5 Ekim 2009 Pazartesi

iki yeni insan, Murat Aytaş ve Cengiz Apaydın

bu yıl, okul hayatımda iki yeni insan var. en hızlı, en yeni, en süper ders kaydı yapan danışmanım MURAT AYTAŞ ve onun için fazla şey söylememize gerek yok ama tutamıyorum kendimi; her türlü yazılımın ve donanımın kralını bilen insan, paylaşımda öncü, tüm öğrencilerin hayır duasını almış, tüm dünyadan ftp'sini esirgemeyen, mailinize hemen cevap yazan ve en kral tabirle söylemek gerekirse; kurgu kelimesinin sözlükteki karşılığı CENGİZ APAYDIN.
_______________________________________________________

danışmanım dediğin, hocam dediğin insan, mailine cevap yazacak abicim. işte böyle danışmanı severim ben. işte böyle hocayı bağrıma basarım, işte böyle bir danışmana ders kaydı onaylatmanın haklı gururunu yaşarım. işte böyle bir danışmana, işte böyle bir hocaya 1,5 etliekmek ısmarlarım. birebir basketbol maçı bile yaparım. hey dj, gönder ritmi. öğrencilik tarihimin en hızlı ders kaydını yaptım. Murat hoca sayfayımı açıpta kıpkırmızı o dersleri görünce Sevda Demirel'in Hande Ateizi'nin tam ağzını ortasına yapıştırdığı tokatı gören Cem Davran gibi şaşırdı. Şaka lan, o kadar da şaşırmadı. az bişey şaşırdı ve sonra bana dönüp;
-lanet olsun zenci senin sorunun ne? dedi.
-işte şöyle böyle adamım dedim.
iki kelimelik bir özet sundum. eyvallah dedi. valla böyle anlayışlı insanları seviyorum. teşekkür ederim dedim. dostluğun, barış ve kardeşiliğin simgesi olan hareketi yaptık. (el sıkıştık) sonrasında ise ben, hayatımın en hızlı ve en kolay ders kaydını yapmanın verdiği heyecan ve inanamayışla odadan çıktım. pek değerli insan Duygu Aydın danışmanımdan sonra bi daha böyle iyi bir danışmanla karşılaşacağımı düşünmüyodum. şu an bir sevinç yumağı, bir sevinç yünü olaraktan kedi patileri arasında yuvarlanasım var.

ayrıca bugün sağlık karnemin süresinide uzatmayı kafama koymuştum. bu uğurda öğrenci belgesi almak için öğrenci işlerinin açılmasını beklerken bi birinci sınıf öğrencisiyle, bi tane de yeni gelen dikey geçiş öğrencisiyle az biraz konuştum. onlarla aynı amaçla orada beklememiz, bir sohbet ortamının oluşması için gerekli zemini çoktan hazırlamıştı. (öğrenci belgesi almak, öğrenci olduğumuzu diğer insanlara kanıtlamak, bu gerçeği onların suratlarına suratlarına vurabilmek) dikey geçişliyle aynı bölümde olmamız onu heycanlandırmıştı. derslerimden ve öğrencilik kariyerimden bahsedince korktu. çok mu zor dersler dedi. hayır dedim herkes cayır cayır geçiyo, sen bana bakma dedim. sevindi, mutlu pıtırcık bi insana dönüştü. dikey geçiş sınavı türkiye 88. si olduğunu bize çok mütevazi bir şekilde söyledi. rtvliyle onu kutlamak amacıyla meksika dalgalanması yaptık. star tv'de şampiyonlar ligi maçı reklamlarında çalan the champiooooon şarkısını sözlerini bilmediğimiz için uydura uydura söyledik ama ritmi tutturduk. birinci sınıf rtv öğrencisine de tavsiyelerde bulundum. cebimdeki kellik merheminden çıkardım ve onun kafasına da sürdüm. yok yok, cidden baya bilgi verdim adama, bence benimle karşılaştığı için şanslı bir gün geçirdiğini düşünmeli. bunu da belirtti zaten. he heeyt.

öğrenci işlerine de yeni birisi gelmiş. güzel bi bayan, iyi gibi de ama değil gibi de. ne olursa olsun, ordaki sarışın kadından korktuğum kadar kimseden korkmam ben abicim.

ayrıca Türkiye'de kurgu kelimesine gerçek anlamını kazandıran Cengiz hocayla da görüşmem gerekiyordu. Fakat Cengiz hocayı fakültenin en ücra yerlerini bile taramama rağmen bulamadım. bu akşam kendisine bi mail atmayı düşünüyorum. ben kurgu öğrenmek istiyorum. bunu gerçekten istiyorum ve bu uğurda çok çalışmaya hazırım.

01 ekim 2009 perşembe günü - 18:41 sularında bunları yazmıştım kiii, ben bunu bloga değilde masaüstünde açtığım bir not defterine yazmış olduğumu şu an farkettim. o yüzden bunu bloga aktarmamın mantıklı bir davranış olacağını düşünüp bunu gerçekleştirdim. buraya kadar tamam. peki bundan sonra ne oldu? stickman insanı neler yaşadı? hemen anlatayım.

yarım saat kadar önce bugün ilk kez mail kutuma baktığımda danışmanım Murat Aytaş'ın bana bir mail gönderdiğini gördüm. al işte. yine yaptı, yine yaptı. bana mail atan bir danışman. allahıım. bu mutluluğu yaşadım ya. o 1,5 etliekmek varya, 3 oldu 3. daha ne isterim. ama bir şey olmuştu sanırım. bir şeyler ters gitmişti evet evet. Murat hoca numarasını yazmıştı ve "-acilen bana ulaşmalısın stickman, ders kaydı onayın için" demişti. tir tir titremeye başladım. kötü birşeyler olduğunu hissetmiştim. hızlı yapıldığı için sevindiğim ders kaydım sanırım bana bir sorun olarak geri dönmüştü. acilen ulaştım Murat hocaya, yarın ders kaydı için tekrar yanına gidicem. sanırım çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. bu kadar hızlı olması zaten içime bir kuşku düşürmüştü ama ne bileyim. herşey yolunda sandım. sevindim. hopladım. zıpladım. acı gerçekle yarın yüzleşeceğim. bu da geçer, bunu da atlatırız yiğit stickman ağlama sen. biz ne ders kayıtları atlattık. biz ne danışmanlarla cebelleştik. ama yılmadık, pes etmedik. başaracağız.

başka noldu? hee evet. fakülte tarihinin en müthiş olaylarından biri oldu. Cengiz hocaya ulaştım. Cengiz Apaydın, hakkaten ismi gibi apaydın bi insan. konuştuk ve herşeyi hallettik sağolsun. söylendiğinden daha müthiş bi insanmış. Türkiye'de her üniversitede böyle bi hoca olsa varya, bizi kimse tutamaz. eve gelince arkadaşımla bu sevincimi ona şu sözleri söyleyerek paylaştım; "-Cengiz hocayla ilk dersim olan kurgunun kuramsal ilkeleri'ne giriş yapmanın sevinç ve coşkusu içindeyim, yarın da dijital kurgu var" bunu duyduğu an bana sımsıkı sarıldı ve gözyaşlarına hakim olamadı. mutluluk gözyaşlarına boğulmuştuk. cıks. bu olmadı, ben arkadaşa bu cümleleri msnde yazdım. ama o cevap vermedi. çünkü mutluluk gözyaşlarından eli klavye tutmaz oldu. yarını iple çekiyorum. yuppii, yaşasın.

Hiç yorum yok: