24 Nisan 2011 Pazar

zenit gündüzü

güneş ışınlarının çok yatay geldiği şu zamanlarda garip ruh hallerine bürünürüm bazen. günün öğleden sonrası ve akşam üzeri arasında ilginç bi zaman dilimine denk gelir bu anlar. inceden nostaljik takılırım. ama girdiğim ruh halini şu an net olarak tanımlayabilecek cümleler kurmakta zorlanıyorum. ama kötü bişey değil, hoşuma giden bişey. sadece geçeceğini bildiğim ve hiç geçmesini istemediğim için üzülerek yaşıyorum bu anları.
perdeleri açtım mesela. hiç yapmadığım şeydir. bazı insanlar gündüz perdeyi açmadan duramaz. hiç anlamam o insanları. ne var duramayacak. of karanlık oldu içim daraldı derler. ne alaka! beni hiç rahatsız etmez perdelerin kapalı olması. ben dururum. hatta bundan hoşlanırım. nerde açık bi perde bulsam gider hemen kapatırım. ama bu kez perdeyi açmak geldi içimden. kalktım ve açtım. bi manzarası olduğundan değil. açasım geldi açtım kardeşim. karşıdaki binanın rengini seviyorum aslında. ve bi kısmına güneş vurunca bence güzel bi görüntü oluşturuyor. dedim ki ben bunun bi fotoğrafını çekeyim. ama kardeşim dijital makineyi götürmüş. cümlede geçen dijital kelimesi dandik fotoğraf makinemizi nasa teleskopu gibi algılamanıza neden olabilir. yanılgıya düşmeyin. zaten bataryası filan yarrağı yemiş durumda dandik bi makina. neyse kardeşim bu makineyi götürmüş işte. hemen kitaplıkta duran zenit takıldı gözüme. aldım zeniti elime. başladım vizörunden bakmaya. kelimeye bak vizör. ortama nasıl da amatör fotoğrafçı havası getirdi küçücük kelime. oraya bakıyorum buraya bakıyorum. sonra boynumda makine içeri gittim. annemin yanına oturdum. anne dedim bak bu zenit. zenite demedim bak bu anne. nerden bilsin zenit anneyi. bununla nasıl fotoğraf çekileceğini makine üzerinde detaylarını da göstererek anlattım anneme. aslında biraz salladım. çünkü bazı ayarlarının nasıl yapıldığını unutmuştum. hem sallasam da nerden bilecek annem. ama vicdan azabına düştüm ve bi süre sonra itiraf ettim anneme unutuğumu. tee kaç sene oldu bunu kullanmayalı. ama içinde film var. ve 15 tane de fotoğraf çekmişim. ne çektiğimi hatırlamıyorum. umarım acayip şeyler çekmemişimdir. neyse sonra bununla çekilen bi fotoğrafın nasıl basılacağının tüm aşamalarını anlattım. karanlık odaya atılan ilk adımdan hocanın saatler sonra gelip bana; çık artık zehirleneceksin! dediği kısmına kadar. (buradan fotoğraf sanatı için zehirlenmeyi gözealan bir sanatsever olduğumu zeki olanlarınız hemen anlayacaktır)(yukarıdaki fotoğrafı daha sonra çektiğimi de zeki olanlarınız hemen anlayacaktır)(tabiki de hepiniz çok zeki insanlarsınız) tabi bunları sallamadım. çünkü hepsi aklımdaydı. tamam tamam sadece filmi yıkamak için kullanılan kimyasallarının ne oranla karıştırılacağını unutmuştum. sonra bu makineyi bana gönderen arkadaşım geldi aklıma. ankaradan bi arkadaşım göndermişti. meliha. ama ben ona kısaca mel diyordum. "kısaca mel" demiyordum. "mel" diyordum. aslında böyle dememi o istiyordu hatırladığım kadarıyla. isimleri kısaltarak söylemek gibi bi özelliğim yoktur benim. vay be ankaradan bi arkadaşımın olması... konyayı bitirdim çünkü. heryeri bitirdim. bi ankara kalmıştı. 2. sınıfta seçmeli olan temel fotoğrafçılık dersini seçmiştim ve bana makine lazım demiştim. al sana makine dedi. kurban olurum. ne tesadüf ki o an annemin de gelmiş aklına o arkadaş. -görüşüyor musunuz? dedi. -bazen dedim. "bazen" tuhaf bi kelimedir. yani ne kadar bazen? nerden bileceksin ki ne kadar bazen olduğunu. aslında bir gün öncesinde biraz konuşmuştuk o arkadaşla. ama pek istekli konuşmadı benimle. -ya tamam hadi git... der gibi konuştu. sana o kadar makine gönderdik, daha ne istiyorsun be adam sus artık!... der gibi konuştu. zorla konuştu yani. canı sıkkındı sanırım. neşeli bir ortam oluşsun diye espriyle girmeye çalıştığım konuşmaya eski trt programı sunucusu tonunda cevaplar verip kaymakamlıkta çalışan nüfus memuru ciddiyetinde kısa bir soruyla karşılık verdi. bu soru, nasılsın? dı. tabi ki hiç kızmadım ona. zaten neden kızayım. nasılsın diyen insana kızılır mı. kızılmaz. sevilir. az bişi konuştum ve gittim. çünkü eskiden böyle değildi. sonra onu da kandırıp üzdüler. ve hala üzülüyor. sanırım onunla sonsuza kadar 5-6 aya bir (bazen) kısa diyaloglarımız olacak. hepsi de aynı olacak bu diyalogların. yine zorla konuşacak. ama bi gün o makineyle çektiğim fotoğrafları üşenmeyip, okula gidip, hocadan anahtarı alıp hem de büyük kağıtlara basıp ona göndereceğim. belki de eve kendi karanlık odamı kurunca yaparım bunu ki bu çok uzun yıllar sonra da olabilir ama olsun daha iyi olur. paketi alıp açtıktan sonra fotoğraflara bakarken mutlu olacak, o fotoğraflar çok boktan da olsa üzüntüsü geçecek. en azından beş dakikalığına geçecek.

5 yorum:

Libby dedi ki...

küçük ergen edasıyla "apartmanın rengine kalp" diyesim geliyor. ve dedim gitti zaten.

Mjora dedi ki...

aynı insanları ben de sevmiyorum kardeşim , illa ki perdeler açılıp içeri hava girecek filan(giren hava da toz öbekleri halinde içeri doluşan hava)...belki ben havasız kalıp o loş , öğlen ışığını seviyorum...belki de tamamen perdeleri çekip bir gece atmosferi yaşamak istiyorum ve böylece gece süresini uzatmış olmak istiyorum...

bir de bütün gece boyunca bir binanın hatlarını izleyip sabah olunca da bir boka benzemediğini anlamak garip bir mutsuzluk hadisesi doğrusu sana oluyor mu bilmem ama :)

takkerman dedi ki...

oh yeni bi şey öğrendim. zenit. yahu kendimi acayip cahil hissetmiştim. sanki herkesin bildiği bi tek benim bilmediğim bişey gibi geldi bi an. antikamsı fotoğraf makinası markası ha. valla ister inan ister inanma bizim ailede en az 6 yıldır fotoğraf makinası alma muhabbeti yılda bikaç kez olur. ama hala bi fotoğraf makinamız yok. evet öyle bi tutkumuz olmadı hiç. çok acı ya. hep başkalarının çektiği fotolar vardır bizde=)
ya bu arada o fotoğraftaki apartman senin odandanmı yahu. şaşırdım:) halbuki bambaşka bir mekanda hayal etmiştim bulunduğun yeri :)
bu arada benim odanın manzarasını göndereyim sana.
http://i1104.hizliresim.com/2011/4/28/1199.jpg
bi de:
http://i1104.hizliresim.com/2011/4/28/1235.jpg
dağlık bi yerde yaşıyorum ama şehir merkezine 30 dk uzaklıkta =))

GEZİ/YORUM... dedi ki...

Anlatım çok güzel teşekkürler keyifliydi okumak...

stickman dedi ki...

Libby, küçük ergenler öyle mi konuşuyor :) bilmiyordum. renk çok sıcak. baktıkca içim ısınıyo desem yeridir. yan apartmanın bizden iyi olan özelliklerinden yanlızca bir tanesi. ühühü

Mjora, odanın havasız kalmasını istemem ben, pencereyi açarım ama perdeyi yine çekerim. böylece perde kapalı bi şekilde oda gayet güzel havalandırılmış olur. ama bunu yapamayan, perdeler kapalıyken içini sıkıntılar basan insanlar var maalesef ve onları asla anlayamayacağım. ikinci dediğin olmuyor bana çünkü binanın temelinin kazılışından son tuğlasının koyulmasına kadar izlediğim için olmadı öyle bişey :) ama daha önce bilmediğim bi yere gece gitsem ve bi binayı sabaha kadar incelesem olur mu öyle bi durum bilemem :)

takkerman, acilen alın bi fotoğraf makinası. fotoğraf güzel şey. benim bebekliğime, çocukluğuma ait çok az fotoğrafım var. ortaokul, lise dönemlerinde de yok denecek kadar az. üzücü bi durum tabi. evet fotoğraf benim odamdan :) sen nasıl bi mekanda yaşadığımı düşünmüştün :D sen cennette yaşıyormuşsun valla. yeşillik, araba gürültüsü yok, çoluk çocuk gürültüsü azdır, havası temiz, az insanlı, bol oksijenli, kalabalıktan uzak, sessiz. ılıman iklim. nefis. güyya ben şehir merkezinde yaşıyorum ama merkezin merkezine yürüyerek gitmem bi 20-25 dk sürüyor.

gezi/yorum, rica ederim :)