bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Aralık 2008 Çarşamba
misafir çakışması
efenim şimdi bayramda olduğumuzdan o kadar çok kişi gelip gidiyor ki, kapıyı açık bıraksak daha kolay olur. o derece bi yoğunluk bi trafik evin içi. şimdi tabi ben insanları sınıflandırmayı pek sevmem ama belirli insan profilleri var. kültür çeşitleri ve ekonomik parametrelere bağlı olarak çeşitli insan ve aile tipleri mevcut. böyle bi gerçek var, bunu inkar edemeyiz. hepimizin bu sınıflandırmalarda belirli yerleri var. şimdi yanlış anlaşılmak istemem, kimseyi kendi olduğu için yargıladığım yok. hem ben yargılasam nolur deeemi ama :) (ulan yanlış anlaşılmaktan amma korkar olmuşum :p ) benim değineceğim işin başka bi yönü. efenim bizdeki sülale çok az kişide vardır herhalde. hem baba tarafı, hem ana tarafı maşşallah diyim, oldukça kalabalık ve bir o kadarda karmaşık. iki taraftanda çeşit çeşit insan var. farklı düşüncelerde, farklı kafa yapılarında, farklı sosyo ekonomik ve kültürel düzeylerde. (aboov sosyo ekonomik filan diyom lan ben :p )
şimdi öyle anlar oluyor ki, çok farklı aileler, farklı arkadaşlar, arkadaşlar ve akrabalar aynı anda bizim göt kadar salonda buluşabiliyor. bir Türkiye tablosu oluşuyor tabi evin içinde. Yanlış anlaşılmasın, çakışma dedim ama bu insanların birbirleriyle hiç bi dertleri yok. Birbirlerinin tavuklarına kışt demeyi bi taraf bırak, yem bile atarlar. öyle iyi insanlarki canlarım benim :p ama şu ilk paragrafta saydığım durumlar ve birbirlerini tanımamalarının vermiş olduğu etkiyle ortam hakkaten tuhaf bi havaya bürünüyor. donuk bakışlar ve garip gülümsemeler oluşuyor.
örneğin bi iş arkadaşınız size gelmişken, babanızın 9. göbekten bi akrabasıda aynı anda orada bulunabilir. bunun gibi bi sürü örnek vardır tabi. o an ortamda ilginç bi hava oluşur, garip gülümsemeler, baş sallamalar vardır. iyi bayramlar havalarda uçuşur mesela. eğilmezseniz kafanıza gelebilir. böyle bi ortamda konuşulacak konu bellidir zaten.
-hava da soğudu.
ilk gün iyiydi ama soğudu.
başka biri: cenabı allahım ilk gün iznimizi verdi, pek güzeldi hava.
ve bunlar gibi bi ton cümle işte :) yine bu cümleleri duymak iyidir. bazen öyle bi sessizlik olur ki. 30 kişi bir arada ama çıt yok. bu sessizliklerin 15-20 saniye bile sürdüğü gözlemlenmiştir. 15-20 saniye belki şimdi kısa gibi gelebilir ama o durumda geçmek bilmez. bu durumlarda eğer ortamda bi bebek filan varsa o iyi bi malzemedir. ondan faydalanmak gerekir. bebeğin her ayrıntısı, sağlık durumu, gelecek planları durumu kurtarmaya yetebilir ve yine iyi bayramlar havada uçuşarak bu kaos kimse zarar görmeden son bulur.
mesela şöyle durumlarda vardır. bi akrabaya gidersiniz. o akrabanızın arkadaşı olan tanımadığınız birileride ordadır. orda kısa etek giymiş bi bayan varsa, hatta kısa etekde değil ya böyle normal bi etek, diz boyunda. eğer tanınmayan birileri gelmişse hemen battaniye örterler o kadının bacağına :D bi kere gittiğimiz bi yerde bi kadına örtmüşlerdi, ordan biliyorum. Benim o zaman yaşım küçük olduğu halde bu durumdan rahatsız olmuştum. Karşıdaki insana direkt sapık demekten hiç bi farkı yok. sokayım senin bacaklarına. bi boka benzeseler bari. biz de oraya sadece senin bacaklarına bakmak için gelmiştik zaten. tüh niye örttün ki. halbuki ailecek tecavüz edecektik biz sana. çok üzgünüz.
şimdi öyle anlar oluyor ki, çok farklı aileler, farklı arkadaşlar, arkadaşlar ve akrabalar aynı anda bizim göt kadar salonda buluşabiliyor. bir Türkiye tablosu oluşuyor tabi evin içinde. Yanlış anlaşılmasın, çakışma dedim ama bu insanların birbirleriyle hiç bi dertleri yok. Birbirlerinin tavuklarına kışt demeyi bi taraf bırak, yem bile atarlar. öyle iyi insanlarki canlarım benim :p ama şu ilk paragrafta saydığım durumlar ve birbirlerini tanımamalarının vermiş olduğu etkiyle ortam hakkaten tuhaf bi havaya bürünüyor. donuk bakışlar ve garip gülümsemeler oluşuyor.
örneğin bi iş arkadaşınız size gelmişken, babanızın 9. göbekten bi akrabasıda aynı anda orada bulunabilir. bunun gibi bi sürü örnek vardır tabi. o an ortamda ilginç bi hava oluşur, garip gülümsemeler, baş sallamalar vardır. iyi bayramlar havalarda uçuşur mesela. eğilmezseniz kafanıza gelebilir. böyle bi ortamda konuşulacak konu bellidir zaten.
-hava da soğudu.
ilk gün iyiydi ama soğudu.
başka biri: cenabı allahım ilk gün iznimizi verdi, pek güzeldi hava.
ve bunlar gibi bi ton cümle işte :) yine bu cümleleri duymak iyidir. bazen öyle bi sessizlik olur ki. 30 kişi bir arada ama çıt yok. bu sessizliklerin 15-20 saniye bile sürdüğü gözlemlenmiştir. 15-20 saniye belki şimdi kısa gibi gelebilir ama o durumda geçmek bilmez. bu durumlarda eğer ortamda bi bebek filan varsa o iyi bi malzemedir. ondan faydalanmak gerekir. bebeğin her ayrıntısı, sağlık durumu, gelecek planları durumu kurtarmaya yetebilir ve yine iyi bayramlar havada uçuşarak bu kaos kimse zarar görmeden son bulur.
mesela şöyle durumlarda vardır. bi akrabaya gidersiniz. o akrabanızın arkadaşı olan tanımadığınız birileride ordadır. orda kısa etek giymiş bi bayan varsa, hatta kısa etekde değil ya böyle normal bi etek, diz boyunda. eğer tanınmayan birileri gelmişse hemen battaniye örterler o kadının bacağına :D bi kere gittiğimiz bi yerde bi kadına örtmüşlerdi, ordan biliyorum. Benim o zaman yaşım küçük olduğu halde bu durumdan rahatsız olmuştum. Karşıdaki insana direkt sapık demekten hiç bi farkı yok. sokayım senin bacaklarına. bi boka benzeseler bari. biz de oraya sadece senin bacaklarına bakmak için gelmiştik zaten. tüh niye örttün ki. halbuki ailecek tecavüz edecektik biz sana. çok üzgünüz.
1 Ekim 2008 Çarşamba
bayramları sevmiyorum arkadaş!
siz ne derseniz deyin sevmiyom lan işte. ya tamam bayram kahvaltısı filan güzel sayılır ama şu her yıl ki muhabbetler filan yeter yavv. yıllardır sıktı artık, sürekli aynı şeyler, aynı muhabbet. sıkıldım her sene aynı şeyleri söylemekten, sevmiyom artık. hatta nefret ediyorum. hele dün böyle bütün gün elimde telefon, gecenin görüne kadar bekleyip mal gibi kalınca. artık hiç sevmiyorum. nefret nefret nefret.. sadece bayramlardan değil. böyle pek çok özel günden nefret ediyorum a.q
şimdi diyosunuzdur kesin, şuna bak ne biçim konuşuyo, yozlaşmış işte, bu bizim milli duygularımız ooolum, milli değerlerimiz, barış ve kardeşlik oleeey, kültür ve geleneğimiz, şuyumuz buyumuz, falan filan vs. ne derseniz deyin. onların hepsinin a.q umrumda bile değil. sizde umrumda değilsiniz.. bayramındaa.. sizindee.. a.q
eğer hala blogu terk etmediyseniz sizinle iyi anlaşabiliriz demektir ve şöyle şeylerde vardır;
başkalarının belirlediği günlere göre, başkalarının belirlediği saçma sapan şeyleri zorla yapmaktan nefret ediyorum. burası özgür bi ülke mi? biz özgür insanlar mıyız? BOK ÖZGÜRSÜN!
şeker tutma ne lan?
-e al canım.. aa alsaydın. a lütfen bak al.. almayan top olsun.
bayramın kutlu olsun? bayramın mübarek olsun? iyi bayramlar?
hehuehe.. saçmalıyosuuun. kendinizi kandırıyosunuz böyle cümlelerle. an itibariyle bitiriyorum bunları.
50 kişilik kabile halinde gezen akrabalar. evde metrekareye iki insan düşmesi. iğrenç ikramlar; tatlı, börek filan gibi. hakkaten yenmiyo bazıları ya. valla yenmiyo. nası yapıyolarsa artık. bi de şey var; kardeşler kola. özharmanlılar meşrubat. zorla içirirler. bunları yapmak için harcadığınız suya yazık be. nası bi işletmesiniz. damak tadı diye bişey olur insanda a.q
amaç belli abicim. bahane yaratıp tüketim çılgınlığına devam etmek. insanlara, aslında ihtiyacı olmayan şeyleri, eğer almazsa götünü sikecekleri havasını verip, koştura koştura aldırtmak. en çok hazır mesajları birbirlerine atanlara hastayım :) yaa o kadar da aptal olunur mu be abi :) aslında öyle olmak lazım. sanırım onlar mutlu :) neyse yine şu aptallık-mutlu olmak geyiğine girmeyim :p yılların geyiğidir.
-aslında aptal olcan abi. ne güzel. öyle salak salak yaşıyacan.
tabi abi ya, en iyisi.. belki de aslında biz aptalız, kendimizi zeki sanıyoruz. aslında belki onlar akıllı.
-evet lan öyle hakkaten.
bi de nasılsın-iyi misin muhabbeti var. hal hatır sorma bölümü. 50 kişi birbirine nasıl olduğunu soruyor. sanki çok umrundaymış gibi. nasılsınlar.. iyiyimler.. sen nasılsınlar.. allah iyilik versinler havalarda uçuşuyor. ama vermez ki bilmiyorlar. kelime kalıbını öğrenmişler bi kere. bunu şaşırmadan söyleyebildi mi tamamdır. artık o kutsal görevi yerine getirmiştir.
nasılsın?
-iyiyim sen nasılsın?
bende iyiyim.
-allah iyilik versin.
(iyiyim dedim zaten gerek yok vermesine :p başkasına versin, iyi olmayana)
şu kalıbın 5 dk içinde 500 defa kelimesi kelimesine tekrarlandığına şahit olmuş bi insanım ben. aslında bi gün diyecen ki. hiç iyi değilim, bütün sorunlarını anlatacan. herşeyi söyleyecen. nası göt olur ama :)
nasılsın?
-iyiyim sen nasılsın
iyi değilim. şöyle şöyleyim, böyle böyleyim. şu oldu bu oldu.
-hımmm...demek öyle. allah iyilik versin desem abest kaçar sanırım
yok sen de yinede, için rahat etsin
-allah iyilik versin.. sanırım biz artık gitsek müthiş olur.
evet. şimdi terk edin burayı.
ulan imkanın olcak. şöyle ıssız bi yerde ufak bi evin olcak. basıp gidecen a.q kafanı dinleyecen. ohh miss. hatununda yanında oldumu. tadından yenmez.
neyse daha fazla uzatmamın bi anlamı yok. nasıl olsa anlamayacaksınız. çoktan etmişinizdir küfürleri :) o yüzden şu klavyenin tuşlarına daha fazla basmamında bi anlamı yok. o küçük beyinlerinizden şu an neler geçtiğini biliyorum :) %90'nınız ilk paragraftaki bi cümleye yüklenmişinizdir muhtemelen ve yüzünüde hafif bi tebessüm oluşmuştur. yada neden böyle şeyler yazdığım hakkında kafanızda paranoyakça ufak ufak sebepler üretiyosunuzdur muhtemelen. amaaan.. neyse yaff. yeter. ben acıktım.
ettiğiniz küfürlerde aynen size girsin!
şimdi diyosunuzdur kesin, şuna bak ne biçim konuşuyo, yozlaşmış işte, bu bizim milli duygularımız ooolum, milli değerlerimiz, barış ve kardeşlik oleeey, kültür ve geleneğimiz, şuyumuz buyumuz, falan filan vs. ne derseniz deyin. onların hepsinin a.q umrumda bile değil. sizde umrumda değilsiniz.. bayramındaa.. sizindee.. a.q
eğer hala blogu terk etmediyseniz sizinle iyi anlaşabiliriz demektir ve şöyle şeylerde vardır;
başkalarının belirlediği günlere göre, başkalarının belirlediği saçma sapan şeyleri zorla yapmaktan nefret ediyorum. burası özgür bi ülke mi? biz özgür insanlar mıyız? BOK ÖZGÜRSÜN!
şeker tutma ne lan?
-e al canım.. aa alsaydın. a lütfen bak al.. almayan top olsun.
bayramın kutlu olsun? bayramın mübarek olsun? iyi bayramlar?
hehuehe.. saçmalıyosuuun. kendinizi kandırıyosunuz böyle cümlelerle. an itibariyle bitiriyorum bunları.
50 kişilik kabile halinde gezen akrabalar. evde metrekareye iki insan düşmesi. iğrenç ikramlar; tatlı, börek filan gibi. hakkaten yenmiyo bazıları ya. valla yenmiyo. nası yapıyolarsa artık. bi de şey var; kardeşler kola. özharmanlılar meşrubat. zorla içirirler. bunları yapmak için harcadığınız suya yazık be. nası bi işletmesiniz. damak tadı diye bişey olur insanda a.q
amaç belli abicim. bahane yaratıp tüketim çılgınlığına devam etmek. insanlara, aslında ihtiyacı olmayan şeyleri, eğer almazsa götünü sikecekleri havasını verip, koştura koştura aldırtmak. en çok hazır mesajları birbirlerine atanlara hastayım :) yaa o kadar da aptal olunur mu be abi :) aslında öyle olmak lazım. sanırım onlar mutlu :) neyse yine şu aptallık-mutlu olmak geyiğine girmeyim :p yılların geyiğidir.
-aslında aptal olcan abi. ne güzel. öyle salak salak yaşıyacan.
tabi abi ya, en iyisi.. belki de aslında biz aptalız, kendimizi zeki sanıyoruz. aslında belki onlar akıllı.
-evet lan öyle hakkaten.
bi de nasılsın-iyi misin muhabbeti var. hal hatır sorma bölümü. 50 kişi birbirine nasıl olduğunu soruyor. sanki çok umrundaymış gibi. nasılsınlar.. iyiyimler.. sen nasılsınlar.. allah iyilik versinler havalarda uçuşuyor. ama vermez ki bilmiyorlar. kelime kalıbını öğrenmişler bi kere. bunu şaşırmadan söyleyebildi mi tamamdır. artık o kutsal görevi yerine getirmiştir.
nasılsın?
-iyiyim sen nasılsın?
bende iyiyim.
-allah iyilik versin.
(iyiyim dedim zaten gerek yok vermesine :p başkasına versin, iyi olmayana)
şu kalıbın 5 dk içinde 500 defa kelimesi kelimesine tekrarlandığına şahit olmuş bi insanım ben. aslında bi gün diyecen ki. hiç iyi değilim, bütün sorunlarını anlatacan. herşeyi söyleyecen. nası göt olur ama :)
nasılsın?
-iyiyim sen nasılsın
iyi değilim. şöyle şöyleyim, böyle böyleyim. şu oldu bu oldu.
-hımmm...demek öyle. allah iyilik versin desem abest kaçar sanırım
yok sen de yinede, için rahat etsin
-allah iyilik versin.. sanırım biz artık gitsek müthiş olur.
evet. şimdi terk edin burayı.
ulan imkanın olcak. şöyle ıssız bi yerde ufak bi evin olcak. basıp gidecen a.q kafanı dinleyecen. ohh miss. hatununda yanında oldumu. tadından yenmez.
neyse daha fazla uzatmamın bi anlamı yok. nasıl olsa anlamayacaksınız. çoktan etmişinizdir küfürleri :) o yüzden şu klavyenin tuşlarına daha fazla basmamında bi anlamı yok. o küçük beyinlerinizden şu an neler geçtiğini biliyorum :) %90'nınız ilk paragraftaki bi cümleye yüklenmişinizdir muhtemelen ve yüzünüde hafif bi tebessüm oluşmuştur. yada neden böyle şeyler yazdığım hakkında kafanızda paranoyakça ufak ufak sebepler üretiyosunuzdur muhtemelen. amaaan.. neyse yaff. yeter. ben acıktım.
ettiğiniz küfürlerde aynen size girsin!
20 Aralık 2007 Perşembe
Sen yarın ölecen!...
Bayram nası geldi ya, ben hiç ortamda bi bayram havası filan hissetmiyorum. Yapılan börekler, sarmalar filan dışında bi bayram belirtisi yok. Ha bi de annemin günlerdir yaptığı ve heryıl olduğu gibi günlerce yapmasına rağmen bayramın ilk günü de şöyle bi hafiften yaptığı temizlik var. Çocukluğumda, Konya Büyükşehir Belediyesi henüz kurban satış ve kesim alanları oluşturmamıştı. Bizim ev konyanın en büyük pazarına çok yakın olduğu için, kurban satan insanlar bütün kurbanlıkları bizim mahalle ve çevresine getirir, günlerce orda kalır, günlerce burda satarlardı kurbanlık hayvanları. Mahalle günlerce bok koksada zevkliydi o zamanlar. Ya da biz çocuk olduğumuz için bize öyle geliyordu. En azından bayramın geldiğini anlayabiliyoduk bu şekilde. Kurbanlarını satan insanlar bayram gelince çekip giderlerdi. Tabi mahallenin zemininde 5-10 cm lik bi bok tabakası kalırdı. Onu da mahalleli temizlerdi. Sabahtan akşama kadar tüm arkadaşlarla birlikte koyunlara, keçilere, danalara bakardık, incelerdik onları. Sahiplerine yüzlerce soru sorardık, bezdirirdik adamları. Kaçan küçükbaşları yakalamaya çalışırdık. Büyükbaşlardan acayip tırsardık. Babamın aldığı kurbanlığı bizim bodrumdaki odunluğa koyardık. Ben evin arka bahçesinden ot kesip götürür verirdim ona. İzlerdim bi süre, biraz tırsarak ve hayvanın yüzüne bakarak;
sen yarın ölecen... derdim.
Tabi yarın olunca heyecanla kesilme anını beklerdim. Gözümüzün önünde keserlerdi bütün mahallenin kurbalıklarını. O zaman anne babalar ne bilinçsizmiş. Küçücük çocuğun önünde kesilir mi kardeşim. Belkide ben o zamanların etkisiyle böyle oldum. Annemgil bana hayvanların kellelerini verip anneannemin evine götürmemi isterlerdi. Ben alırdım bi kelleyi bi elime, diğerini bi elime, boynuzlarından tutarak götürürdüm anneanneme. Yolda iki elinde iki kelleyle yürüyen bi çocuk düşünsenize :) Anneannem onları piknik tüpünün üstüne koyardı, bişiler yapardı. O bayram gününün sabahında kurban kesimi yüzünden bazı anlaşmazlıklar yaşayan yetişkinler arasında devamlı ufak tefek tartışmalar olurdu. Bu olaylar o güzel sabaha gergin bi hava katardı. Ama bütün işler bitip o etin tadına bakılınca herşey normale, sıcak bi ortama dönerdi.
Son 5-6 yıldır kendi kurbanımızın bile yüzünü göremiyorum. Bilmem nerde alınıyo, nerde kesiliyo, bi kaç poşet içinde eve geliyo. Bizim yan komşunun bahçesinde ortaklaşa alınmış büyükbaş bi dana var. Küçükbaş dana diye bişey yoktur zaten :) 5-6 yıldır gördüğüm tek kurbalık hayvan o. Her sene aynı danayı mı alıyolar ne, her yıl aynı hayvanı görür gibi oluyorum. Akşam çöpü atmak için dışarı çıktığımda kafasını çevirip bana baktı, bende ona baktım ve dedim ki;
sen yarın ölecen.
sen yarın ölecen... derdim.
Tabi yarın olunca heyecanla kesilme anını beklerdim. Gözümüzün önünde keserlerdi bütün mahallenin kurbalıklarını. O zaman anne babalar ne bilinçsizmiş. Küçücük çocuğun önünde kesilir mi kardeşim. Belkide ben o zamanların etkisiyle böyle oldum. Annemgil bana hayvanların kellelerini verip anneannemin evine götürmemi isterlerdi. Ben alırdım bi kelleyi bi elime, diğerini bi elime, boynuzlarından tutarak götürürdüm anneanneme. Yolda iki elinde iki kelleyle yürüyen bi çocuk düşünsenize :) Anneannem onları piknik tüpünün üstüne koyardı, bişiler yapardı. O bayram gününün sabahında kurban kesimi yüzünden bazı anlaşmazlıklar yaşayan yetişkinler arasında devamlı ufak tefek tartışmalar olurdu. Bu olaylar o güzel sabaha gergin bi hava katardı. Ama bütün işler bitip o etin tadına bakılınca herşey normale, sıcak bi ortama dönerdi.Son 5-6 yıldır kendi kurbanımızın bile yüzünü göremiyorum. Bilmem nerde alınıyo, nerde kesiliyo, bi kaç poşet içinde eve geliyo. Bizim yan komşunun bahçesinde ortaklaşa alınmış büyükbaş bi dana var. Küçükbaş dana diye bişey yoktur zaten :) 5-6 yıldır gördüğüm tek kurbalık hayvan o. Her sene aynı danayı mı alıyolar ne, her yıl aynı hayvanı görür gibi oluyorum. Akşam çöpü atmak için dışarı çıktığımda kafasını çevirip bana baktı, bende ona baktım ve dedim ki;
sen yarın ölecen.
12 Ekim 2007 Cuma
Blogger'a her gün bayram
Bir aylık ramazanı geride bırakarak, o güzel güne geldik.evet... Para toplama günü. 22 yaşıma girdim, halen el öpüp para topluyorum. Napıyım lan fakirim. Benim için bayram para dışında hiçbişey ifade etmiyo.
Birde bayramın sevdiğim bir yanı daha var. Kahvaltı. Paradan sonra bayramın en güzel yanı, o süper bayram kahvaltılarıdır. Bir ay kahvaltı yapmamaktanda benim gözüme o şekilde gözükmüş olabilir. Sofrada bulamayacağınız hiç bi şey yoktur. Öyle ki, ne yiyeceğini şaşırırsın, afallarsın bir anda.
Çeşit çeşit çorbalar, türlü türlü börekler. Kısacası, bir kahvaltıdan daha fazlasıdır bayram kahvaltıları ve ramazandan çıkan bünyeninde etkisiyle saatlerce sürebilir. Yemeğin etkisiyle tuhaf sohbetler oluşur aile içinde. Gelelim bayramın en sevmediğim yanlarına.
1- şeker almak için kapıyı kıracak gibi çalan çocuklar.
2- evde koşuşan misafir çocukları.
3- gelen misafirlere hoşgeldin diyip bayramını kutlama mecburiyeti ve soracağı 300 soruyu cevaplamak.
Şöyle enteresan bir durum daha var. Benim sadece bayramlarda gördüğüm ama kimdir, nedir bilmediğim akrabalarım var. Bize bayramdan bayrama gelirler, bayramlaşırız ve giderler. Bunun dışında hiç bir şekilde ilişkimiz yoktur. :) Annemgile de hiç sormam kim bunlar diye? neden diyeceksiniz.... Çünkü onlarında bilmemesinden korkuyorum!?!
hepinize iyi bayramlar...
Birde bayramın sevdiğim bir yanı daha var. Kahvaltı. Paradan sonra bayramın en güzel yanı, o süper bayram kahvaltılarıdır. Bir ay kahvaltı yapmamaktanda benim gözüme o şekilde gözükmüş olabilir. Sofrada bulamayacağınız hiç bi şey yoktur. Öyle ki, ne yiyeceğini şaşırırsın, afallarsın bir anda.
Çeşit çeşit çorbalar, türlü türlü börekler. Kısacası, bir kahvaltıdan daha fazlasıdır bayram kahvaltıları ve ramazandan çıkan bünyeninde etkisiyle saatlerce sürebilir. Yemeğin etkisiyle tuhaf sohbetler oluşur aile içinde. Gelelim bayramın en sevmediğim yanlarına.
1- şeker almak için kapıyı kıracak gibi çalan çocuklar.
2- evde koşuşan misafir çocukları.
3- gelen misafirlere hoşgeldin diyip bayramını kutlama mecburiyeti ve soracağı 300 soruyu cevaplamak.
Şöyle enteresan bir durum daha var. Benim sadece bayramlarda gördüğüm ama kimdir, nedir bilmediğim akrabalarım var. Bize bayramdan bayrama gelirler, bayramlaşırız ve giderler. Bunun dışında hiç bir şekilde ilişkimiz yoktur. :) Annemgile de hiç sormam kim bunlar diye? neden diyeceksiniz.... Çünkü onlarında bilmemesinden korkuyorum!?!
hepinize iyi bayramlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)