22 Haziran 2008 Pazar

aynada ki kendim

kendimi görmek için ona bakmama gerek yok, zaten kendi kendimi biliyorum ben. ama yüzünü görmek istiyorum. kendimle başbaşa, yüzyüze gelmek için bakıyorum. kendi kendime bakıyorum. gördüğüm bu adamın yok olmasını istiyorum bazen. nasıl olacaksa olsun işte. ölsün, yansın, gitsin, uzak olsun, kaybolsun. nasıl olacaksa olsun. ama aynadaki kendime yabancıyım bazen. sanki başka biri karşımda. acı çeken biri. mutsuzluk maskesi ayrılmamak için yapışmış sanki yüzüne. yasıyan yüz başka biri sanki. bense onun acıları, olamayışları. her defa yıkılan umutları. o kırılmasın, şu üzülmesinler yüzünden ertelenmişlikleri. ertelenmişliklerden yaşanılamamışlıkları. ben nasıl yaparımların acıları. kendini küçümsemelerin... acı çeken bu adam ve ona acıyan ben. kendi kendime. içimde yaşayan adam ve dışarıdan onu izleyen ben. sürekli gözleri dolu dolu olan bu adam. aylardır yanlızlığın değil, onsuzluğun dövdüğü adam. uyuşmamalı beyni. herşeyi tüm gerçekliğiyle yaşamalı, tüm zorluğuyla. ne demiştim zaten yine kendi kendime. zor değilse doğru değildi. kolay olmasından korkar zaten aynadaki bu adam. aynada yanında hayal ettiği çiçeğinin ne kadar uzakta olduğunun acı gerçeğiyle bana bakan bu adam. onun kokusundan çok uzakta. yatağının yarısının hep boş olduğu gecelerin soğuk gerçeğiyle. onsuzlukla uyumaya, onsuzlukla ona ulaşmaya çalışan bu adam. düşlerinde bile ona koşan bu adam. çaresizce, aynadan yansıyan yanındaki çiçeğinin hayaline bakar bu adam. kendi kendine aynanın karşısında yaşaran gözleriyle gözgöze gelir bu adam.

Hiç yorum yok: