8 Nisan 2011 Cuma

arada bir manavgat'a giden insanlar

toplumumuzun içinde arada bir manavgat'a giden belli bi insan topluluğu var. gerçekten. ve bunlar birbirinden çok alakasız insanlar. hiç biri tamamen orda yaşamıyor. sadece arada bir gidiyorlar. hatta manavgat'da yerleşik yaşayan insan olduğunu sanmıyorum ben. öyle bi yer manavgat. ne var şu manavgat'da anlayamadım gitti. birileri sürekli; geçen gün manavgat'a gittim... diyor. işte ben de geçen hafta manavgat'daydım... diyor. ordan da manavgat'a geçtim... hafta sonu manavgat'a gideceğim... gibi pek çok cümle duyuyorum. kelimeye yabancılaşıyorum. manavgat bu kadar çok kullanıldığında kelimeye karşı bi hırdavat imajı oluşuyor bende. manavgat hırdavatla ilgili bir kelime gibi geliyor bana. sürekli manavgat'a gidip duran insanların ağzına penseyle vurasım geliyor. ayrıca yeri gelmişken söyleyeyim; hırdavatçılığı da severim. hırdavatçı dükkanlarına bayılırım. arada bir şehrin hırdavatçılarının yoğunlaştığı bölgeye giderek orayı gezerim, dükkanlara bakarım. ne kadar çılgınca öyle değil mi?! mesela burda bi hırdavatçı var. dükkanın ismi yok yok. yok yok hırdavat. ne kadar güzel demi. hakikaten yok yok. hırdavatla ilgili ne ararsan bulabiliyorsun. mesela ben küçükken bi ara pazarda arabacılık yapmak istemiştim. ordan 4 tane teker almıştım demir bi pazar arabasına takmak için. başka hiç bir yerde bulamamıştım. neyse bu arabacılık olayı çok ilginç. onu sonra detaylıca yazıyım hatta üşenmezsem çiziyim. iyi fikir. ulan ne olaylara girmişim zamanında. arabacılık filan. gerçi kereste sanayisinde çalışmak, su satmak, simit satmak, arkadaşla bisiklet tamircisi dükkanı açmak, sokakta bisikletle dolaşarak futbolcu çıkartması satmak gibi çeşit çeşit girişimcilik ruhu sergilediğim çılgınca dönemlerim de oldu. çılgın bir çocukmuşum hakkaten. geçmişe bakınca bunu görüyorum. nerdeeen nere. nasıl bu hale geldim. şimdi ben çalışmaya karşıyım. ha tamamen çalışmamak değil tabi. yani günümüzdeki gibi insanların acımasızca saatlerce çalıştırılmasına gerek yok bence. ne bileyim tarlalarımızı ekeriz, toprakla uğraşırız, yaşayacağımız kadar ekmeğimizi çıkarırız. gerisi hiç yoktan dert. gerçi biraz düşününce de gerek var gibi geliyo ya :/ mesela film izlemekten, nba playoff ve finallerini izlemekten vazgeçemem gibime geliyor. e film çekilmesi için bi ton şey lazım, sonra nba desek, oyuncuların formaları, ayakkabıları falan derken. sonra maçların tv yayınları, o yayınlar için gereken reklamlar, e reklamlardaki ürün ve hizmetler falan filan ooofff. evet lan lazım sanırım çalışmak. neyse ya çalışın çalışın. çalışan demir ışıldar. ha belki ben ışıldamak istemiyom o ayrı. küflü demir olmak istiyom belki. zaten eski şeyleri severim. sürekli eskiye, eskilere, eski zamanlara karşı bi özlem halinde yaşarım. neyse konu çok dağıldı. biraz da saçmaladım. radyasyonlu yağmurlar yüzünden olabilir.

2 yorum:

fonetik kaktus dedi ki...

manavgat'ta yerleşik ikamet eden insanlar var!!! örneğin dayım 3 yıldır orada ikamet etmekte. halam keza, bir zamanlar manavgat'ta otururdu.

ben de haliyle arada bir manavgat'a giden insan pozisyonundaydım. içinden dere geçen, bol turistli, küçük bir yer, pek bir numarası yok:) yine de side'ye filan yakın olduğundan gidip görebilirsiniz. ama bence oralar pek de güzel değil açıkçası, başka gidip görülecek bir sürü yer varken gidip manavgat'a gitmeye gerek yok yani.

stickman dedi ki...

aslında bu yazıyı yazmama sen neden oldun. bardağı taşıran son arada bir manavgata giden insandın sen. senin blogda görünce arada bir manavgata gittiğini sen de mi dedim be, sen de mi fonetik kaktüs. çıldırdım ve bu yazıyı yazdım. giden bi yakınım anlatmıştı. çok ve acayip böcekler varmış orda. ben 10 dakika bile duramazmışım. öyle dedi. bende böcek fobisi vardır da. ha 10 dakikanın altında bi süre durmak için de gidilmez o kadar yol. mecbur kalmadıkça gideceğimi sanmıyorum manavgat'a. ayrıca burdan manavgat'ta yerleşik yaşayan vatandaşlarımıza saygılar sevgiler gönderiyorum.