29 Ocak 2012 Pazar

ben bu hafta çok üşüdüm beyler

bazı insanların söylediği bazı cümleleri düşünüyorum arada. ulen ne güzel demiş diyorum. sonra bi bakıyorum meğersem o lafı çok sevilen ünlü bi şair yazar filan demiş. o an düşünüyorum. ulan kendi cahilliğime mi yanayım yoksa o kişinin antiüretgenliğine mi diye. kendi cahilliğime yanmayı tercih ediyorum. bence doğrusunu yapıyorum. çünkü o kişi o lafı ülen herkes biliyordur nasıl olsa diye içlenip de söylemiş olabilir ve ne demiş şair ne demiş yazar da demeyebilir bu yüzden. cahil olan benim. ama siz söyleyin yine de. ne demiş şair filan diye. mesela ben burda size phil jackson'ın laflarını yok basketbol şöyledir yok basketbol böyledir diye yazsam ben dedim sanırsınız. ha nolur, siz sonradan da öğrenemezsiniz bunu phil jackson'ın dediğini. vay ulan bu stickman çok büyük adam diye düşünür durursunuz. size de yazık lan. olan size olur yani.

kayıt altına alınan ufak ayrıntılar diye blogum var güyya fakat bazı kadınların bişeyler anlatırken değindikleri gereksiz ayrıntılar benim mantık değerlerimi alt üst ediyor. mesela nasıl diyim, şöyle bi örnek vereyim. anlatıyor; -geçen gün çöp kutusunun yanından geçiyordum, yeşil bir çöp kutusuydu, içinde kırmızı iple örülmüş üstünde çiçek desenleri olan, düğmelerinden biri kopmuş, kolunun kenarı biraz sökülmüş eski bir hırka vardı. sonra bizim ayselle karşılaştım. çok hastaymış.. gibi... yani çöp kutusunun yeşil olması, hırka ve hırkanın özelliklerinin konuşmanın amacında hiç bir yeri olmadığı, kadının ve konuştuğu kişinin hayatında en ufak bir değişiklik bile yaratmayacağı halde, asıl söyleyeceği konunun sadece aysel'in hastalığı olmasına rağmen böyle ayrıntıları anlatmak için iki saat konuşmalarını ben anlamıyorum yavv. aklım beynim almıyor bunu neden yaptıklarını.

geçen gün cebimde 5 metrelik şerit metreyle sokaklarda dolaştığımı, bununla da yetinmeyip şimdi ismini vermek istemediğim bi firmanın müşteri servisine filan bindiğimi, o müşteri servisinin şehrin inanılmaz yerlerine gittiğini ve o yerleri en son gördüğümden beri inanılmaz değiştiğini, adeta başka bir şehirde olduğumu düşündüğümü anlatsam insanlara. hadi müşteri servisini ve sonrasını anlayışla karşılayabilirler fakat o 5 metrelik şerit metrenin cebimde olmasını kaldıramazlar gibime geliyor. üstelik havanın çok soğuk olduğunu ve bu soğuk yüzünden hasta olmanın eşiğinden döndüğümü de söylesem. sonra da siz 5 metrelik şerit metreyle hava sıcaklığının düşüklüğü arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışsanız ama kuramasanız. bir de o gizli firmanın hangi firma olduğunu merak edip dursanız yada bunların hiç birini düşünmeyip, ne diyo la bu! deseniz. bunların hepsi mümkün şeyler.

soğukta yapıldığında "beklemek" insanı hastalamanın eşiğine getiren bir eyleme dönüşebiliyor. dünyaya gelirken üstümüze yazmaları lazımdı "soğukta bekletmeyin" diye. hatta "oda sıcaklığında muhafaza edin" bile yazabilirlerdi. soğukta beklemeyin arkadaşlar. hadi evinize gidin.

5 yorum:

ESRA dedi ki...

ne güzel bir blog... ismine özellikle bayıldım;)

Başak Ölmez Çabuk dedi ki...

hala yazıyorsun demek! o zaman okuruz arkadaş :))

stickman dedi ki...

esra, saolasıııın. bu ismi nasıl buldum, o güne bi dönebilsem. neler hissettim bi hatırlayabilsem keşke.

başak, ooo hoşgeldin. tabi oku yahu hem zaten ne demişler. önce kadınlar ve çocuklar. ama yok yok boşver. mert okumasın. kötü örnek olmayım evladına.

ctrl z dedi ki...

okurken harbiden lan dedigim bi yazı olmuş cok begendim okurumki bunları ben:D

stickman dedi ki...

günde bir kez tok karnına okumanı tavsiye ederim. istenmeyen bir etki görülürse balkona çıkıp insanları izle. o zaman geçiyor.