üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2009 Perşembe

uzun bir aradan sonra, stick tekrar sahalarda

reklam metin yazarlığı dersi zevkliymiş. dün fark ettim, Göksel hocayı eskiden anlamıyomuşum ben. artık anlıyorum. Göksel hocanın eski saçları geldi birden aklıma. gerçi saçları kazıtınca da ayrı bi karizma kazanmış. hem ortak bi yönümüz olmuş. ikimizde dazlağız. tabi o adamla beni yan yana bi koysan hayatta ona karşı hiç bi üstünlüğüm, hiç bi şansım olamaz. her hücresinden karizma akıyo. Göksel Şimşek. adamın ismi bile karizma. reklam metin yazarlığı konusuna gelecek olursak, dün şöyle hafif bi giriş yaptık derse. ben bu reklam yazarlığı işini kıvırabilirmişim gibi hissediyorum. kıvırabilirim derken dersi geçmekten bahsetmiyorum. genelde bi dersi geçmek hiç umrumda olmamıştır zaten. konunun özünü almaya çalışırım. amacım dersi geçmek değil, sağlam reklam yazmak. hocanın söyleyeceği bir sonraki hatta iki sonraki kuracağı cümleyi bile o söylemeden biliyorum. ne anlatacağını, konuyu nereye bağlayacağını önceden tahmin edebiliyorum. bu da demek oluyor ki, bu iş benim genlerimde varmış. şimdi tek yapmam gereken onu açığa çıkarmak, zaten Duygu hoca zamanında demişti "-senden süper metin yazarı olur stick" diye. şurdaki yazıyı okumuş yaff. en kısa zamanda o olaydan bahsedicem :) Duygu hoca yine o sevimli güler yüzüyle dolaşıyor fakültede. hayır niye sevinçli bu kadar, nasıl bu kadar mutlu olabiliyo anlamıyorum :) neyse susuyum. nazar filan değer. benden bilirler. bu sabah ki kurumsal kimlik ve imaj dersini unutmuşum. kafama ediyim. okul çok uzak yavv. gideceğim yolu düşününce okuldan soğuyorum. şu ışınlanma olayını bi an önce halletmem lazım. hücre yapısı ve moleküler transformasyondan başlayım ben bu işe.

9 Kasım 2007 Cuma

Ölümcül tesbih 3

Üniversiteden verdikleri hantal, hödük, dandik ve hiç kullanmadığım 2004-2005 öğretim yılı ajandasına yazıyorum bu yazıları. Şimdi iki saat bilgisayarı aç, yok bloggera gir filan...kim uğraşcak. Zaten bilgisayar dandik, iki saatte zor açılıyo. Bilgisayarı açık bulduğum bi anda girerim bloguma. Rotringimide bulamadım. Galiba annem kuruboya kalemlerimle birlikte poşete koymuş. (şu sıralar kuruboyalarla bişiler çizip boyuyorum?!?!) Ama kardeşim uyuyo, ses olur uyanır diye dokunamıyorum o çızırtılı eczane poşetine...Siyah bi pilot buldum, onunla yazıyom. Hem contrastı daha yüksek hemde daha havalı hissediyorum kendimi.

Ajandaya tersten başladım. Çünkü düz başlasaydım her açtığımda o birinci sayfadaki "Öğrencinin adı...soyadı bölümünü görmek zorunda kalacaktım. Vakti zamanında da sanki ajandayı kullanacakmışım gibi özene bezene doldurmuştum. Yok ya, yanlış hatırlamışım, şimdi baktım da, sadece adımı ve numaramı yazmışım. Üstelik iğrenç bi yazıyla. Şimdi fark ettim. Aslında bu kalem siyah diilmiş. Çok koyu bi lacivert. Ama siyaha çalıyo gibi sanki.

Neyse, dün akşam hiç ortak yönümün olmadığı misafirler geleceği için dışarı çıkmak istedim. Aslında biraz zorunda kaldım. Kurtuluşu sinemada gördüm. Beni 6 ytlemden ettiler. Allahtan sinemada halk günüydü, yoksa 7 olurdu. + tramvay ücreti (-cimri değilim, gelirim olmadığı için aşırı tutumlu davranıyorum sadece :) iki film arasında kalmıştım. Ölümcül Deney 3 mü? yoksa Testere 4 mü? Beyaz perdeden puanlarına baktım, Ölümcül deney 9,1 Testere 8,5 almış. Son ana kadar karar veremedim. En sonunda Ölümcül Deney de karar kıldım.
Film saati geldiğinde gittim baktım en küçük, en dandik salona atmışlar beni. Salona girdiğimde sadece bir kişi vardı. 45-50 yaşlarında, tesbih çeken ve tesbihin boncukları ŞAAKK!..ŞAAKK!... diye ses çıkaran ve tam benim yerimin yanındaki koltuğa oturmuş bir kişi. gittim, selam verdim ve oturdum yerime. Adam sinemada tek kişi olmanın verdiği rahatlıkla yayılmış iyice, ben gelince toparlandı.

-Selamün aleyküm abi!..
aleyküm selam
.... .... ....
-Bizi de küçük salona atmışlar ya...cıks cıks cıks
öyle mi?
-Öyle abi, baksana ekran bile küçücük. Bilseydim öbür filme giderdim.
öbür film?
-Testere
heaa, ben izledim onu.
-Nasıldı? öncekilere göre filan?
çok saçma, yaaani yok adam ölmüş filan...onu alıyo yok bilmem ne...amaan sevmedim.
-Hmm...önceki filmleri izledin mi?
yok yavv izlemedim. iyi ki de izlememişim ne o öyle
-Hımm hımmm...pek kimse gelmedi ya, zaten ekran küçük ben şöyle bi kaç sıra öne geçicem, hadi eyvallah
eyvallah

film başladı, 7-8 kişi filan var. Arkalardan bi yerden tesbih sesi geliyo. Film sırasında bu adam yine tesbihe sarıldı yani. İyiki yanından kalkmışım. Filmin sessiz yerlerinde adeta bir kırbaç sesi gibi yankılanıyodu salonda bu ses. Film sırasında ben yanında olsaydım ve o tesbihi çekmeye devam etseydi, istenmeyen olaylar yaşanabilirdi. Şimdiye kadar telefonla mesajlaşan, bağıra bağıra telefonla ve yanındakiyle konuşan çok yaratık görmüştüm. İşte bu da yeni bi tür. Aman görürseniz yanından uzaklaşın.

Filme gelecek olursaaaak, güzeldi. Özellikle filmin başları oldukça heycanlandırıcı ve vauuuv, offf, ahaa dedirticiydi. Bu tarzdan hoşlananlara tavsiye ederim. Ayrıca film öyle bi bitiyoki kesinlikle devamı çekilecekmiş izlenimi veriyo. Yada bana öyle geliyo. iyi seyirler. tesbihe dikkat.

25 Eylül 2007 Salı

Duygu Aydın-Duygusal ve Aydın bir danışman

Aslında sevimli minik bir kız gibi olduğu için danışgirl desek daha uygun olur. Çoğunluk tarafından sevilen biridir. Tüm genç akademik personelde gördüğümüz tutum ve davranışlar Duygu hocamda da yok değil. Üniversiteye giden herkes bilir nasıl bir tutum ve davranıştan bahsettiğimi. Belki de böyle davranmak gerekli olabilir, bilemiyorum. Ama buna rağmen fakültedeki tüm akademik personel arasında biz öğrencilere en sıcak ve içten davranan kişi o aslında. Belkide öğrencilerle arasındaki yaş farkı fazla olmadığı için, doğal olarak böyle bir sonuç ortaya çıkıyordur. Fakat bazen girdiği bazı derslerde bizleri küçümser gibi bir yüz ifadesi seziyorum. Şöyle der gibi:
-ya hani siz anlamazsınız da ben anlatıyım...
-ya siz bilmezsiniz gerçide...
-sizin o minik beyinciklerinizin canı cehenneme... :)
Belkide sadece bana böyle geliyordur. Dediğim gibi samimi ve sevimli bir insan kendisi. Güleryüzlü. Belki de hocalardan görmeye alışkın olmadığım bir samimiyette olduğu için böyle oluyor. Lütfen bunları okuduktan sonra vazgeçme o güleryüzden Duygu hocam :) sizi seviyorum.
(-senin demenle mi vazgeçecem lan güleryüzümden..böyle bir yorum gelirse şaşırmam (:)

Bugün ders kaydımı yaptırmak için yanına gittiğimde her ne kadar perşembe günü kayıtların başlayacağını söylesede, ben o kadar yolu boşa gelmiş olmamak için ısrar ettim ve ders kaydımı yapmasını istedim. Kırmadı beni, teşekkürler. Bu dönemin seçmeli derslerinden biri olan, web tasarım dersini istedim ama alttan çok dersim olduğu gerekçesiyle veremeyeceğini söyledi. Biraz ısrar ettim ama olmaz dedi. Haklı, alttan bir ton dersim var. Kimse de alttan dersim olduğu için beni suçlayamaz. Bir dersi geçme hakkım olduğu gibi bırakma hakkımda vardır. Ama sorun şu ki, ilgimin olduğu ve %100 başarılı olacağımı düşündüğüm bir dersi alamıyorum. O zaman seçmeli ders koymanın ne anlamı var. Birde şu kadar sayıda seçmeli ders seçeceksin diye zorlarlar. Hadi ilgimi çeken ve kendimi geliştirmeme yardım edeceğini düşündüğüm bir ders yoksa o derslerin arasında.

-napalım arkadaş, bize ne, eşşek gibi seçeceksin!...

şu ana kadar seçmeli dersler arasından isteyerek ve severek seçtiğim hiçbir derste başarısız olmadım. Bu derslerde notlarım hiç 80 in altında olmamıştır. Ayrıca güle oynaya gitmişimdir bu derslere. Bu sistemi kınıyorum. Ezberci eğitimin olmadığı, uygulama ve geliştirmeye yönelik bir eğitim hayaliyle geldiğim bu üniversitede, daha birinci sınıfta büyük hayal kırıklığına uğradım. Türkçe-Tarih filan gibi yıllarca okuduğum ve başarılı olduğum dersleri tekrar görmek bezdirmiştir beni. Yada bir üniversite öğrencisine cümlenin öznesini-yüklemini bulduran bir hocayla aynı havayı solumak istememişimdir. Bunun gibi olaylarda tuz+biber. Benim gibi bir çok kişi de bunu yaşadı. Yaşamaya devam ediyor.Benim hiç suçum yok mu? var...Belki yeterince istekli değildim. Yeterince zorlamadım belki. Ama bu tarz olayların caydırıcılığıda oldukça fazla.

Blogumda bundan sonra fakülte ve üniversitedeki aksaklıkları ve güzel olaylarıda kendi üslubumca gözler önüne sercem. Diğer yazılarda devam etcek tabi. Eleştirilerim hiçbir zaman yıkıcı değil, daima yapıcı olacaktır. Hocalarımdan, beni fakülteden atma, yolda sıkıştırıp dövme, arkamdan köpek salma, eroine alıştırma, yatağıma böcek koyma, kulağıma kibrit sokma, okuldan uzaklaştırma gibi çok kötü ve rencide edici davranışlarda bulunmamaları dileğiyle...