19 Ağustos 2013 Pazartesi

eskişehir'de sıcak saatler!

3 hafta önce bi pazar günü dünyanın en anlamsız ve mantıksız nedeniyle eskişehire gittim. daha doğrusu 4 kişilik bir grup beraberinde gittirildim. 4 saat sonra da geri döndüm. başıma neler geldi neler... isal olup sokaklarda sağa sola sıçmadığım mı kaldı... bunu yaptım diye civar esnafının beni dövmediği mi kaldı... o iğrenç yolları ve kaldırımlarında düşüp de kafamı yarıp acile gitmediğim mi kaldı... daha neler neler.
tamam tamam salladım. bunların hiçbiri olmadı ama belediyecilik açısından sürünen, engelliler kaldırıma "kolay" çıkıp insin diye yapılan rampalarda engelsiz insanların bile düşeyazdığı, abuk subuk yolları olan sokaklarda güneşin altında deli sikmiş gibi dolanırken anadolu üniversitesinin girişinden biraz ilerde karnımda acayip bi gurultular başlamasın mı? başladı valla. dedim ben biliyom bunu. bunun sonu belli ama içimden bi ses de yok be oğlum sıcaktan oluyordur dedi. biraz gezeyim dedim. bi sokak görüyom ora giriyom eneee burda ne var ki diyip başka bi sokağa giriyorum eneee burda ne var ki... nasıl bi şehirse artık sanki şehir değil de devasa bir kampüs gibi. heryer kafe, börekci, tostcu, köfteci, fast food, pub, simitci, kahveci, gazozcu... bu tarz yerlerle dolu. öğrenci şehri denirken bu kadar da olacağını tahmin etmiyordum. neyse böyle böyle gezerken artık iş iyice şiddetlendi ve bunun amansız bir isal nöbeti olduğunu iyiden iyiye anladım. barlar sokağı gibi bi yerdeydim. hemen bir tuvalet bulmalıyım diye düşünürken şiddeti arttı ve beni iyice zorlamaya başladı. işimi rahatca görebileceğimi bildiğim tek tuvalet pek de yakında olmayan gardaydı. unutmayın, en yakın tuvalet bildiğiniz tuvalettir. kan ter içinde kalmış bi şekilde eğile büküle eğile büküle yürüyerek gara doğru ilerlemeye başladım. orda garın ilersinde bi köprü var. tam oranın gar inişi tarafında öyle bi sıkıştırdı ki... dedim oğlum tamam. bu iş buraya kadar. öyle bi noktaya geldi ki ne olacaksa olsun hiç bişey umrumda değil. buraya, evet tam olarak buraya, bunca insanın içinde kaldırımın ortasına çömdürecem dedim. internette videolarını izlediğimiz, markette ve asansörde sıçan insanları yadırgadığım için kendimden utandım. belli ki onlar da benim gibi böyle zor bi durumda kalmışlardı da koyvermişlerdi kendilerini. neden geldim ben buraya? napıyorum burda? ne işim var burda? şu an ne güzel evde uyuyordum gibi kahırlar yaşarken bilmediğim bi şehrin ortasında götümün patlayıp her tarafın bok olmasından korkuyordum. neyse o an nasıl olduysa geçti ve gara kadar zar zor dayanabildim. gittim tuvalete bozuk para yok. adam bozdur diyor. bi o yana koştum bi bu yana koştum bozduramadım. tekrar geldim. abi çok zor durumdayım dedim. tamam geç dedi geçtim. ordan sonrasında ayrıntıya girmeyim ama motor tam bozulmamış. az bozulmuş. dünyanın en güzel 5 dakikasını geçirdikten sonra dönüşte parasını vereceğime dair tuvaletciye güven veren sözler söyleyip gardan ayrıldım. boynumda zenitimle eskişehir sokaklarında güneşin altında tekrar yaldır yaldır dolanmaya başladım. az önceki elim ve vahim olaya tekrar maruz kalmamak için bi mekandan yarım çay bardağı kadar sıkılmış limonun içine bi kaç çay kaşığı kahve atıp bana vermelerini rica ettim. bu garip isteğimi biraz zor anlamış olsalar da başardılar. sonra biraz daha yaldır yaldır dolaşıp zenitimle güzel olduğundan emin olmadığım fotoğraflar çektim ve tuvaletciye parasını verdikten sonra trene yetiştim. çok zor anlar yaşadığım bu garip şehre veda ettim. hoşçakal dedim eskişehir hoşçakal... seni hiç unutmayacağım. az kalsın sen de beni hiç unutmayacaktın. çünkü içine edip gidecektim. iyi yırttın dedim.
hazır konu isalden açılmışken söylemek istediğim bişey daha var. (hazır konu isalden açılmışken mi?!!?!?!) bilgisayarımda fotoğraflarımı koyduğum klasörün içinde bi alt klasör olarak "isal olduğum gün" isimli bi klasör var. içinde de akşamına isal olacağımı bilmeden mutlu mesut geçirdiğim bi günün fotoğrafları var. baktıkça kendime acıyorum. yalan lan. pek de mutlu mesut geçirmemiştim. öyle normal, sıradan bi gün geçirmişim işte. hatta o gün orada otururken stadda basketbol oynadığımız bi abimizle karşılaşmıştım. el ettim abi gel dedim. bana konyaspor'un alt yapısından tut da ıvırına zıvırına kadar herşeyi anlattıydı. çağırmaz etmez olaydım. konusu tamamen bok olan bi yazı okudunuz arkadaşlar sizi de ayrıca tebrik ederim. bunu hiç beklemiyordunuz değil mi!

6 yorum:

NÖM dedi ki...

Şu sıralar beni en çok ilgilendiren konu bok, Eskişehir zaten ilgilendiriyo; bi de sen varsın işin içinde; tam üçü bir arada.

Ne güzel lan elalem gidebiliyo ben gidemiyom eskişehire.

JG dedi ki...

valla ne yalan söyliyyim, beklemiyordum lakin fena da olmadı. güldüm lcvjkb

JG dedi ki...

ama çok iyi anlıyorum:(((((((( (anıları gözünde canlandı)

stickman dedi ki...

NÖM, sen de gidebilirsin niye gidemeyesin ki. hatta sana şu kadarını söyleyim; ben gittiysem herkes gidebilir :D

JG, demek sen de böyle bi durum yaşadın :( insanın kendi kendine istemsiz olarak yaptığı daha işkence gibi bi durum daha yoktur herhalde.

Elf Fiend dedi ki...

Sen simdi birakirsin bokunu Eskisehir'e. Sonra orasi bocek dolar, bocekler polenleri yayar etrafa, etraf cicek olur, mis kokar. Olur yani, yakisir Eskisehir'ime...

stickman dedi ki...

hayata olumlu bakmak diye işte buna derim :)