lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2008 Pazartesi

Yüzüklerin Efendisi macerası

ulan ne mal adamlardık biz, bundan 7 veya 8 sene önceydi galiba, lise ikidemiydik ne, derste oturuyoruz. (ne ilginç demi derste oturmamız.) o sırada vizyonda yüzüklerin efendisi 1 var. tüm dünyada büyük sansasyon uyandıran film. neyse işte telefüs zili çaldı bizim 4'lü gruptan elemanın teki hadi çıkalım sinemaya gidelim dedi. 2 kişi kafadan kabul etti. bende de para yok. yavv o film dandiktir boşverin dedim. yürü lan ben seni çekerim dedi birisi. o gün de en nefret ettiğim dersler vardı. neyse çıktık okuldan, biletleri aldık ama karnımız aç. okula en yakın olan arkadaşın evi boş, bi paket makarna aldık gittik. ben bu malakların makarna yapmayı bildiklerini sanıyodum. gittik eve mal mal bakar bunlar. verin lan ben yapıyım dedim. halbuki bende bilmiyorum. sadece sıcak suya atılıp pişirileceğini biliyodum, ama mutlaka bi kaç bişeyide vardır diye geçirdim içimden. aksilik o ya tüp de bitmek üzere. neyseki arkadaş tüpü ters çevirdi. ben bağırdım lan napıyon, patlar filan dedim. bi bok olmaz sen işine bak dedi. bu arada hayatımda gördüğüm en pis mutfaktı. nere elini atsan kıl tüy çıkıyodu. heryer toz, pislik içindeydi. bi tencere bulup içine su doldurdum ve kaynattım. sonra makarna paketini açmaya çalıştım, açamadım. arkadaş ver lan bi paketi açamadın ver dedi. bi kere denedi açılmadı, bi daha denedi sert... patt! paket patladı. makarnaların yarısı yere yarısı mutfak lavabosunun içine döküldü. hepsini toplayıp yıkadık iyice, sonra tencereye döküp pişirdim.

sonra büyük bi kaşıkla direkt tencereden tabaklara koydum, suyunu elimden geldiğince atmaya çalışarak. ama bi terslik olmalıydı. annemin yaptığı makarnayla uzaktan yakından alakası yoktu. bembeyaz, tatsız bişey olmuştu. neyse 4 tane ekmek aldık, yedik onları öyle.

yemeği yemiş otururken arkadaş elinde küçük bi topla çıkageldi. hepimizin gözleri parladı. salon büyüktü baya, ortadaki masayıda kaldırdık ve ikişer kişiklik takımlarla çift kale maç yaptık. 50'ye 40 yendik. sonra baktık ki filmin başlamasına 5 dakika kalmış. zaferden kent sinemasına kadar koştuk. neyseki yetiştik. film arasından bi müddet sonra benim çişim geldi. ulan filmde çok heycanlı gidiyo, tek karesini bile kaçırmak istemiyorum. biter herhalde az sonra diye tuttum, ulan şerefsizler nası film çektilerse bitmiyo. sonra dayanamadım, koştum tuvalete, rahatladım. tam çıktım tuvaletten bi baktım insanlar salondan çıkıyo. arkadaşlara sordum noldu lan noldu? ohooo olum aslın film sen gidince başladı dedi ibne. dönüştede yok sen frodosun ben frodoyum, hayır olum sen golluma benziyon, hayır ben okçuyum filan diye muhabbet çevirdik. yaşadık tabi yıllar önce böyle şeyleri ama atlattık. sonra bi daha asla izlemedim yüzüklerin efendisini. şaka şaka ikinciyi izledim ama bitiremedim. 3. yü izlemedim. oh be anlattım kurtuldum.

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Hakkımda

bir eylül ayının ortalarında Konya'da dünyaya geldi. O hiçbir zaman sıradan bir çocuk olmadı ve olmayacaktı. Anaokulundayken bir çocuk kafasına tahtayla vurdu. Yine aynı sene sınıftan bir kızı feci şekile öptü. Bu olay fotoğraflarla belgelenmiştir. Aynı dönemlerde okul yolu üstündeki manyak bir köpek tarafından bir kaç defa kovalandı.
Bir gün masanın altına saklanıp elinde makasla saçlarını kesmeye çalıştı, evinin arka bahçesine arkadaşlarıyla birlikte bir çukur kazıp oraya gizli bir karargah inşaa etmeyi denedi. Yolda bulduğu kuş cesetini alıp, inşaatın önündeki kum yığınına gömdü, oraya güzel bir mezar yaptı. Bir kaç gün sonra gidip o mezarı açtı ve kuşun içinden bir sürü böcek çıktığını gördü, kaçtı... Kış için gelen kömür yığınının üzerinde arkadaşıyla güreşti. Mahalledeki çocukların bisikletlerinden parçalar söküp yine mahalledeki başka çocukların bisikletlerina taktı. Üçüncü kattaki balkondan aşşağıya uzunca bir süre tişini yaptı. (yan komşuya yakalanıncaya kadar)

İzlediği amerika-vietnam savaşı konulu filmlerden etkilenerek kendisine ve mahalledeki çocuklara, oyun parkında ağır komando eğitimi yaptırdı.

Pazar alanının üstü kapatılırken belediyenin kullandığı vida, vida topu vs. şeyleri çok anlamsız bir şekilde arkadaşlarıyla birlikte çaldı.(bu alan okul yolu üzerinde olduğu için hergün gerçekleşiyordu) Sonra bunları mahallede gizli bir yere gömdü. Bunun haritasını çizdi.
Defalarca aynı noktada bisikletten düştü. Okulla beraber gittikleri kızılören gezisinde arkadaşlarıyla beraber yoldaki araçlara ellerinde ne varsa attı. (yarım portakal, taş, yumurta, kola)aynı gezide bir ağaç kenarında bulduğu bozuk yumurtayı yedi (bişey olmadı). Ortaokulda iş eğitimi dersinde bi kazayla bi arkadaşının parmağını maket bıçağıyla kesti. arkadaşı hastaneye kaldırıldı. parmağına iki dikiş atıldı. Lisede bir defa daha adını yazmadan kopya çekerken yakalandı ama o sınav iptal edildi. Lisede arkadaşı sınıfta baklava yerken onu güldürerek nerdeyse ölümüne sebep oluyordu. Aynı arkadaşının resim dersindeki tüm resimlerini yaptı ama arkadaşı ondan daha yüksek not aldı. Resim dersi arkadaşının karnesine 5 kendisininki ise 3 düştü. Bu orospu çocuğu resimcinin yüzünden lise 1'i zar zor bütünleme ile geçti.

O yaz kendini iyice basketbola verdi. Tofaşla 2 ay kadar idmanlara çıktı ama takım kurulmayınca ayrıldı. Kariyerine streetball da devam ediyor. Lise son sınıfta milletin poposu ÖSS diye yusuf yusuf çekerken, sadece bir deneme sınavının 90 soruluk sözel kısmını çözdü. ÖSS de Dershaneye giden ve çok çalışan çoğu kişiden yüksek not aldı. (kendimi övmek için söylemiyorum) Lise bitince dershaneye başladı, belkide hayatının en eğlenceli senesini burda geçirdi. ÖSS yi yine iplemedi ama ÖSS onu ipledi, üniversiteye girdi. şu an üniversite hayatındaki yedinci yılı. yedinci yıldan da anlaşılacağı üzere okulu pek iplemiyor. okulla ilgili merak ettiği tek şey ve kendine sürekli sorup durduğu soru şu; -beni neden atmıyorlar?...