kardeşimle konuşurken yaptığımız telaffuz hatalarına çok gülüyoruz ve nedendir bilinmez mehmet ali birand kadar olmasa da sık sık telaffuz hatası yapıyoruz. o ufacık bi telaffuz hatası ağzımızdan çıktığı an karşı tarafın bunu asla affetmeyeceğinin, ölümüne dalga geçip güleceğinin ağır baskısı bir saniye içinde çöküveriyor bünyeye. ama insan kendisi de gülüyor sonra fakat şöyle bi içten içe de gülme lan yavşak! tepkisi ve ufak bi sinir de oluşuyor.ben yine daha hoşgörülüyüm ama bu piç en ufak bi hatayı bile affetmiyor, kulaktan kaçırmıyor. bazen o telaffuz hatasında hemen söylemiyor bunu. oh lan diyorum içimden. yakalayamadı, duymadı veya ciddi bir konu anlattığım için hoşgördü diye ufak mutluluklar yaşıyorum kendi içimde ama o öyle kurnaz ki! konuşmamı bitirmemi sabırla bekliyor çünkü konuşma ne kadar sürerse o kadar ağır bir darbe olacak bu benim için. lafımı bitirdiğimde bi kaç saniye donuk bi ifade ile bekledikten sonra yapıştırıyor hatalı telaffuz ettiğim kelimeyi suratıma. bazen ben de aynısını ona yapmıyor değilim bunu itiraf edeyim. çoğu zaman beraber kopuyoruz ama bazen de sinirlenip lan siktir sana bişey anlatılmaz olum! diyip uzaklaşıyoruz. ehehe. bence biz kardeşimle filmlerdeki, kitaplardaki sıradışı süper kardeşler gibiyiz lan. prison break'den lincoln-michael gibi. bi behzat-şevket, bi david-jasper caine, bi ryan-cyril o'reily, bi raymond-charlie babbitt gibi. maaşallah diyin.

