, çıkarcan, indircen oooff offf.. yazın bunun bi de 750 kg organik odununu indirdim bodruma. (kış boyunca yukarı taşıyacağımı bildiğim halde yaptım bunu) iyi ki kömürü ben indirmedim. bi de sobalı evde büyüyüpde bi tarafını yakmamış çocuk yoktur. bunlar genelde ufak yanıklardır, biraz su toplar geçer sonra. (bizim bi akrabanın psikopat bi çocuğu vardı, bu sobaya sarılmış bi kere, öküz. baya bildiğin sarılmış. neyseki fazla yanmıyomuş soba, ucuz atlatmış) bununla da bitmiyo tabi. sobadan sızan ve bir kimyacı gibi gururla söylediğimiz "karbonmonoksit"den her kış bi çok aile toplucana can verir. bu kötü yanın tek iyi yanı toptan ölmek, ohh anam öldü babam öldü derdi yok. ondan sonracığıma baca temizlemesi var, silkelemesi var. kömürlük o kadar tozlu ki, yüzüme atkı sarıp giriyorum. ya değilse ağzımın içi, boğazımın deliği bile havadaki kömür tozu oranının yüksekliğinden olsa gerek, simsiyah is oluyo. yukarı çıkıp lavobaya bi tükürüyorum. simsiyah :) atkı çözümünü iyi buldum. atkı koruyo tabi, hiç bişey olmuyo.

sobanın güzel taraflarıda var tabi. bi kere iliklerine kadar, istemediğin kadar ısınırsın. ısınmanın gerçek anlamını öğrenirsin. üstünde kestane pişirirsin, çay yaparsın, ekmek kızartırsın, her boku yaparsın. çamaşır kurutursun, üstünde her daim bi güğüm durur ve sıcak suya erişim kolaylaşır. ufak tefek elinde kalan çöpü içine atıverirsin (yediğin çikolata kağıdı, cebinde kalan ufak fişler, burnunu karıştırıp çıkardığın sümük vb.), kuzinesinde patates pişirirsin, börek pişirirsin nefis olur. mesela bu ilk günün şerefine patatesleri doldurdum içine. pişirdim. yanına peynir offf. koy içine erisin. üstüne baharat. acılı domates sosu..nefis oldu. turşuları yeme zamanı geldiğinde daha da bi nefis olur :)
(biliyorum, az önce küfürleri saydırdın.. banane? umrumda değil. ben patatesimi yemişim arkadaş, ne umrumda olcak)

sobası olmayan arkadaşlar canları böyle şeyler çekerse buyursunlar gelsinler. onlara da yaparız. ama malzemeleri kendiniz getirin lan. ben sobayı kurayım, 750 kg organik odun çekeyim, uğraşayım o kadar, kovaları doldurayım, yakayım, hazırlayım, pişireyim, sizde gelin yiyin. YEK YEA! aş evimi lan burası.

ama sen gel papatyam. sadece gel. ben kendi ellerimle yediririm sana. kestaneleri senin zarif ellerin yorulmasın diye ben soyarım sana. minik minik yediririm. patateslerin sıcağından elin yanmasın diye onlarıda ben soyarım yediririm sana. sonra sarılır uyuruz sıcacık. sobanın yanına kıvrılıveririz kediler gibi. mışıl mışıl. şu inadını bi bıraksanda kavuşsak. bırak artık şu inadı be!

bu arada bizim odadaki soba öyle bi yandı ki, üst demiri kızardı. o an düşündüm ki. buraya sinir olduğun insanları oturtacan. off ne biçim olur. seni kastedmiyorum meleğim, korkma :) sana da sinir oluyorum bazen ama tatlı sinir o. mesela lisede ki resimci ibnesini oturtacan. hakkımı yemişti şerefsiz. evet ben acayip kinciyimdir. 8 sene kadar önce adam bana not konusunda haksızlık etti diye düşündüğüme bak. ama harbiden sokakta karşıma filan çıksa yaşlı filan demeyip dalacam. başka kimi oturtabiliriz? serdar ortaç'ı. kesinlikle onu oturtmalı ve yanışını seyretmeliyiz. yüzünü bastırmalıyız sıcak yüzeye ve o iğrenç sıfatının nasıl eridiğini zevkle izlemeliyiz. sobanın sıcağı başıma vurdu galiba. nerden nere geldim. neyse soba konusuna döneyim.

bu sobayı yakmakda öyle her yiğidin harcı değildir ha. beceri, tecrübe ve dikkat ister. bi de sobayı tanımalısınız. her soba aynı olmaz. insan gibidir bunlar. hepsi ayrı bi çeşitdir. mesela içerdeki sobayla bizim odadaki soba çok farklı karakterlere sahiptir. ikisinede aynı muamaleyi yapamazsınız. sobayla yakınlaşmalısınız. onun ruhunu hissetmelisiniz. huyunu suyunu bilmelisiniz. ya değilse iyi geçinemezsiniz. hep sorun çıkarır size. onu anlamalı, ve alttan almalısınız. sevmelisiniz onu. (ve soba stickman'i ele geçirmiştir. sıcaklığı sayesinde beynini sulandırmış ve ağına düşürmüştür. stickman'in mutfağından bi tıkırtılar gelmektedir... kapamıyacam ben bu parantezi. açık kalsın. papatya filan gelir belki, sonra parantez dışında kalmış olmasın kızcağız. üzülürüm.

21 Eylül 2008 Pazar

DOKTOR ÇAĞIRIN!

güneş girmiyor diyorum ulan çağırsanıza. fena hastaydım bi kaç gün önce, hemen dedim ki kendi kendime; şimdi yanımda olsa bana bakardı, hemen iyileştirirdi beni. hemen bilirdi neden hasta olduğumu, beni nasıl iyileştireceğini bilirdi. aslında bi kerecik öpse bile iyileşirim ben. ne güzel olurdu. çorba filan içirirdi bana, üstümü örterdi üşümeyim diye. serum filan da bağlayabilirdi ne yapsa razıyım. boynumda tutulmuştu biraz, hafifde masaj yapardı zarif elleriyle.. neler söyledim böyle, kişisel ihtiyaçlarım için istiyomuşum gibi oldu. ama normal ya, hastalıktan çıktık. aslında tam olarak çıkabildiğimden emin değilim, bu sabah yine kendimde bazı belirtiler tesbit ettim. (tuvaletteyken, anlatmıyım şimdi) off ulan off, hastayken daha bi onsuzluk çöküyo üstüme. keşke yanımda olsaydı, semptomatik tedaviye bile razıyım. sağlık karnemin süresimi doldu ki yine? o yüzden gelmiyo olabilir mi acep. bi daha bi uzattırayım ben o süreyi. brokratik işlemler... ne macera ne macera...

16 Eylül 2008 Salı

23

başına "iyi ki" koyulan cümlelere gerek yok. zira doğumumun dünyaya hiç bi faydası olmamıştır. tam tersine zararı olmuştur. zaten eylülde doğmak nedir ki? .... doğa yavaş yavaş ölmeye başlıyor, sen doğuyosun. ne gerek var... hem boşu boşuna hava, su, elektrik, yemek filan tüketmişimdir. ayrıca ben olmasamda küresel ısınma olurdu. ben olmasamda fatih akın filmlerini çekmeye devam ederdi. yani ben olmasamda dünya şu ankinden farklı olmazdı. kobe basketlerini atmaya devam eder, sevgililer yine caddelerde el ele dolaşırlardı. ayrıca bu kadar sene dünyaya en ufak bi faydam olmadığı gibi kendime de en ufak bi kıyağım olmamıştır. lan dünyaya bi katkımız yok, bari daha fazla sömüreyim onu, çeşitli atraksiyonlara gireyim filan durumları da olmamıştır. boşu boşuna geçip gitmiştir ve gitmektedir yıllar... ziyan olmuştur ve olmaktadır her güzel gün. belki de tek iyi şey ona teğet geçmektir. az bi zaman bile olsa dinleyebilmektir onu. göremesende aynı şehrin havasını solumaktır iki gündüz bir gece. onun şehrinde onsuz üşümektir. sadece teğet geçmiş olsa bile, tek güzel şey, tek yaşanılabilir "O"dur. sadece bu yüzden bile, başında "iyi ki" olan cümleler kurulabilir. ona teğet geçmek bile güzeldir. sadece bunun için bile yaşamaya değer.

14 Eylül 2008 Pazar

1 ay

bir ay oldu be. koskoca bir ay. dile kolay. bombok bi ay. belki de bundan sonra geçecek kötü ayların başlangıcı olarak şimdiye kadar geçen en berbat ay. boşa geçen ayların içinde en yazık olan ay.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

yaptığın şeyin boyutlarının farkında bile değilsin. bu yaptığına bi isim bile bulamıyorum. bazen karşındakinin bi insan olduğunu unutuyosun sanırım. bu insana ne yaptığının farkında değilsin. ama emin ol bi gün anlıyacaksın. ve üzgünüm ama çok üzüleceksin, üzülmediğini sansan bile çok üzüleceksin. içten içe bunu bildiğin halde kendini kandıracaksın, bazı şeyler yaparak, hayatında bir takım değişiklikler yaparak kendini cezalandırdığını sanacaksın. ne yaptığının farkına varman umarım çok geç olmaz ve herşey için de çok geç kalmış olmazsın.

2 Ağustos 2008 Cumartesi

gülümse bebeğim

"-senin gülmen çok güzel.. hep gül.."

senin gülmen daha güzel. o halde beraber güldüğümüzü düşünsene.
daha güzel bi
gülümseme olabilir mi :)
olabilirse de o gülümseme sen olursun..
__________________________________________

"Aralarında, kelimeleştiremedikleri düşüncelerin var olduğuna inanıyorlardı."
tutunamayanlar
__________________________________________

anlamlandıramadığın, adlandıramadığın