29 Haziran 2010 Salı

ısrarcı ve yaşama sevinci

Yıllar içinde duyma ve görme duyusu çok düşük seviyeye inmiş olan bu kadının yaşama olan bağlılığı beni benden alıyor. yaşama olan bağlılık dediysem bi telefon açmaktan bahsediyorum. çalan bir telefonu açmaktan. belli ki hattımızın ucunda ısrarcı biri var. bunu 30 kez çaldırışından anlıyoruz. ekrandan kim olduğunu gördüğümde benim dünyam dışında biri olduğunu anlayıp ilgilenmiyorum. ama unuttuğum bişi var. yaşama sevinci. 25. çalışta işittiği sese doğru ilerleyip telefonun çaldığını anlayan bu kadın (yaşama sevinci), karşıdaki kişinin söylediklerini duyamayacağı, dolayısıyla anlayamayacağını bildiği halde, tüm şaşkınlığımın arasında hiç tereddüt etmeden telefonu açıp bana doğru uzatıyor. o an sinirim akıl almaz bir hızla inanılmaz seviyelere yükseliyor. bu kaosu yaşarken hattın diğer ucundaki ısrarcının bağıran alooo sesini duyabiliyorum. telefonu alıp ÇAATT diye kapattıktan sonra yaşama sevincinin üstüne yürüyerek ve çenemi yukarı kaldırıp başımı sağa sola zenci tavırlarla sallayarak müthiş dizi ingilizcemle -vatdı fakiyudoing biiiiiç! diyesim geliyor ama kültürel yaşamımız, yetiştirilişimiz, değerlerimiz ve içimdeki sevgi bunu yapmamalısın diyor. bütün bunları saniyenin onda birlik bi bölümünde dehşetle yaşıyorum.

hattın ucundaki ısrarcı bir zafer kazanmışcasına yüksek sesli bir ALO daha savuruyor bana doğru. bu aloların suratıma çarpıp kırıldığını hissediyorum. telefonu alıp -sayın abonemiz, bu bir blog kaydıdır, aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiziniz... demek yerine sadece -efendim? diyorum. bunu duyan ısrarcı rahatlıyor. yaşama sevinci ise görevini tamamlamanın verdiği huzurla, yavaş ve kendinden emin adımlarla yerine dönüyor. olan yine bana oluyor.

1 yorum:

Daçe dedi ki...

euheuhe oldukça yaratıcı sevdim bunu :D