17 Nisan 2008 Perşembe

yaşadığın şehir

şafak söküyordu, hiç görmediğim yerlerdeki uzaklara baktım soğuk camın ardından. sonra sana bakıyordum elimdeki fotoğrafından. çok az kalmıştı bu gülümsemeye kavuşmaya. çok az kalmıştı elini tutmaya ve çok az kalmıştı sımsıkı sarılmamıza. çok az kalmıştı yanında olmaya. beyaz örtü kaplamıştı heryeri. gün doğdukça tipi geçti, ilerledikçe beyaz örtü yavaş yavaş kayboldu. sürekli ileri bakıyordum. ilerdeki yollara bakıyordum. kenardaki dağlara bakıyordum. sende bakmıştın demi bu dağlara.

uzaktan geldim, yaklaştım. yaklaştıkça belirdi şehir. işte yaşadığın şehir. işte orada bi yerdesin. ne yapıyosun acaba. koskoca şehre bakarken yavaş yavaş yaklaşmak sana. her yanda senin izini bulmaya çalışmak. zor bi yoldu ve alışık değildim ben yolculuklara. ama öyle bi umutduki içimdeki, öyle bi sevgiydi ki, öyle hayaller kurmuştum ki. gülümsemeni düşündüm hep. evet, içindeydim şehrin. işte senin gördüklerin. senin gördüklerine bakıyordum, gerçekten heyecan verici. işte senin yürüdüğün sokaklar, senin bastığın taşlar. kafamda canlandırıyorum buralara nasıl baktığını, şu yollarda nasıl yürüdüğünü. çok yakındım sana. hiç olmadığımdan ve belkide bi daha olamayacağımdan daha yakın. gözlerim seni arayarak yürüdüm yollarda. hemen ulaşmak ve seni beklemeye başlamak istedim. bi şekilde ulaştım sana. işte burdaydım. seni beklemeye başlamak istedim hemen ama sen git dedin. hayır dedin. ben bekledim ama sen gelmedin.

Hiç yorum yok: