sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2007 Cuma

Ölümcül tesbih 3

Üniversiteden verdikleri hantal, hödük, dandik ve hiç kullanmadığım 2004-2005 öğretim yılı ajandasına yazıyorum bu yazıları. Şimdi iki saat bilgisayarı aç, yok bloggera gir filan...kim uğraşcak. Zaten bilgisayar dandik, iki saatte zor açılıyo. Bilgisayarı açık bulduğum bi anda girerim bloguma. Rotringimide bulamadım. Galiba annem kuruboya kalemlerimle birlikte poşete koymuş. (şu sıralar kuruboyalarla bişiler çizip boyuyorum?!?!) Ama kardeşim uyuyo, ses olur uyanır diye dokunamıyorum o çızırtılı eczane poşetine...Siyah bi pilot buldum, onunla yazıyom. Hem contrastı daha yüksek hemde daha havalı hissediyorum kendimi.

Ajandaya tersten başladım. Çünkü düz başlasaydım her açtığımda o birinci sayfadaki "Öğrencinin adı...soyadı bölümünü görmek zorunda kalacaktım. Vakti zamanında da sanki ajandayı kullanacakmışım gibi özene bezene doldurmuştum. Yok ya, yanlış hatırlamışım, şimdi baktım da, sadece adımı ve numaramı yazmışım. Üstelik iğrenç bi yazıyla. Şimdi fark ettim. Aslında bu kalem siyah diilmiş. Çok koyu bi lacivert. Ama siyaha çalıyo gibi sanki.

Neyse, dün akşam hiç ortak yönümün olmadığı misafirler geleceği için dışarı çıkmak istedim. Aslında biraz zorunda kaldım. Kurtuluşu sinemada gördüm. Beni 6 ytlemden ettiler. Allahtan sinemada halk günüydü, yoksa 7 olurdu. + tramvay ücreti (-cimri değilim, gelirim olmadığı için aşırı tutumlu davranıyorum sadece :) iki film arasında kalmıştım. Ölümcül Deney 3 mü? yoksa Testere 4 mü? Beyaz perdeden puanlarına baktım, Ölümcül deney 9,1 Testere 8,5 almış. Son ana kadar karar veremedim. En sonunda Ölümcül Deney de karar kıldım.
Film saati geldiğinde gittim baktım en küçük, en dandik salona atmışlar beni. Salona girdiğimde sadece bir kişi vardı. 45-50 yaşlarında, tesbih çeken ve tesbihin boncukları ŞAAKK!..ŞAAKK!... diye ses çıkaran ve tam benim yerimin yanındaki koltuğa oturmuş bir kişi. gittim, selam verdim ve oturdum yerime. Adam sinemada tek kişi olmanın verdiği rahatlıkla yayılmış iyice, ben gelince toparlandı.

-Selamün aleyküm abi!..
aleyküm selam
.... .... ....
-Bizi de küçük salona atmışlar ya...cıks cıks cıks
öyle mi?
-Öyle abi, baksana ekran bile küçücük. Bilseydim öbür filme giderdim.
öbür film?
-Testere
heaa, ben izledim onu.
-Nasıldı? öncekilere göre filan?
çok saçma, yaaani yok adam ölmüş filan...onu alıyo yok bilmem ne...amaan sevmedim.
-Hmm...önceki filmleri izledin mi?
yok yavv izlemedim. iyi ki de izlememişim ne o öyle
-Hımm hımmm...pek kimse gelmedi ya, zaten ekran küçük ben şöyle bi kaç sıra öne geçicem, hadi eyvallah
eyvallah

film başladı, 7-8 kişi filan var. Arkalardan bi yerden tesbih sesi geliyo. Film sırasında bu adam yine tesbihe sarıldı yani. İyiki yanından kalkmışım. Filmin sessiz yerlerinde adeta bir kırbaç sesi gibi yankılanıyodu salonda bu ses. Film sırasında ben yanında olsaydım ve o tesbihi çekmeye devam etseydi, istenmeyen olaylar yaşanabilirdi. Şimdiye kadar telefonla mesajlaşan, bağıra bağıra telefonla ve yanındakiyle konuşan çok yaratık görmüştüm. İşte bu da yeni bi tür. Aman görürseniz yanından uzaklaşın.

Filme gelecek olursaaaak, güzeldi. Özellikle filmin başları oldukça heycanlandırıcı ve vauuuv, offf, ahaa dedirticiydi. Bu tarzdan hoşlananlara tavsiye ederim. Ayrıca film öyle bi bitiyoki kesinlikle devamı çekilecekmiş izlenimi veriyo. Yada bana öyle geliyo. iyi seyirler. tesbihe dikkat.

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Zeki Demirkubuz Türk sinemasının QuantinTarantino'sudur

Geçen akşam aldığım filmlerden biri olan yazgı'yı dün gece izlerken düşmanımın bile başına gelmesini istemediğim bir olayla karşılaştım. 2. cd bozukdu, hiç açmıyordu. Film izlerken insanın başına gelebicek en kötü şeylerden biri. O sinirle küfürümü edip, yarın değiştiririm diyerek sinirli sinirli uyudum. Filmi aldığım yere gittiğimde adam suçu hemen başkasına attı;

-ya bunu kesin bizim eleman çekmiştir, benim çektiğim tıkır tıkır çalışır...

dedi ve yeni bir tane çekti bana. Cd çekilirken bizde film üzerine ufak bi sohbet ediyoruz.

-Zeki Demirkubuz filmlerini seviyosun galiba?
-yok tanımıyorum, bu filmde Engün Günaydın'ı izlemek için aldım.
-diğer filmlerini de şiddetle tavsiye ederim, Zeki Demirkubuz filmlerinde biraz argo çok kullanır, şiddet çok kullanır ama müthişdir filmleri, çok farklı bir bakış açısı var...
-hımm...öyle mi?
-diğer filmlerinide mutlaka izle yani şunu diyim sana, Zeki Demirkubuz Türk sinemasının QuantinTarantino'sudur
-peki, hayırlı işler...
bu gece filmin kalanını da izledikten sonra karar vercem, bu kadar ısrar ettiğine göre vardır bişey...

izledikten sonra edit:
(film hakkında bilgi içerir)
yemişim Tarantinosunu, ne biçim film bu, hiçbir yere varmıyor. Engin Günaydın'ın sahnelerine gülmekten başka hiç bi tad vermedi. Acayip sıkıcı bir adam Musa karakteri. İlk başta kendime benzetmiştim biraz, hiç birşey umrunda değil filan sonra adam abarttı. Hele savcıyla konuşma sahnesi sıcak suyun içinde boğularak ölmek gibi birşey. 5 yıl tutuklu kaldıktan sonra idam cezasından kurtulup kendisini aldatan, iftira atan ve kimden olduğu belirsiz bir çocuğa sahip karısının yanına geri dönüp oturup kanepeye sütlü kahve içiyor. Engin Günaydın'ı farklı bir rolde görüp gülmek istiyorsanız izleyin, ya değilse sakın...vakit kaybı