2 Nisan 2011 Cumartesi

1,98

her zaman tuhaf haraketleri vardı ama üniversitede geçirdiği 6. senesinde onun artık bir nebze de olsa olgunlaşmış olacağını ve tutarlılık göstereceğini düşünmüştüm. yanılmışım... zaten iki hafta önce onunla aynı dersi almış olduğumu öğrenince nasıl bir dönem geçireceğim kabusu beynime çökmüş, beni mutsuzluklara sürüklemişti. ama ilk hafta derse gelip, ikinci hafta gelmediğini görünce yine her zamanki gibi sonraki derslere de gelmeyeceğini düşünerek huzurla derse girme hayalleri kurmuştum. o gün kampüse varıp telefonumun saatine bakınca dersin başlamasına daha bir saat olduğunu gördüm. bu bir saati kütüphaneye gidip bir kaç spor, sinema ve toknoloji dergisi karıştırarak değerlendirmek istedim. tam kütüphaneye girerken telefonum çaldı. arayan oydu. bir kaç yıl önce bir hata yapıp telefon numaramı onunla paylaşmıştım. bana dersin saat kaçta olduğunu ve nerde olduğumu sordu. mal gibi doğru söyledim. 15 dakika sonra tüm iticiliğiyle başımda belirdi. 6 yıllık üniversite hayatı boyunca ilk defa girdiği kütüphaneyi şaşkın bakışlarla süzüyor ve sık sık tavana bakıyordu. çoğu insan ilk kez girdiği bir mekanda sanki yapının en önemli kısmı tavanmış gibi başını havaya kaldırıp tavanı uzun uzun inceler.
önümdeki dergilere elini vahşice sallayıp aldıktan sonra sayfaları geçiştirip kütüphanede konuşulacak desibelin çok üstünde bir seviyede; -NAAĞĞĞBEER LAAĞN! dedi. tüm bakışları üzerimize çekmiştik bile. takındığı bu tavır ve böyle konuşması beni sinirlendirmişti. bu herifi delicesine dövmek, ağzını burnunu dağıtmak istiyordum ama boyu 1,98 idi. bu yüzden onun huyuna giderek davranışlarını elimden geldiğince kontrol altında tutmaya çalışıyordum.

dergileri elinden alıp tekrar okumaya başladım. bu yine 10-15 saniye etrafa bakıp karışma oturduktan sonra okuduğumu gördüğü halde; -eee nağbııyon? dedi. -olum bi sus, dedim. önüne bi dergi ittim ve al oku dedim. dergilerin yeni sayı olduğunu görünce, aaa her hafta yeni sayısı mı geliyor diyerek şaşırdı ve karıştırmaya başladı. sonra gidip bir kaç tane süreli sağlık yayını bulup getirdi. onları karıştırırken bana baktı, parmağıyla dergideki iç organlar çizimini göstererek, -ohaaa lan karaciğere bak hayvan gibi... dedi. bi süre geçtikten sonra; -lan hadi sıkılmadın mı gidelim hadi... dedi. -sen git derste görüşürüz... dedim. ayağa kalktı ve kolumdan çekerek beni kaldırmaya çalıştı. bir kaç zorlu denemeden sonra pes etti ve gitti. daha doğrusu gider gibi yaptı. kütüphanenin salonlarını ayıran cam bölmeden yansımasını görüyordum. benim göremediğimi sandığı bir kitaplığın yan tarafına saklanmıştı. onu çaktırmadan izlerken yaklaştığını gördüm. amacı sessizce yaklaşıp masanın üstünde duran atkımı alıp kaçmaktı ve böylece benim de gelmemi sağlayacaktı. aniden yanımda bitti ve aynı anda atkıyı tuttuk. biri 22 biri 25 yaşında iki kişi türkiye'de bir üniversitenin kütüphanesinde atkı çekiyorduk. 3-5 saniyelik çekiştirmeden sonra artık atkı piç olmuştu. -amına koduğumun delisi tamam bırak geliyorum... dedim. zaten o kadar olaydan sonra içimde en ufak bir okuma isteği kalmamıştı. kütüphaneden çıkarken kenardaki bir masaya üniversitenin aylık kültür, sanat ve spor etkinlikleri hakkında bilgi veren ufak rehberlerden dizilmişti. elimi uzatıp bir tane aldım. bu hareketimi gören 1,98 aha lan bedava mı diyerek 4-5 tane aldı. -hepsi aynı zaten neden o kadar aldın? dediğimde ise aynen şunu karşılayacak bir şekilde güldü; "GUNİAHUHAHEGU"
yolda yürürken mümkün olduğunca yana kayarak ondan uzak durmaya, onu tanımıyormuşum gibi davranmaya çalışıyordum. sınıfa vardığımızda dersin iptal olduğunu öğrendik. bu haber beni hem sevindirmiş hem de üzmüştü. bu kadar sıkıntı çektikten sonra öğrenmem gereken önemli şeylerin olduğu dersin iptal edilmiş olması beni üzmüştü. beni sevindiren şey ise 1,98 ile beni yan yana tutacak hiç bir geçerli sebebin kalmamasıydı. okuldan çıkıp bir süre yürüdükten sonra 1,98 -hadi playstationda PES (bir futbol oyunu) oynayalım... diye bir teklif sunmuştu. ona bu oyunu bilmediğimi sadece bilgisayarda basketbol oyunu oynadığımı söyledim. gerçekten de öyleydi. bu cevabım karşısında beni kolumdan tutup zorla playstation oynamaya götürmesini beklerken; -peki kardeşim, hadi görüşürüz, kendine iyi bak... dedi. bu anlık değişimi beni öylesine mutlu etmişti ki onunla PES oynamaya gitmeyi bile düşündüm ama yine anlık bir değişim yaşayıp maganda hareketlere bürünmesinden korktuğum için fırsatını bulmuşken hızlıca yanından uzaklaşıp tramvaya binerek eve gittim. bazen çok iyi muhabbeti olan, salon dj'i olduğu için beni okulun basketbol maçlarına bedava sokabilen hatta maçları dj kabininden izlememi de sağlayan bu adamın bazı zamanlar neden bu maganda tavırlara büründüğünü hayatım boyunca çözemeyeceğim.

8 yorum:

Şirvan dedi ki...

Nedense yazını okuyunca o çocuğa acıdım. Belki de seni sandığından daha çok seviyordur ha ne dersin?

Tek Çorap dedi ki...

bazı insanlar "hayatla ve insanlarla dalga geçtikleri bir oyun varda ben mi bilmiyorum" dedirtebiliyorlar.

yazdığım cümleyi okudum da sanki şöyle olmuş:

1)bazı insanlar
2)geriyekalanlar
3)bazı insanlardan geriye kalanlar
-bu kadar kolay değil tabii- :)

takkerman dedi ki...

yüehh be. 1.98 boyundaki adamla takınılırmı. nereye gitsen hep o ilgi odağı olur. onun yanında aşırı pasif kalırsın. ama anladığım kadarıyla bu arkadaş hansonun teki. üniverstede ne insanlar varmış ya öyle. bende herkesi kültürlü, havalı tipler diye biliyodum :D

enginbah dedi ki...

"Oğlum iyiki kız değilim lan"

Okuduktan sonra verdiğim tepkiydi. Bol şans size :)

stickman dedi ki...

Şirvan, çok duygusal yaklaşmışın olaya :) bilmem ki, beni herhangi bir derecede sevip sevmemesini sanmak gibi bir durumum yok açıkcası :) sever beni sevmesine, okula gitmeyeceği bi gün beni tramvay durağında beklerken görüp okula gitmişti sırf can sıkıntısından, muhabbet etmek için mesela da işte yazıda anlattığım tarz maganda tavırları olmasa daha iyi olurdu :D

Tek Çorap, o cümleyi ben dedirttim sanırım :) ve evet var öyle bi oyun. ben gerektikçe oynuyorum. başka türlü geçmiyor hayat.

takkerman yok be naptın. ne alakası var boyla ilgi odağı olmanın :D biz zaten onla nereye girsek ikimiz de ilgi odağı oluyorduk :D hem günümüzde artık 1,98 öyle çok çok uzun bi boy değil. hele hele 89 nesli ve 92 sonrası nesil için hiç değil. hadi 92 sonrası nesil yediler danoneleri falan filan hepsi birer yao ming gibi dolaşıyolar ortalıkta :D ama bu 89'lular neden uzunlar aklım almıyor. ama o hanzo lafı olmamış. evet arada sırada maganda tavırları vardır ama kafa adamdır. üniversitede herkes kültürlü havalı tipler filan değil tabi. mesela bizim sınıfın yarısı köylüydü. ki köylü milletin efendisidir, başımızın tacıdır yanlış anlaşılmak istemem tabi ama ilginç durumlar olabiliyordu. ufak bi kültür şoku durumu. bunun dışında mesela fakülteye girmek için 5 yıl uğraşmış, üniversite 2'ye gelmiş prezervatif'in ne olduğunu bilmeyen koca kız vardı bizim sınıfta daha ne diyim ben sana :D öğrenecekler abisi. apaçileri, falan filan diğer tipleri hiç saymıyorum bile bak. ha bi de kızlarla aynı sıraya oturmayan bi tip vardı bizim sınıfta. bi sınav sırasında oturmak zorunda kalmıştı da başka bi arkadaşla yerini değiştirmişti :D üniversite hayallerini yıktıysam özür :D

enginbah, o derece mi çaresiz görünüyoruz yahu :D bol şans dileğin için teşekkürler ama kızlar bize hasta :p

lust dedi ki...

maganda kurşunu stickciğimi bulmasın.

stickman dedi ki...

ahhaaha sağolasın. dinimiz amin.

takkerman dedi ki...

valla boy konusunda haklısın ya. ben 1.84 olduğum halde kendimi çok kısa hisediyorum. ama 1.98 de olmak istemezdim. tabii basketbolcu değilsem. yalnız o örneklerde koptum yahu prezervatifin ne demek olduğunu bilmeyen ünvli kız. ne biliyim benim gözlemlediğim kadarıyla yani en azından bizim burdakiler genelde o apaçi tarzı gibilerdir. genelde ünv için şehir dışına çıkıldığında daha farklı oluyor sanırım. orda da her türlü insan var galiba. ben de bu sene gireceğim işte ünv'ye bakalım nelerle karşılaşacağız. bi an korktum ama :D